ACILAR
Mesela,bir yakınımızı kaybederiz...
Uzun süredir birbirlerini görmeyen akrabalar cenazede buluşurlar..
"N'apıyosun,ne ediyosun?" telefonlar alınır,verilir,belki sonra biraraya gelinip birlikte bir iş kurulur,istihdam yaratılır,ülke ekonomisine katkı sağlanır...
Ölümlerin en hayırlısı budur...
Hoca cenazede "Merhumu nasıl bilirdiniz?" diye sorar,cemaat, "İyi bilirdik!." diye bağırır..
İşte belki de tam o sırada melekler tepemizde not tutuyorlardır..
"Cenazeye kaç kişi geldi?."
"İyi bilirdik,demeyen kimse var mı?."
"Kaç kişi gerçekten üzgün,kaç kişi ikide bir saatine bakıyor?..."
Belki de cennet-cehennem,yaşadığın değil,öldüğün zamanla ilgilidir.
Kaç kişi tarafından sevildiğinle,cenazene kaç kişinin geldiğiyle ilgilidir...
Belki de cennete girebilmenin sayısal bir barajı vardır..Hayat boyu tanıdığın,seni tanıyan insanların en az dörtte birinin cenazene gelmesi gerekmektedir belki...
Düğünlerde öyle yapmaz mıyız?.. "Kim geldi?..Kim gelmedi?..Kim ne taktı?.."
Nedir bunun amacı?.Ne kadar sevildiğimizi,ne kadar değer verildiğimizi öğrenmek,bilmek değil mi?...
Öte tarafta da vardır eminim bir sınav..Üniversite yerleştirme sınavı gibi bir sınav.."Merhum yerleştirme sınavı.." (MYS)
Cennetin her köşesi aynı değildir belki..İyiliğinin,hayrının çokluğuna göre,cennetin daha güzel köşelerine yerleştiriliyorsundur belki...
"Acı kaybımız" deriz ölümlere...
Acı olan ölüm değildir,kaybımızdır..
Ölenin bütün acıları sona erer,son acısını da kalanlara bırakır,kalanlar,o acıyı da yüklenip,yaşamaya devam ederler...
Bütün acıların sona ermesine karşılık,ölüm...Acılara karşılık yaşam vardır...
Teklif bu!..Yaşıyorsan,acı çekeceksin...
Ve de ne kadar çok ve çeşitli acılarımız var...
Hep atıyoruz içimize ömür boyu..Biriktiriyoruz,istif ediyoruz,üstüste yığıyoruz..
Biz bunu yaparken,kamyon yanaşıyor,yeni mallar geliyor...Yeni acılar...
Onlara yer açmak için,eskileri daha da bastırıp sıkıştırıyoruz..
O kadar çok ki acılar,yüreğimize sığmıyor,yüreğimizden taşıp,ciğerlerimize yayılıyor,mide'ye vuruyor,böbreklerde taş oluyor...
O sırt ağrıları,bel ağrıları,bildiğin bütün hastalıklar,yüreğimizden taşıp vücudumuza yayılan acıların hastalık bulmuş halidir belki de...
At içine,biriktir-istif et,sıkıştır,ömür böyle geçer..
Sonra birgün tek tek çıkarıp bakmak isteriz,albümden fotoğraflara bakar gibi,içimizdeki acılara..
Hangi acı,hangi zamana,kime aitti?..
"Bu acıyı kim sokmuştu bana?.."
"Bu acıyı hatırlıyorum,çok acıtmıştı,çok canım yanmıştı..."
"Bak bunu hatırlayamadım..Galiba bu acıyı ben yaşatmıştım kendime..."
Eski fotoğraflardaki zamanları hatırlamaya çalışır gibi hatırlamaya çalışırız eski acıları,bize o acıları yaşatanları..
Ama eskisi gibi acı hissetmeyiz..Hatta gülümseriz bile...
Çünkü içimizdeki o acılar değişmiş,dönüşmüştür zamanla..
Tıpkı,toprak altında,kayaların içinde bastırılan,sıkışan elementlerin zamanla çok değerli madenlere dönüşmesi gibi...
Yıllarca içimizde biriktirdiğimiz,bastırdığımız,sıkıştırdığımız bütün o acılar zamanla değişmiş,dönüşmüş,elmas değerinde tatlı birer anı olmuştur...
Kimbilir belki de,bilinçaltı,birgün tatlı birer anıya dönüşeceklerini bilmek,biraz daha katlanılır kılıyordur acıları...
Acısız hayat olmaz...
"Acı,yaşadığının kanıtıdır..."
Ne kendi acını,hele ne de başkasının acısını hissetmemeye başladıysan,bi kokla kendini..Burnuna ceset kokusu geliyor mu?...Geliyorsa,çoktan ölmüşsündür de,farkında değilsindir.....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder