YAZILAR

cc

9 Ocak 2018 Salı


AK PARTİ'YE ŞİİR...


Yağlasam sesimi duyar mısınız

mısralarımda..


Dokunabilir misiniz

çaresizliğime ellerinizle?..


Bilmezdim işsizliğin bu kadar

kötü,


Okumanınsa kifayetsiz olduğunu

bu derde düşmeden önce


Bir yer var,biliyorum

Herşeyi elde etmek mümkün

Ak parti ilçe teşkilatı...


Epeyce yaklaşmışım,duyuyorum

İçerden kahkaha sesleri,keyif gıcırtıları yükseliyor


Çıksam merdivenleri

Otursam karşınıza

Biat etsem

Üye olsam


İş bulabilir misiniz bana,

Getirebilir misiniz beni önemli mevkilere?..


Hemen yaparsınız biliyorum


Ama ben


yapamıyorum...


SELİM BEY VE SABİT USTA...


-- Tamam mıdır Sabit usta?

-- Tamamdır Selim bey..

-- Bi daha say istersen..

-- Yok Selim bey,saydım,tamamdır..

-- İşimiz bitti o zaman..

-- Evet,bitti..

-- Hakkını helal et.

-- Estağfurullah Selim bey,ne hakkı?.İşimizi yaptık,paramızı aldık..

-- Olsun,sen yine de hakkını helal et..

-- Hak diye bişey yok Selim bey..Neyse emeğimizin karşılığı,ödediniz..                                            

-- O başka Sabit usta...Beş senedir bende çalışıyorsun,gözümüzden kaçmıştır,hak geçmiştir,sen yine de hakkını helal et,içim rahat etsin..

-- Yok öyle bişey Selim bey..Asıl siz hakkınızı helal edin,bi eksiğimiz,ayıbımız olduysa..

-- Yok Sabit usta...Yukarda Allah var,sen iyi bi ustasın,işini de iyi yaptın.Varsa bişey,benden yana helal olsun.

-- Allah razı olsun...O zaman gideyim ben.Çocuklar ekmek bekler.

-- Sabit usta...Bak,hakkını helal etmeden gidersen,çok gücenirim.Ben bu konularda çok titizimdir.Haydi hakkını helal et.

-- Selim bey,valla yok öyle bişey..Asıl ben size borçluyum.Bana iş verdiniz,sayenizde beş sene ekmek yedim.

-- Olsun sen de çalıştın,ekmeğinin karşılığını ödedin...

-- Tamam o zaman..Hoşçakalın.

-- Sabit usta??

-- Efendim?

-- Hakkını helal et..

-- Selim bey,hak yok ki,neyi edeyim?..Beni mahcup ediyosunuz..Hiç olur mu öyle şey..

-- Olsun olmasın farketmez!.Sen yine de hakkını helal et!.

-- Gerçekten Selim bey...Hak diye bişey yok..                                        

-- Allah Allaaah?...Yahu söyleyeceğin üç kelime?..Hakkımı helal ediyorum de ki,benim de içim rahat etsin..Ben inançlı adamım,bilmeden de olsa hak yemekten çok korkarım.

-- Yok Selim bey,günahınız benim olsun.Helal edecek bişey yok..

-- Yahu,söylesen ölür müsün?

-- Ama Selim bey,öyle bişey yokken niye söyliyim?..Hak geçmemişken,hakkını helal etmek çok mantıksız geliyo bana..

-- Boşver mantığı şimdi.Hakkımı helal ediyorum de!

-- Selim bey,ben çalıştım,siz de yaptığım işin parasını ödediniz.Hak diye bişey..

-- Sabit usta?

-- Efendim?

-- Etmeyeceksin di mi?

-- Etmiycem.

-- Çok mu hakkın geçti bana?

-- Üff..Hem de nasıl.

-- Çok mu sömürdüm seni?

-- İliğimi emdin iliğimi...Bi de inançlı adamım diyosun, İnançlıyken böyle yapıyosan,inançlı olmasan yandıydık demek.

-- Sen bidaha benle çalışmazsın o zaman?

-- Çalışırsam sevsinler!.

-- Git o zaman.

-- Gidiyom zaten.

-- Hakkın n'olucak?

-- Allaha havale ettim,sonra faiziyle ona ödersin.

-- Tamam öyle yaparım.


EKİM ARKADAŞI...


Facebook benim için Ekim ayı videosu hazırlamış.

Ekim ayıyla ilgili bilgilerimi derlemiş.

Kaç beğeni aldın,kaç yorum yapıldı,kaç yeni arkadaş edindin diye..

Buna göre Ekim ayında sekiz yeni arkadaş edinmişim...

Az..

Vallahi az...

Otuzu,sekize böl,yaklaşık dört güne bi arkadaş ediyo..

Benim gibi arkadaş canlısı biri için çok az..

Ayrıca bu ay da,ayın altısı oldu,hala siftah yapamadım..

Ay başı diye mi acaba?..

Maaşını,altısında,yedisinde,onunda alanlar da var..

Ne hale geldi memleket anasını satayım.Arkadaşlığı da bitirdiler...

Eskiden hergün yalnız başımıza evden çıkardık,akşam en az on arkadaş edinmiş halde eve dönerdik..

Şimdi öyle mi?..Ayda bi arkadaş edinebilirsen,öp de başına koy...

Allahtan ben zamanında sağlam arkadaşlar edinmişim de,yeni arkadaş edinemediğim zaman onları arıyorum,napıyosun,ne ediyosun,havadan sudan,ordan burdan konuşup,arkadaşlık ihtiyacımı gideriyorum.

Peki ya sağlam arkadaşlıklar kuramayanlar naapsın?...

Hem sonra,kim bu Ekim ayında edindiğim arkadaşlar?..

Profil sayfalarına girip bakıyorum...

Mesela Tokat'lı birini edinmişim..

Bakıyorum ne iş yapıyo diye,adam emekli..

Emekli maaşları belli...Ancak kendisine yeten bi adam,bana ne faydası olabilir ki..

Kalk gel,biraz da yakından arkadaşlık yapalım dese,burdan kalk,Tokat'a git,iki saat arkadaşlık yap,sonra yine bin otobüse dön..

Değer mi o yorgunluğa?..

Gerçi tipinden,iyi birine benziyo ama bilemezsin ki..Belki de o fotoğrafı çektirirken iyi biri pozu vermiştir..

En iyi arkadaş,eve en yakın arkadaştır...

Biri İzmir'de..Biri Kayseri'de..Biri Adapazarında...

Ya birini canım yakından görmek istedi,İstanbuldan kalkıp Kayseriye mi gidicem?...

Mecbur kalırsam,önce Sivas'a giderim,Sivastan kalkıp Kayseri'ye gitmek daha kolay,ordan daha yakın...

Hem sonra,nasıl bi arkadaş olduğunu bilmeden arkadaş edinmek de iyi değil..

Tanımadan,etmeden,nasıl biri olduğunu bilmeden ediniyosun,sonra bozuk çıkıyo..

Daha geçen ay edindiğim 15 arkadaşın yedisinin arkadaşlıklarını,saygısızlık yaptılar diye,bi hafta sonra iptal ettim,arkadaşlıktan çıkardım.Yazık günah değil mi?..Bi arkadaş kolay mı ediniliyo?...

Ayrıca arkadaşlık dediğin de,maddi veya manevi çıkar ilişkisidir..Alışveriştir..

Mesela Adıyaman'lı bi arkadaşım var..

Felaket tipsiz biri..

Adıyaman Belediyesi buna gündüz sokağa çıkma yasağı koymuş..Ancak gece vakti el ayak çekildikten sonra bikaç saat çıkıp dolaşma izni var..

Bu bana üç ay önce arkadaşlık isteği gönderdi,kabul etmedim,sonra hergün istek göndermeye başladı,mesajlar attı,yalvardı,hiç arkadaşım yok,kimse benle arkadaş olmuyor,ne mesaj istersen atarım,istediğin yorumu yazarım,her gönderini beğenirim falan diye..

Gittim gördüm,hakkaten acınacak halde.Dediği gibi hiç arkadaşı yok,kollarını kendisine dolamış,kendisine sarılmış oturuyor...

Arkadaşlık isteğini kabul ettim.Niye?..Çünkü o kadar tipsiz ki,yanındayken beni yakışıklı gösteriyor...

Bikaç kere birlikte takıldık, biyerlere gitttik..Kadınlar onu görünce,bana razı oluyorlar..

Neyse..Moralimi bozmayayım.

Ayın onuna kadar maaşlar alınsın,karınlar doysun,keyifler yerine gelsin,belki arkadaş olmak isteyen çıkar...

O zamana kadar elimdeki arkadaşlarla idare edeyim...


ŞEKİL YAPMA...

Sizin evinizde misafir odası var mı?...

O zaman acayip misafir geliyodur size...

Benim evimde misafir odası yoktu...

Bana hiç misafir gelmeyince,bi arkadaşım "Senin evinde misafir odası yok da ondan gelmiyorlar" dedi.."Sen evinin bir odasını misafir odası yap,bekle,gelirler" dedi..

Dediği gibi de oldu..Daha misafir odasının yapımını bitirdim,kapı çaldı..

Onlar kalkmadan,haydi iki misafir daha...

Kırk yılda bir araba geçen yola asfalt dökerler,yol bi anda E-5'e döner ya...

Hani biyere hastane yapılır,birden o bölgede herkes hastalanır ya...

Şaka değil...

Benim evime yakın,bi hastane açıldı,sabah kalkıyorum,başım ağrıyor..Öğlen oluyor,midem yanıyor...Akşam oluyor,belim tutuluyor...

Hastaneden uzaklaşıyorum,ağrılarım geçiyor..Yaklaşıyorum başlıyor...

Hastanenin önünden geçerken ayağımı burktum,arabayla kaza yaptım...

Allahtan hastane yakın,hemen müdahale ettiler..

Aklınızda olsun,kaza yapacaksanız,hastaneye yakın yerlerde yapın..

Zamandan kazanıyorsunuz,hemen müdahale şansınız oluyor...

Demek ki etki-tepki meselesi..Hastaneyi görünce insanın hasta olası geliyor...

Nasılsa yakında hastane var,bişey olursa hemen ilgilenirler deyip,kendimizi bırakıyor,sağlığımıza dikkat etmiyor muyuz?..

Misafir odasından yola çıkarak,şekilciliği eleştireyim azıcık demiştim...

Şekile çok itibar ediyoruz..

İsimleri önceden koyulmuş hazır hayatlar yaşıyoruz,otomatiğe bağlamış gidiyoruz ve bu arada farkında olmadan özümüzü kaybediyoruz...

Özümüz,şeklimizi ortaya çıkarmalı,şekil öze biçim vermemeli...

Hazır şekillere kendimizi monte edince,herkes birbirine benzemeye başlıyor.Herkes birbirine benzemeye başlayınca da,insanın değeri düşüyor.Çünkü aynı şeyden çok olan herşeyin değeri azalır...

İnsanı orijinal yapan özüdür...

Benim evimde misafir odası yok..

Misafir odası olacak da ne olacak?.

Misafir gelecek,oturacak,sonra tuvaleti gelecek...Misafiri normal tuvalete de gönderemezsin ki..Ayıp olur...Onun için ayrı bir misafir tuvaleti yapman lazım..Kim uğraşacak onunla?...

Benim evime misafir gelmez,dostlar gelir..Onlar için de misafir odasına gerek yoktur,ben dostları yüreğimde ağırlarım.....

(İyi bağladım....)


SAKAL BIRAKMAYAN ERKEK...                                           


Sosyal medya'nın gündemi : "Sakal bırakmayan erkeği kadın zanneder,yanlış düşüncelere girersin.."

Bir televizyon kanalındaki programda erkeklerin sakal bırakmasının şart olduğu söylenerek şöyle denildi :

"İlerde bir adam görürsün,baktın sakalı yok.Yakınına gidene kadar onu kadın zannedersin.Allah muhafaza bir sürü olmadık düşünceye girersin..."

Bana ikide bir "Sakalını kes,sakalını kes" diyen yakınlarım!.
                                                    
Benim niye sakal bıraktığımı anladınız mı şimdi?...

Size hiç gerçeği söylemedim ama gerçek,bu..

Sakalımı kesersem,kadın sanılıp tacize uğramaktan korkuyorum..
                                        
İnanın bana,sakalım yokken,bakkala bile gidemiyorum..

Sakallarım uzayana kadar ne çektiğimi bi ben bilirim.

Üç kere istemeye geldiler..

Yakınıma kadar gelip erkek olduğumu anlayınca gittiler..
                                                 
Ne mühendisler,ne doktorlar, "Sakalını kes,seni kraliçeler gibi yaşatayım" dedi de,gitmedim...

Sakal insanı gerçekten de erkek yapıyor..

Ne zaman sakalımı kessem,göğüslerim büyümeye başlıyor.

Sakal bırakınca küçülüyor...

Kesiyorum,büyüyor.Bırakıyorum,küçülüyor..Bu nasıl bişey anlamadım..

Benim sakallarım ilk 18 yaşındayken çıkmaya başladı.

18 yaşıma kadar annem tek başıma sokağa çıkmama izin vermezdi..

Bütün gün evde çamaşırdı,bulaşıktı,ev işlerinde anneme yardım ederdim..

Sakalım çıkmayacak,erkek olamayacağım diye ödüm kopardı...

İki tane ağabeyim vardı,onlar sakallıydı,yani erkektiler.

Beni okula onlar götürüp getirirlerdi,yolda başıma bişey gelmesin diye..

Buna rağmen,yanımda erkek,yani sakallı birileri olmasına rağmen iki kere kadın sanılıp saldırıya uğradım...

Televizyondaki hoca haklı.Uzaktan kimin ne olduğu anlaşılmıyor..

Bazan da,birine uzaktan bakınca erkek sanıyorsun,yakınlaşıp arkadaş oluyorsun,bisüre sonra "erkek" olmadığı ortaya çıkıyor.Verdiği sözü tutmuyor,arkandan konuşuyor falan...

Sakalına bakıyorsun,derin bir hoca,sözüne inanılır biri sanıyorsun ama saçmalıyor...

Demek...

"İlerde bir adam görürmüşüz...Bakarmışız ki sakalı yok.Yakınına gidene kadar kadın zanneder,yanlış şeyler düşünürmüşüz..."

Kadın olsa ne olacak peki?

Yanlış şeyler düşünmeye devam mı edeceğiz?..

Sen ne utanmaz bi adamsın ki,kadın gördüğünde hemen yanlış şeyler düşünmeye başlıyorsun...

Vay anasını!..

Bu kadar mı açız?..

Allah bizi bizden korusun.....

ŞİMDİ AL...


İnşaat sektöründe işler iyi gitmiyor...

Yapılan lüks daireler alıcı bulmuyor...

Firmalar habire reklam yayınlıyorlar,

"Bilmemne Yapı'dan,içinde alışveriş merkezi,havuzu,özel güvenliği,hatta helikopter pisti olan özel yaşam alanları!..Satılık daireler!...Emlak konut güvencesiyle!...Kendinizi özel hissetmek istemez misiniz?...Şimdi al,sonra öde!..."
diye ama tık yok......



-- Şişt bilader??

-- Bana mı dedin?

-- Kime diycem,sana diyorum tabi...Ne mal mal bakıyosun televizyona?..Alsana bi daire?..

O kadar para gömdük,bangır bangır bağırıyoruz,niye daire almıyosun?.Kendini özel hissetmek istemiyor musun??

-- Yok ki paramız.Nasıl alıcaz?.

-- Oğlum bu fırsatı kaçırmayın..Bak havuzu var,alışveriş merkezi var,özel güvenliği var...Helikopter pisti bile var lan,daha ne istiyosun?

-- Kardeşim,paramız yok..Kiramızı zor ödüyoruz,nasıl alıcaz o daireleri?.

-- Emlak konut güvencesiyle!.

-- Kusura bakma,ödeyemem o kadar parayı.

-- Yirmidört ay taksitle!

-- Vallahi yok..

-- Şimdi al,sonra öde!

-- Kuran çarpsın yok.

-- Sonra al,şimdi öde!.

-- Yapamam..

-- Lütfen!.

-- Mümkün değil.

-- Hiç mi yok?

-- Hiç yok..Elli lira param var,işini görecekse vereyim.

-- Tamam,ver bari...Bütün parayı betona gömdük,işçilerin parasını veremedik,bari şurdan peynir,ekmek,karpuz,üzüm falan alayım da,inşaatta yiyelim..

Kendini özel hissetmek istersen?..

-- Yok,iyiyim böyle..

-- Şimdi al,sonra öde?

-- Hayır.

-- Sonra al,şimdi öde?

-- Olmaz.

-- Şimdi sonra al öde?

-- Defol!
                          
-- Öde öde,hep öde?

-- Lan git!..Bana mı sordunuz yaparken?..

Sana,kim yap dediyse,git ona sat....

"Kendini özel hissetmek isteyenler"miş?...Sen kimsin ki bana "Sen özel değilsin diyorsun,terbiyesiz!...


KUZU ÇEVİRME...

Yunanlı askerler işgal ettikleri adalarımızdan birinde bir de kuzu çevirme yapmışlar...

Adaya gelen yunan vatandaşlarına ve yabancı ziyaretçilere şölen düzenlemişler...

İşte bu olmaz!...

Bu bardağı taşıran son damladır.

Bu bizim tahammül sınırlarımızı test etmektir..

Bunu asla kabul edemeyiz!..

Ayıp!..

Çok ayıp!...

İnsan bizi de davet eder...

Siz kim oluyorsunuz da, işgal ettiğiniz bize ait Ada'da şölen düzenliyorsunuz da bizi davet etmiyorsunuz?.

Bunun hesabını vereceksiniz!..

İşgal ettiğiniz ada bizim...Bizim adamızda kuzu çevirme yapıyorsunuz, herkesi çağırıyorsunuz, bir bizi çağırmıyorsunuz..Nerede kaldı komşuluk?..

Bu yaptığınız uluslararası saygı hukukuna gölge düşürmektir...

Uluslararasında, özellikle de komşu devletler arasında yazılı olmayan kurallar vardır.."Eğer bir devlet, başka bir devletin toprağını işgal etmişse, o topraklarda yapacağı her türlü şölene, her türlü kuzu çevirmeye, işgal ettiği ülkenin yöneticilerini de davet etmek zorundadır..."

Ayıp...

Ne olurdu davet etseydiniz?..

Adabımızla gelir, bir parça kuzu yer, hiç rahatsızlık vermeden kuzu kuzu evimize dönerdik...

Kuzunuz yetmediyse, kendi kuzumuzu kendimiz getirirdik..Ada yetmediyse,yeni ada verirdik...

Ne istediniz de vermedik?..Onsekiz tane adamızı işgal ettiniz, ağzımızı açıp da tek kelime söyledik mi?..

İstiyorsanız işgal ettiğiniz adaların güvenliğini biz sağlayalım..

Müteahhitlerimizi gönderelim size orada güzel tesisler, yerleşim yerleri yapsınlar..

Daha ne yapalım?..Ne istiyorsunuz bizden?.Nedir bizimle derdiniz?.Niye bizi kuzu çevirmeye davet etmiyorsunuz?..

Niye?.

Niyeee??....


ÇIKARMA!..


Çıkarma işlemini hiç sevmiyorum..

Neden?..İzah edeyim..

Mesela yirmiden onikiyi çıkarıyorsun,sekiz kalıyor..

Sana sekiz mi lazım?..

Sekize mi ihtiyacın var?

Eğer sekize ihtiyacın varsa,çok istiyosan yirmiden onikiyi çıkarıp sekiz elde et bişey demiyorum ama çıkardığın o oniki sayı çöpe gidiyor,ona üzülüyorum..

Patatesi kalın kalın soymak gibi..Patatesin çoğu kabuğunda kalıyor..

Halbuki ince ince soysan,yani yirmiden oniki çıkarmasan da,bir çıkarsan,iki çıkarsan,elinde yine onsekiz ondokuz sayı kalır.

Eğer sekize ihtiyacın varsa,hiç sayı ziyan etmeden sekiz elde etmenin başka yolları da var.

Dörtle dördü topla,sekiz..Üçle beşi topla,sekiz..İkiyle altıyı topla,sekiz..Birle yediyi topla,sekiz..

Ayrıca çarparak da ihtiyacın olan sekizi elde edebilirsin.

İkiyle dördü çarp,sekiz...

Hiç olmadı,al bi onaltı,tam ortadan ikiye böl,sekiz..Hem de iki tane..Birini şimdi kullan,öbürü dursun...

Yirmiden onikiyi çıkarıyorsun,sekiz kalıyor.Halbuki çıkarmasan,toplasan,otuziki eder.Otuziki nerde,sekiz nerde?...

Bir de diyoruz ki, "Ay sonunu getiremiyoruz..İki yakamız biraraya gelmiyor..."

Gelmez tabi..

Çünkü çok çıkarıyoruz..

Zaten aldığımız ayda ne kadar ki?..

Elektrik faturasını "çıkar.."

Su faturasını "çıkar.."

Doğal gazı "çıkar.."

Bakkalı çakkalı,çocukların okul masraflarını çıkar..

Kış geliyo,karıya manto lazım,ayakkabı lazım,onları çıkar..

Elbise lazım,elbiseyi çıkar..

Afedersiniz,sütyen lazım,külot lazım,onları da çıkar....

Nereye kadar?...

Çıkarma işlemini de nedense hep fakirler yapar..

Biyerde beş kişi otururlar,yerler,içerler,hesap gelir,ilkönce içlerinde en fakir olanı elini cebine atar.

Oğlum,kime hava atıyosun?.Fakirsin işte,kabul et,niye direniyorsun?..

Alkol,uyuşturucu,kumar gibi sorunları ortadan kaldırmanın ilk adımı,önce böyle bir sorunun olduğunu kabul etmektir.Önce ciddi bir sorunun olduğunu kabul edersin,sonra tedaviye başlarsın..

Fakirliğin de bundan farkı yok.Fakirlik de ciddi bir sorundur.Önce fakir olduğunu kabul edeceksin,sonra tedaviye başlayacaksın.

Nedir tedavisi?

Herşeyden önce çıkarma işlemini bırakacaksın..Bırakamasan bile azaltacaksın..Etrafa hava atıcam diye ikide bir elini cebine atmayacaksın..Biyerde beş kişi oturdunuz,yediniz,içtiniz,hesap gelmeye yakın,tuvalete gideceksin,sen geldiğinde hesap ödenmiş olacak...

Siz hiç zenginlerin çıkarma işlemi yaptıklarını gördünüz mü?..Onlar "Toplama" işlemini severler..O noktaya toplaya toplaya gelmişlerdir.Çıkarma işleminden nefret ederler.İlle bir çıkarma işlemi yapacaklarsa da,işten adam "çıkarırlar..."

Bir kişiyi çıkarırlar,aynı paraya iki kişiyi alırlar..Birden iki çıkar mı?.Çıkar..Kerrat cetveli fakirler içindir,zengin kendi matematiğini kendi yaratır..

Zengin olmak eğitim işidir.İlkokuldan itibaren çocuklarımıza zenginlik eğitimi vermeliyiz.Çocuklarımızı çıkarma ve bölme işlemlerine değil,toplama ve çarpma işlemlerine yönlendirmeliyiz.Sınavlardan sonra öğrencilere not yerine para vermeliyiz.Sene sonunda da herkes parasına göre bi üst sınıfa geçmeli,hayata böyle hazırlanmalılar....


TELEVİZYON


Televizyon,evimizden dünyaya açılan bir pencere...

Nasıl ki evde pencereyi açıp içeriyi havalandırıyorsak,televizyonu da açıp kendimizi havalandırır,havaya sokarız..

Miskin miskin otururken "Bakalım televizyonda ne varmış" diyerek televizyonu açarız,Kibariye bir programda konuktur, "Eller kadir kıymet bilmiyor annn-neeee!.." diye bağırarak şarkı söylemektedir.

Etkilenirsin...

"Hakkaten doğru söylüyo" dersin,annen aklına gelir,epeydir aramadıysan,ararsın,annenle hasret giderirsin..

Kibariye aracılığıyla televizyon,aile bağlarımızı güçlendirir...

Dünyada su kaynaklarının tükenmekte olduğunu anlatan bir belgesel seyredersin,o an aklına gelir,kalkar,evdeki muslukları kontrol edersin..

Diş macunu tüplerini ortasından değil,dibinden dibinden sıkmamız gerektiğini öğreniriz televizyon sayesinde..

Sebzeleri meyveleri bol suyla yıkamamız gerektiğini hatırlatır televizyon..

Reklamlardan,memleketin en güçlü şirketlerinin hangileri olduğunu anlayabiliriz..

Diziler seyrederiz...Bazılarına güler,bazılarına ağlarız.Bazı karakterlere kızar,öfkeleniriz..Bazılarının hallerine onlar adına seviniriz veya üzülürüz,acırız..

Yani duygularımız sürekli hareket halinde olduğu için paslanmazlar,canlı kalırlar..

Aynı filmler televizyonda senede 250 kere yayınlanır...

İlk seyredişte iyi adamı tutmuşsak,sıkılmamak için beşinci seyredişte kötü adamı tutarız..

Yedincide arabayı tutarız..Onuncuda yol kenarındaki tabelayı tutarız...

Onbeşte dekora,kostüme..Yirmincide filmin müziğine dikkat kesiliriz,film hakkında bilmediğimiz hiçbişey kalmaz..

Mesela bana "Örümcek adam..Geleceğe dönüş Batman..Godfather.."serileri hakkında neresinden sorarsan sor,şak diye cevaplarım..

"Ocean's 11-12-13 "
hakkında ise,herşeyi bilmekle kalmam, 14-15-16'ları çekilse neler olup biteceğini noktasına kadar tahmin edebilirim.

Öte yandan sinemaya,tiyatroya,edebiyata da büyük katkısı vardır televizyonun.

Son derece kalitesiz ve birbirinin benzeri programlar yayınlayarak,çoğumuzu sinemaya,tiyatroya,kitap okumaya yönlendirir..

İsviçre çakısı gibi çok amaçlıdır televizyon..

Saymakla biter birçok faydası vardır...

Ben televizyonun yeni bir faydasını keşfettim..

Televizyon eğer doğru kullanılırsa,çok güçlü bir uyarıcı,aynı zamanda da çok etkili bir sakinleştirici olabilir...

Bilirsiniz,her zaman televizyon kanallarının çoğu işbaşındaki siyasi iktidarları desteklerler..

Bunu niye yaparlar?.

Maddi bir çıkarları olduğu için mi?

Aslaa!..

İktidarın şerrinden korktukları için mi?

Kat'aa!..

Sadece ve sadece vatan millet aşkına yaparlar..

Tamamen vatanperver,milletperver duygularla hareket ederler..

(Bir perver bir pervere gel beraber bir kanal satın alıp hükümeti destekleyelim,ihale alalım,keyfimize bakalım demiş...)

Ama öte yandan her dönem olduğu gibi,vatanını,milletini,hükümetini sevmeyen,son derece komünist kanallar da vardır..

Bunların sayısı ikiyi üçü geçmez.

Aslında o kadar da olmaması gerekir ama ileri demokrasilerde bu kadarına izin vermek ileri demokrasinin gereğidir..

Bu komünist kanallar hiçbişeyi beğenmezler..

Haberlerinde,sanki hatasız kul olurmuş gibi,sürekli iktidarın yaptığı hatalara yer verirler..

Tartışma programlarında ateşli bir şekilde hükümeti eleştirirler..

Onları seyrederken etkilenirsin,kızarsın,öfkelenirsin...

Ama iktidar yanlısı kanallar öyle midir?

Değildir..

Onlar doğrusuyla-yanlısıyla insanın içini açan haberler verirler..

Amerikadaki bir polis kovalamacası..

Çin'de yeni bir Panda yavrusunun şirinlikleri..

Yiyerek kilo vermenin yolları..

İnternete düşmüş çok tıklanan komik bir video gibi ilham verici haberleriyle halkın moralini yüksek tutarlar.

Mavi balina,kırmızı penguen,lacivert papağan gibi,son derece elzem hayvanların,bizi yakından ilgilendiren enteresan yaşamlarının anlatıldığı belgesellerle dağarcığımızı geliştirirler...

Onlar sayesinde dağarcık büyür gelişir dağar haline gelir...

Bu kanallar insanı yormaz...

Kedi yavrusu gibi,elektriğini alır.

Akvaryum gibi dinlendirir..

İşte keşfettiğim şey bu...

İşten yorgun geldiğim zaman veya sinirli olduğum zaman,açıyorum bir iktidar yanlısı kanalı,oturuyorum karşısına,sanki bir akvaryumun karşısına oturur gibi,yarım saat seyredip sakinleşiyorum...

Bütün sinirim geçiyor,bütün yorgunluğum gidiyor..

Yalnız,iktidar yanlısı kanalı seyrederken uyuyup kalmamak lazım..

Bi akşam iktidar yanlısı bir kanalın karşısında uyuyup kalmışım,sabah uyandım,pelte gibiyim..Koltuktan kalkamıyorum..Ayaklarım tutmuyor,sanki bütün kemiklerim erimiş..

Eğer kendimi iktidar yanlısı kanallara fazla kaptırır da,çok gevşersem,hemen bir muhalefet kanalını açıp kendime geliyorum...

Beni silkeleyip kendime getiriyorlar...

Ne yapayım yani?.

İktidarın iktidarı da,muhalefetin muhalefeti hiç bi işime yaramıyor ki..

Bari böyle işe yarasınlar.....


AL SANA DEMOKRASİ...


Sabahları işe gidiş saatlerinde farketmişsinizdir,minibüste,otobüste,vapurda,metroda,bütün toplu taşıma araçlarında,yolcuların çoğu kadın...

Nereye gidiyor o kadar kadın sabahın köründe?

Alışverişe mi?..Mağazalarda "Sabahın körü indirimi" mi var?
           
Hayır..

İşe gidiyorlar...
                                             
Atölyede,fabrikada,dükkanda,mağazada,şirkette,holdingde,çekirgeler gibi,erkekleri yiye yiye,erkekleri işten attırıp,onların yerine geçe geçe hızla çoğalıp ilerliyorlar..

Her yerdeler..

Korku filmi gibi...

Peki neden?

Çünkü artık bir evde sadece erkeğin maaşı yetmiyor..
                     
Ev kirası var,elektriği var,suyu var,doğal gazı var,mutfak masrafı var,Tayyip var,Bilal var,sarayın masrafları var,Milletvekili maaşlarına yeni zam yapıldı,onlar var..

Artık sadece kendi ailemizi değil,yöneticilerimizi de beslememiz gerekiyor.Onun için daha çok çalışmalıyız..

Geçim sıkıntısı yüzünden kadınların iş hayatına daha fazla katılmaları başka birçok şeyi de değiştirdi.  

Biz eskiden sanırdık ki,toplumlar ekonomik özgürlüklerine kavuştukça,zenginleştikçe,erkekler kadınları eve kapatmayacaklar,çalışmak isteyen,hayatın içinde olmak isteyen kadınlara engel olmayacaklar.Çünkü zenginlik,gezmeyi,görmeyi,bilgiyi,eğitimi getirecek,bu sayede kadınlar özgürleşecekler.

Yanılmışız..

Tam tersi oldu..

Fakirlik yüzünden kadınlar evlerinden çıktılar,hayatın içine girdiler..

Yani,fakirlik ÖZGÜRLÜK getirdi...

Çoğu kadın da artık erkeğin kazandığı kadar para kazanıyor,al sana EŞİTLİK...

Eve para getiren,geçime katkı yapan kadına,kocası saygı duyuyor,el kaldırmıyor,kavga etmiyor,al sana BARIŞ...

Ailenin geçimine katkıda bulunan kadın,evle ilgili konularda fikrini söyleyebiliyor,al sana DEMOKRASİ...

Görüyor musunuz şu fakirliğin yaptığını?..

Zenginliğin yapamadığını fakirlik yaptı..

Özgürlük,eşitlik,barış,demokrasi,hepsi fakirlik sayesinde geldi..

Sonunda özlediğimiz,istediğimiz değerlere kavuştuk..

Aç geziyoruz ama özgürüz,eşitiz,barış içinde kardeş kardeş yaşıyoruz..Çünkü açlıktan kavga edecek gücümüz yok..

Bu hızla fakirleşmeye devam edersek,çok yakında hiçbir sorunumuz kalmayacak..

Çünkü tek derdimiz karnımızı doyurmak,evi geçindirmek olacağı için,başka sorunları umursamayacağız....


İŞİNE BAK...


Üzerinden epey geçti...

Ama her zaman taze...

Televizyonda,haberlerde bir olay..

Sokakta bir kavga.İki grup birbirine girmiş,polisler ayırmaya çalışıyor,haber kameramanı da yaklaşmış,görüntü alıyor..

Polislerden biri kameramanı olay yerinden uzaklaştırmaya çalışıyor,o arada Polisle,Kameraman arasındaki konuşmalar ekrana yansıyor..Polis,Kameramana azarlar gibi "Ne çekiyorsun??" diye soruyor,Kameraman cevap veriyor : "Haberciyim..."

-- Niye çekiyorsun?..İşine gücüne bak!..

-- Benim işim bu..

Polis tarafları ayırırken belki de biraz şiddete başvuracak ama kamera görüntü aldığı için yapamıyor..Yani Kameraman Polisin işini yapmasına engel oluyor..

Hani var ya bir söz, "Ormanda bir kuşun öttüğünü kimse duymazsa,kuş ötmemiş sayılır.."

Bu da öyle..

"Polisin vatandaşa attığı dayağı kimse görmezse,atmamış sayılır..."

O adi bir kavga mıydı,yoksa bir grup Üniversite öğrencisinin izinsiz yaptığı gösteri miydi,hatırlamıyorum ama ne farkeder?...Hep öyle oluyor..Kameralar görüntü alıyor,etrafta birikip seyrediyorlar,Televizyonlar,gazeteler haber yapıyor,Polisin dikkati dağılıyor,işine odaklanamıyor...

Kameramana : Ne çekiyosun,işine baksana!

Televizyona : Ne yayınlıyorsun,işine baksana!

Gazetelere : Ne yazıyosun,işine baksana!

Öğrencilere : Ne eylem yapıyorsunuz,derslerinize baksanıza!...

Herkes kendi işine baksa,hiçbiyerde kavga gürültü olmaz...

Ama bazan insanın işi olmayabiliyor..İşten çıkarılabiliyor..Haklarını alamayabiliyor..Memleketin daha fazla demokrasiye ihtiyacı olabiliyor..Bu yüzden insanlar sokaklara dökülüp eylem yapabiliyor,bu eylemler de gergin geçebiliyor..

Bu noktada görev polise düşüyor..Polisin işini içinden geldiği gibi rahat rahat yapabilmesi için de,kimsenin araya girmemesi,görüntü almaması,engel olmaması lazım...

Karı-koca arasına girilmez,bir..

Polisle,eylemcinin arasına girilmez,iki...

Ayrıca polisin hiç suçu yok..Polisin Amiri var.Amiri ne derse onu yapıyor.Amiri "Sık suyu!." diyor,sıkıyor.."Sık gazı!." diyor,sıkıyor...

O Amirin de suçu yok..Amirin de Müdürü var.."Sıktır!." diyor,sıktırıyor..

O Müdürün Genel Müdürü var.."Sıktırttır!." diyor,sıktırttırıyor...

O Genel Müdürün Müsteşarı var.."Sıktırttırdır!." diyor,sıktırttırdırıyor...

O Müsteşarın Bakanı var,Bakanın Başbakanı var,onun üstünde başka biri var...

Peki onları seçip de kim göreve getiriyor?

Biiiz...

Yani bizi de hiç anlamıyorum..Önce vatandaşı dövdürüyoruz,sonra da niye dövüyorlar diye şikayet ediyoruz.....


BAYRAM...


Yine bir bayram geldi çattı...

İçimde bir nostalji..Eskiye özlem...

Aaah ah!..Nerde o eski bayramlar?...

Eski bayramlar nerdeee,şimdiki bayramlar nerde?.

Eskiden bayram coşkusunu stadyumlarda yaşardık...

Stadyumlarda çeşitli spor ve jimnastik faaliyetleriyle kutlanırdı bayramlar..

Fener alayları düzenlenir caddeler,sokaklar ışıl ışıl olurdu...

Şiirler okunur,konuşmalar yapılırdı..

Coşkuyla dolardık..Gurur duyardık bayramlarımızdan..

23 Nisan ayrı bir sevinç..19 Mayıs ayrı bir gurur..29 Ekim övünç kaynağıydı..

Ama şimdi öyle mi?..

Atatürk'ü unutturma projesi çerçevesinde,kapsamları daraltıldı,devlet katında göstermelik resepsiyonlarla,baştan savma konuşmalarla geçiştirilmeye başlandı...

Balıkesir'de Vali ve Belediye başkanı 30 Ağustos zafer bayramı kutlamalarına,bir bahane uydurup katılmadılar...

Son derece takdire değer bir davranış,Yunanistan açısından..

30 Ağustos zaferimizin yıldönümünü protesto ederek,Yunanistan'ın acısına,üzüntüsüne destek veren bu iki yunanperver arkadaşa,sanıyorum ki Yunanistan hükümeti kayıtsız kalmayacak,onları tez zamanda fahri Yunan vatandaşı ilan edecek,işgal ettikleri adalarımızdan birinde bir hafta ağırlayarak ödüllendirecektir...

Bayramların en güzel tarafı köprü geçişlerinin bedava olması..

Biz bedavayı severiz....

Bedava uygulaması arefe günü gece onikide başlar,bayram boyu devam eder..

Arefe günü,bedava yapılan köprülerde gece onikiye yarım saat kala iki kilometre araç kuyruğu olur..

Neden?

Çünkü yarım saat sonra köprü bedava olacak...

Köprünün bedava olmasına yarım saat kala,kenara çekerler,köprü geçişinin bedava olmasını beklerler..

Arabanın birinde hasta vardır,yaşlıca kadıncağızın biri acıdan kıvranıyordur,hastaneye diye yola çıkmışlar,oğlan köprünün onikiden sonra bedava olacağını biliyor,bakıyor saatine,daha yarım saat var,çekiyor kenara,saatin oniki olmasını bekliyor..

-- Oğlum ölüyorum sancıdan,yetiştirsene beni hastaneye!..

-- Ölmezsin ölmezsin,bi yarım saat daha sık dişini,köprü bedava olsun gideceğiz...

(Şakası çok yapıldı ama gerçekten merak ediyorum,

Sosyal deney amacıyla,

"Bugün öl,yarın gömül!.." sloganıyla,

Bir süreliğine bedava mezar yeri verilse,mezarınızı da biz yaptıracağız,pamuğundan helvasına herşey bedava deseler,ölen olur mu?..)

Vatandaşın vergisiyle yapılan köprüden geçen vatandaştan para alınması da ayrı bir aptal yerine konma konusu ya...

Benim paramla köprü yap,sonra ben geçerken yine benden para al!.

Böyle yapacaklarını bilseydim kuruş vermezdim kuran çapsın.

Hadi köprüdür dedik,devletimize bi katkımız olsun dedik,vatandaş işine gücüne rahat gitsin dedik ama işte iyilik yap,kötülük bul..

Hangi iyilik cezasız kalmış ki,bu kalsın?..

Tamam,köprüyü yaptın,masraf ettin,para harcadın..

Harcanan parayı çıkardıktan sonra niye hala milletten para almaya devam edersin?...

Devlet işte n'olucak?...

Bugüne kadar ne hayrını gördük?..

Hepinizin kurban bayramını en içten dileklerimle kutluyorum..

Sevdiklerinizle birlikte sağlık ve huzur içinde geçirmenizi diliyorum...

Ulusumuza da bolluk ve bereket getirsin..

Her gününüz bayram olsun...

Kederleri bir yana bırakın,bayramı doya doya yaşayın..

Kalplerinizde sevgi,gözlerinizde ışık olsun..

Kardeşliğe,barışa,güzelliklere vesile olsun..

Gecenin yüzü yüreğine dokunsun..

Melekler yanınızda olsun..

Dualarınız kabul olsun..

Herşey istediğiniz gibi olsun..

Hayır kapısı açık,şer kapısı kapalı olsun..

Tüm güzellikler evinize dolsun..

Sevdikleriniz hep sizinle olsun..

Ümit serpilsin yüreğinize..

Umutlu bir bayram olsun..

Küskünlerin barıştığı,sevenlerin kavuştuğu en değerli gününüz olsun.....

(Yazı biraz kısa kalacaktı da bu kısmı o yüzden uzattım...Dilekler dileğimdir ama mevzu başka..)


MİLLİ TAKIM


"Milli takım,İzlanda'ya 3 - 0 yenilip,dünya kupası hayaline veda etti..."

Maçtan sonra Antrenör Tayfur Havutçu "İzlanda,duran topları iyi kullanıyor..Fizik güçleriyle oynuyorlar.." dedi..

Havutçu daha sonra sözlerine şöyle devam etti :

"Biz İzlandalılara maçtan önce duran topları iyi mi kullanıyorsunuz,diye sorduk,hayır,dediler..

Fizik gücünüzle mi oynuyorsunuz dedik,hayır dediler..

Ama sahaya çıkınca bi de baktık ki duran topları iyi kullanmaya başladılar,fizik güçleriyle oynadılar...

Biz tabi şok olduk..Bizi kandırdılar..

Bizim futbolculardaki bu hayal kırıklığı psikolojik travma yarattı,o da oyunumuzu etkiledi..Bişey yapamadık.

Çünkü bizim takımımız çok genç ve amatör bir takım..

Kaleci Volkan Kadırgasporun kalecisi..

Caner Bolu ikinci amatörde oynuyo..

Burak,Gültepe gençlik sporun
futbolcusu..

Oğuzhan,Çatalcasporda..Selçuk,Yomrasporda..Mehmet Topal,Erzurum il özel idaresporda..

Olcay,Bergama belediyede..Arda,Bayrampaşada oynuyor..

Emre hiç oynamıyordu.Babası "Bi daha top oynadığını görürsem bacaklarını kırarım" demiş,federasyon başkanı bizzat gitti,babasını ikna etti de oynatabildik..

Ama İzlanda öyle değil..285 milyon nüfuslu bir futbol ülkesi...

Devlet her iki kişiden birine futbol oynamayı zorunlu hale getirmiş.

Takımın futbolcuları dünyanın en büyük takımlarında oynuyorlar..

Sigthorson,Barcelona'da..Skülason Juventus'ta...Gudyonson,Real Madrid'de..Songarson,hem Çelsi'de,hem Bayern Münihte oynuyo..

Üç sıfır normaldir..0nbeş sıfır da olabilirdi..

Ama maç sırasında 7 korner,12 tane taç atışı kazandık,bu da bizim iyi bi takım olduğumuzu gösterir..

Dünya kupası hayaline veda ettik ama onun yerine başka hayallere yer açtık.O çok büyük bi hayaldi,fazla yer kaplıyordu,başka hayallere yer kalmıyordu.."


S-400 FÜZE SİSTEMİ


"Cumhurbaşkanı Erdoğan,Türkiye ile Amerika arasında gerilime neden olan S-400 füzelerinin Rusya'dan satın alınmasıyla ilgili imzaların atıldığını açıkladı..."

Ve bir süre sonra da Amerika'dan bi telefon geldi...

-- Alooo!!..

-- Efendim?...

-- N'apıyosun sen??!

-- Anlamadım?..

-- S-400 mü alıyosun?

-- Evet?...

-- Rusya'dan??

-- Evet..

-- Nerden çıktı şimdi bu??

-- Ne demek nerden çıktı?.İhtiyacımız vardı,alıyoruz..

-- Neye ihtiyacın var?..Ben sana verdim ya bisürü savunma sistemi..Naaptın onları?

-- Sen bana 50-60 senelik savunma sistemi verdin..Onların menzili kısa..

-- Ne demek kısa?.Önemli olan boyu değil..

-- Nedir peki?..

-- Önemli olan bizim dostluğumuz,işbirliğimiz... Ayıp oluyo ama çok ayıp ediyorsun..Biz Nato'dan arkadaşız..Dostuz,müttefikiz..Oluyo mu şimdi senin bu yaptığın?..Bunca yıllık dostluğumuzdan sonra sen git en büyük düşmanım Rusya'dan hem de en gelişmiş füze sistemini al...Yazıklar olsun...Seni hiç tanımamışım..

-- Kusura bakma,öyle icabetti,bizi siz mecbur ettiniz..

-- Öyle bi savunma sistemine ihtiyacın vardı da bana niye söylemiyosun?.

-- Söyledim ya..

-- Söyledin mi?.

-- Söyledim tabi..Nato'ya söylediiim,sana söylediiim..Bize Patriot ayarlayın dedim,Almanya tamam mamam dedi sonra geri çekti,patriotları siyasi baskı aracı olarak kullanmaya başladı..Polonya'ya molonyaya bisürü ülkeye patriot yerleştirdi.Biz onlardan daha mı az önemli ülkeyiz ki,bize yerleştirmiyo?

-- Tamam ben Almanyayla konuşurum,size de yerleştirir..Sen o Rusya'yla yaptığın anlaşmayı iptal et.

-- Edemem,kusura bakma..Anlaşmayı yaptık.İlerde birlikte üretim de yapacağız.

-- Bana bak benim canımı sıkma,iptal et o anlaşmayı!.

-- Etmezsem n'olucak??

-- Bak bana kafa tutma,kötü olur sonra..

-- N'aparsın??

-- Hala konuşuyo yaaa..Nato'dan atarım seni bak!..

-- Aaat...Umurumdaydı sanki.Nato'nun ne faydasını gördüm bugüne kadar?.

-- Bak ambargo uygulatma bana!..Sana bi ambargo uygulatırım,Lihteştayn'a bile bi tane mandalina satamazsın!..

-- Ben başımın çaresine bakarım,sen kendi işine bak...Kurnaz!..

-- Ne dedin sen??

-- Ne diycem,kurnazsın tabi..Senelerdir adam gibi savunma sistemi istiyorum senden..Bilmiyo musun benim nasıl bi coğrafyada olduğumu..Üç tarafım deniz,beş tarafım düşman..Bütün tehditlere açığız.

Nato'dan destek görmüyoruz.. Yunanistan,Bulgaristan,Romanya,alayı S-300 kullanıyo.Onlar Nato'da değil mi?.Benim onlardan neyim eksik..Patriot istiyorum vermiyorsun,S-300 istiyorum vermiyorsun..Ben senin niyetini biliyorum..

-- Neymiş benim niyetim??

-- Bikere kafadan şunu kabul et.Beni bölmek,zayıflatmak istiyorsun..Bu açık net..

-- Vallayi öyle bişey..

-- Lafımı kesme!..Beni zayıflatıp sana bağımlı hale getirmeye çalışıyorsun ama konumum yüzünden bi yandan da beni elinin altında tutmaya,kaybetmemeye çalışıyorsun..Güçlü bi Türkiye işine gelmiyo di mi?

-- Tamam sana S-300 ayarlayacağım..Ama Nato'ya entegre edemezsin.

-- Niye?..Yunanistan ettiii..

-- Öyle diyosun ama şimdi Yunanistanın stratejik ve jeopolitik açıdan ve konjoktürel olarak..

-- Ya bırak bu ağızları...Konjönktürel monjönktürel,yeme bizi..Bizim Malta kadar değerimiz yok sizin gözünüzde.. Bizi sevmiyorsunuz,güçlenmemizi istemiyorsunuz..Müslümanız diye değil mi?

-- Yau ne alakası var?

-- Zaten S-300 falan da istemiyorum artık..S-400 varken ne yapayım 300'ü?..S-400 daha iyi.Daha fazla hedefi aynı anda takip edebiliyo..Kısa,orta,uzun menzillerde kullanabiliyosun.Dost-düşman hedef tanıma sistemi var.Gelişmiş elektronik karşı tedbirleri var.Hayalet uçakları takip edebiliyo..

-- Sen hayal kuruyosun...Çok pişman olacaksın,demedi deme..Rusya'ya çok yaslanıyorsun.Doğalgaz moğalgaz,şimdi de füzeler..Putin'e fazla güvenme.Putin'in ingilizcede ne anlama geldiği de mi korkutmuyo seni?.Uyansana...Aranızda bi sorun çıkar,kabak gibi kalırsın ortada,yine gelirsin bana..

-- Çıkmaz çıkmaz..Rusya'yla aramız düzeldi,sorun morun çıkmaz..

-- Çıkartayım da görürsün çıkar mı çıkmaz mı?...Yapmayacaksın!.Olmayacak o anlaşma!..

-- Yapacağım..Çatır çatır atacağım imzaları..Hiç de bişey yapamayacaksın..Yeter artık benimle oynadığın..

-- Görürsün!..Ben de Amerika'ysam bunu senin yanına bırakmam!..Olmayacak o anlaşma..Seni kimseye yar etmem!..Ya benimsin ya toprağın!

-- Sen,içki mi içtin?..

-- Bunu bana yapma Türkiye!..Buluşalım biyerde,konuşalım,ne istiyosan benden,söyle elimden geleni yapayım..

-- Yok kusura bakma,bidaha aynı şeyleri yaşayamam..Bitti artık..

-- Seviyorum ulan seni!..

-- Saçmalama...

-- Lütfen alma o füze sistemini..

-- Niyeee?..Neden?..Güçlenirim diye mi?

-- Evet..Güçlenmeni istemiyorum..Zayıfken daha güzelsin..Ben seni öyle sevdim,öyle kalmanı istiyorum..

Ben zayıf ülkelerden hoşlanıyorum. Lütfen.Bırakma beni..

-- Artık çok geç.Beni çok üzdün.Artık katlanamıyorum sana.

-- Yalan söylüyorsun..Biliyorum,sen de beni seviyorsun,beni kıskandırmak için Rusya'ya yanaşıyorsun,anlamadım sanma..

-- Merak etme,bana "Dostunmuşum" gibi davranmadığın sürece seninle de dostum.. Kapatıyorum hadi..

-- Kapat ulan!..Sen de kapat!. Bütün dünya düşman zaten..Helal olsun ulan sana!..Aloo?..Alooo?...


ADİL ÖKSÜZ


Daha önce Gürcistan,Ukrayna ve Londra'da olduğu iddia edilen Fetö firarisi Adil Öksüz'ün,bu kez Almanya'da olduğu iddia edildi..

Öksüz,Almanya Frankfurt'ta,bir otelin önünde,bir elinde bond çanta,bir elinde telefon,bir eliyle de taksi çağırırken görülmüş..

Öksüz'ü aynı yerde gören başka bir tanık ise Öksüz'ün elinde çanta ve telefon olmadığını,bir elinde cımbız,bir elinde ayna olduğunu iddia ediyor..

Başka bir tanık ise otelin önünde iki tane Adil Öksüz gördüğünü,daha sonra otelin içinden çıkan üçüncü bir Adil Öksüz'le birlikte taksiye binip uzaklaştıklarını söylüyor..

Yurt dışında birçok ülkede görüldüğü iddia edilen Adil Öksüz ihbarları yurdun çeşitli yerlerinden de gelmeye devam ediyor..Tokat'ın bir köyünde köylüler gece evlerinin arkasındaki tarlada bir Adil Öksüz gördüklerini,taş atarak kovaladıklarını iddia ediyorlar..

Adil Öksüzü ben de dün gece rüyamda gördüm..

Tam polisi arayacakken,uyandım..

Sonra işimi gördüm,tekrar yattım uyudum ama gitmişti..

Emniyetteki bazı kaynaklara göre Adil Öksüz'ün yurt dışına çıkmadığı söyleniyor ancak Milliyet gazetesinin ulaştığı bilgilere göre Öksüz Almanya'da görülmüş..

Her iki durumu da değerlendiren istihbarat birimleri,çalışmalarını,Öksüz'ün yurt dışına çıkmadan Almanya'ya nasıl gitmiş olabileceği üzerinde yoğunlaştırıyor..

Darbe gecesi orada yüz kişi gözaltına alınmış,yüz kişiden doksandokuzu tutuklanırken,bir kişi serbest bırakılmıştı,şanssızlığa ve tesadüfe bakın ki o da Fetö'nün Gülen'den sonra ikinci adamı Adil Öksüz çıkmıştı..

Hakime "Arsa bakmaya" geldim deyince adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı..

Adli kontrol şartı şimdi yerine getiriliyor,adli makamlar tarafından nerede diye her yer şehir şehir,ülke ülke kontrol ediliyor..

Öksüz'ü serbest bırakan Hakimi suçlamamak lazım.Ben hakim olsam ben de hakim olamazdım Öksüze..

Çünkü adamlar,yıllarca yalanlarla,kandıra kandıra gelmişler,devleti kandırmışlar,hükümeti kandırmışlar,ki Öksüz,örgütün ikinci adamı,bir hakimi mi kandıramayacak?..

Nasıl anlattıysa arsa bakmaya geldiğini,Hakim tek kelime edememiştir..

-- İnanmıyorsan git arsaya sor!..

Arsaya sorsan,arsa da yemin eder bana bakmaya geldi diye..

-- Eskiden beri tanışırız Adil beyle..Ürün veremiyorum diye moralim çok bozuktu,ben aradım,gel biraz dertleşelim diye,o yüzden bana bakmaya geldi...

Çünkü arsayı da kandırmıştır..Kimbilir ne vaatlerde bulunmuştur arsaya.."Buraya bir alışveriş merkezi yapacağım,alışveriş merkezini senin üzerine yapacağım" diyerek kandırmıştır...

Adil Öksüz'ün,darbe gecesi rehin alınan Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ile takas edildiği,bu yüzden serbest bırakıldığı da söyleniyor.

Bazı kaynaklar bunun araştırıldığını,eğer bir takas yapılmışsa,Hulusi Akar'ın geri verilip,Adil Öksüz'ün alınabileceği seçeneği üzerinde de düşünüldüğünü belirtiyorlar...

Daha önceki yıllarda Adil Öksüz hakkında raporlar düzenlendiği,bu raporların defalarca hükümete sunulduğu ama haklı olarak alnı secdeye değiyor diyerek dikkate alınmadığı,darbe girişiminden önce kısa aralıklarla birçok kez uçakla Amerikaya gittiği hatta bu uçuşların bazılarında Adil Öksüz'ü hükümetten yetkililerin "Güle güle git,güle güle gel.Vardığında bizi ara" diyerek bizzat havaalanından yolcu ettikleri de konuşulanlar arasında..

Ben bu konuda Ak parti kulislerindeki havayı koklamak için Ak parti genel merkezine gittim,havayı kokladım,suyu elledim,genel merkezin bahçesinde ateş yakıp dumanı içime çektim,ip atladım,seksek oynadım ve gördüm ki,Ak partideki genel görüş Adil Öksüz'ün er ya da hiç bulunacağı yönünde..

Ben de aynı görüşteyim..

Ben,hükümetimize güveniyorum.Bir tarih veremem,bulunur mu bulunmaz mı onu da söyleyemem ama bulunur..

Bizim hükümetimiz istese kaçtığının ertesi günü eliyle koymuş gibi bulurdu ama sanıyorum Adil Öksüz'ün söyleyeceklerinin ülkemizin itibarı için iyi olmayabileceğini düşünmüş olmalılar..

Ben hükümetimizin her konuda olduğu gibi bu konuda da yapılması gerekeni yapacağına,yapılmaması gerekeni yapmayacağına inanıyorum...


UĞUR DÜNDAR...

                           
Uğur Dündar,Arena programında,Sözcü gazetesine atılan Fetö'cü suçlamasıyla ilgili : "Bir insan hem Atatürkçü,hem Fetö'cü olabilir mi??..." diye sordu...

Cevap veriyorum : Olabilir...

Kandırılırsa,olur...

Hatırlasanıza...
                               
15 Temmuz'da Fetöcüler,az daha ordudaki Atatürkçüleri de kandırıp,hem Atatürkçü,hem Fetö'cü, "FETÖTÜRKÇÜ" darbe yapacaklardı...

TRT'den yayınlattıkları "Yurtta Sulh" bildirisi neydi?..

Allahtan Atatürkçüler bu tuzağa düşmediler...                                    
Ak Parti de,geçici olarak da olsa,Atatürk'e sarılınca,plan suya düştü...

AK Parti genel merkezine falan en büyük boy Atatürk resimleri astılar,tehlike geçince kaldırılmak üzere...

Herhalde o Atatürkler duruyordur.Ne olur ne olmaz,yine lazım olabilir diye...

Evet Uğur Dündar..Mümkündür..Bi insan hem o,hem bu olabilir..

Mesela,varlığını borçlu olduğu Atatürk'e hakaret eden,küfür edenler..

Onlar aynı anda hem şerefsiz,hem alçak!...

Mesela,Aşk'ta da mümkündür bu..Birini hem deli gibi seversin,hem de aynı zamanda nefret edersin..

Mesela,karısı ölmüştür adamın,çocuklarına hem babalık,hem annelik yapar..

Mesela,aynı bedende hem erkek hem kadın ruhu taşıyanlar var?...

Mesela hem yüzümüze gülüp,hem de arkamızdan konuşan arkadaşlarımız var...

Mesela,Amerika var...Aynı anda hem dost,hem düşman..Bize dost görünüp,gözümüzün önünde düşmanlarımıza silah veriyor...

Mesela Kuzey Kore Lideri Kim?..

(Yok,Kuzey Kore lideri kim diye sormuyorum,adamın adı "Kim" )

Adam aynı anda hem çılgın,hem manyak...

Mesela,Aleyna Tilki?...Hem şarkıcı,hem şarkıcı değil...

Mesela,bizim Milli takımın futbolcuları?...Hem trilyonları götürüyorlar,hem oynamıyorlar!..

Daha sayayım mı Uğur Dündar??..

Elaleme,insan hem o,hem bu olabilir mi,diye soruyorsun?..Sen nesin peki?...Sen de aynı anda hem dürüstsün,hem güvenilirsin...

Büyük konuşmayacaksın..Demek ki insan aynı anda iki şeyi birden olabiliyormuş...

Aynı anda hem tarafsız Cumhurbaşkanı,hem taraflı parti başkanı olmayı saymadım bile,çünkü saymadığım biri de ondan.....


YILMAZ ÖZDİL FETÖ'CÜDÜR...


Savcılara ihbar ediyorum : Sözcü gazetesi yazarı Yılmaz Özdil Fetö'cüdür...

Sözcü gazetesinde yazdığı köşe yazısında açık açık Fetö propagandası yapmaktadır.

İşte kanıtı :

(İnanmayan kendi gözleriyle görebilir)

Şöyle ki :

Bugünkü yazısının ilk paragrafının,ikinci satırının,üçüncü ve dördüncü kelimelerinde..

İkinci paragrafın,dördüncü satırının,sekizinci,dokuzuncu ve onikinci kelimelerinde..

Bilahare,diğer paragraflarının birçok kelimesinde olmak üzere,bugünkü yazısının muhtelif yerlerinde,toplam 27 tane "F" harfi...

258 Tane "E" harfi...

62 Tane "T" harfi...

36 Tane "Ö" harfi bulunmaktadır...

Bunlar özenle seçilip,yanyana getirildiklerinde ortaya,

27 tane "Fetö"

32 tane "Etö"

15 tane "Tö"

8 tane "ö"

Ortaya çıkmakta ve geriye de bir sürü "E" artmaktadır..

"Fetö" ler için,tutuklama..

"Etö" ler için gözaltı kararı..

"Tö" ler için savcıya ifade..

"Ö"ler için de,evinde arama yapılması son derece uygundur...

Ayrıca,

Yazısının çeşitli yerlerinde dağınık halde bulunan b, e, n, f, e, t, ö, c, ü, y, ü, m harfleri

bu şekilde yanyana getirildiğinde,Yılmaz Özdil'in "Ben Fetöcüyüm" diyerek,açık açık itirafta bulunduğu görülüyor..

Peki,soyadındaki "Ö" harfine ne demeli?..

Yılmaz Özdil'in soyadındaki "Ö", Fetö'nün Ö'süyle birebir aynı..

O "Ö" nün,Fetö'nün Ö'sü olmadığını kim söyleyebilir?..

Ve savcılar nasıl olur da bunu gözden kaçırırlar anlamak mümkün değil...

Yılmaz Özdil, kayyuma devredilmeli ve bütün hayatı o kayyum tarafından yaşanmalıdır..

Yazılarının etkisini ortadan kaldırmak için,yazılarını da aynı kayyum yazmalı,zaman içinde kelime sayısını azaltıp,köşeyi tamamem boşaltarak,o köşeyi ihaleyle satışa çıkarmalı,
yandaş olacağına en yüksek sözü veren gazeteciye satmalıdır..

Ayrıca Yılmaz Özdil'in isminin etkisini yoketmek için,ismine de ayrı bir kayyum atanmalı,
zaman içinde isminde değişiklikler yapılarak,Yılmaz Özdil olan ismi "Yılmaz Dil...
Yılmaz Dilli...Yılmaz Özdilli...Yılmaz Özdilipak...Yılmaz Dilipak...Ve sonunda da,
Abdurrahman Dilipak..." haline getirilmelidir...


BİR GECE ANSIZIN GELEBİLİRİZ...


Cumhurbaşkanı Erdoğan,geçen gün yaptığı konuşmada söylediği "Bir gece ansızın
gelebiliriz" sözüyle ne demek istedi?..

Bu söz ne anlama gelmektedir?...

Barzani'ye söylenmiş gibi görünen bu sözün başka da anlamı veya anlamları olabilir mi?...

Acaba Erdoğan bu sözle aynı anda birkaç yere birden mesaj mı vermek istedi?...

Rusya,İran ve Irakla anlaştığımız,ibrenin bizim lehimize döndüğü bir sırada Erdoğan'ın söylediği bu sözü nasıl okumalıyız?...

İbrenin lehimize döndüğü, rüzgarın bizden yana estiği, yağmurun bize yağdığı, çiçeğin bize
açtığı, kuşların bize uçtuğu bu günlerde, Ankara kulislerinde konuşulanlardan edindiğim
izlenim, bu sözün birkaç şekilde okunması gerektiğini söylüyor..

1) Bir gece ansızın gelebiliriz..

2) Bir gece ansızın gelmeyebiliriz..

3) Bir gece ansızın gelebiliriz, sabah siz kalkmadan gidebiliriz..

4) Bir gece ansızın, bir gece haberli geliriz.Hep aynı şekilde gelmeyelim, sıkıcı olmasın..

5) Birge Ceans Izıngel Ebiliriz..

6) Bir gece biz size ansızın gelelim, bir gece siz bize ansızın gelin.Hep biz geliyoruz, olmuyo
böyle..

7) Bir gece ansızın gelmek de ne demek?.Aşkolsun, her gece beklerim..

8) Bir olacağız..Gece olacağız..Ansız olacağız..Gelebilir olacağız..

Veya..

9) Bir gece ansızın herkese gelebiliriz, herkes ayağını denk alsın...

Erdoğan konuşmasını yaparken, kendinden emin bir duruşu, sesinin tonunda da kararlılık
vardı..

Peki bunu nasıl okumalıyız?..

Bu konuda İzmir kulislerinde konuşulanlardan edindiğim izlenime göre, ibrenin bize döndüğü, zamların bize girdiği, dünyanın bize küstüğü,şu günlerde, Erdoğan'ın emin duruşunu ve sesindeki kararlılığı şu şekilde okumak mümkün :

"Duruşu emin, sesi kararlı, doğum yeri İstanbul, doğum tarihi 26 Şubat 1954..."

Erdoğan kürsüde konuşurken, salonda bulunanlar sık sık sözünü keserek
alkışladılar.

Ama Erdoğan yine de konuşmaya devam etti...

Peki bu durumu nasıl okumalıyız?..

Eskişehir kulislerinde konuşulanlardan edindiğim izlenime göre, ibrenin bize döndüğü,
mevsimin yaza döndüğü, ateşin köze döndüğü, Amerika'nın öze döndüğü şu günlerde,sık sık alkışlayan dinleyicilerin bu tavrını şu şekilde okumak mümkün :

"Bir alkış,bin ayıp örter..."

"Bugün işine yaramayan alkış, yarın iş'ine yarar.İki alkıştan birşey olmaz diye düşünmemeli.Alkışa alkışa göl olur..."

Yalnız bu konuda dikkat edilmesi gereken husus, ne zaman ve ne kadar alkışlamalı?..

Doktorlar, açken daha çok alkışlamak gerektiği ve bir kez uzun uzun alkışlamak yerine,
daha sık ama azar azar alkışlamanın avuç sağlığı bakımından daha yararlı olacağı
konusunda hemfikirler..

(Yazan : Abdülkamil Seyfi )


BÜTÜN SUÇ KILIÇDAROĞLU'NDA...


Bugün memleketimizde bizi üzen,sıkıntıya sokan ne kadar olumsuzluk varsa,hepsi,
Cumhuriyet halk partisi genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu SSK genel müdürüyken oldu.

Örneğin,Kılıçdaroğlu 1992 yılında SSK genel müdürüyken,Yunanistan,2004-2017 yılları
arasında Ege'de bize ait 18 tane adayı işgal etti.

Bu nasıl oldu,onun bununla ne ilgisi var diyemezsiniz.."Kelebek etkisi" diye bilimsel bir şey var..Dünyanın bir ucunda bir kelebeğin kanat çırpması,dünyanın öbür ucunda büyük bir fırtınaya sebep olabilir..Yaşam,zincirleme bir reaksiyondur..Bu yüzden hiç kimse,2004-2017
yılları arasında adalarımızı işgal eden Yunanistanın,bu işgali,Kemal Kılıçdaroğlu 1992'de SSK genel müdürüyken yapmadığını söyleyemez...

15 Temmuz 2016 tarihindeki hain darbe girişimi de,Kemal Kılıçdaroğlu 1992'de SSK genel müdürüyken yapıldı.

Darbecileri devletin,bürokrasinin kilit noktalarına SSK genel müdürlüğünün verdiği yetkiyle Kemal Kılıçdaroğlu yerleştirdi..

Yıllardır ülkenin başına bela olan, 2015-2016 yıllarında şiddetini artıran terör,daha sonra
Kemal Kılıçdaroğlu 1992'de SSK genel müdürüyken doruğa ulaştı..

Kılıçdaroğlu,teröristlerle SSK'nın bahçesinde pazarlık yaptı, SSK genel müdürü yetkisiyle
İmralı'daki görüşmelere katıldı..

Kemal Kılıçdaroğlu, SSK genel müdürlüğü görevi boyunca herkesle kavga etti,bütün
komşularıyla düşman oldu,Bağkur genel müdürünün bacağına tekme attı, Emekli Sandığı genel müdürünün burnunu kırdı..

SSK bünyesinde görev yapan 150'den fazla gazeteci ve yazarı haksız yere cezaevine attı.

SSK, dünyadaki özgür sigorta kurumları sıralamasında, Irak,Ürdün,Afganistan gibi ülkelerin sosyal sigorta kurumlarının yanında yer aldı."Kısmen özgür" statüsünden, "Özgür değil" statüsüne,daha sonra da "Özgürlük de neymiş" statüsüne düşürüldü..

Hukuku ortadan kaldırdı,adaleti yerinden oynattı,yargı bağımsızlığını götürdü,yerine "Önyargı bağımsızlığı" getirdi,mahkemelere ön yargıyla karar veren "Önyargıçlar" atadı...

Son 15 senede gerçekleşen bütün bu yanlışları 25 sene önce Kemal Kılıçdaroğlu SSK genel
müdürüyken yaptı..

Bugün yüzde yirmiye varan işsizlik, o tarihlerde yüzde yedi civarındaydı.İşsizlik,Kemal
Kılıçdaroğluna gitti, "Ben yüzde yirmiye varmak istiyorum,varabilir miyim?" diye sordu, SSK
genel müdürü Kemal Kılıçdaroğlu da "Şimdi yola çıkarsan 2017'de varırsın." dedi..

Ekonomik krizin birinci sorumlusu,eğitimde geriye gidişin ikinci sorumlusu,göçmen
sorununun üçüncü sorumlusu Kemal Kılıçdaroğlu'dur..

Hatta gelecekte yaşanabilecek,henüz ortaya çıkmamış sorunların sorumlusu da Kılıçdaroğludur...

Eğer Kemal Kılıçdaroğlu SSK genel müdürlüğü yapmamış olsa idi bugün biz Atatürk'ün..
pardon..Gazi Mustafa Kemal'in hedef gösterdiği muasır medeniyyetler seviyesine çıkar,
büyük devletlere kafa tutar,o kafayı bize artislik yaptıkları zaman büyük devletlerin suratının
ortasına gömerdik..

Kemal Kılıçdaroğlunun SSK'da genel müdürlük yapması memleketi 850 sene geri götürmüştür..

Yaşadığımız bütün sorunların birinci sorumlusu Kemal, ikinci sorumlusu Kılıçdaroğlu, toplam sorumlusu Kemal Kılıçdaroğludur.....


SÖZCÜ


Bizim kahveye üç tane gazete alınıyor : Sözcü-Hürriyet-Posta..

Bir de spor gazetesi, üçbuçuk...

Hergün bu gazeteleri okuyarak
kendime gelir,güne başlarım..

Bugün de sabah 10 gibi kahveme gittim, garsona çayımı söyledim,ilk yudumu aldıktan sonra,okumak için masalara,her zamanki gazetelere baktım.

Hürriyet'i birisi okuyordu,Posta boştaydı ama Sözcü'yü göremedim..

Çayımı bırakıp kapının önüne çıktım,oradaki masalara,sandalyelerin üzerine baktım,yoktu..

Arka bahçeye,sigara içilen bölüme gittim,orada da yoktu..

Çay ocağının yanında,kışın soba tutuşturmak,yazın,masaya serip üzerinde kahvaltı yapmak için biriktirilen,eski gazetelerin olduğu büyük karton kutuya baktım,belki yanlışlıkla biri oraya bırakmıştır diye,orada da yoktu..

Garsonu çağırdım, "Bugün Sözcü almadınız mı?." diye sordum, "Aldık abi,masalara baktın mı?" dedi.

-- Baktım,hiçbiyerde yok.

-- O zaman biri alıp götürmüştür..

-- Nasıl,biri alıp götürmüştür?..Kahvenin gazetesini niye dışarı veriyorsunuz?.

-- Biz vermedik abi..Bazan alıp götürüyolar,görmüyoruz ki..Posta var orda,Posta'ya bak!.

-- Olmaz.Benim derhal Sözcü okumam lazım..

-- Valla bilmiyorum abi,yoksa,biri alıp götürmüş demek..

-- Git o zaman bi Sözcü daha al.

-- Gidemem abi,kahvede kimse yok.

-- Ben bakarım ocağa,sen git al bi Sözcü.

-- Ben niye gidiyorum,illa Sözcü okuyacağım diyorsan,git kendi gazeteni kendin al.

-- Bakkaldan mı alıyorsun gazeteleri?

-- Evet..

Ufaktan bi sıkıntı çökmeye başlamıştı üzerime.

Ellerim titremeye, gözüm seyirmeye,boncuk boncuk terlemeye başlamıştım.

Ne olduğunu biliyordum, daha önce de yaşamıştım..

Yıllardır hergün okuduğum, bağımlılık yapan Sözcü'yü bir gün okuyamayınca, "Yoksunluk krizine" girmeye başlamıştım..

Panik halinde dışarı çıktım, koşarak bakkala gittim, parayı uzattım,

--Bana hemen bi Sözcü!.Çabuk, acele et!..

Bakkal "Sözcü kalmadı abi." deyince az kaldı bayılıp düşüyordum..

Son anda kendime tutundum..

"Ne var?." diye sordum,

"Hürriyet var, Milliyet var." dedi..

-- Geç onları,başka ne var?.

-- Sabah var, Akşam var..Sana bi sabah, bi de akşam vereyim..

-- Espiri yapmanın sırası değil, görmüyor musun yoksunluk krizi geçiriyorum.Başka ne var?

-- Takvim var, Güneş var.

-- Sen benimle dalga mı geçiyorsun?..Doğru dürüst bi gazete kalmadı mı?

-- Dur bakayım, bi tane Cumhuriyet kalmış, vereyim mi?.

-- Ver ver, o da olur..O beni bikaç saat tutar,
sonra çarşıya iner,bayiden alırım Sözcü...

İşte Sözcü böyle nalet bir gazete..

Bağımlılık yapıyor.

Alışıyorsun okumaya, değişiyorsun,
dönüşüyorsun, başka biri oluyorsun,bulamadığın zaman yoksunluk yaşıyorsun..

Bir daha
bulamayacağım, okuyamayacağım, eski halime döneceğim diye korkuya kapılıyorsun...


CUMHURBAŞKANI NASIL OLMALI?...


2019 için Akp'nin Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan ama muhalefetin adayı henüz belli değil...

Muhalefet,Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterecekleri kişinin,toplumdaki herkesi kucaklayacak biri olmasını istiyor...

Öyle bir kucaklasın ki,kimse açıkta kalmasın..

Bu özellikte bir aday arıyorlar arıyorlar ama birtürlü bulamıyorlar..

Birini buluyorlar,bi de toplum buluyorlar,prova yapıyorlar,adam toplumu kucaklıyor ama toplumun bi tarafı açıkta kalıyor..

Öbür tarafa geçip,öbür taraftan kucaklıyor,bu sefer de diğer taraf açıkta kalıyor.

Kolları kısa kalıyor,bitürlü toplumun hepsini birden kucaklayamıyor...

Peki bir toplum nasıl kucaklanır??...

Toplumu kucağına aldın...
                                                           
Bir elinle belinden kavrayacaksın,öbür elinle de başının altından tutacaksın ki,başı arkaya düşmesin...

Sonra toplumu kucağında sallamaya başlayacaksın...

Sallaya sallaya uyutacaksın...

O arada kulağına ninniler söyleyeceksin :

"Uyusun da büyüsün,niği-ğin-ni,güzel günler yakında,niiiiin-ni!...

Ekonomi büyüyor niği-ğin-ni,demokrasi geliyor niiiiin-ni!..."

Baktın,toplum uyudu,götürüp yatağına yatıracaksın,o orda uyurken sen işine bakacaksın..

Toplum arada bir uyanır,ağlamaya başlar.

Hemen gidip yeniden kucağına alacaksın,yeni ninniler söyleyeceksin..

Masallar anlatacaksın...

Uyumuyor mu?.

Korkutacaksın!.

-- "Uyu bakayım!...Yoksa seni öcü'ye veririm!..Yargıya veririm!..Terörist misin sen!..Niye uyumuyorsun?.."

Toplum korkudan gözünü kapatır,gözünü kapatınca da yeniden uyumaya başlar...

Toplum,kucaklanmaktan hoşlanır da,kucağa oturtulmaktan hoşlanmaz...

Elma şekerleriyle,kucağa oturtulanlar,elma şekerinin tadından,kucak acısını hissetmedikleri için,kucakta olduklarını farketmezler,farketseler de,umursamazlar...

Taa ki,elma şekeri bitip de,sapı ellerinde kalana kadar..
                 
Ama artık millet uyandı..

Bugüne kadar kucaklayacağız diyenler hep kucağa oturttukları için,artık her kollarını açana koşmayacak..

Çünkü artık sadece elma şekeriyle olmuyor....

Anlamadığım,

Cumhurbaşkanının bizi kucaklamasına ne gerek var?.

Kucaklayacak da ne yapacak,lunapark'a mı götürecek?..

Sadece yasalarda belirlenmiş işini yapsa olmaz mı??

Nedir bu bizdeki kucaklanma arzusu?...

Cumhurbaşkanı,devletin duruşudur..

Bizi kucaklamasına gerek yok...Adaleti,hakkı-hukuku,demokrasiyi,insani değerleri kucaklasın,o zaman biz gider onu kucaklarız.....


İYİ PARTİ...


Meral Akşener'in partisi kuruldu...

"İYİ PARTİ..."

"İP..."

Daha kafadan Ak Parti'ye gollük pas..

Şimdi Ak Partililer her konuşmada İP'li vuruşlar yapacaklar..

"Bunların İP'iyle kuyuya inilmez!.." diyecekler...

Erdoğan "Bunların İP'ine değiiill,Allahın ipine sarılın" diye bas bas bağıracak...

Biyerleri işaret edip "Bu İP'in ucu kimin elinde,kimiiinnn!.." diye bağıracak..

"iP'e sapa gelmez vaatlerde bulunuyorlar!.." diyecekler..

Binali yıldırım "Bunlar İP'e un seriyorlar...İpe un serilmez,ipe çamaşır asılır" diye espri yapacak ve buna da gülecekler...

Niye bu kozu verdiniz ellerine?...

Sonra niye "İyi Parti?.." Bu millet iyilikten anlamıyor ki..
.

Meral Akşener'i ilk konuşmasında dinledim...

Çok etkilendim,çok heyecanlandım,çok umutlandım...

Anlattıkları şeylerden mi?

Yoo-o...

Heyecanlandım,etkilendim,umutlandım çünkü Akşener de en az Erdoğan kadar yüksek sesle,bağırarak konuşuyor...

Ah be Kılıçdaroğlu!?...

Bitürlü anlayamadın şu politikayı!..

Güneşin altında yapılmadık polemik kalmadı.Artık ne anlattığın değil,nasıl anlattığın önemli...

Ah bi sesin çıksa!

Ah bi Erdoğan kadar yüksek sesle,kızgınmış gibi bağırarak konuşabilsen?..

Görmüyor musun,15 senedir bağırarak iktidarda..

Yapıyor,alkışlıyorlar..

"Yanlış yaptık" diyor,yine alkışlıyorlar..

Çünkü bağırıyor..

Haklıymış gibi bağırıyor..

Bu millet de "Kimin sesi daha çok çıkarsa,o haklıdır" diye ezberlemiş...
.

Çok umutluyum Akşenerden çok..

Eğer bi rahatsızlık falan geçirip sesi kısılmazsa 2019'da kesinlikle iktidardalar...

Hayırlı olsun memlekete..İnşallah sadece "İyi Parti" demekle kalmayız, "Ulan hakkaten iyi partiymiş" de deriz...


KILIÇDAROĞLU İLE RÖPORTAJ


(Referandumdan sonra...)

-- Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, hoş geldiniz..

-- Hoşbulduk.Teşekkür ederim..

-- İsterseniz röportajımıza referandumla başlayalım...Referandum sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?.

-- Biz kazandık!...

-- Siz kazandınız??

-- Evet..

-- Ama referandumdan yüzde ellibir evet, yüzde kırkdokuz hayır çıktı..

-- Doğrudur..Biz kazandık...

-- Sayın Kılıçdaroğlu, referandumdan çıkan hayır oylarının oranı yüzde kırkdokuz..

Siz hayır cephesindeydiniz..

-- Çok doğru..Biz kazandık..

-- Siz kazandınız?

-- Biz kazandık..

-- O zaman...Anayasa değişmeyecek, başkanlık seçimi yapılmayacak??

-- Yapılacak... Ama biz kazandık..

-- Çok özür dilerim sayın Kılıçdaroğlu sizi anlamakta zorluk çekiyorum..Sandıktan
yüzde kırkdokuz hayır, yüzde ellibir evet çıktı..Ak Parti ikibinondokuzdaki başkanlık seçimine hazırlanıyor, Tayyip Erdoğan kısa bir süre sonra partisinin başına geçecek.

Şimdiden başta yargı olmak üzere bir çok alanda düzenleme yapmaya başladılar,
ben anlayamıyorum sizi, kazandık derken neyi kastediyorsunuz, ne kazandınız?..

-- İzah edeyim sayın Ziko..Ziko'muydu?

-- Ziko.

-- Niye?

-- Öyle icabetti.

-- Şimdi sayın Zito..

-- "Ziko"

-- Zipo...Son yapılan 1 Kasım 2015 genel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi yüzde 25 oy aldı..Doğru mudur efendim?

-- Doğrudur..

-- Peki bu referandumdaki oy oranımız nedir?.: Yüzde kırkdokuz..

-- Ama bu referandumda alınan yüzde 49 oyun tamamı Chp'ye mal edilemez..

-- Ben de zaten onu iddia etmiyorum sayın Pipo...

-- Ziko..

-- Tifo...Yüzde 49'un tamamı Cumhuriyet Halk Partisinin oyu değil..Arkadaşlarımızın hesaplamalarına göre bu yüzde 49'un içinden hayır oyu veren ama Cumhuriyet Halk Partili olmayan kesimlerin oylarını düştüğünüz zaman bile, Cumhuriyet Halk Partisinin oylarını 1 Kasım seçimlerine göre yüzde altı, yüzde yedi civarında arttırdığını görüyoruz..

Bu da yüzde otuzbir-otuziki eder..

Yani Cumhuriyet Halk Partisi, son yapılan 1 Kasım genel seçimlerinde aldığı yüzde 25'lik oy oranını yüzde 32'ye çıkarmıştır..

-- Kazandık derken bunu mu kastettiniz?.

-- Evet...Cumhuriyet Halk Partisi Olarak, 1 Kasımdaki Cumhuriyet Halk Partisini
yendik.

Hem de öyle böyle değil, 7 puan fark attık.Eze eze yendik..

Eğer bu referandumda rakibimiz Ak parti değil, 1 Kasımdaki Cumhuriyet halk partisi olsaydı,sandıktan hayır çıkardı..Hem de 6-7 puan farkla..

-- Yani siz rakip olarak Ak parti'yi değil de, Cumhuriyet halk partisini
görüyorsunuz?..

-- Evet..Tam dişimize göre..Yüzde yirmibeş, yüzde yirmialtı civarında bir oy      
oranları var ve Türkiye'nin genel siyasi yapısına baktığınız zaman o oranların
üzerine çıkabileceklerini hiç sanmıyorum.En fazla yüzde otuza çıkarlar, biz onu da geçeriz...

-- Kendinizle rekabet etmek, kendinizi aşmaya çalışmak çok güzel sayın Kılıçdaroğlu ama siz kendinizle uğraşırken atı alan üsküdarı geçiyor..

-- Geçemez..Binek hayvanlarının şehir içine girmesi yasaktır..

-- Peki sayın Kılıçdaroğlu, başka bir konuya geçelim...

-- Buyrun sayın Niko..

-- "Ziko.."

-- Çiko...

-- Geçenlerde medyada geniş yer bulan,içinde sizin de bulunduğunuz bir fotoğraf
çok konuşuldu, çok eleştirildi..

-- Anayasa mahkemesinin kuruluş yıldönümü töreninde çekilen fotoğraftan söz
ediyorsunuz sanırım..

-- Evet..Başbakan Binali Yıldırım ve Meclis başkanı İsmail Kahraman'la birlikte
gülerken çekilmiş fotoğrafınız..Fotoğrafta güldüğünüz için medyada bir çok
eleştiriye maruz kaldınız.Ne diyeceksiniz?.Kasıtlı olarak mı güldünüz yoksa bir anlık gaflet miydi?.

-- Bakın sayın Tito..

-- Ziko..

-- Fiko...Ben hayatım boyunca ne güldüm, ne güldürdüm..En ufak bir
tebessüme bile tenezzül etmedim.Partimizin çatısı altında görev yapan hiç kimsenin gülmesine de asla izin vermedim...

Geçen ay parti içi bir toplantıda güldükleri tespit edilen iki arkadaşımızı kesin ihraç talebiyle disiplin kuruluna sevkettik, savunmalarını istedik.

-- Ne dediler savunmalarında?

-- Ağlanacak halimize güldük dediler.Ama bu mazeret olamaz..

Ayrıca ben milletvekili seçildiğim zaman meclis kürsüsünden,görev sürem boyunca gülmeyeceğime dair namusum ve şerefim üzerine yemin ettim..

Böyle birşey olabilir mi?..

Benim bilerek, kasıtlı olarak gülmem söz konusu bile olamaz..

-- Peki ne oldu?.Neden güldünüz?.

-- Aklıma bir fıkra geldi, ona güldüm..

-- Kendinizi tutmayı denemediniz mi?

-- Denedim ama tutamadım.İlk kez aklıma gelen bir fıkraydı.Daha önce aklıma gelen bir fıkra olsaydı, fıkrayı bilirdim, kendimi tutardım.Ama ilk kez aklıma geldi..

Bizim görevimizin gülmek değil, milletimizin yüzünü güldürmek olduğunun
bilincindeyiz...

-- Peki Chp'lilerin yüzleri ne zaman gülecek?..Chp hiç iktidara gelemeyecek mi?.

-- Gelemeyecek..

-- Bunu siz mi söylüyorsunuz??

-- Yok babam söylüyor..

-- Anlayamadım??

-- Yani zamanında babam da söyledi, bütün dostlarım, arkadaşlarım, partideki
herkes de aynı görüşte.Türkiye'yi az çok tanıyan herkes bunun böyle olduğunu
bilir.Cumhuriyet halk partisinin bu milletteki karşılığı her zaman yüzde 25
civarında olmuştur ve maalesef hep öyle olmaya devam edecektir.Bu bizim
kaderimiz..

-- Peki bu kaderi değiştirmek için bir planınız yok mu?.

-- Yok.

-- Bu konuda bir çalışma yapmıyor musunuz?.

-- Yapmıyoruz.

-- Neden?

-- Çünkü biz inançlı insanlarız, kadere karşı gelinmez...

-- Başka bir konuya geçelim...Geçenlerde Sözcü gazetesi yazarı Yılmaz Özdil,
gazetedeki köşesinde size yönelik çok sert bir eleştiri yazısı yazdı ve yazıda sizden "Guguk kuşu" diye sözetti, herhalde kulağınıza gelmiştir...Bu söz sizi gücendirdi mi?.

Bununla ilgili birşey söyleyecek misiniz?..

-- Sayın Yılmaz Özdil demokrat kimliği olan değerli bir yazardır, ne diyebilirim ki?.
düşmanın attığı taş değil, dostun attığı gül yaralar bizi..

-- Evet..

-- Düşmanlarımızla başa çıkabiliriz, Allah bizi dostlarımızın yapacakları
kötülüklerden korusun..

-- Haklısınız..

-- Dost dediğin ırmak gibidir.Kiminin suyu az, kiminin çok.Kiminde elini yıkarsın,
kiminde bütün ruhunu..

-- Doğru söylüyorsunuz..

-- İyi bir dostu olanın aynaya ihtiyacı olmaz..

-- Elbette..

-- Dost para gibidir, kazanmak kolay, elde tutmak zordur..

-- Katılıyorum..

-- Dost dost diye nicesine sarıldım, benim sadık yarim..

-- Kemal bey, yeter!..

-- Tamam..

-- Size "Gandi Kemal" de diyorlar..

-- Gandi Kemal demeleri beni rahatsız etmez.Eğer "İndiragandi Kemal" derlerse
rahatsız oluruz..Allaha şükür hayatımız boyunca hiç indirme yapmadık, yapmayız da..

O yüzden diyeceklerini sanmıyorum..

-- "Guguk kuşu" biraz ağır olmuş..

-- Evet..

-- Dost acı söyler..

-- Hayır Sayın Dido..

-- Pes!..

 -- Hayır sayın Pes, dost acı söylemez.Mevlana der ki "Dost, acı söyleyen değil, acıyı tatlı söyleyendir.."

-- Yılmaz Özdil'e bir cevap verecek misiniz?.

-- Yoo, niye vereyim?.Belki de doğru söylemiştir..Size takılan bir lakap üzerinize
yapışıp kalırsa, doğrudur..Bunu zaman gösterecek..Ya bana "Guguk kuşu" diyecekler,ya da sayın Özdil'e "Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına guguk kuşu diyen yazar" diyecekler.

-- Ben sözlerinizden biraz alındığınızı hissediyorum?.

-- Alındım ama şimdi biraz verindiğim için rahatladım.Sayın Özdil sadece bizim
için değil, Türkiye için de değerli bir yazardır.Onun gibi yazarların yetişeceği
topraklar çok azaldı, bütün topraklar "Proje alanı" oldu..

-- Kemal bey, şimdi kısa bir ara vereceğiz, sonra yine kaldığımız yerden devam
edeceğiz..

-- Tamam.

-- Tekrar beraberiz.....Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın partisine geri
dönmesine ne diyorsunuz?.

-- "Recep döner sap döner, gün gelir hesap döner.."

-- Bu espiriyi biyere bağlayacak mısınız?.

-- Bağlayacağım...Partiye geri dönmekle neyi hesap ettiyse, o hesabın tutacağını
sanmıyorum...Parti başkanlığıyla,Cumhurbaşkanlığı aynı anda olmaz.

-- Neden olmasın Kemal bey?.Bence olabilir.Bunun örneği daha önce yaşandı
ülkemizde..

-- Ne örneği?.

-- Fatih Terim hem milli takımı, hem Galatasarayı çalıştırdı..

-- Yani topçuları mı örnek alacağız?

-- Neden almayalım?.Zaten bu ülkede en çok ya topçuları ya popçuları örnek
almıyor muyuz?

-- Yapmayın sayın..neydi?

-- Ziko..

-- Piko...Böyle bişey olabilir mi?.

-- Kemal bey sizden bişey rica edebilir miyim?

-- Elbette, buyrun..

-- Siz şu "Böyle bişey olabilir mi" cümlesini çok sık kullanıyorsunuz.Takip ettim,
sizin, böyle bişey olabilir mi dediğiniz herşey, oldu..Ben korkmaya başladım..

-- Bence abartıyorsunuz, böyle bişey olabilir mi?...

-- Peki, Amerikanın yeni seçilen başkanı Trump'ın, YPG'ye destek vermesine,
sınırlarımızda onlara kalkan olmasına ne diyorsunuz?.

-- "Trump döner sap döner, gün gelir hesap döner.."

-- Bu espiriden yürüyeyim diyorsunuz?.Yani?..

-- Trump emlakçı kökenli bir başkandır.Trump'ın tramplığı inşaat bitene kadardır.
İnşaatını yapacak ustaları kollaması normaldir..

-- Yunanistanın adalarımızı işgal etmesi konusuna ne diyorsunuz?.En son eşek
adasını işgal ettiler..

-- Adanın ismi şimdi anlamını buldu..

-- Hükümet bu konuda hiçbişey yapmıyor..Bu canınızı sıkıyor mu?

-- Hükümete haksızlık etmeyelim, hiçbişey yapmadıklarını söyleyemeyiz.

-- Ne yapıyorlar?

-- Seyrediyorlar...

-- Başkanlık seçimi 2019'da yapılacak.Aday olacak mısınız?

-- Ada yolmak mı?..Ne adası?.

-- Anladım...Akp neredeyse bitirmek üzere ama Chp henüz 2019 hedefine başlamadı anlaşılan...Siz başlayana kadar, atı alan üsküdarı da atın eyerine bağlayıp götürmez inşallah...

Peki Kemal bey, muhalefet tarzınızla ilgili bir soru sormak istiyorum..Sizden daha
sert muhalefet etmenizi isteyen kesimler var.Çok sakin olduğunuz ve bu sakinliğin partiye zarar verdiği görüşündeler..

Neden bu kadar sakinsiniz?..

Bu sakinliğinizin tıp camiasında da ilgiyle takip edildiği, doktorların, stresle başedemeyen hastalarına sizi tavsiye ettikleri söyleniyor..

Ne yalan söyleyeyim, ben de uykusuzluk çektiğim zaman yatakta gözlerimi kapatıp gözlerimin önüne sizi getiriyorum, uykuya dalmam üç dakkayı bulmuyor...

Neden daha sert olamıyorsunuz?..

-- Sakin olmak iyidir...

-- Bu kadar mı?

-- Bu kadar.

-- Peki.....Sayın Kılıçdaroğlu son olarak izin verirseniz istifa konusuna girmek
istiyorum...Referandumda alınan sonuçlardan sonra bir çok kesimden genel
başkanlıktan istifa etmeniz yönünde sesler yükseldi...Cumhurbaşkanı Erdoğan da,yurdun çeşitli yerlerinde, referanduma denk gelen toplu açılış törenlerinde yaptığı konuşmalarda sizi hedef aldı, sekiz seçim kaybettiğinizi ve istifa etmeniz gerektiğini söyledi...Ne diyeceksiniz?..

-- Sayın Erdoğan istiyor diye istifa edecek değilim..

-- Ama sadece Cumhurbaşkanı değil, birçok kesimden sizin için istifa çağrısı geldi..

-- Bir çok kesimden istifa çağrısı geldi diye istifa edecek değilim..

-- Sizin partinizin içinde bile yoğun bir şekilde istifa seslerinin yükseldiği söyleniyor..

-- Bizim partimizin içinde bile yoğun bir şekilde istifa sesleri yükseliyor diye istifa
edecek değilim..

-- Daha önceki bir seçimde, eğer başarısız olursanız istifa edeceğinizi bizzat kendiniz söylediniz..

-- Bizzat kendim istifa edeceğim dedim diye istifa edecek değilim..

-- Yani istifa etmeyeceksiniz?

-- Neden istifa edeyim?..İstifa etmemi gerektirecek bir neden var mı?.Birisi makul bir gerekçe göstersin, istifa edeyim.Biz bu göreve koltuk için gelmedik.

-- Çekyat için mi geldiniz?

-- Anlayamadım??

-- Espiri yaptım ondandır..

-- Bakın sayın Şiko..

-- Zi...Boşverin..

-- Sekiz seçim kaybettim diye herkes benim istifa etmemi istiyor..
Neden istifa edeyim?.Nerde görülmüş sekiz seçim kaybeden birinin istifa ettiği?.

Dünyada bir örneği var mı?..

Dünyadaki örneklere baktığımız zaman, politikacıların bir seçim, iki seçim, en fazla üç seçim kaybettikten sonra istifa ettiklerini görüyoruz..

Sekiz seçim kaybettikten sonra istifa eden kimse yok..Bana sekiz seçim kaybettikten sonra istifa eden bir örnek gösterin, istifa edeyim..

Aslında bu işin doğrusu, bir seçim kaybettikten sonra istifa etmektir..

Ben de öyle yapacaktım, kaybettiğim ilk seçimden sonra istifa edecektim, bir sonraki seçimde telafi ederim diye düşündüm, onu da kaybedince, bir sonraki dedim, böyle böyle, sürekli kaybeden kumarbaz gibi bir türlü kalkamadım masadan..

Söz veriyorum, şöyle büyük bir seçim kazanıp,zararı çıkarayım, istifa edeceğim...

Ayrıca, ben sadece partinin genel başkanıyım.Başarı ekip işidir..Kaybettiysek hep
beraber kaybettik..

O zaman Chp olarak hepimiz istifa mı edeceğiz?...

Sadece biz değil,bize oy veren vatandaşlarımız da kaybetti.Onların içinde işçi var,köylü var,memur var,müdür var,genel müdür var..Peki referandumu kaybettik diye istifa eden bir tane müdür, bir tane genel müdür oldu mu?..

Kaç memur görevinden istifa etti?..Referandumdan sonra kaç tane işçi "Benim oy
verdiğim parti kaybetti,benim işe devam etmem doğru olmaz" deyip işinden ayrıldı?..

Kaç köylü "Ben bu seçimi kaybettikten sonra artık bu köyde duramam" deyip,köyünü bırakıp gitti?..

Chp genel başkanlığı benim işim.Herkes işinin başında dururken niye bir tek ben işimi bırakıyorum?..

Üstelik bu ülkede istifa müessesesi doğru dürüst çalışıyor olsaydı, mecliste birinci parti olurduk, benim istifam söz konusu olmazdı..

Bu kadar çok üstüme gelinmesi insafsızlık.Eğer böyle üstüme gelinmeye devam edilirse,ben bu işi yapamam,istifa eder giderim..

-- Gerçekten eder misiniz???

-- Ederim ama ortada istifa etmemi gerektirecek bir neden göremiyorum.

-- Sayın Kılıçdaroğlu röportajın sonuna geldik,size çok teşekkür ediyorum.

-- Neden teşekkür ediyorsunuz?.Teşekkür etmenizi gerektirecek bir neden var mı?.Çıkın deyin ki, ben şu nedenle teşekkür ediyorum,eğer makul bir gerekçeniz varsa o zaman biz de rica ederiz..

-- Kemal bey röportaj bitti..

-- Neden bitti?..Röportajın bitmesini gerektirecek bir neden var mı?..Birisi çıksın desin ki röportaj şunun için bitti,eğer haklı bulursak kalkar gideriz..

-- Kemal bey?..

-- Neden Kemal bey?. Bey olmamızı gerektirecek...

-- Arkadaşlar Kemal beye yardımcı olun..Yoğun baskıdan galiba devrelerde bir problem oldu...Kemal bey iyi misiniz, bir doktor çağıralım mı?...Kemal bey?..A-aaa, uyudu..

Oturduğu koltukta aniden uykuya daldı..

E tabi,süreç çok yordu...Arkadaşlar Kemal beye bir battaniye
getirip üzerini örtün de üşümesin...

Kemal beye bir lakap da ben takayım : "Aslan Kemal..."

Tuttu tuttu, tutmadı, geri alır kendime takarım.....


KULELİ ASKERİ LİSESİ...


"Anadolu yakasında oturanların en çok merak ettikleri şey,Kuleli Askeri Lisesi ne olacak?..."

Bu gün öğle bülteninde CNN-Türk'te,bu haberin açılışı aynen böyleydi : "Anadolu yakasında oturanların en çok merak ettikleri şey,Kuleli Askeri Lisesi'nin ne olacağı..."

Anadolu yakasında oturanların Kuleli Askeri Lisesi'nin akibetini bu kadar çok merak ettiklerini bilmiyordum...

Anadolu yakasında oturan biri olarak,Kuleli Askeri Lisesi'nin geleceğine bunca zaman kayıtsız kaldığım için çok utandım kendimden...

Mevzu,15 Temmuz darbe girişiminin ardından kapatılan,Anadolu yakasında,boğazın kıyısındaki Kuleli Askeri Lisesi'nin yerine ne yapılacağı...
                     
Ben bu konuyu,Avrupa yakası-Anadolu yakası,hep beraber merak ediyoruzdur,merak eden çoktur diye boşlamışım ama meğer sadece Anadolu yakasında oturanlar merak ediyorlarmış Kuleli Askeri Lisesi'nin yerine ne yapılacağını...

.
-- Ruşen çıkıyor musun?

-- Çıkıyorum,bişey mi istiyorsun?

-- Yok,bişey istemiyorum...Bi haber var mı onu soracaktım..

-- Kuleli Askeri Lisesini soruyorsun değil mi?.

-- Onu soruyorum tabi,başka neyi sorucam?
                               
-- Valla hiç haber yok...Ben de dün gece sabaha kadar onu düşündüm..Ne yapacaklarsa yapsalar da artık biz de merak etmekten kurtulsak...Günlerdir bu konuyu düşünmekten doğru dürüst uyku uyuyamadım..

-- Dün komşular geldiydi bana oturmaya.Biz de onu konuştuk..Nesrin'in kocası Otel yapılacak diye duymuş,onu söyledi..

-- Valla bilmiyorum ki..Ben de bi ara otel yapılacak diye duydum ama sonra vazgeçmişler galiba..Kültür Bakanlığına devredip,müze yapacaklarmış..

-- Ama kesin bişey yok değil mi?

-- Yok yok,kesin değil..Milli savunma bakanlığı da istiyormuş ayrıca.

-- Yalaan??

-- Valla bana da kardeşim telefon etti söyledi.

-- O nerden duymuş?

-- Onlar Üsküdara taşındılar ya..Kuleli askeri lisesinin olduğu yere...İşten de çıktı,bütün gün sabahtan akşama kadar kuleli askeri lisesinin önünde dikilip,gelene gidene bakıyo..Geçen gün lisenin orda iki tane subay görmüş..

-- Milli savunma bakanlığı niye istiyomuş?

-- Milli savunma üniversitesi mi ne kuracaklarmış..

-- Herkes de kafasına göre bişey söylüyo..

-- Yaa..Yaaa...Arka tarafında da 180 dönüm ormanlık arazisi var biliyorsun..

-- Biliyorum biliyorum..

-- Orayı da Orman bakanlığı istiyormuş.                                        
-- Niye ki?

-- Yeşil alan yapacakmış..

-- Zaten yeşil değil mi?

-- Yeşil.

-- O zaman demek ki daha koyu yeşil yapacaklar...

-- Bişey de söylemiyorlar ki doğru dürüst...Kafam hep orda...Ne olacak?..Ne yapacaklar?..Yıkıp yeni bişey mi yapacaklar?..Yoksa devir mi edecekler?..Kime devredecekler?..Bunları düşünmekten kendimi işe de veremiyorum..Fabrikada makinanın başında dalıp dalıp gidiyorum..

-- Ben de dün onu düşünürken ütüyü senin mavi gömleğinin üzerinde unuttum.

-- Yandı mı gömlek?

-- Sadece gömlek değil,ütü masası da yandı.

-- Olsun...O gömlek en sevdiğim gömlekti,o ütü masası en sevdiğim ütü masasıydı ama önemli değil...Kuleli Askeri Lisesinin yerine bişey olsun da,gömlek,masa her zaman alınır..

-- Ben bi de şey duydum Ruşen..

-- Ne duydun?

-- Havaalanı yapılacakmış oraya..

-- Ben de civaalanı yapacaklar diye duydum ama inanma,yalandır.
.                
-- Civaalanı mı?                

-- Ne bileyim,civa fabrikası herhalde..

-- Valla hipodrom yapılacak diyenlerde vaar,lunapark yapılacak diyenler de..

-- Aman canım,bişey yapsınlar da...Bir de binanın taşınmazları var..Taşınmazları taşıyamadıkları için en kuvvetli ihtimal,milli savunma bakanlığına devredecekler bence.

-- Ali Ağaoğlu da istiyomuş galiba orayı.

-- O niye istiyomuş?

-- O da bilmiyomuş niye istediğini..Hep istemeye alışmış ya,görünce onu da istemiş.

-- Ben bi de bakanlıklar arasında paylaşılacak diye duydum..

-- Nasıl paylaşılacak?

-- Ön bina kısmını kültür bakanlığı alacakmış.Müze yapmak için..Öteki binaları Savunma bakanlığına vereceklermiş.Üniversite için..Arkadaki alanı Orman bakanlığına..Zemin katı maliyeye,yan duvarlar dışişleri bakanlığına,çatıdaki kiremitler içişleri bakanlığına...Elektrik kablolarını enerji bakanlığına..Yatak-yorgan-battaniyeleri sağlık bakanlığına...

-- Yine bize bişey kalmıyo yani?..

-- Yoook...Yine bize bişey kalmıyo...Ne yaparlarsa yapsınlar,biz yine eskisi gibi uzaktan seyredeceğiz.....


BÜYÜME...


Başbakan Binali Yıldırım,İhracat toplantısında konuştu, "Türkiye,bizim iktidarımız zamanında,15 yılda üç kat büyüdü" dedi...

İkide bir "Büyüdük,büyüdük" diyorlar ama biz ortada büyüme müyüme göremiyoruz..

Nerde bu büyüme?.Ne zaman büyümüşüz?.Kim büyümüş?..

Sadece "Büyüdük!.."

"Üç kat büyüdük!..Beş kat büyüdük!.."

"İkinci çeyrekte yüzde beş büyüdük!.."

 "Üçüncü çeyrekte yüzde yedi büyüdük.."

Başbakan bu sabah yine "Büyüdük" deyince Silivrideki ağabeyimi aradım..

"Başbakan böyle böyle dedi" dedim.."Bizim buralarda büyüme falan yok.Acaba sizin o taraflara doğru mu büyüdük?" diye sordum, "Yooo!.." dedi..

-- N'apıyosun şu anda?

-- Kahvaltı yapıyorum.

-- Ya,sana zahmet,pencereden dışarı bi baksana,dışarda herhangi bi büyüme var mı?..

Kalktı gitti,pencereden dışarı baktı,görebildiği hiçbiyerde büyüme yok..

-- Peki,Edirne,Kırklareli,Tekirdağ falan?..Sakın oralarda olmasın büyüme?

-- Yok.Oralarda da yok..

-- Emin misin?

-- Eminim tabi.Ben haftada bi sefer iş için oralara gidiyorum,olsa mutlaka görürdüm...

Ağabeyim Şömine'cidir..Yazlık-kışlık evlere,salonlara,balkonlara şömine yapar.İşinin sanatçısıdır.Türkiyedeki şöminizm akımının öncülerinden ve ilk şöministlerdendir..

Yalçın Şömine!..Yalçın Şömine!..Yalçın Şömine!...

Silivri-Gümüşyaka'ya girişte,sağda..Öbür taraftan girişte,solda..

"Yalçın Şömine..İçinizi ısıtır..."

Neyse...

Sonra Kayseri'deki bi arkadaşı aradım..

"Yücel Bulut.."

Facebook'tan arkadaşım,nüfustan adaşım..

Messenger'dan mesaj attım "Büyümüşüz haberin var mı?" dedim.Önce anlamadı, telaşlandı..

Sakinleştirdim,durumu anlattım, "Kayseride,civar illerde büyüme var mı,farkında mısın?" diye sordum.

"Abi valla yok,olsa büyümez miyiz?." dedi.

Düzce'yi akrabaları aradım, Düzce,Bolu,o havalide büyüme var mı diye sordum,oralarda da yokmuş büyüme..

Ege bölgesinde var bi arkadaş,Manisa'da..Onu aradım "Oralarda büyüme var mı?" diye sordum.."Yok abi ne büyümesi,sabahtan beri siftah yapamadım" dedi..

Muğla'da bi arkadaşım var..

"Ahmet Örkensoy.."

Tuhaf bi soyadı var ama işte arkadaşım diye bişey diyemiyorum..

Onbeş sene önce iki tane lüks restoranı vardı,şimdi üç tekerli arabayla sokakta balık-ekmek satıyor...

Arayıp soracağım,büyüdün mü diye,küfür eder diye çekiniyorum...

Ankara'da bi arkadaş var, "Ömer Enes.."

Onu aradım, "Ankara'da büyüme durumu nedir?" diye sordum, "Biz büyüdük,kirlendi dünya.." dedi. "Tamam Ömer,ben seni sonra ararım" deyip kapattım..

Çoluk-çocuk,iş--güç,Ömer'in kafa biraz dağınık.Ayrıca çok da alçakgönüllü,büyüse de,büyüdüm demez..

Maraşlı bir arkadaş var.Dondurmacılık yapar burda,kışın memleketine ailesinin yanına gider..

İyi biri ama hiç iyilik yaptığını görmedim..

Onu aradım."Abi bitek çocuklar büyüdü,onun dışında buralarda büyüme müyüme yok.." dedi..

Konya'da,Urfa'da,Mardin'de asker arkadaşlarım var.Askerde ben bunların çavuşuydum,çok döverdim bunları,terhis olurlarken sarılıp hüngür hüngür ağlamışlardı,çok severler beni.Onları aradım,"Var mı oralarda bi büyüme" diye sordum, "Yok" dediler...

Peki o zaman nedir bu büyüme hikayesi?

Kim görmüş büyüdüğümüzü?.Kim büyümüş?..Ne zaman büyümüşüz?..
.
Yalan bunlar, "DEDİKODU..."

"Kim demiş büyümüşüz diye?...

Yüksek faizlerle güpegündüz
Yatırımcıları almışız da sonra
Avrupa birliğine girmişiz öyle mi?..

Güya kişi başına düşen gelir 11bin dolar olmuş

Bir de Katar'a dadanmışız
Para bittikçe gidip gidip
Orada alıyormuşuz soluğu...

Onu sonra anlatırım fakat...

Ya o Muallayı sandala atıp da
Kırk yılın başı bir sandal sefası yapamayacak kadar fakirleşmemizin hikayesi?...

Onu da sonra anlatırım fakaat

Ya o hayvancılığı bitirme,tarım ülkesine tarım ürünü ithal etme,yüzde onbeşe varan işsizlik,yüksek enflasyon hikayesi?..

Onu hiç anlatmayayım fakaaat..

Sen de bizi enayi yerine koyma...

Geç bunlar anam babam geç..
Geç bunları bir kalem...

Biliriz biz neyin ne olduğunu..."


PROJE...


Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün,ilk yerli otomobili yapacak şirketleri açıkladığı toplantıda yaptığı konuşmada,

"Bundan sonra hangi alanda olursa olsun,projesi olan herkese kapımız açıktır.." dedi...

Bu sözleri duyar duymaz hemen kolları sıvadım..(Dirseklerime kadar)

Sonra oturdum bir proje hazırladım...

İyice anlaşılır olsun diye uzun uzun detaylandırdım ama size sadece projemin özetini anlatayım..

Hazırladığım projeye göre Cumhurbaşkanı tarafsız oluyo...

Her partiye karşı eşit mesafede duruyo...

Bunu da projemde örneklendirdim..

Örneğin Cumhuriyet Halk partisine birbuçuk metre mesafede duruyorsa,Ak Partiye de birbuçuk metre mesafede duruyo...Ne bi santim eksik,ne bi santim fazla..

Ayrıca Cumhurbaşkanı projeme göre,halkın bütün kesimlerini kucaklıyo..

Kucaklayamadıklarını da,yardımcılarına kucaklatıyo...Yardımcıları,onun adına kucaklıyo...
                                                   
Sonra projemde Yargı konusu var...

Projeme göre Yargı bağımsız oluyor..

Kararlarını hiçbir etki altında kalmadan veriyor...

Yargı-Yürütme-Yasama birbirinden bağımsız ve ayrı çalışıyorlar..

Buna "Kuvvetler Ayrılığı" ismini verdim...

Projemde ifade özgürlüğü kısmı var..

Bu kısma göre,herkes düşündüğünü,yazıp söylemekte özgür oluyo...

İnsan hakları ismini verdiğim bölümde de,hiçbir özelliğine bakılmaksızın herkes eşit ve özgür oluyo...

Cumhuriyetin ilkelerine sıkı sıkı bağlı olmak gerektiği var projemde..O ilkeleri ayrıntılı olarak da belirttim...

Projemin ana başlıklar bunlar...

Projemin adı da : "ÇAĞDAŞ DEMOKRASİ PROJESİ..."

Projemi bitirdim,sarı zarfa koydum.. (Beyaz zarfa koyarsam ciddiye almayabilirler diye korktum)

Zarfın üzerine "Sayın : Sayın Cumburbaşkanı-Külliye/Ankara" yazıp postaladım...

Bakalım projemi beğenip,kabul edecekler mi?

Derin bir merak içindeyim.....


EVE EN YAKIN OKUL...


Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz,TEOG'un yerine gelecek sistemi gazetecilere açıkladı..

Yeni sisteme göre herkes evine en yakın okula gidecek...

İsmet Yılmaz bunu açıklarken "Biliyorsunuz, en iyi okul,eve en yakın okuldur diye bir söz var.."dedi...

Allah Allah?..Böyle bi söz var mıydı?..

Ben hiç böyle bi söz duymadım..

Demek "En iyi okul,eve en yakın okuldur" diye bi söz var...

Ben nasıl bilmiyorum bu sözü,diye çok utandım.Utancım gitsin,yerine başka bişey gelsin diye araştırdım,ama daha önce söylenmiş böyle bir söze rastlamadım..

Atalarımız böyle bi söz söylememiş...

Acaba bizim atalarımız söylemeyi unutmuş da İngiliz ataları,Amerikan ataları,İsveç ataları mı söylemiş bu sözü diye yabancı atasözlerini araştırdım,yabancı atalar da böyle bi söz söylememiş...

Buna yakın sözler söylenmiş..

Mesela Amerikan Ataları "En iyi okul,en iyi eğitim verilen okuldur.." demişler...

İsveç Ataları "En iyi okul,nitelikli yöneticilerin ve öğretmenlerin olduğu okuldur" demişler..
     
Fransa'da "En iyi okul,öğretmenlerin bütün haklarını aldıkları,okula mutlu gittikleri okuldur" diye bi söz var..

İzlanda'da var bi söz "En iyi okul,içinde Tiyatro salonu,konferans salonu,spor salonu,kafeteryası,satranç odası olan okuldur" diye...

Venezuella'da var bi söz "En iyi okul,velilerin çocuklarını göndermekten gurur duydukları okuldur" diye..

Hırvatistan Ataları "En iyi okul,ezberci değil,öğrencilerde yaratıcı ve eleştirel düşünme becerisini geliştiren okuldur" demişler..

Tunusta var bi söz "En iyi okul,akademik başarıyı öne çıkaran okuldur" diye..

Endonezya'da "En iyi okul,çocukları dünya vatandaşı olarak yetiştiren okuldur" demişler.

Hala da diyorlar.....

Araştır,araştır,bitürlü bulamadım "En iyi okul,evine en yakın okuldur" sözünü..

Bi arkadaşı aradım,konuyu anlattım,böyle bi söz var mı diye sordum, "Var" dedi..

-- Nerde var?

-- Bizde var.

-- Kim söylemiş?

-- Sayın Cumhurbaşkanımız..

-- Hangi Cumhurbaşkanı?.Atatürk mü?..

-- Yok yahu,Cumhurbaşkanı Erdoğan bir ay önce TEOG kaldırılmaya karar verildikten sonra söyledi...

-- Ama Eğitim Bakanı bu sözü sanki büyüklerimiz,Atalarımız söylemiş gibi söyledi?

-- Doğrudur..Erdoğan onun büyüğüdür.O ne derse Atasözü hükmündedir...

-- Haaa..Demek ki ondaaan....

-- Tabii ki de...Zaten eğitim diye bişey kalmadı.Evinin yakınında doğru dürüst eğitim alamayacağı okul varken,eğitim alamamak için uzaklara mı gitsinler?...


GÜN YAKLAŞIYOR...


Ak parti genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan,Ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na "GÜN YAKLAŞIYOR.YARGIDA HESABINI VERECEKSİN!." diye seslendi....

Allah Allah?..

Acaba yanlış mı anladım?..

Bu sözleri ana muhalefet lideri,ülkeyi onbeş senede iflasın eşiğine getiren iktidar partisinin liderine mi söylüyor diye haberi kontrol ettim?..

Hayır...Yanlış anlamamışım..

Bu sözleri,ülkeyi onbeş senede iflasın eşiğine getiren iktidar partisinin lideri,ana muhalefet partisinin liderine söylüyor..

"Gün yaklaşıyor.Yargıda hesabını vereceksin!." diyor...

İnsan dumura uğramadan edemiyor...

Ama sonra düşününce Erdoğan'ın ne demek istediğini anladım ve kendisine yüzde yüz hak verdim..

Yüzde ikiyüz verecektim ama yüz'de,ikiyüz olmadığı için veremedim.Olsaydı verirdim..

Sayın Erdoğan çok haklı...

Ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun çok büyük suçu var..

Ana muhalefet liderinin suçlarını birbirine eklesen,boğaza dördüncü köprü olur..

Evet Sayın Ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu!.

Sayın Erdoğan'ın da dediği gibi..

"Gün yaklaşıyor,yargıda hesabını vereceksin!.."

Ne hesabı mı? Dinle de,anla!..

Sayın Cumhurbaşkanımız ve İktidar partisinin lideri "Gün yaklaşıyor,yargıda hesabını vereceksin" derken şunu diyor :

"Biz iktidara geldiğimizde,dolar birbuçuk liraydı..Bizim aldığımız yanlış ekonomik kararlarla,dolar 15 senede 4 liraya dayandı..Biz doların 3 kat yükselmesine sebep olacak yanlış kararlar alırken,neden bize engel olmadın?...

Neden daha sert muhalefet yapmadın?..

Neden şehir şehir,köy köy,ev ev dolaşıp bizim yanlış ekonomik politikalarımız yüzünden ekonominin çökeceğini,bizim çok geç olmadan iktidardan gitmemizin gerektiğini seçmenlere anlatıp bize oy vermemelerini sağlamadın??..

"Biz Atatürk'ü ve Cumhuriyetin değerlerini aşındırırken,müfredattan,hafızalardan Atatürk'ü ve devrimlerini silmeye çalışırken neden bize dur demedin?.."

"Milletin yüz yıllık varlıklarını özelleştirip yabancılara peşkeş çekerken neden bizi durduracak daha etkili önlemler almadın?.."

"Biz her seçimden önce "saf"ları sıkılaştırmak için suni düşmanlar yaratıp,Avrupa ülkeleriyle kavga edip aramızı bozarken,bu yüzden turizme,ticarete balta vururken sen neden Avrupaya gidip o ülkelerin liderleriyle görüşmedin?..

Neden "Erdoğan bunu bunun için yapıyor.Amacı düşman olmak değil,seçim kazanmak" demedin?..O ülkelerin bize düşman olmalarını engellemedin?.."

"Bizim yandaşlarımız hırsızlığa yolsuzluğa bulaşırken neden gidip onları yakalamadın?.."

"Biz askeri ortadoğu bataklığına sokarken neden gidip sınırda beklemedin?.Tankların önüne yatmadın?.."Hayır,izin vermiyorum,gidemezsiniz" demedin?.."

"Biz Fetöcüleri devlete yerleştirirken niye gidip çıkarmadın?.."

"Biz halkı kamplara bölerken,halkın arasına düşmanlık tohumları sererken,sen niye dostluk tohumlar sermedin?..

Daha çok birleştirici konuşmalar yapıp,sevgi sözcükleri söylemedin,şiirler okumadın?.."

"Biz hukuk,kanun,yasa,anayasa tanımadan memleketi kendi çıkarlarımız doğrultusunda kafamıza göre yönetirken neden gelip yakamıza yapışmadın?..

Senin yüzünden memlekette hukuk diye bişey kalmadı..."

"Biz gazetecileri,yazarları,suçsuz insanları bizi eleştirdikleri için hapse atarken,neden gidip onları çıkarmadın?.."

"Biz eğitimin kalitesini düşürürken,neden gidip yükseltmedin?."

"İşsizlik bizim dönemimizde çığ gibi büyüdü.Niye herkese iş bulmadın?..

Bu sadece bizim dönemimiz değil,sen de bu dönemde yaşıyorsun,bu senin de dönemin,yani işsizlik senin döneminde arttı..."

"Biz sigaraya yasaklar getirdik,öbür taraftan uyuşturucu patladı..Herşeyi biz mi yapacağız,biz bu taraftan sigaraya yasaklar getirirken,sen niye öbür taraftan uyuşturucuyu yasaklamadın?.."

"3 milyon Suriyeli geldi..Kimin ne olduğu belli değil..Kimin yarın ne yapacağı belli değil..Neden kimin ne olduğunu,yarın ne yapacaklarını gidip öğrenmedin?..O insanlar yarın memleketimize zararı dokunacak işlere girerlerse bunun hesabını nasıl vereceksin?...

Suçlusun Kılıçdaroğlu!...

Ülkeyi bu hale getirmemize engel olamamanın hesabını vereceksin..

Gün yaklaşıyor...

Bu pazartesi,olmadı gelecek salı..

Yargı'da hesabını vereceksin...

Yalnız hesap vermekle de kalmayacak,bahşiş de bırakacaksın......

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder