ADET YERİNİ BULSUN
Bizde adettir,büyük evlenmeden küçük evlenemez...
Bizde, geç evlenmenin de bir tür gelenek olduğunu düşünürseniz, 5-6 çocuklu bir ailenin en küçüğüyseniz, bekar gelir, bekar gidersiniz...
En büyük ağabeyiniz veya ablanız en erken kırk yaşında evlenir.Ondan sonraki kırk beş,daha sonraki elli,bir sonraki elli beş,sonraki altmış,sizden öncekiler evlenip de evlenme sırası size geldiğinde altmış beş yaşına gelmiş olursunuz...Geç evliliğin en güzel tarafı,evlilik hayatının çok mutlu geçmesidir çünkü kısa sürer...
Bizdeki geç evlenmeler bize atalarımızdan miras kalmıştır.Bizim Kafkasya'lı atalarımız eskiden temiz hava,doğal gıda,sıfır enflasyon,yüz yaşına kadar yaşarlarmış.Yüz garantiymiş de, sonrası belirsizmiş.Kendine iyi bakarsan,spor yaparsan yüz yirmiyi, yüz otuzu falan bulur muşsun.Böyle olunca,kırk yaşına kadar gençliğinin tadını çıkarırsın,kırkbeşte gözüne birini kestirirsin,aceleye hiç gerek yoktur,elli'de gider istersin,elli beşte nişan,altmışta düğün,geriye de kırk - elli sene dolu dolu yaşayacak evlilik hayatı kalırmış..
Kafkasya'da hala insanlar uzun yaşıyorlar ama oradan bize aktarılan genetik miras burada işe yaramıyor.Buradaki koşullarda yetmiş yaşını bulursan,nüfus kağıdını öp de başına koy.
Biz iki kardeşiz.Ben otuzbeş yaşındayım,ağabeyim de kırk yaşında.İkimiz de bekarız. Ben,on senedir ayıptır söylemesi birini seviyorum,evlenmek istiyorum ama ağabeyim evlenmediği için,ben de evlenemiyorum.Çünkü bizde "büyük evlenmeden, küçük evlenemez..."
"Ayıptır söylemesi birini seviyorum" derken, sevmenin ayıp olduğunu kastetmedim.Sevmek ayıp değil ama özellikle de büyüklerin yanında öyle ulu orta "seviyorum,meviyorum,sevdiğim kız" falan demek bizde pek hoş karşılanmaz.Seversin,sevgini içine atarsın,o orada durur,sen işine bakarsın.Biz,severiz ama mümkün olduğu kadar birbirimize belli etmemeye çalışırız.Eşler,el ele tutuşmazlar,"seni seviyorum" demezler,başkalarının yanında birbirlerine yakınlık göstermezler.Ben annemi otuz yaşıma kadar teyzem sanıyordum..
Babalarla çocukları arasında da mesafe vardır.Şımarmasınlar,saygılı olsunlar diye babalar çocuklarıyla arasına mesafe koyarlar.Bizim babamız bu mesafe işini bazan abartır,haftanın üç günü eve gelmez, otelde kalır..Otuziki yaşıma kadar babamı da amcam sanıyordum..
Benim evlenebilmem için önce ağabeyimin evlenmesi veya bana evlenmem için izin vermesi lazım.Çünkü adet böyle...
Birinci izini kopardım.Ağabeyim izin veriyor ama babam izin vermiyor.Önce ağabeyimin evlenmesini, adetlerimize uygun davranmamızı istiyor.Çünkü babam çok koyu bir gelenekçidir.Bu ülkeyi de Atatürk'ten dolayı çok sever ama Kafkasya sevgisi de çok derindir.Dedelerinin göçüp geldiği,atalarının yaşadığı o toprakları birgün gidip görme,belki de oralara yerleşme hayali içindedir.Yıllarca öyle bir Kafkasya hayali kurmuştur ki, o hayal kafasında ütopya'ya dönüşmüştür.Hayal kırıklığı korkusuyla bu hayalini gerçekleştirmeyi sürekli erteler.Babamın bu tutkusunu bilen annem de gidip görmesi için babamı teşvik eder.
- Git Necmettin !..Hep gideceğim,gideceğim diyorsun, erteliyorsun.
Git, bir kaç ay kal, hayalini gerçekleştir.İstiyorsan hiç gelme,orada kal,biz idare ederiz burada.
- Gideceğim Şükran, gideceğim...Herşeyin bir zamanı var..Şimdi kış mevsimi, havalar soğuktur orada ,tadı olmaz..
- Yazın mı gideceksin ?
- Yazın da çok sıcak olur.Kimse evinde olmaz,tatile falan gitmiş olurlar, akrabalarımı, soydaşlarımı göremem,boşuna gitmiş olurum.
- İlkbaharda git o zaman ?
- İlk baharda da ne bileyim...Çiçekler yeni yeni açıyor,insanlar yeni yeni kendilerine geliyorlar, bahar temizliği falan yaparlar, kimseyi meşgul etmek istemem.
- Sonbaharda git ?
- Son baharda da yapraklar dökülüyor, insanların üzerine bir hüzün çöküyor,kış hazırlıklarına falan girişiyorlar..
- Başka mevsim kalmadı Necmettin.Gideceksen git,gitmeyeceksen de kapat artık şu konuyu...Rüyanda bile "Kafkasya Kafkasya" diye sayıklıyorsun.Horlarken bile "KAFF..KASYA !.. KAFF..KASYA !.." diye horluyorsun.Yeter, git artık, bitir şu özlemini.
- Gideceğim Şükran.İlk fırsatta gideceğim.Alacağım pasaportumu,bineceğim uçağa, ver elini Kafkasya.Beni hava alanında çiçeklerle karşılayacaklar,"Türkiye'den Necmettin bey gelmiş diyecekler." Konvoylar halinde köyleri dolaşacağız,Kafkasya'nın yemyeşil dağlarında yürüyeceğim,Tertemiz havasını içime çekeceğim,hiç tanımadığım,tanışmadığım akrabalarımla tanışacağım..
Bazan bir cesaret gelir "Tamam gidiyorum !" diye yerinden kalkar,
- Nereye gidiyorsun Necmettin ?
- Pasaport çıkarmaya..Kafkasya'ya gideceğim.
Heyecanla çıkar evden,akşama sönmüş bir balom gibi gelir,
- Ne oldu Necmettin ?
- Pasaportçu kapalıymış..
Gitmeyi hep erteler ama, duygusal bağını koparmamak için de gelenekleri çok katı uygular bizim evde.O yüzden ağabeyim evlenmeden benim evlenmeme izin vermedi.Biz de bunun üzerine,annemle birlikte ağabeyimi evlenmeye ikna etmeye çalıştık.Annem "Ben bugün varım,yarın yokum.Ben ölürsem sana kim bakacak ?" diye korkuttu.Ağabeyim için evlilik, önüne konan sıcak yemekten ibaret olduğu için ikna oldu,başladık kız bakmaya.Akrabalara,sülalenin dağıldığı en uç noktalara kadar haber gönderdik, Adapazarı,Eskişehir,Düzce,Kayseri,Maraş ve hatta Ürdün'den bile adaylar bulduk ama ağabeyim hiç birini beğenmedi.
Ağabeyim bir "Alain Delon" değil.Hatta sadece "Alain" veya sadece "Delon" da değil, ama beğenmek zorunda da değil..
Ağabeyim bir "Alain Delon" değil.Hatta sadece "Alain" veya sadece "Delon" da değil, ama beğenmek zorunda da değil..
Umudumu kestim,bekar bir hayata kendimi hazırlıyorum,birgün evde aile albümünde belki gözümüzden kaçmıştır diye üçüncü kez düğünlerde çekilmiş fotoğrafların içinden ağabeyime uygun birine bakarken, ağabeyim bir fotoğrafı işaret ederek "Bu kim ? " diye sordu.
- Bu mu?.Bu,Leyla..Benim sözlüm.Sen evlenirsen, sıra bana gelecek ya,işte ben de bu kızla evleneceğim.
- Hayır, onu sormuyorum, yanındaki kim ?
- Yanındaki de Leyla'nın kardeşiz Zehra.Niye sordun ?
- Güzel kızmış.Kaç yaşında o ?
Haydaaa...Ağabeyim için Türkiye'yi karış karış taradık, hatta yabancı ülkelere de baktık,kimseyi beğenmedi,geldi gözünü benim müstakbel baldızımı dikti.
- Abi, saçmalama, o benim baldızım olacak.Seninle kardeş olduğumuz yetmiyor bir de bacanak mı olacağız...Olmaz, o olmaz.
- Niye olmazmış ?Kaç yaşında o ?
- Otuziki.
- İyi işte denkmişiz, ben de kırk yaşındayım.
Ne yaptıksa vazgeçiremedik ağabeyimi, benim müstakbel baldızımı beğenmekten.Başka birilerini de bulduk ama o ille de benim baldıza taktı kafayı..İkisini tanıştırdım,kızın da ağabeyimi beğeneceği tuttu.Ağır başlılığını beğenmiş ağabeyimin.Aslında ağırbaşlı falan değildir,tembeldir.Tembel olduğu için her hareketi yavaştır,kızcağız da bunu ağırbaşlılık sanmış.
Neyse benim işim olacak ya, ben ona bakıyorum. Ağabeyim evlenirse, sıra bana gelecek, ben de evlenebileceğim.Durumu babama anlattık, babam buna da karşı çıktı.
- Niye baba ?Büyük evlenmeden küçük evlenemez diyordun,ağabeyime birini bulduk.O evlenecek,sonra da ben evleneceğim.
- Kimi buldunuz ağabeyine ?
- Zehra'yı.
- Zehra kim ?
- Leyla'nın kardeşi.
- Leyla kim ?
- Leyla'da benim evleneceğim kız.
- Olmaz..Leyla evlenmeden Zehra evlenemez.Bu adet yalnızca erkekler için değil, kızlar için de geçerli.
- Nasıl yani ?
- Büyük evlenmeden küçük evlenemez.Zehra, ablası Leyla evlenmeden evlenemez.
- Ee o nasıl olacak peki ? Leyla benimle evlenecek ? Ağabeyim evlenmeden de ben evlenemiyorum ?..
Öyle bir duruma düştük ki,biz abi- kardeş, kendimize evlenecek abla - kardeş bulduk ama ben küçük kardeş, kızların büyüğü ile, ağabeyim de küçüğüyle evlenmek istiyoruz.Adetlerimize göre büyük evlenmeden küçük evlenemeyeceği için,ağabeyim kızların küçüğüyle evlenirse kız tarafının adetine uygun düşmüyor,kız tarafının büyüğü önce evlenirse bize uygun düşmüyor.Kilitlendik kaldık.Gelenek tarihinin en şanssız insanlarıyız.Gelenek mağduruyuz.Babam gitti sülalenin büyüklerine danıştı,onlar da çıkamadılar işin içinden...
Sonunda annem bir çözüm buldu...
Çifte nikah yaptık.Nikah memuru önce tek tek hepimize "evlenmek istiyor musunuz ?" diye sordu,dördümüz de aynı anda "EVEEET !..." diye bağırdık...
(Not : Sevgiyi mağdur etmeden saygıyı yücelten her türlü gelenek,kültürlerin temel taşlarıdır...Güzelim Anadolu'da hala yaşatılıyor gelenekler biliyorum ama büyük şehirlerde geçim derdinden,hayat mücadelesinden adet madet kalmadı,adetten kesildik..
Bu hikaye de kayıtlara hoş bir hatıra olarak geçsin bari...)
Yücel ZİKO
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder