OYUN
-----------------
ALLAH KURTARSIN
(İKİNCİ TABLO)
( Süleyman,elinde Romeo-Jülyet oyununun kitabı....Kitaba bakarak... )
SÜLEYMAN -- Romeo ve Jülyet....Müdür bey,iyi bir oyun seçmiş..Romeo-Jülyet,çok iyi bir oyundur..İki kere seyrettim bu oyunu,hem yurt içinde,hem yurt dışında..
OSMAN -- Süleyman amca,sen yurt dışına da mı gittin?
SÜLEYMAN -- Yok,öyle yurt dışı değil..Üniversitede okurken Yurtta kalıyordum...Yurtta kalanlar,kendi aralarında Yurt'ta oynadılar bu oyunu..Sonra bi kere de "Yurt" dışında bi tiyatroya gittik,seyrettik.
ALAATTİN -- Sen, Üniversiteye de mi gittin??
SÜLEYMAN -- Neden şaşırdın?..Üniversite mezunu tek hırsız ben miyim?....Üniversitede ahlak diploması vermiyorlar...Herkes, kendi ahlakından mezun olur..
OSMAN -- Hani sen tiyatrodan anlamam dedin Süleyman amca? Tiyatroya da gitmişin?
SÜLEYMAN -- Yok yok,anlarım tiyatrodan...Cezalarımızda indirim yaptırmak için zora koştum,öyle dedim...Cezalarda ikişer sene indirim yaptırabilseydik iyi olacaktı..Yetkisi yokmuş...
Ne olacak ikişer sene indirsen?...Oyun iki perde olsa,perde başına bir sene indirse?...
ALAATTİN -- Olsun Süleyman abi,Müdür beyin yaptığı kıyaklar da fena değil..Oyunu oynarsak
havalandırma saatleri uzayacak,ziyaretçi sayımız artacak,Pembe odada karılarımızlan daha çok vakit geçireceğiz,iyi değil mi bunlar?.
SÜLEYMAN -- İyidir iyidir,hiç yoktan iyidir..Peki sen Osman?..Sen,müdür bey'in kıyaklarını beğenmedin galiba?.Pembe odaya sevinmedin mi?.Yok mu senin sevgilin?.
OSMAN -- Oturduğumuz mahallede biri vardı..Ama taşınıp gittiler..
SÜLEYMAN -- İnanmıyorum!..Senin sevgilin mi vardı??
OSMAN -- Olamaz mı??..Ayıp ediyon Süleyman amca..
SÜLEYMAN -- Bişey demedim canım,olabilir tabi,neler oluyo hayatta....Adı neydi?
OSMAN -- "Hüseyin..."
SÜLEYMAN -- Yok,ben,sevdiğin kızın adını sordum.
OSMAN -- Kız değildi...
SÜLEYMAN -- Nasıl yani kız değildi??.. ( Alaattinle birbirlerine bakarlar) HAAAA.....Sen onu diyosunn...Onun için sen Pembe odayla hiç ilgilenmedin?....Sana "Mavi oda" lazım...
Kusura bakma Osman,bizim cezaevleri henüz o konuya hazır değil,bi yüzelli sene daha beklemen lazım.
OSMAN -- Bekleriz abi,acelemiz yok..
SÜLEYMAN -- Yüzelli sene diyorum Osman,yüzelli sene!.
OSMAN -- Yüzelli sene kaç sene oluyo?..
SÜLEYMAN -- Sen kaça kadar sayabiliyorsun??
OSMAN -- Sayıyoruz işte kafamıza göre...
ALAATTİN -- Süleyman abi,nasıl bi oyun bu oynayacağımız oyun,Romeyo mudur ne karın ağrısıdır?
( Süleyman,elindeki oyunun kitabının arkasını çevirir,arkadaki,kısa,bilgilendirici yazıyı okur )
SÜLEYMAN -- Size kitabın arkasını okuyayım,bakalım ne yazıyor?..." On altıncı yüzyılda yazılmış olmasına rağmen,aradan geçen asırlar,Romeo ve Jülyet'in ölümsüz aşkını eskitememiş,aksine,parlaklığını gün geçtikçe artırmıştır...."
ALAATTİN -- Aşk hikayesi midir bu be ya?..
SÜLEYMAN -- Evet...Ölümsüz bir aşk hikayesi.
ALAATTİN -- Sonunda ne oluyor?
SÜLEYMAN -- Ölüyorlar...
OSMAN -- Ben anlamadım şimdi Süleyman amca..Hem "ölümsüz" diyorsun,hem "ölüyorlar" diyorsun,ölüyolar mı,ölmüyolar mı,ne oluyo orda,ben anlamadım Süleyman baba?...
SÜLEYMAN -- Osman?
OSMAN -- Buyur baba?
SÜLEYMAN -- Sen var ya...Anlamadığın zaman çok tatlı oluyorsun!...
OSMAN -- Eyvallah baba...
SÜLEYMAN -- Biz sana anlatırız merak etme,sen böyle şeyleri kafana takma..
ALAATTİN -- Ben sana anlatayım Osman..Romeyo ilen Jülyet ölüyorlar ama aşkları yaşıyor...Eğer onlar yaşasaydı,aşkları ölecekti...Demek ki,İkisi birarada olmuyor..
SÜLEYMAN -- Doğru söylüyorsun.Eğer Romeo'yla Jülyet,kavuşup evlenselerdi,o büyük aşk,iki sene sürmezdi...Biz de aşık olup evlendik,ne oldu??...Hergün kavga,her gün kavga..."Süleyman nerdesin bu saate kadar!?" "Arıyorum arıyorum,niye açmıyorsun Süleyman!?.." "Süleyman Allah cezanı vermesin,ayakkabılarınla girme demedim mi ben sana!?.." "Süleyman,bugün pazar,karı gibi oturma evde,defol git nereye gideceksen!?.." Süleyman aşağı,Süleyman yukarı..Süleyman oraya,Süleyman buraya!...Süleyman kadar taş düşsün başına!..Cezaevine düştüm de rahat ettim kuran çarpsın!..
ALAATTİN -- Süleyman abi be..Sen bu oyuna aşk hikayesi dersin?.
SÜLEYMAN -- Evet,doğru,çok güzel bir aşk hikayesi.
ALAATTİN -- Orasını anlarım da,aşk hikayesi kadınlan erkeğin arasında geçmez mi be?.
SÜLEYMAN -- Evet...Bu da öyle zaten..Romeo erkek,Jülyet kadın.Ayrıca oyunda başka kadın karakterler de var..
SÜLEYMAN -- Peki bu nasıl olacak be?..Kadınları kim oynayacak?..Müdür bey,oyunda oynasınlar diye,kadın hapishanesinden kadın mahkum mu getirecek?
SÜLEYMAN -- Yok..Biz karı kılığına girip oynayacağız...Tabi öyle olacak...oyunda kaç tane kadın karakter varsa,müdür hepsini,senin de dediğin gibi,kadın hapishanesinden getirecek...
ALAATTİN -- Düşünsene Süleyman abi,biz karı kılığına girip oynuyor muşuz...( Gülerler..)
SÜLEYMAN -- Senden de güzel Jülyet olur haa...Ben de Jülyet'in anasını oynarım..Osman da evin hizmetçisini oynar.Hepimiz böyle,fırıldaklı fırıldaklı,rengarenk karı kıyafetleri giyeriz..( Güler.)
ALAATTİN -- Aman Süleyman abi,ağzından yel alsın.Şakası bile ürkütücü..Ben hayatta giremem kadın kılığına..
SÜLEYMAN -- Yok oğlum korkma,olur mu öyle şey?.Merak etme,karıları müdür bey ayarlayacak.
( Müdür ve Gardiyan,girerler...Mahkumlar,müdürü görünce,panik halinde toparlanırlar,karşısında yanyana dizilirler,sayım yaparlar.)
SÜLEYMAN -- Müdür geldi,müdür müdür!... Sağdan say!.Bir!
ALAATTİN -- İki!
OSMAN -- Üç!
SÜLEYMAN -- Soldan say!
OSMAN -- Bir!
ALATTİN -- İki!
SÜLEYMAN -- Üç!..Fazıl Say!
ALAATTİN -- Üç!
OSMAN -- Bir!
SÜLEYMAN -- İki!
MÜDÜR -- Arkadaşlar,ne yapıyorsunuz?...Beni her gördüğünüzde sayım yapmayı bırakın.Sayım yapmak için gelmedim.Mehmet,sen bu sabah sayım almadın mı?
GARDİYAN -- Aldım müdür bey,dört kere saydım.
MÜDÜR -- Her seferinde üç mü çıktı?
GARDİYAN -- Üç çıktı.
MÜDÜR -- Doğrudur o zaman..Sabah sayım yapılmış,bi daha niye sayıyorsunuz?
SÜLEYMAN -- Olsun müdür bey,bu da bizden olsun.
MÜDÜR -- Ne yaptınız,baktınız mı oyuna? Isınabildiniz mi oyuna?
SÜLEYMAN -- Müdür bey,karılar nerde?
MÜDÜR -- Ne karısı?
SÜLEYMAN -- Karılar,karılar...Bize karı getirmeyecek misiniz??
MÜDÜR -- Ne diyorsun sen Süleyman,pezevenk miyim ben,ne karısı??
SÜLEYMAN -- Müdür bey,yanlış anladınız,oynayacağımız oyunda kadınlar da var ya? Kadın karakterler?..
MÜDÜR -- Evet?.Ne olmuş onlara?
SÜLEYMAN -- Onları kim oynayacak?.Kadın rollerini oynamak için,kadın hapishanesinden kadın mahkum getirmeyecek misiniz??
MÜDÜR -- Kadın hapishanesinden kadın getireceğim,siz onlarla birlikte burada prova yapacaksınız??
SÜLEYMAN -- Evet..
MÜDÜR -- İsterseniz provaları Pembe odaya alalım,pembe odada çalışın..Ne kadını Süleyman,kadın madın gelmeyecek buraya.
SÜLEYMAN -- Peki,oyundaki kadınları kim oynayacak?
MÜDÜR -- Siz oynayacaksınız!
( Müdürün şaka yaptığını sanıp,kahkaha atarlar )
SÜLEYMAN -- Valla çok şakacısınız müdür bey...Hakkaten,karılar nerde?..Yoldalar mı? Geliyorlar mı??
MÜDÜR -- Süleyman!.Kadın gelmeyecek!.Oyundaki bütün rolleri siz oynayacaksınız..Kadın karakterleri de kadın kıyafetleri giyip,siz oynayacaksınız!!
SÜLEYMAN -- Kadın kıyafetleri giyip,biz oynayacağız??
MÜDÜR -- Evet.
SÜLEYMAN -- Biz,kadın kıyafeti giyeceğiz?
MÜDÜR -- Evet..
SÜLEYMAN -- Müdür bey,tamam,şaka yaptınız,güldük,uzatmayın artık,karılar nerde?
ALAATTİN -- Süleyman abi,müdür bey şaka yapmıyor galiba...
SÜLEYMAN -- Siz ciddi misiniz müdür bey??
MÜDÜR -- Son derece ciddiyim..Bunda şaşıracak bir şey yok.Bu,gayet doğal bir şey.Tiyatro sahnesinde herşey olabilir.Kadınlar,erkek kılığına girebilir,erkekler,kadın kılığına girebilir,daha güzel,daha eğlenceli olur.Böyle şeyler,tiyatroya görsel zenginlik,lezzet katar..
SÜLEYMAN -- Biz,kadın kıyafeti giyip sahneye çıkacağız??
MÜDÜR -- Evet.
SÜLEYMAN -- Burda?.. Cezaevinde??
MÜDÜR -- Evet.
SÜLEYMAN -- Binbeşyüz tane erkek mahkumun karşısına kadın kıyafetleriyle çıkacağız??
MÜDÜR -- Evet.
SÜLEYMAN -- Peki,oyun bittikten sonra ne olacak? Başımıza bi iş gelmesin??
MÜDÜR -- Bişey olmaz..Siz,sanat yapacaksınız..Seyirciyi sanatla terbiye edeceksiniz.Sanatla beslenen insanlar,yanlış düşüncelere,yanlış fikirlere kapılmazlar.
SÜLEYMAN -- Olmaz müdür bey,mümkün değil.
ALATTİN -- Kusura bakmayın müdür bey,biz karı kılığına falan giremeyiz.
SÜLEYMAN -- Hayatta olmaz..Herşey olur,bu olmaz...Ben karı kılığına girmem..Zaten erkek olmakta zorlanıyoruz,bir de karı olamayız,kusura bakmayın.
OSMAN -- Süleyman amca,ben şimdi anlamadım,ne oluyo şimdi,müdür bey ne istiyo bizden?..
SÜLEYMAN -- Sen kafanı yorma Osman,biz sana durumu daha sonra senin anlayabileceğin bir dille anlatacağız...Müdür bey,kusura bakmayın,bu iş olmaz,bu iş yatar.
ALAATTİN -- Yapamayız müdür bey,hayatta olmaz.
MÜDÜR -- Demek,yapamayız diyorsunuz?...
SÜLEYMAN -- Yapamayız..kusur bakmayın.Başka bişey olsa,başımızla beraber ama bu olmaz,biz kadın olamayız.
MÜDÜR -- Neden kadınlardan bu kadar çok korkuyorsunuz??..Neden,kadın deyince tüyleriniz diken diken oluyor?.Sizin kızınız,kızkardeşiniz,anneniz,kadın değil mi??
ALAATTİN -- Değil müdür bey,onlar kadın değil..Benim annem kadın değil.
MÜDÜR -- Nasıl senin annen kadın değil? O ne demek Alaattin?
ALAATTİN -- Benim annem kadın değil.Benim annem,"Anne.."..Onlar başka..Onlar aile..
MÜDÜR -- Siz şimdi bu oyunu oynamak istemiyor musunuz??
SÜLEYMAN -- İstemiyoruz... ( Başını iki yana sallayarak )
ALAATTİN -- İstemiyoruz...
OSMAN -- İstemiyoruz...
MÜDÜR -- Yani benim isteğimi geri çeviriyorsunuz?
SÜLEYMAN -- Çeviriyoruz... ( Başını iki yana sallayarak )
ALAATTİN -- Çeviriyoruz...
OSMAN -- Çeviriyoruz...Ne çeviriyoruz Alattin abi?
MÜDÜR -- Oynamayacaksınız yani??
SÜLEYMAN -- Oynamayacağız...Oyun zaten çok zor,bir de kadın kılığına gir?...Yapamayız...Cezalarımızdan ikişer sene indirseniz bile yapamayız...
MÜDÜR -- Ceza indirimini unut Süleyman.Cezalarınızda indirim yapamam.
SÜLEYMAN -- Bir sene indirin?
MÜDÜR -- Olmaz,yetkim yok.
SÜLEYMAN -- Altı ay??
MÜDÜR -- Hayır!
SÜLEYMAN -- Üç ay??
MÜDÜR -- Mümkün değil.
SÜLEYMAN -- Bir ay?..
MÜDÜR -- Yapamam.
SLEYMAN -- Bir hafta?
MÜDÜR -- Olmaz.
SÜLEYMAN -- Cezaevinin dışına çıkıp,bi dolaşıp gelelim??
MÜDÜR -- Hayır.
SÜLEYMAN -- Ama yaani,biz yapıcı olmak için elimizden geleni yapıyoruz ama siz hiç gayret göstermiyorsunuz müdür bey..Bu şartlarda kusura bakmayın,biz bu oyunu oynayamayız.
MÜDÜR -- Oynayamazsınız??
SÜLEYMAN -- Evet..
MÜDÜR -- Oynamak istemiyorsunuz??
SÜLEYMAN -- İstemiyoruz.
MÜDÜR -- Ben size,bu oyunu oynarsanız,sizin için yapabileceklerimi söylemiştim değil mi?
ALAATTİN -- Söylemiştiniz müdür bey..Ziyaretçi sayısını,ziyaret saatlerini,havalandırma saatlerini artıracaktınız,pembe odada karılarımızlan daha çok vakit geçirecektik..
MÜDÜR -- Peki,benim isteğimi geri çevirip,bu oyunu oynamak istemezseniz neler yapacağımı söylemiş miydim??
ALAATTİN -- Hayır,onu söylemediniz..
MÜDÜR -- Söyleyeyim mi?.Duymak ister misiniz??
SÜLEYMAN -- Duymasak daha mı iyi olur acaba?...
MÜDÜR -- Yok yok,duyun duyun!..Cezaevi müdürüne karşı gelmenin size neye mal olacağını duyun bence..Hayır yani,bilgi olsun diye söylüyorum,aklınızın bi köşesinde bulunsun...Siz günde kaç kere havalandırmaya çıkıyorsunuz??
SÜLEYMAN -- İki sefer çıkıyoruz..Sabah on'la oniki,öğleden sonra iki ile dört arası..Neden sordunuz?
MÜDÜR -- Yani günde iki sefer mi çıkıyorsunuz havalandırmaya?
SÜLEYMAN -- Evet..?
MÜDÜR -- Hem de ikişer saat??
SÜLEYMAN -- Evet..
MÜDÜR -- OHAA!...Ne yapıyorsunuz o kadar havayı???...Ben bile günde o kadar hava almıyorum...Günde iki sefer,ikişer saat havalandırma,çok..Herşeyin fazlası zarar.Fazla hava, ciğeri bozar.Havalandırma saatlerini günde bir sefer,bir saate düşürelim de,ciğerleriniz zarar görmesin.
SÜLEYMAN -- Yapmayın müdür bey,oksijenimizle oynamayın.
MÜDÜR -- Haa,bak,iyi oldu hatırlattığın..Siz bu koğuşta üç kişi mi kalıyorsunuz?
ALAATTİN -- Üç kişi kalıyoruz müdür bey.
MÜDÜR -- OHAA!...Otel mi burası?..Ne bu rahatlık?.Başka koğuşlar tıkış tıkış,siz burda üç kişi kalıyorsunuz..Siz burayı babanızın hapishanesi mi sandınız?...Mehmet,bu koğuşa iki ranza daha atıp,sekiz kişi daha getirelim,ranzalarda ikişer ikişer yatsınlar,soğuk gecelerde birbirlerine sarılarak uyur,birbirlerini sıcak tutarlar.
GARDİYAN -- Başüstüne müdür bey..
ALAATTİN -- Yapmayın müdür bey,üç kişi zaten zor sığarız koğuşa...
MÜDÜR -- Bak,iyi oldu hatırlattığın..Şu Pembe odayı da tadilata sokalım..Mehmet,pembe odanın tadilat işi ne kadar sürer sence?
GARDİYAN -- Çok uzun sürer müdür bey..Baya uzun sürer.
MÜDÜR -- Siz de böylece maalesef, baya uzunca bir süre eşlerinizle değil,kendinizle buluşursunuz.
SÜLEYMAN -- Tamam müdür bey..Anladık..Anladık...Ne demek istediğinizi anladık..Tamam,kabul ediyoruz,oyunu oynayacağız...
MÜDÜR -- Gerçekten mi??
SÜLEYMAN -- Evet,kabul ediyoruz,oynayacağız..
MÜDÜR -- Çok teşekkür ederim...Beni kırmayıp,ricamı kabul ettiğiniz için,size gerçekten teşekkür ederim...Birlikte başaracağız bunu..Harika bir oyun sergileyeceğiz..( Oyunun kitabını Süleymanın elinden alır) Vilyam Şekspir..Romeo ve Jülyet...Ben şahsen çok heyecanlıyım..
SÜLEYMAN -- Evet,biz de baya heyecanlıyız..
MÜDÜR -- Olağanüstü bir yazar..Olağanüstü bir eser..Çok sanatsal,çok şiirsel..Bakın şimdi size oyunun herhangi bir yerinden,rastgele bir bölüm okuyacağım,eminim,siz de çok beğenecek,çok heyecanlanacaksınız....( Oyunun kitabını rastgele açar,oyundan bir tirad okur.Havaya girerek...)
"Ah aşk denen şey,ah bu aşk,ey aşk!..
Ey kavgacı sevgi,ey sevilen nefret...
Güzel şekillerin biçimsiz kargaşası..
Bir tomurcuğu kemiren hain bir kurt...
Öğrenebilseydik kederlerin kaynağını,
Seve seve bulurduk devasını...
Sevgi,iç çekişlerin buğusuyla yükselen bir dumandır.
Parlayan bir ateş olur sevenlerin gözlerinde.
Bir de kederlenmeye görsün,gözyaşıyla beslenen bir denizdir artık.
Akıllı bir cinnet,boğunç bir zehir,kurtarıcı bir tatlılık.
Yılmıyor aşk sözleriyle kuşatılmaktan,
Çekinmiyor saldırgan gözlerini bakışlarından!....."
( Bir sessizlik olur.)
ALAATTİN -- Ne mutlu Türküm diyene....
MÜDÜR -- Nasıl?.Siz de benim gibi heyecanlandınız mı?
SÜLEYMAN -- Çok heyecanlandık çok.Baya heyecanlandık..Ben,sarsıldım diyebilirim..
ALAATTİN -- ( Müdüre duyurmamaya çalışarak ) Süleyman abi,biz bunu mu oynayacağız?
SÜLEYMAN -- Evet,maalesef...
ALAATTİN -- Abi sen bi dilekçe yaz,biz başka hapishaneye naklimizi isteyelim....Müdür bey,kusura bakmayın da,ben şimdi tam anlayamadım..O kadar laf ne oluyo şimdi?.Kim söylüyo,kime söylüyo?..
MÜDÜR -- Bu okuduğum bölüm,oyunun başında,Romeo'nun,arkadaşıyla sohbet ettiği,havadan sudan konuştukları bir bölüm.
ALAATTİN -- Havadan sudan??..
MÜDÜR -- Evet.
ALAATTİN -- Bu nasıl bir havadır,nasıl bir sudur müdür bey?.Havadan sudan böyle konuşuyorlarsa,bunlar karaya çıktı mı yandık biz...
SÜLEYMAN -- Şekspir'in oyunları böyle Alaattin,yapacak bişey yok..Konuşmalar uzun uzun,şiirsel..Adamın dili böyle..
ALAATTİN -- Ne geveze bir adammış,hay dilini eşek arısı soksun,Şekispir gibi...Onun gevezeliğinin cezasını biz mi çekeceğiz?.
MÜDÜR -- Yok yok,bütün konuşmalar uzun değil..Çoğu kısa kısa...kısa olanlardan okuyayım bir tane...( Kitabı açar,rastgele bir yerden kısa bişey okur:)
Romeo burada,arkadaşına rüyasını anlatıyor...
"Bir rüya gördüm Benvolio...Bir at arabası gördüm rüyamda...Koşumları,ayın nemli ışıklarından..Kamçısı cırcır böceğinin kemiğinden..Zerrelerin çektiği,boz giysili bir sinekti arabacısı..."
( Bir sessizlik olur )
ALAATTİN -- Süleyman abi,sen bi dilekçe yaz,gidelim abi burdan.Ben daha şimdiden kendimi iyi hissetmiyorum..Nedir abi bu be ya?."zerrelerin çektiği,cırcır böceğinin kemiği "falan..İyice uçmuş bu Şekispir midir nedir?..
OSMAN -- Süleyman amca,var mı benimle ilgili bişey?
SÜLEYMAN -- Yok Osman,biz hallediyoruz,sen keyfine bak... ( Osman,kendi halinde,etrafıyla pek ilgilenmeyen,vücudu sanki sürekli uyuşturucu üreten,onun etkisindeymiş gibi,dalgın,bulutlu,ufak tefek,kendi çapında bir mahalle bitirimidir.)
MÜDÜR -- Şekspir'in sözlerinin her birinin bir anlamı var...Şekspir,boşa konuşmaz..Söylemek istediği şeyleri,derin derin düşünüp anlamaya çalışmak lazım.
ALAATTİN -- Müdür bey,bu Şekispir denen arkadaş,ne söylemek istiyorsa,lafı kıvırmadan dobra dobra söylese olmaz mıymış?..Sinekti,çekirgeydi,zerreydi,merreydi,niye böyle bilmece gibi konuşuyo?. Valla ben tek kelimesini anlamadım,anlamaya da hiç niyetim yok..
( Gardiyan saatine bakarak..)
GARDİYAN -- Müdür bey,arkadaşların havalandırma saati geldi..
MÜDÜR -- Tamam..Arkadaşlar,siz,havalandırmaya çıkın,benden size özel izin,bir saat fazla kalın,bol bol hava alın,enerji depolayın,ben daha sonra tekrar gelirim,kaldığımız yerden devam ederiz.
( Mahkumlar,havalandırma için çıkarlar...)
GARDİYAN -- Müdür bey,size bişey sorabilir miyim?
MÜDÜR -- Sorabilirsin Mehmet..
GARDİYAN -- Eğer oyunu oynamayı kabul etmeselerdi,söylediklerinizi yapacak mıydınız?
MÜDÜR -- Hangi söylediklerimi?
GARDİYAN -- Dediniz ya müdür bey,"Eğer oyunu oynamayı kabul etmezseniz,ziyaret saatinizi,havalandırma saatinizi kısaltırım,pembe odayı iptal ederim" diye?..Yapacak mıydınız hakkaten?
MÜDÜR -- Aşkolsun Mehmet!..
GARDİYAN -- Niye müdür bey?
MÜDÜR -- Sen beni hiç tanımamışın!...Ben öyle bi adam mıyım?..Kanun var,nizam var,yönetmelik var,ben burda herkesin cezasını onurlu bir şekilde tamamlaması için elimden geleni yapıyorum...Sen beni başkalarıyla karıştırdın...Aşkolsun...Sen beni yanlış tanımışsın. ( Küser,arkasını döner )
GARDİYAN -- ( Yanına gider,elini omuzuna koymaya yeltenir ) Özür dilerim müdür bey,öyle demek istemedim..
MÜDÜR -- .Dokunma bana!.Kalbimi kırdın Mehmet...Çok kırıldım sana...Oynamazlarsa oynamasınlar..Ben de dışardan tiyatro getirir,oynatırım...Ben istiyorum ki içlerindeki güzel şeyleri ortaya çıkarsınlar,onu diğer mahkumlarla paylaşsınlar,onlara ilham versinler,dayanma gücü versinler,yapabileceklerine inansınlar...Ben sadece onları harekete geçirmek için biraz korkutmak istedim.Eşkiya mıyım ben,onların haklarını gaspedeyim??..Sen beni hiç tanımamışın...
GARDİYAN -- Ama siz öyle ciddi ciddi söyleyince,ben de sandım ki...
MÜDÜR -- Bırak ya,konuşmuyorum senle!...( Küser,çıkışa yürür,Gardiyan,peşinden koşar )
GARDİYAN -- Müdür bey,vallayi yanlış anladın,özür dilerim,öyle demek istemedim.....
( Çıkarlar..)
( İKİNCİ TABLO'NUN SONU )
------------------------
( ÜÇÜNCÜ TABLO )
( Süleyman..Alaattin..Osman...Ellerinde oyunun tekstleri,soldan girerler...Bir havalandırma saatinde,dışarıda oyuna çalışmaya çalışmışlardır...)
ALAATTİN -- Yandık Süleyman abi,yandık...Bittik biz...Bu kadar şeyi nasıl ezberleyeceğiz?..Oyunu iki sefer okudum,daha şimdiden bende tükenmişlik sendromu belirtileri başladı...
SÜLEYMAN -- Valla,müdürü duydun Alaattin..Mecbur ezberleyeceğiz.Ya seve seve..ya da..
ALAATTİN -- Ya da?
SÜLEYMAN -- "Sevmeye sevmeye..."
( Osman,koğuştan tabureleri getirir.otururlar..)
ALAATTİN -- Bari oyunu bize uyarlasaydık Süleyman abi..Müdür beye söyleyelim de,oyunu bize uyarlasın.
SÜLEYMAN -- Nasıl uyarlayacak bize?
ALAATTİN -- Ne bileyim,mesela,Romeyo'yu,Ramazan yapsın..Jülyet de,Jülide olsun..Hikaye de bizim orda,Edirne-Keşan'da geçsin..
SÜLEYMAN -- Romeo ve Jülyet,Ramazan ve Jülide olacak,hikaye de Edirne-Keşan'da geçecek??
ALAATTİN -- Olmaz mı?...İnsanlar bizden olursa,olay bizim buralarda geçerse,oyuna yabancılık çekmeyiz...Bu oyun nerde geçiyo?
SÜLEYMAN -- "Verona.."
ALAATTİN -- ( Elindeki oyunun tekstini,götürüp Osman'a verir ) Al Osman...
SÜLEYMAN -- Ne yapıyorsun Alaattin?.Niye oyunun metnini Osman'a verdin?
ALAATTİN -- "Ver ona" demedin mi?..Başka ne vereceğim? Elimde o vardı,onu verdim..
SÜLEYMAN -- Alaattin,ben sana,oyunun metnini götür Osman'a ver demedim.Sen neyle çalışacaksın?
ALAATTİN -- Ben de onunkini alırım..Osman,ver bana şeyini..Neydi bunun adı?
SÜLEYMAN -- "Metin.."
ALAATTİN -- Metin kim??
SÜLEYMAN -- Metin,oyunun yazılı olduğu o kağıtlar işte Alaattin..onlara Metin deniyor,tekst deniyor..Ben sana "Verona" derken,götür tekstini Osman'a ver,demedim."Verona"bir şehir ismi.Bu oyunun geçtiği yer..İtalya'nın Verona şehri..
( Müdür girer..)
MÜDÜR -- Merhaba arkadaşlar!
( Müdürü görünce,panik halinde,biraz da abartarak,ellerindeki tekstleri havaya fırlatarak kalkarlar,
Müdürün karşısında yan yana dizilip,sayım yaparlar. )
SÜLEYMAN -- Sağdan say! Bir!
ALAATTİN -- İki!
OSMAN -- Üç!
SÜLEYMAN -- Soldan say!
OSMAN -- Bir!
ALAATTİN -- İki!
MÜDÜR -- Yahu durun!!...Arkadaşlar,durun!!...Bırakın saymayı,anladık,üç kişisiniz...Beni her gördüğünüzde sayım yapmayın!..Sayım için gelmedim..?
SÜLEYMAN -- Kusura bakmayın müdür bey,bu bizim elimizde değil.bizde artık refleks oldu..Gece uyurken bazan bi tıkırtı duyuyoruz,kalkıp kendi kendimize sayım yapıyoruz..
MÜDÜR -- Ne yaptınız?.Başladınız mı oyunu ezberlemeye?
ALAATTİN -- Müdür bey,benim oyunlan ilgili bir fikrim var,müsade ederseniz..?
MÜDÜR -- Nedir Alaattin?
ALAATTİN -- Oyunu iki sefer okudum ama bitürlü havasına giremedim müdür bey.Oyunda ne oluyor,nasıl oluyor,niye oluyor,hiç bişey anlamadım..Oyunu Türkçeleştirsek,bize uyarlasak,Romeyo'yla,Jülyet,Ramazan'la,Jülide olsa,oyun da Edirne-Keşan da geçse??...Ne diyorsunuz??
MÜDÜR -- Diyecek bişey bulamıyorum...Olmaz...Oyunun kılına dokundurtmam..Aslı neyse,aynen oynanacak,saçmalamayın..
SÜLEYMAN -- Peki müdür bey...Oyunu kolaylaştırmak için,Alaattin'in dediği gibi tamamen bize uyarlamayalım ama karışık bişey yapsak nasıl olur?
MÜDÜR -- Nasıl karışık bişey?
SÜLEYMAN -- Mesela,oyun,Romeo ve Jülyet olmasın da, "ROMEO VE CÜNEYT" olsun...
MÜDÜR -- "Romeo ve Cüneyt???"
SÜLEYMAN -- Evet.."Romeo ve Cüneyt.." Türk-İngiliz ortak yapımı..Bi onlardan,bi bizden..Hiç olmazsa oyun,bi tarafıyla bize yakın olursa,oyunun havasına girmemiz daha kolay olur.
MÜDÜR -- Romeo ve Cüneyt???
SÜLEYMAN -- Evet..
MÜDÜR -- Ne diyorsun sen Süleyman??..Bu bir aşk hikayesi..
SÜLEYMAN -- Aşk hikayesi olmasın da,arkadaşlık hikayesi olsun müdür bey..Millet bıktı aşktan..Televizyonda bisürü aşk dizisi.sinemalarda aşk filmleri..Aşka doydu millet.Aşktan kalbimiz patlayacak...Oyunun ruhunu hiç bozmadan,aynı hikayeyi,arkadaşlık,dostluk hikayesi yapalım.
MÜDÜR -- "Romeo ve Cüneyt??..."
SÜLEYMAN -- Evet..
MÜDÜR -- Peki,nasıl olacak o?
SÜLEYMAN -- Oyunun orijinalinde Romeo ve Jülyet,iki düşman ailenin çocukları değil mi?
MÜDÜR -- Evet.?
SÜLEYMAN -- Tamam işte,Jülyet'i,Cüneyt yapalım,Romeo ve Cüneyt de iki düşman ailenin çocukları olsun...Cüneyt'in ailesi,Türkiye'den İtalya'ya gitmiş,yerleşmiş bir Türk aile..
MÜDÜR -- Peki,bunların aileleri nasıl düşman olmuşlar?
SÜLEYMAN -- Bunların evleri yan yana..Bunlar daha çocukken,Cüneyt bir gün evlerinin bahçesinde top oynuyor,top,Romeo'ların bahçeye kaçıyor,bahçedeki çiçekleri eziyor,Romeo'nun babası da alıyor topu,bıçakla kesiyor.Bunun üzerine Cüneyt ağlaya ağlaya eve,babasının yanına gidiyor,şikayet ediyor "Babaaa..Montegü amca topumu kestiii..."
MÜDÜR -- Ne amca??
SÜLEYMAN -- "Montegü amca.." Montegü,oyunun orijinalinde,Romeo'nun babası ya...Oyunun ruhunu bozmamak için onu değiştirmiyoruz...Romeo'nun babası,Cüneyt'in topunu kesince,Cüneyt de ağlaya ağlaya gidip babasına şikayet edince,Cüneyt'in babası Hamdi bey..
MÜDÜR -- Hamdi bey??
SÜLEYMAN -- Evet...Gidiyor, Romeo'ların kapısına,kapıyı çalıyor,Romeo'nun babası çıkıyor,ona diyor ki,"Sen" diyor, "Benim oğlanın topunu mu kestin?" Montegü de diyor "Kestim,n'olucak?.." "Ulan sen kimsin de,benim oğlumun topunu kesiyorsun?.." "Bana bak,lanlı manlı konuşma!..." "Konuşursam noolur" falan,bunlar birbirine giriyor,iki aile bu şekilde düşman oluyor.
MÜDÜR -- Ama böyle "Lan'lı,man'lı", oyunun ruhuna pek uygun gibi gelmedi bana Süleyman..
SÜLEYMAN -- Doğru söylüyorsun.Bunlar,kavga etmesinler de,kılıçla düello yapsınlar..Çünkü,o dönemde asiller,aralarındaki bütün anlaşmazlıkları düelloyla çözüyorlar.
MÜDÜR -- Cüneyt'in babası da mı asil?
SÜLEYMAN -- Evet.Onlar da asil..Baştan asil değillermiş,sonradan asil olmuşlar..Türkiyeden giderken çok fakirlermiş,Cüneyt'in dedesi,İtalya'ya gidince,asil bir İtalyan kadınla ilişkiye girmiş,kadındaki asalet,Cüneyt'in dedesine de bulaşmış,eve gelince,o da evdekilere bulaştırmış...
MÜDÜR -- EEEeee?
SÜLEYMAN -- İki aile top kavgasından düşman olunca,Cüneytler başka biyere taşınıyorlar,Romeo ve Cüneyt,birbirlerini görmeden,ayrı yerlerde büyüyorlar,tesadüfen aynı üniversiteyi kazanıyorlar.: "Verona Teknik Üniversitesi,Bilgisayar mühendisliği bölümü.."
MÜDÜR -- O zaman bilgisayar mı vardı Süleyman??
SÜLEYMAN -- Yok işte...Bilgisayar daha icadedilmediği için,dersler boş geçiyor....Onlar da bu fırsatta,sohbet ediyorlar,yakınlaşıyorlar,birbirlerinin kafa dengi olduklarını görüyorlar,aralarında sağlam bir arkadaşlık oluşuyor,çok sıkı arkadaşlık bağlarıyla birbirlerine bağlanıyorlar..Çok iyi anlaşıyorlar.Biri"leb" dese,öbürü ,leblebi olduğunu.."Fıs" dese,fıstık olduğunu.."muz" dese,muz olduğunu anlıyorlar....
Bir gün Cüneyt, Romeo'yu eve akşam yemeğine davet ediyor...Yemekte,Cüneyt,Romeo,Cüneyt'in babası Hamdi,annesi Hatice...
MÜDÜR -- Hatice?
SÜLEYMAN -- Evet...Cüneyt'in babası,Romeo'ya,"Oğlum,kimsin,kimlerdensin?" diye soruyor,Romeo'nun,Montegülerin oğlu olduğunu öğrenince,Romeo'yu evden kovuyor,Cüneyt'e de "Onunla, bundan sonra arkadaşlık etmeyeceksin" diye bağırıyor...Tabi Cüneyt,içli çocuk,içine kapanık,başka da hiç arkadaşı yok,üzülüyor,hasta oluyor,yatağa düşüyor..Yatak da yaylı yatak..Üzüntüden,yaylana yaylana ağlıyor..
MÜDÜR -- Peki,Romeo ne yapıyor o sırada?
SÜLEYMAN -- Romeo da bi kavgaya karışıyor...Verona sahilinde,bi çay bahçesinde oturuyor,garsondan çay istiyor,garson,çay getirmeyi unutuyor,sesleniyor garsona "Bilader,çay istemiştik,nooldu bizim çay" diyor.Garson da "Patlama,getiriyorum." diye cevap veriyor..Romeo'nun zaten canı sıkkın,En iyi arkadaşı Cüneyt'den ayrılmış,çatacak yer arıyor,garsona "Ulan senin ben,çayına da..çaydanlığına daaa..." deyip,koyuyo kafayı!
ALAATTİN -- Garsona kafa atmasın Süleyman abi..O galiba oyunun ruhuna pek uygun değil.Müdür bey,beğenmez onu.Oyunun ruhuna çok önem veriyo müdür bey.Değil mi müdür bey?
SÜLEYMAN -- O zaman,garsona kafa atmasın,çeksinler kılıçlarını,düello yapsınlar.
MÜDÜR -- Garsonda da mı kılıç var?
SÜLEYMAN -- Var...O zaman Verona'da herkes asil,herkes kılıç taşıyor...Kılıçla yatıp,kılıçla kalkıyorlar,sabah kahvaltıda ekmeği bile kılıçla kesiyorlar...Neyse.. Romeo,düelloda garsonu öldürüyor..
MÜDÜR -- Sonra ne oluyor?
SÜLEYMAN -- Sonra çay bahçesine yeni bir garson alıyorlar.
MÜDÜR -- Onu sormadım,Romeo'ya ne oluyor?
SÜLEYMAN -- Verona Prens'i,Romeo'yu sürgüne yolluyor...O arada Cüneyt de, Romeo'nun hasretinden yanıp tutuşuyor.
MÜDÜR -- Cüneyt,Romeo'nun hasretinden yanıp tutuşuyor???
SÜLEYMAN -- Yanlış anlaşılmasın,hasret derken,arkadaşlık hasreti....Cüneyt'in babası bakıyor,oğlan,Romeo'ya olan arkadaşlık hasretinden verem olmuş,ölüyor,oğluna,onu unutabilmesi için başka bir arkadaş ayarlamaya çalışıyor..Başka bir Türk ailenin,Cüneyt'in yaşlarında bir oğlu var,Mahmut diye..Bir akşam Mahmut'u,Cüneyt'le arkadaş olması için eve çağırıyor.Ama Cüneyt,Mahmutla arkadaş olmak istemiyor..O gün gündüzden,Caminin imamına gidip yardım istiyor..
MÜDÜR -- Cami'nin İmamına gidiyor??
SÜLEYMAN -- Evet..Çünkü,oyunun orijinalinde,Jülyet,Kiliseye gidip Papazdan yardım istiyor ya..Oyuna sadık kalalım diye,ben de Cüneyt'i Cami'ye, İmama gönderdim.
MÜDÜR -- Bu mu senin oyuna olan sadakatin??
SÜLEYMAN -- Ne yapayım müdür bey,oyunun ruhu bozulmasın diye elimden geleni yapıyorum.Nereye göndereyim Cüneyt'i? Kuruyemişçiye mi göndereyim?.Şekspir,Kiliseye göndermiş,ben,Cami'ye gönderiyorum.Şekspir müslüman olsa,o da cami'ye gönderirdi..
MÜDÜR -- Peki,tamam..Sonra ne oluyor,yardım ediyor mu İmam?
SÜLEYMAN -- Ediyor...Verona'da Türklerin gittiği bir cami var.O Camiye gidip,İmamdan yardım istiyor. "İmam efendi,İmam efendi,babam beni başka biriyle arkadaş etmek istiyor ama ben Romeo'dan başka biriyle arkadaşlık etmek istemiyorum,bana yardım et." diyor..İmam da,Oyunun orijinalinde,Papaz'ın,Jülyet'e yaptığı gibi yapıyor.Bir ilaç hazırlıyor,Cüneyt'e veriyor,diyor ki "Bu ilacı içeceksin.Nabzın duracak,kalbin duracak,nefesin duracak,herşeyin duracak ama ölmeyeceksin.Herkes seni öldü sanacak.Camiye getirecekler, ben Romeo'ya haber göndereceğim,Romeo sürgünden gelecek,o arada ilacın etkisi geçecek,sen de uyanacaksın.Sonra da Kimseye haber vermeden Romeo'yla kaçın gidin,birlikte güzel güzel arkadaşlık yapın..."
OSMAN -- Süleyman amca..
SÜLEYMAN -- Efendim Osman,sen burda mıydın?..
OSMAN -- Sen şimdi dedin ya..İlaç vermiş imam,şeye..
SÜLEYMAN -- Cüneyt'e..
OSMAN -- Cüneyt'e..."Nabzın duracak,kalbin duracak,nefesinduracak,herşeyin duracak ama ölmeyeceksin" demiş ya..
SÜLEYMAN -- Evet..?
OSMAN -- O nasıl oluyo?.Onu anlamadım ben,onu soracaktım.
SÜLEYMAN -- Onu bana sormayacaksın Osman,onu Şekspir'e soracaksın..
OSMAN -- Tamam,ona sorarım..
ALAATTİN -- Sonra ne oluyor Süleyman abi?
SÜLEYMAN -- Sonra,Cüneyt, imamın verdiği ilacı içiyor.Herkes bunu öldü sanıyor.Cenazesini camiye getiriyorlar,yıkama mıkama,pamuk mamuk,o arada İmam,Romeo'ya haber gönderiyor "Gel" diye..Ama gel gör ki,Romeo'ya haberi götüren gerizekalı haberci,Romeo'nun sürgünde olduğu yere gideceğim derken,yanlış otobüse biniyor.
MÜDÜR -- O zaman otobüs mü vardı Süleyman?
SÜLEYMAN -- Doğru söylüyorsunuz,o zaman otobüs yoktu.At vardı.Ata biniyordu insanlar.Oyunun ruhunu bozmayalım.
ALAATTİN -- Aman abi,oyunun ruhuna dikkat et,bişey olmasın.
SÜLEYMAN -- O zaman şöyle yapalım.. Romeo'ya haberi götüren gerizekalı haberci,Romeo'nun sürgünde olduğu yere gideceğim derken,yanlış ata biniyor,yanlış yere gidiyor......O arada Romeo,Cüneyt'in ölüm haberini başka biyerden alıyor mu??
ALAATTİN -- Eyvah!!
OSMAN -- Nooldu Alattin abi??
SÜLEYMAN -- Yok bişey Osman,sen keyfine bak...
ALAATTİN -- Cüneyt'i gerçekten öldü sandıysa,kahretmiştir Romeyo.
SÜLEYMAN -- Kahretmez mi?..Sen olsan kahretmez misin?
ALAATTİN -- Kahretmez olur muyum Süleyman abi,kahrederim tabi.O zamanlar tabi dünya nüfusu da az,arkadaş zor bulunuyo...
SÜLEYMAN -- Romeo,Cüneyt'in gerçekten öldüğünü sanınca "Ben Cüneytsiz yaşayamam,Cüneyt gibi bir arkadaşın yoksa,yaşamanın hiçbir anlamı yok" deyip,kendisi için zehirli bir ilaç hazırlatıyor.
ALAATTİN -- Ama aslında Cüneyt ölmemiş?.
SÜLEYMAN -- Ölmemiş...İmamın verdiği ilacın etkisi geçene kadar,ölü gibi görünüyor...Romeo Cami'ye geliyor...Cüneyt'in cesedine bakıyor,ölmüş...
ALAATTİN -- Ama halbuki ölmemiş?
SÜLEYMAN -- Yok,ölmemiş..Ama uyanmasına daha onbeş dakka var...Romeo çok üzülüyor,cebinden,kendisi için hazırlattığı zehir şişesini çıkarıyor,zehiri içip,kendisini öldürüyor...
Romeo öldükten iki dakka sonra,Cüneyt uyanıyor..
ALAATTİN -- Anaaa..Gitti Romeyo...
SÜLEYMAN -- Cüneyt uyanıyor,kalkıyor,geriniyor,esniyor,pamuğu falan çıkarıyor...Sonra bir bakıyor,yanında Romeo..Ölmüş...
ALAATTİN -- E-ee?.Ne yapıyor bunun üzerine?
SÜLEYMAN -- İşte orda sıkıntı var...
ALAATTİN -- Ne sıkıntısı be Süleyman abi?
SÜLEYMAN -- Oyunun orijinalinde,Jülyet,uyanıp da,Romeo'nun zehir içip kendini öldürdüğünü görünce,Romeo'yu dudaklarından öpüp,dudaklarına bulaşmış zehiri içerek kendisini öldürüyor...
ALAATTİN -- Doğru söylersin,orda sıkıntı var,Cüneyt,Romeyo'yu dudaklarından öpemez...Şişede hiç zehir bırakmamış mı?
SÜLEYMAN -- Yok,hepsini içmiş.
ALAATTİN -- İnsan,ne olur ne olmaz diyerekten acık bırakır be ya...Peki, dudağından öpmese de yanağından öpse?.Veya,içerken damlamıştır,çenesine bulaşmıştır,çenesinden öpse?..Olmadı,zehir şişesini kırıp,şişenin içini yalasın,kalmıştır şişenin içinde biraz bulaşık...?
SÜLEYMAN -- Onu biz en iyisi müdür beye soralım,Cüneyt nasıl ölsün?..Müdür bey,Cüneyt nasıl ölsün?..Müdür bey??
MÜDÜR -- Ha?.Ne dedin?
SÜLEYMAN -- Cüneyt,diyoruz,nasıl ölsün?
MÜDÜR -- Cüneyt kim?
SÜLEYMAN -- Siz,beni dinlemiyor muydunuz?
MÜDÜR -- Dinliyordum dinliyordum..Bir ara dinliyordum,sonra koptum.
SÜLEYMAN -- Kopalı ne kadar oldu?
MÜDÜR -- Baya oldu..Dalmışım,memleketimi düşünüyordum...Neyse,siz ezberlemeye devam edin,yarın rolleri dağıtırız,ilk provaya başlarız..
SÜLEYMAN -- Neyi ezberleyeceğiz?
MÜDÜR -- Oyunu.
SÜLEYMAN -- Hangi oyunu?
MÜDÜR -- Tabii ki,"Romeo ve Jülyet" oyununu!..Oyunun orijinalini!.
Tembel herifler!..Önce oyundan kaçmaya çalışıyordunuz,şimdi de konudan kaçmaya çalışıyorsunuz.Yedirmem size Romeo-Jülyeti..Aslı neyse,aynen onu oynayacağız!.Haydi Allah kurtarsın! ( Çıkar )
ALAATTİN -- Ne yapacağız Süleyman abi? B.ku yedik mi?
SÜLEYMAN -- Yok daha yemedik,provalar başlasın,o zaman yemeye başlayacağız........
( ÜÇÜNCÜ TABLO'NUN SONU )
-----------------------
( DÖRDÜNCÜ TABLO )
( Müdür,Süleyman,Alaattin,Osman,girerler...
Yoğun bir prova seansından çıkmışlardır...Ellerinde,oyunun tekstleri,çalıştıkları bölümler...)
ALAATTİN -- Müdür bey,biraz ara versek be ya?..Çok yorulduk,nerdeyse üç saattir çalışıyoruz..
MÜDÜR -- Bu bölümü bitirelim ara vereceğiz...
( Koğuşun önündeki taburelere otururlar.Müdür,elinde tekstiyle,ayaktadır.)
MÜDÜR -- Süleyman,sen fena değilsin...Alaattin,senin de şiveni düzeltmen lazım.Muhacir şivesiyle Romeo-Jülyet oynayamazsın..Her lafın sonunda "be ya,be ya.." diyorsun ya?..Onu söylememeye çalış.
ALAATTİN -- Tamam,söylemem be ya..
MÜDÜR -- Alaattin!."Be ya" deme!
ALAATTİN -- Ama o hemen olmaz Müdür bey,biraz zaman ister be ya..Alışmışım çocukluğumdan beri,değiştiremem hemen.
MÜDÜR - Elinden geleni yap Alaattin...Osman sana gelince....Neyse,sana sonra geliriz...
Süleyman,senin şu sahneni tekrar alalım..
SÜLEYMAN -- Alalım müdür bey...( Kalkar,elinde tekst,bakmadan,oyundaki,Romeo'nun tirad'larından birini,biraz da havaya da girerek oynar..)
"Ey erken görüp,tanımakta geç kaldığım!..
Ey parıltılı melek,göklerin kanatlı habercisi!..
Uçsuz bucaksız uzakta olsan da,ulaşmak için sana,açılırdım denizlere...
Şu karşıki camdan süzülen ışık da ne?
MÜDÜR -- Süleyman..
SÜLEYMAN -- Efendim müdür bey?
MÜDÜR -- Biraz daha hissederek,biraz daha tutkulu oynayabilir misin?..Sende o tutkuyu göremiyorum.
SÜLEYMAN -- İki senedir cezaevindeyim,ondandır...
MÜDÜR -- Süleyman,lütfen,kendini vermeye çalış..Kendini Romeo gibi hisset...Süleymanı unut,Romeo ol.
SÜLEYMAN --Süleymanı unutuyorum.Romeo oluyorum?..Tamam,baştan alıyorum,Süleyman'ı unuttum.Süleyman yok.Süleyman gitti.
ALAATTİN -- Süleyman abi?
SÜLEYMAN -- Efendim Alaattin?
MÜDÜR - Alaattin,ben adama Süleymanı unutturup,Romeo yapmaya çalışıyorum..Niye adama kendisini hatırlatıyorsun?..
SÜLEYMAN -- Bana kendimi hatırlatma Alaattin.Zaten bıkmışım kendimden.Fırsat bu fırsat,Romeo olup,zihnimin kanatlarıyla uçup gideyim bu cezaevinden diyorum,bana niye kendimi hatırlatıyorsun?.Ben şu an itibarıyla Romeo'yum..
ALAATTİN -- Ben de onu soracaktım,Romeyo'yu sen mi oynayacaksın?
MÜDÜR -- Ona henüz karar vermedim Alaattin..Bakacağım..Kim hangi role daha uygunsa,daha iyi oynarsa,ona göre rol dağılımı yapacağım.
ALAATTİN -- Siz de oynayacak mısınız müdür bey?
MÜDÜR -- Bakacağız Alaattin..Gerekirse,ben de oynayacağım,Mehmet de oynayacak..
ALAATTİN -- Gardiyan Mehmet mi?
MÜDÜR -- Evet,neden şaşırdın?..Her insanın içinde vardır biraz sanatçılık.
ALAATTİN -- Mehmet'in içine de baktınız mı?.Onda da varmış mı sanatçılık?
MÜDÜR -- Daha bakmadım,sonra bakacağım..
ALAATTİN -- Boşuna bakmayın müdür bey,Gardiyan Mehmet'in içinde hiç sanatçılık yoktur,bence Mehmet,yüzde yüz gardiyan.
MÜDÜR -- Haydi Süleyman,aynı yeri yeniden alalım...
SÜLEYMAN -- Alalım müdür bey..Yalnız müdür bey,bu Romeo,gencecik bi adam.Romeo'yu benim oynamam doğru olur mu?.Benden üç tane Romeo çıkar.
MÜDÜR -- O zaman sen de bir tanesiyle oyna...Aşkın,aşığın yaşı yoktur Süleyman..Oyunda,Romeo anlatılmıyor,aşk anlatılıyor...İstersen,havaya girebilmek için aşık olduğun birini düşün,karını düşün.
SÜLEYMAN -- Karımı düşüneyim??..
Müdür bey,niye durduk yere karımı aklıma soktunuz şimdi?.Tam havaya girmiştim...Bütün havam bir anda boşaldı...Neyse,ben,Lise üçüncü sınıfta Jale diye bi kıza aşık olmuştum,oynarken Jülyet niyetine Jale'yi düşüneyim..
( Biraz daha hissederek oynar )
"Ey erken görüp,tanımakta geç kaldığım!.
Ey parıltılı melek,göklerin kanatlı habercisi..
Uçsuz bucaksız uzakta olsan da,ulaşmak için sana,açılırdım denizlere...
Şu karşıki camdan süzülen ışık da ne!!?..."
( Müdür,alkışlar,ötekiler de müdüre katılıp alkışlarlar )
MÜDÜR -- Güzel..Gayet güzel..Ama yeterli değil..Daha iyi olacak..
SÜLEYMAN -- Bir daha alayım o zaman.."Ey erken görüp...
MÜDÜR -- Gerek yok Süleyman,fazla zorlamayalım,bugünlük bu kadar yeter,önümüzde çok zaman var,yavaş yavaş gireceğiz oyunun içine..
SÜLEYMAN -- Yok yok,alayım bi daha."Ey erken görüp...
MÜDÜR -- Alma Süleyman,bugünlük yeter.
SÜLEYMAN -- Ama tam havasına girdim müdür bey,"Ey erken görüp...
MÜDÜR -- Süleyman,istemiyorum!!..Bu gün vakit yok,daha Alaattinle,Osman'ı çalıştıracağım..
SÜLEYMAN -- Son bi kere alayım o zaman,"Ey erken görüp...
MÜDÜR -- Süleyman!!!
SÜLEYMAN -- ( Korkarak ) Buyur müdür bey?
MÜDÜR -- Ben senin yönetmeninim!..Ben,tamam diyorsam,tamam demektir!...
SÜLEYMAN -- Tamam müdür bey..
MÜDÜR -- Alaattin,sen gel,seninle bir tekrar yapalım..( Süleyman'a arkasını döner )
SÜLEYMAN -- ( Daha alçak sesle,öbür tarafa dönerek ) "Eyy erken görüp...
MÜDÜR -- SÜLEYMAN!..
SÜLEYMAN -- Tamam müdür bey...
( Alaattin, ortaya gelir..)
( Müdür,kendi tekstini Alaattine verir,okuyacağı yeri gösterir. )
MÜDÜR - Alaattin,sen şurayı oku bakayım,nasıl olacak?.
ALAATTİN -- Şurayı mı?
MÜDÜR -- Evet orayı..Sende bir Jülyet'i deneyelim.Bakalım Jülyet,sende nasıl duracak?
ALAATTİN -- Bu, Cülyet mi ?
MÜDÜR -- Evet,Jülyet..
ALAATTİN -- Cülyet bende güzel durmaz müdür bey.yakışmaz bana.Osman oynasın onu.
MÜDÜR -- Alaattin,başlamayalım yine.. Bu roller oynanacak.Kimin neyi oynayacağını ben belirleyeceğim.Sen şunu bi oku,seni bir göreyim..
ALAATTİN -- Tamam müdür bey okuyayım..Hani ben, oyun güzel olsun,roller otursun diye dedim.
MÜDÜR -- Oturur,oturur,ben oturturum,sen merak etme..
( Alaattin,müdürün gösterdiği yeri okumaya başlar..)
ALAATTİN -- "Ah Romeyo,Romeyo,neden Romeyosun sen be ya?..
MÜDÜR -- Alaattin!..Ne dedim ben sana?.."be ya.." diye bişey yok!..Oyunda "be ya.." yok!..
Beya'sız oyna.Lafın sonunda "be ya.." deme..Zaten orda "be ya" diye bişey yazmıyor,niye "be ya" diyorsun?
ALAATTİN -- Bilmiyorum müdür bey,istemeden kendimden ekleme yapıyorum.
MÜDÜR -- Kendinden ekleme yapma,orda ne yazıyorsa,onu oku.
ALAATTİN -- Tamam müdür bey,okuyayım yeniden..
MÜDÜR -- Oku!
ALAATTİN -- Karı sesiylen mi okuyayım?
MÜDÜR -- Ne karı sesi?
ALAATTİN -- Cülyet kadın ya?..Sesimi incelteyim mi azıcık?
MÜDÜR -- Sen önce hele bi erkek sesiyle okumasını bir becer de,ona sonra bakarız..Oku hadi.
ALAATTİN -- Okuyayım..." Oh Romeyo...
MÜDÜR -- "Oh Romeo " değil, " Ah Romeo.."
ALAATTİN -- Ne farkeder müdür bey?
MÜDÜR -- Farkeder!!!..." Oh " başka, "Ah " başka..Orda ne yazıyorsa onu oku Alaattin! ( Kızmaya başlamıştır )
SÜLEYMAN -- "Oh" la, "Ah" aynı şey mi Alaattin?..Oh başka,Ah başka..."Oh" un yeri ayrı,"Ah" ın yeri ayrı...Mesela,yazın sıcağında buz gibi birayı dikersin kafaya," Ohh.." dersin..Sonra o sarhoş kafayla birine çatarsın,tokadı yersin,"Ahh."dersin...Biri senin canını yakar "Ah" dersin,aynı şey onun başına gelir "Oh!.." dersin.
MÜDÜR -- Süleyman,çalışmayı bölme.
SÜLEYMAN -- Pardon müdür bey.
MÜDÜR -- Oku baştan..
ALAATTİN -- Okuyayım..." Ah Romeyo..
MÜDÜR -- "Romeyo " değil, "Romeo.."
ALAATTİN -- " Romeo..."
MÜDÜR -- Baştan al.
ALAATTİN -- Alayım..." Ah Romeo, Romeo,neden Romeo'sun sen be ya?..
MÜDÜR -- Alaattin,ben sana ne dedim???...
ALAATTİN -- Ne dedin?..Haaa..Tamam be ya..." Be ya " demeyecektim be ya..
MÜDÜR -- Alaattin sen benimle dalga mı geçiyorsun??
ALAATTİN -- Yok be ya...Niye dalga geçeyim müdür bey?..Vallayi, tutamıyorum kendimi..
SÜLEYMAN -- Alaattin,kendini okumadan önce tut,sonra oku.
ALAATTİN -- Tamam be ya,öyle yaparım..
MÜDÜR -- Alaattin " Be ya " deme!
ALAATTİN -- Tamam demem.......demem...
MÜDÜR -- Oku şimdi!
ALAATTİN -- Okuyorum..." Ah Romeo,Romeo,neden Romeo'sun sen?.."..."Be ya.." demedim müdür bey!
MÜDÜR -- Bravo,çok güzel,tebrik ederim..Arkadaşlar,"Be ya" demedi diye
Alaattin'i alkışlayalım...( Alkışlarlar..)...Devam et..
ALAATTİN -- Baştan alayım mı?
MÜDÜR -- Baştan al.
ALAATTİN -- " Ah Romeo,Romeo,neden Romeo'sun sen?...İnkar et babanı,kendi adını reddet!...Elinden gelmezse yemin et beni sevdiğine...Vazgeçeyim ben Capulet olmaktan..."
MÜDÜR -- "Capulet" değil, "Kapulet..."
ALAATTİN -- Ama "Capulet" yazıyo müdür bey..Aha işte bakın,"Capulet" yazıyor.
MÜDÜR -- Alaattin,öyle yazabilir ama "Kapulet" diye okuyacaksın.
ALAATTİN -- E hani,orda ne yazıyorsa onu oku demiştiniz??..O zaman niye ben demin "Ah.." yerine "Oh " dedim diye bana kızdınız??
MÜDÜR -- Alaattin,o başka,bu başka,canımı sıkma benim.İngilizcede, yazılanlar,yazıldığı gibi okunmaz.
ALAATTİN -- Niye?
MÜDÜR -- Sen sorasın diye!..Ne bileyim niye?..
SÜLEYMAN -- Ben İngilizce'de neden,yazılanların yazıldığı gibi okunmadığını biliyorum müdür bey.
MÜDÜR --Nedenmiş?
SÜLEYMAN -- Çünkü,İngilizler,hiç bişeyi beğenmeyen çok kibirli insanlar ya..Önce yazıyorlar,sonra kendi yazdıklarını bile beğenmiyorlar,başka türlü okuyorlar..
MÜDÜR -- Alaattin,şunu baştan yeniden oku,hata istemiyorum bu sefer.
ALAATTİN -- Okuyayım... "Ah Romeo,Romeo,neden Romeo'sun sen?...İnkar et babanı,kendi adını reddet!...Elinden gelmezse,yemin et beni sevdiğine...Vazgeçeyim ben Kapulet olmaktan be ya..."
MÜDÜR -- Ulan ben sana ne dedim?!!.. ( İyice çileden çıkmıştır..Alaattin'in üzerine yürür..) Ulan ben sana "Be ya" deme,demedim mi?!!.. ( Alaattin,geri geri kaçar..Süleyman,kalkar,müdürü tutar)
SÜLEYMAN -- Müdür bey,yapmayın..Adamın kültürü o..Bilerek yapmıyor,tutamıyor kendini..
ALAATTİN -- Müdür bey,kuran çarpsın kasten yapmıyorum be ya..Çalışır,tutarım kendimi,bi daha be ya demem be ya..
MÜDÜR -- Alaattin,"be ya" deme!!!
ALAATTİN -- Demem be ya..
SÜLEYMAN -- Alaattin,sus! Hiçbişey deme!
ALAATTİN -- Tamam be ya..
MÜDÜR -- Ulan deli olacağım...Hay dilini eşek arısı soksun..Ulan iki kelime söylemeyeceksin,iki kelime..Zaten onlar kelime bile değil..
SÜLEYMAN -- Sus Alaattin..Ağzını bile açma..
MÜDÜR -- Tamam Süleyman..Bırak beni..
SÜLEYMAN -- Sakinleştiniz mi?.İyi misiniz?
MÜDÜR -- İyiyim iyiyim,bırak..
SÜLEYMAN -- Emin misiniz?
MÜDÜR -- Eminim be ya.....Ulan,bana da bulaştırdı!...( Dilinin ucuna bir şey yapışmış gibi,rahatsız olur,tükürüp atmaya çalışır ) Bana da bulaştırdı!.."be ya" yı bana da bulaştırdı,ben de "be ya" demeye başladım!..( Dilinin ucuyla tükürür )
ALAATTİN -- Kötü bişey mi müdür bey?.Bizim orda herkes öyle konuşur..
MÜDÜR -- Kötü bişey,demiyorum Alaattin..Tam tersine,güzel bişey..Ben,şiveleri severim.Şive,renktir,farklılıktır,farklı olmak da güzeldir ama Alaattin,Allahını seversen,Romeo-Jülyet oynayacağız yavrum!.Şekspir oynayacağız..Sen böyle oynarsan,tarihçilerin kafasını karıştırırsın, "Şekspir,muhacir miydi,aslen Trakya göçmeni miydi?" diye sorular sormaya başlarlar..
ALAATTİN -- Tamam,dikkat ederim müdür bey..
MÜDÜR -- "Be ya" demeyeceksin!
ALAATTİN -- Demem.........Demem.........Zor tutuyom kendimi ama demem müdür bey..
MÜDÜR -- Söz mü?
ALAATTİN -- Söz be ya...
MÜDÜR -- Hay Allah seni bildiği gibi yapsın...
SÜLEYMAN -- Siz merak etmeyin müdür bey.ben çalıştırırım onu.Hem oyuna çalışırız,hem de ben ayrıca Alaattin'i "be ya" dememeye çalıştırırım..
MÜDÜR -- Tamam...Ne kadar vaktimiz var? ( Saatine bakar ) Biraz da Osman'a bakalım..Gel bakalım Osman..
( Osman,kalkar,ortaya gelir..Durumdan,etrafından,dünyadan tamamen kopuk,dumanlı bir hali vardır )
MÜDÜR -- Osman,seninle ne yapacağız?...Çocuklar,Osman'a hangi rolü verelim,aklınıza bişey geliyor mu?
SÜLEYMAN -- Valla,benim aklıma hiçbişey gelmiyor.
ALAATTİN -- Benim de gelmiyo..
SÜLEYMAN -- Osman oynamasın müdür bey,yormayalım çocuğu.Bütün rolleri biz aramızda paylaşırız..Osman kaldıramaz Romeo-Jülyet'
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder