SÜTÜMÜ HELAL ETMEM
Anlatıcı - Ana - baba baskısından, evdeki kalabalıktan sıkılan,bunalan her gencin hayalidir, evden ayrılıp bir bekar evine taşınmak...
Çünkü eve kız getiremezsin, getirip birlikte odana çıksan evdekilerin varlığı yüzünden kızı rahat rahat sıkıştıramazsın,öpemezsin,en önce baban karşı çıkar :
- "N'oluyo oğlum ? Kerane mi burası ?!!."
En iyisi, bir imkan yaratıp, tek başına veya kafa dengi bir arkadaşınla bekar evine çıkmak..
Bunu yapabilenler için iyi bir tecrübedir o yaşlarda kendine ait bir yaşam alanı oluşturabilmek...
Ama öyle ceketini alıp "Eyvallah" diyerek gidemezsin baba evinden.Ananın - babanın üzerinde hakları vardır, onların gönüllerini almadan gidersen hem onları üzersin, hem sen rahat edemezsin.
Kaç yaşına gelmiş olursan ol ,onların gözünde her zaman çocuksundur, senin için endişe ederler...
Ben de evden ayrılıp,tek başıma yaşamak istedim ama annemi razı edemiyorum..
Babamın zaten umurunda değilim.Evden ayrılmak istediğimi duyunca, sevindi bile. "Gitsin p...venk !. Bizi beğenmiyorsa s...tirsin gitsin, bir boğaz eksilmiş olur..." dedi..
Annemi nasıl razı edeceğim evden ayrılmaya?..Ne zaman söylesem,başlıyor ağlamaya...
(Anne girer..Ağlayarak)
- Anne, lütfen ağlama.Sadece şekerle,kurban bayramlarına bırakmam, 30 Ağustos'ta 29 Ekim'de de gelirim ziyaretine..
- Niye gidiyorsun ?..
- Yalnız kalmak istiyorum..Yazılar yazacağım,kitaplar okuyacağım,edebiyat beni çağırıyor,gitmem lazım.
- Yalnız kalmak için mi gidiyorsun ?
- Evet.. Sanatçı, yalnız olmalı.
- Burda yalnız kal ?
- Burda yalnız kalamıyorum anne,babam var, sen varsın..
- Bizimle birlikte yalnız kal ?
- Anne, saçmalama.
- " Gidersen, sütümü helal etmem !.."
- Ne yapmazsın ??
- Sütümü helal etmem.
- Sütünü ?
- Evet.
- Anne sen ciddi misin ?
- Ciddiyim..
- (Seyirciye :) Sütümü helal etmem lafını televizyon komedilerinde duyar, güler geçerdim.Ama annem karşımda gözleri yaşlı bir halde, ısrarla,bir kaç kez daha "Sütümü helal etmem" deyince süt konusunun ne kadar önemli ve anlamlı birşey olduğunun farkına vardım...
Süt ne demek ?..Hayata onunla başlıyorsun.Midene ilk giren besin,süt.Annen süt vermese, dişlerin çıkmamış, başka birşey de yiyemezsin, açlıktan ölürsün.Anneme hayatımı borçluyum..
- Anne yapma, sık sık ziyaretine gelirim..
- Gelmezsin.
- Vallahi gelirim.
- Vallahi gelmezsin.
- N'olucak şimdi ?
- Sütümü helal etmem..
- Demek sütünü helal etmezsin??
- Etmem!.
- Eğer sen sütünü helal etmezsen, o zaman ben de... şeyi helal etmem...
- Neyi helal etmezsin ?
- Şeyi..
- Neyi??
- Ben doğduğumda nasıl bir bebektim ?
- Nasıl, nasıl bir bebektin ?
- Yani, ben doğduğumda neler hissettiniz ?..Sevindiniz mi ?..Mutlu oldunuz mu ?..
- Olduk tabi, niye olmayalım ?
- Ben doğunca birdenbire eve neşe geldi di mi ?..Sıradan, sıkıcı, tek düze hayatınıza bir güneş gibi doğdum...
- O kadar da değil.
- Haydi, güneş gibi olmasın da, ay gibi olsun.Ama benim o minicik varlığım sizi mutlu etmedi mi ?
- Etmiştir.
- Beni severken, benimle oynarken, ilk adımlarım, ilk kez "Anne " deyişim,seni heyecanlandırmadı mı ?
- Heyecanlandırmıştır.
- Seni "Anne" yapan benim.Sana anne rütbesini ben verdim.Sen, benim sayemde anne oldun.
- Abartma !..
- Benim sıcaklığımla ısındı yürekleriniz.Gülüşümle güldünüz, mutlu oldunuz.Bana sevginizi verdiniz.Ben, sizin verdiğiniz sevgiyi, aldım.Ben almasam, kim alacaktı sevginizi ?..Git ver bakalım rastgele birine sevgini, alıyor mu ?..
- Saçmalama...
- Neticede bir dönem benim sayemde sıcak bir mutluluk yaşadınız.Elalem soğuğunu bile bulamazken,ben size sıcak mutluluk yaşattım..
- Eee noolmuş ?
- Eğer sen sütünü helal etmezsen, ben de işte onu helal etmem.Size yaşattığım o güzel günleri,yılları helal etmem.
- Peki n'olucak şimdi ?
- Olacak bişey yok, onu süte sayalım, ödeşmiş olalım.
- Peki "dokuz ay" n'olucak ?..Ben seni dokuz ay da karnımda taşıdım..Dokuz ay on gün ama hadi on gün de benden olsun.
- Tamam...Benim bebekken size yaşattığım mutluluğa karşılık, senin sütün artı karnındaki beş ayın !. Kalanı da yaşlanınca size bakar, öderim.
- Olmaz, kurtarmaz. Süt artı sekiz ay.
- Yedi ay!.
- Altı artı süt!.
- Beş artı süt!.
- Ben senin kahrını da çektim.Sabahlara kadar uyutmadın beni.Altını temizledim, yedirdim içirdim, çamaşırını, bulaşığını yıkadım.
- Ama arada bir de dövdünüz beni ? O dayaklar n'olucak ?
- Ben seni hiç dövmedim,baban dövdü,onu babandan iste.
- Ama sen de,babam beni döverken karşımıza geçip çekirdek yiyerek bizi seyrettin çoğu zaman ?..
- Tamam, o dayakları düşelim, ne yaptı en son ?
- Dur hesaplayayım...(Küçük hesap makinası çıkarır) Süt artı dokuz ay.. artı kahır... Size yaşattığım mutluluğu ve dayakları düşerseeek...
- Ne çıktı?
- Altı aylığına evden ayrılabiliyorum.
- Beş ay!
- Altı ay!
- Tamam!.Anlaştık.Hayırlı olsun!
- Hayırlı olsun!
(El sıkışıp öpüşürler)
- Hoşçakal anne!
- Güle güle!..BELKİ ŞEHRE BİR FİLM GELİR
(Evde...Evin 30 yaşındaki bekar kızı Berna salonda,elinde temizlik beziyle sağı-solu temizliyor...Neşeli değildir..Temizlik yaparken skecin ismindeki şarkıyı mırıldanır...
Bir süre sonra annesi girer)
-- Berna kızım,burda mısın?..
-- Burdayım anne..
-- N'apyosun?.Temizlik mi yapıyorsun?
-- Evet anne,temizlik yapıyorum.Ne oldu,bişey mi var?
-- Yooo...Bulaşıkları hallettin mi diye soracaktım..
-- Hallettim anne..
-- Çamaşırlar bitti mi?
-- Bitti anne..
-- Kuruttun,ütüledin,yerlerine yerleştirdin?
-- Yerleştirdim anne..
-- Yemek işini de hallettin?
-- Hallettim anne..
-- İyi o zaman,her iş bittiyse,kocanı da al da,çıkın gezin dolaşın,hava alın biraz..
-- Anne dalga geçme lütfen..
-- Doğru ya...Sen evli değildin...Kocan derken,sevgilini,erkek arkadaşını kastetmiştim...Telefon et de,gelsin seni biyerlere götürsün..Sinemaya falan gidin.
-- Anne dalga geçme!..
-- Doğru ya...Senin,sevgilin,erkek arkadaşın falan da yok...
-- Yok anne..
-- Allah Allah,niye acaba?...Yaş kaç oldu kızım??
-- 30 oldum anne..Noolmuş?
-- Kızım inat etme,şu Hamdi bey'i bi gör..Bi tanışın,bi konuşun,belki kanın kaynar,hoşuna gider,seversin...Hemen karar vermen şart değil,sadece git,bi görüşün..
-- Hayır anne..Söyledim sana,adam çok çirkin..
-- Sanki sen çok güzelsin?
-- Ben de onu diyorum,o çirkin,ben çirkin,fizik yasalarına aykırı,iki çirkin birbirini iter.
-- O zaman şu Bakkal Nuri'nin oğluyla bi görüş.
-- Olmaz.O da çok genç..
-- O zaman,Nuri'nin babasıyla görüş,yaşlılardan hoşlanıyorsan..Adamın geçen sene karısı öldü,evlenecek birini arıyor diye duydum..
-- Olmaz anne,o da çok yaşlı..
-- Nuri'nin kendisi diyeceğim ama o da evli...Nuri'nin kayınbiraderi var Sabri diye..
-- Biliyorum anne..Olmaz o..Gördüm onu.Basketbolcu gibi,çok uzun boylu..
-- Onun kardeşi var..?
-- O da çok kısa..
-- Hüseyin?
-- Çok zayıf.
-- Mehmet?
-- Çok şişman.
-- Armut?
-- Sapı var.
-- Üzüm?
-- Çöpü var.
-- Ama sen de kızım...Herkese olmaz diyorsun!...Bildiğim başka erkek kalmadı valla...Eğer ilgini çekerse,Filiz diye bi kız var...
-- Anne saçmalama!..
-- Ama kızım sen de bi karar ver!..Evlenecek misin,evlenmeyecek misin?..
-- Evleneceğim anne...Ama önce göreceğim..Sonra tanışacağım...Sonra aşık olacağım..Sonra evleneceğim..Ben ruh ikizimi arıyorum..Doğru erkeği arıyorum..Aşk arıyorum..
-- Kızım,evlendikten sonra da aşık olur insan..Bak bana?...Evlenmeden önce babanı hiç tanımıyordum,şimdi ondan başkasını gözüm görmüyor..
(Kocası Ramazan girer...Kaba-saba,kıro bir adamdır..)
-- Lan Asiye!..İki saattir seni bekliyom lan tükanda...Niye getirmiyon lan yemeğimi tükana?
-- Unuttum Ramazan...Konuşmaya daldık kızla...Şimdi hazırlarım sefertasını..
-- Kodum mu oturturum valla!...(Yumruğunu kaldırır) Hele bi daha unut yemeğimi?..
-- Bu mudur anne?.."Babandan başkasını gözüm görmüyor" dediğin,bu mudur?
-- Budur..Görmüyon mu herifi?..Sıkıyorsa,dönüp de başkasına bak bakayım..
-- Lan hala ne duruyon?..Hazırlasana yimeğimi!..
-- Tamam,tamam,hazırlıyorum...(Çıkar)
-- Senin kaşıntın ne kızım?..De bakayım bana..
-- Benim bi kaşıntım yok baba,kaşınan sensin!..
-- Lan sen ne biçim konuşuyon lan babanla?...(Yumruğunu kafasının üzerine kaldırır) Kodum mu,yapışırsın duvara!
-- Baba,şu yumruğunu kaldırıp da,tepemde tutma!.Vuracaksan vur!..Vurmayacaksan,demokles'in kılıcı gibi...
-- Alış alış,dayağa alış...Anan yaşlandı,yarın bigün ölüp gider.Senin de evlenmeye niyetin yok madem,bu evde kalacaksan,dayağa alışacaksın..Lan Asiyeee..Hazır mı yimeğim?..Acımdan geberiyom,eli kırılasıca,acele etsen ya!...(Çıkar)
-- "Açlıktan geberiyorum" diyeceğine, "Acımdan geberiyorum" diyor...Doğru söylüyor aslında..O kadar mutsuz ki,acısından geberiyor,farkında değil...
Annemin de beni evlendirmek istemesinin sebebini anlıyorum.."Ben öldüm,sen kaç,kendini kurtar" demek istiyor...
Kaçsam nereye kaçacağım?..
Baba evinden,kocaevine...
Ne farkı var ki?..
İkisi de aynı ev..
Evlilik değil, "Evden-eve nakliyat..."
Bari ufak-tefek biriyle evleneyim de,iki tokat atarsa,bi tane de ben ona çakarım...
Öffff...Öyle yorgunum ki...Ruh yorgunuyum..Hayat yorgunuyum...Yaşayamamaktan yoruldum....
(İskemleye çöker)
Bugün de amma çok iş yaptım...
(Oturduğu yerde yorgunluktan başı önüne düşer,uyuklamaya başlar...)
(Işıklar loş hale gelir..).
(Sahneye yakışıklı genç bir adam girer,Berna'yı dürter,uyandırır.)
-- Sen de kimsin?!
-- Sakin oll..Şu anda uyuyorsun...Rüya görüyorsun..
-- Yemin et!
-- Kuran çarpsın.
-- Sen kimsin?
-- Hani bazı insanların rüyalarında gördükleri "Ak sakallı ihtiyar" var ya?..
-- Sen o musun?
-- Hayır,ben o ak sakallı ihtiyarın oğluyum.Babamın işi çıktı,yerine beni gönderdi..
-- Gerçekten mi?
-- Hayır,şaka yapıyorum...Ben,senin gibi bekar ve mutsuz kızların rüyalarına giren, "Ak sakalsız genç adamım..."
-- "Ak sakalsız genç adam?..
-- Evet..
-- Ne işin var peki rüyamda?.
-- Bana tutunman için geldim...
-- Nasıl yani?..
-- Tutun bana....(Elini uzatır,iskemleden kaldırır) Ben senin,uyanıkken yaşadığın hayata katlanabilmen için,uyurken tutunabileceğin hayalinim...
-- Çok yakışıklısın...
-- Sen de çok güzelsin...
-- Yalancı...
-- Yalan söylemiyorum...Ben herkese istedikleri gibi görünürüm,onları da istedikleri gibi görürüm...
Şu an nasıl hissediyorsun kendini?
-- Kuş gibi...
-- Tutun bana...Dans edelim..Dans etmeyi sevdiğini biliyorum..
-- Nerden biliyorsun?.
-- Uzatma!.Biliyorum işte.....
(Fondan Sezen Aksu'nun sesiyle "Belki şehre bir film gelir" şarkısı girer...Işık giderek kararır,dans ederek,karanlıkta kaybolurlar........)HAMİLE KADIN
(İkiz bebeklere hamile AYTEN...
Kocası KAMİL...)
(Sağdan girerler...Kadın,karnını-belini tuta tuta yürür..Hamileliğinin sonlarıdır..)
Kocası da yanında destek olur...Girerler)
Ayten - Ay bu hamilelik öldürecek beni!..
Tut elimi Kamil!...Şimdi düşüp serileceğim yere!..Ayaklarım biyandan,sırtım biyandan!...Ay ölüyorum yorgunluktan!....
(Diye diye,sızlanarak iskemleye oturur)
Kamil - İyi misin?..Bişey istiyo musun?..Yastık getireyim mi arkana?..
Ayten - Ay istemem!..Ay ne zor şeymiş bu hamilelik Kamil..Bir daha öldürsen hamile kalmam ona göre.Bununla yetineceksin..
Kamil - Tamam canım..Senden başka çocuk isteyen yok..İki tane yeter de artar bile...
Ayten - AYYYY!..Elalem bir çocuğu zor doğuruyor,sen bana iki çocuk birden doğurtuyorsun Kaamiil..Sen bana ikiz doğurtuyorsun Kaamiil..Ayyy..
Kamil - Ben mi istedim ikiz olmasını?..Olacağı varmış oldu...
Ayten - Nasıl bakacağız ikisine birden Kaamil?
Kamil - Bakarız.Sen merak etme..Çocuk kısmetiyle gelir..
Ayten - Tabi tabi..Yanında hamiline yazılmış bir çek'le doğacak...Ayyy!
Kamil - Ne oldu?
Ayten - Tekme attı!
Kamil - Hangisi?
Ayten - Ay ne bileyim hangisi??..Bi tanesi tekme attı işte..
Kamil - Ulan bana bak!!
Ayten - Kime diyosun?
Kamil - Kim sana tekme attıysa,ona diyorum!..(Karnına doğru konuşur) Ulan sen benim karıma nasıl tekme atarsın lan!?..Kimsin lan sen!?..Kimsin sen!?.Piç kurusu!..O senin annen!..İnsan annesine tekme atar mı?..
Ayten - Kamil saçmalama....Ayyy...
(Soldan anne karnındaki ikiz bebekler girerler..Sahnenin solunda,yanyana iki iskemleye otururlar...Orası anne karnıdır)
1.Bebek - Ya biraz öteye git yaa!..
2.Bebek - Nereye gidicem?.Yer mi var?.
1.Bebek - Oğlum ne zaman doğacağız biz?..Ben hazırım,artık doğmak istiyorum..
2.Bebek - Acele etme,herşeyin bir zamanı var..
1.Bebek - Kim önce çıkacak?..İstersen önce ben çıkayım?
2.Bebek - Yok yaa?..Önce sen çık,sonra "Ben senden önce çıktım,senin abinim" diye ömür boyu bana hava at!.Olmaz önce ben çıkacağım.
1.Bebek - Hayır ben çıkacağım..
2.Bebek - Olmaz ben çıkacağım!...Bak eğer önce sen çıkarsan,ben gelmem kuran çarpsın.Gider,başkasından çıkarım..
1.Bebek - Saçmalama oğlum,ikimiz de burdan çıkacağız...
2.Bebek - (Sahnenin sağındaki annesiyle,babasını farkeder) Şurda birileri var.
1.Bebek - Nerde?
2.Bebek - Aha işte orda!..Kim ki onlar?
1.Bebek - Onlar bizim annemiz-babamız..
2.Bebek - Yok yaa?..Bizim annemiz-babamız?
1.Bebek - Evet..
2.Bebek - Hangisi annemiz?
1.Bebek - Ne demek hangisi annemiz?..Kadın olan annemiz işte.
2.Bebek - O karnı şiş olan?
1.Bebek - Evet..
2.Bebek - Karnı niye şiş ki annemizin?
1.Bebek - İçinde biz varız da ondan.
2.Bebek - Biz mi şişirdik annemin karnını??
1.Bebek - Yok babam şişirdi....Tabi biz şişirdik..
2.Bebek - O adam da babamız mı?
1.Bebek - Evet.
2.Bebek - O hıyar bizim babamız mı??
Ayten - Kamil,canım hıyar çekti...
1.Bebek - Doğru konuş,o senin baban..
2.Bebek - Hadi len,o muşmula suratlı herif bizim babamız mı??
Ayten - Kamil,hıyarı boşver,canım muşmula çekti...
1.Bebek - Nesi var oğlum babamızın?..Gayet yakışıklı,seksi bir adam..
Ayten - Kamil..
Kamil - Efendim?
Ayten - Neden bilmem,sevişmek istiyorum seninle..
2.Bebek - Yok ben doğmuyorum!.Vazgeçtim,doğmak istemiyorum.
1.Bebek - Niye?
2.Bebek - Ne demek niye?..Baksana şunların hallerine?
1.Bebek - Ne varmış hallerinde?
2.Bebek - FAKİR OĞLUM BUNLAR!...
Babamın sırtındaki cekete baksana!..Yakasının yağları parlıyor,gözümü alıyor.Kesin onbeş senedir aynı ceketi giyiyordur..
1.Bebek - Fakir makir,mecbur doğacağız.Kaderimiz buymuş demek ki.
2.Bebek - Oğlum,beni dinle,aptallık yapma,gel,doğmayalım..Bunlar kendilerine doğru düzgün bakamıyorlar,bize nasıl bakacaklar?..
Ben gidiyorum..Buranın başka bi çıkışı var mı?.
1.Bebek - Saçmalama..Otur şuraya..
2.Bebek - Yok valla doğmam.Ben gidiyorum.Arkada bi çıkış vardır belki..
1.Bebek - Otur dedim..Kaderden kaçılmaz.
Kamil - Bişey mi dedin?
Ayten - Ben mi?
Kamil - Kaderden kaçılmaz mı dedin?..Ne kaderi?
Ayten - Ben öyle bişey demedim Kamil,gaipten sesler mi duyuyorsun?
2.Bebek - BABAAA!..
Kamil - Haydaaaa!...Tövbe tövbeee...Tövbe tövbeee...Şimdi de "Babaa" diye bi ses duydum..
Ayten - Ben de duydum Kamil...
2.Bebek - Benim ben!..Ben konuştum..Müstakbel bebeğiniz...
Kamil - Ayten,bebeğin sesini duyuyorum!..Karnındaki bebeğin sesini duyuyorum!..
2.Bebek - Aloo beni duyuyor musunuz?..Korkmayın lan,benim,bebeğiniz...
Ayten - Karnımdaki bebek bize sesleniyor Kamil...Fesuphanallah,nedir bu?
2.Bebek - Yahu korkmayın!....Baba nasılsın?
Kamil - İ..iyiyim oğlum sen nasılsın?
2.Bebek - İdare ediyoruz...Anne sen de iyi misin?
Ayten - İyiyim evladım,iyiyim..Siz nasılsınız,iyi misiniz?.Rahat mısınız orda,bişeye ihtiyacınız var mı?
Kamil - Saçmalama Ayten.Bişey istese nasıl göndericen?...
Buyur oğlum,bişey mi söyleyeceksin?
2.Bebek - Evet baba..Benim doğmadan önce bazı sorularım olacak..
Kamil - Tabi evladım,ne istersen sorabilirsin.
2.Bebek - Doğmamıza bir ay kaldı.Herşey hazır mı?
Ayten - Herşey derken,nasıl yani?
2.Bebek - Bebek odası hazır mı bebek odası?
Ayten - Hazır oğlum,çoktan hazırladık..Sizin için cicili-bicili kıyafetler aldık.
2.Bebek - Cicili-bicili?
Ayten - Evet.Cicili-bicili..
2.Bebek - Bak..Doğarım...Eğer kıyafetler cicili-bicili değilse,cicisiz-bicisizse,karışmam!
Ayten - Yok vallahi cicili-bicili oğlum..Kardeşin yanında mı?
2.Bebek - Yok.Bakkala kadar gitti,birazdan gelecek...Yanımda tabi,başka nerde olacak?
Ayten - Ona da selamımızı söyle.
2.Bebek - Olur söylerim..Annem-babam selam söylüyor..
1.Bebek - Aleyküm selam.Ben de selam ediyorum..
2.Bebek - Oğlum kendin söylesene selamını!.
1.Bebek - Anne!.Baba!..Merhaba..Sizi çok özledim..Kavuşmayı sabırsızlıkla bekliyorum..
Ayten - Biz de oğlum,biz de...Acık daha sabredin,çoğu bitti azı kaldı..
2.Bebek - Baba sen ne iş yapıyorsun??
Kamil - Memurum.
2.Bebek - Memursun?
Kamil - Evet,memurum.
2.Bebek - YOK BEN DOĞMUYORUM ARKADAŞ!...
1.Bebek - Memurun nesi var?..Düzenli,garantili iş,nesini beğenmiyorsun?
Ayten - Bişey mi oldu oğlum?.Bi sorun mu var?
1.Bebek - Kardeşim pek doğmak istemiyor anne..
Ayten - A-aaa,olur mu öyle şey evladım..Çok ayıp.
2.Bebek - Ne doğacam yaaa?..Nereye doğacağım?..Nasıl bir dünyaya doğacağımı bilmiyorum ki.....
Baba,sen nasıl bir babasın?..Çocukları sever misin?
Kamil - Severim tabi.Bizim hanım da hamile,yakında ikiz bebeklerimiz olacak..
2.Bebek - Salak oğlum bizim babamız!...
Peki çocukken babandan dayak yedin mi?
Kamil - Yedim tabi,yemez olur muyum?.
2.Bebek - Yok ben doğmuyorum!..Bu,babasından yediği dayakların acısını bizden çıkarır!..
Ayten - Ben izin vermem çocuğum.Kimse sizin kılınıza bile dokunamaz..Babanız da iyi bir insandır yapmaz öyle bişey..
2.Bebek - Peki başka bişey soracağım..
Kamil - Buyur sor!
2.Bebek - MEMLEKETTE DEMOKRASİ VAR MI??
Kamil - Ne dedi??
Ayten - Bilmem..Ben de anlamadım..
2.Bebek - Demokrasi diyorum,demokrasi..Memlekette demokrasi var mı??
Kamil - Niye sordun ki?..
2.Bebek - Ne demek niye sordun?..Nasıl bir ülkeye doğacağız?..Özgür yaşayabilecek miyiz?..Doğuştan gelen haklarımızı kullanabilecek miyiz?..
Kamil - Oğlum biz gariban bir memur ailesiyiz.Bizim demokrasiyle memokrasiyle bi işimiz olmaz..Demokrasi zenginin ihtiyacı..Parasına kimse dokunmasın,gönlünce yaşasın diye..
2.Bebek - Peki teklifiniz ne?
Ayten - Ne teklifi?
2.Bebek - Niye dünyaya gelelim?..Bize bir sebep söyleyin!
Ayten - "SEVGİ!..."
2.Bebek - Anlamadım ne?
1.Bebek - "Dergi" dedi galiba..
Ayten - Yok oğlum,dergi demedim,Sevgi dedim,sevgi!..
2.Bebek - O ne ki?
Ayten - O,bu işte!...(Karnını okşar,bebekleri dışarıdan sever)
2.Bebek - N'oluyo yaaa?..N'apıyosun?..Yapma hoşuma gidiyo!
Ayten - İşte sevgi budur evladım..Dışarıdan bile hissediyorsun,bir de sizi kucağımıza aldığımızı,size dokunduğumuzu,sarıldığımızı düşünün!.
Bu herşeye değer..Sevgi herşeye değer..
Ne diyosunuz?..Doğacak mısınız?
2.Bebek - Fena değilmiş lan..Çok hoşuma gitti..Ne demiştin?.Sergi mi??
Ayten - Hayır,"Sevgi.."
2.Tamam bize bi dakka müsaade et...
(Kürsüdeki hakimlerin birbirlerinin kulaklarına fısıldamaları gibi,bir süre birbirlerinin kulaklarına fısıldayıp,mırıldanarak tartışırlar)
Tamam..Kararımızı verdik!..
Ne olursa olsun,her şartta,her koşulda bizi seveceğinize söz veriyor musunuz?
Ayten - Veriyoruz.
Kamil - Veriyoruz.
2.Bebek - O zaman biz de DOĞUYORUUUUUZZZ!...
(Ayten sevinip,aniden ayağa kalkınca,erken doğum başlar)
Ayten - YAŞASIN!...AAYY...AYYY..Geliyo!.
Geliyo Kamil!.Erken doğum!..Çabuk!..Çabuk hastaneye!..
(Kamil koluna girip sağdan çıkarırken...)
2.Bebek - Dur biz de yardım edelim!...
(Yanlarına giderler,hep birlikte çıkarlar...)
.KUŞ SESLERİ...
Güzel bir pazar günüdür...
İhsan bey erkenden,herkesten önce kalkar..
O güzel günü kaçırmamak,sabahının en erken saatinden,akşamının en geç saatine kadar yaşamak ister..
İkinci kat salonun penceresini açar,içeriye dolan,sabahın temiz,üşütmeyen serin havasını içine çeker..
-- Ohhh!..İşte ben hava diye buna derim..Gün bu,güneş bu!...Kaçırmamak lazım bu güzel günü...
Hala tembel tembel uyuyan ev ahalisine seslenir..
-- Ey ahali!..Haydi kalkın artık!..Bu güzel günü kaçırmayın...Tertemiz bir hava,pırıl pırıl bir güneş sizi bekliyor...
Uykumu da almışım,iyice dinlenmişim,benden güçlüsü,benden mutlusu yok bugün!...
Heeey!..Ahalii!..Kime diyorum?..
Tembellik etmeyin,kalkın artık..Şu güzelim kuş seslerini kaçırmayın!...
Ağaçlar,çiçekler,böcekler,tabiat bizi çağırıyor...
Koşuşturan insanlar..Korna sesleri..Havlayan köpekler...
Pijamalarını dökünür,elbiselerini giyer..
-- Meliiikeee!..Haydi karıcığım,kalk artık.Kahvaltıyı hazırla,ailece güzel bir kahvaltı yapalım...
Yok yok,ben bugün çok mutluyum,kahvaltıyı ben hazırlayayım...
Melikeee?..Esraaa?..Nurgüüül..Mehmeeet?..Haydi oğlum,haydi kızım,kalkın,bu muhteşem günü kaçırmayın!..
Bu güzel gün bize Tanrının hediyesi..Hediyeyi geri çevirmek olmaz...
Küçük kızı Esra gelir İhsan beyin...
O da erken kalkmıştır ama günün güzelliğinin tadını çıkarmak için değil,dışarı çıkıp sevgilisiyle buluşmak için..
Bir de asortik giyinmiştir ki,mini etek falan,insanın kızmaması için çok iyi gününde olması gerekir..
İhsan bey de bugün o günündedir..İyi gününde yani...
-- Günaydın babacım..
-- Günaydın güzel kızım...Nereye böyle sabahın erken saatinde süslenmişsin,püslenmişsin?..
-- Arkadaşımla buluşacağım baba..
-- Arkadaş?...Nasıl bir arkadaş bu?..
-- Erkek arkadaşım baba..
-- Kızım ben sana erkek arkadaş,merkek arkadaş istemem dememiş miydim?.
-- Aman babaaa?..Hangi çağda yaşıyoruz?..
-- Tamam kızım..Haklısın..Bu güzel günde kimsenin tadını kaçırmayayım..Sana güveniyorum...Eteğin biraz kısa değil mi sanki?..
-- Aman babaaa?..
-- Doğru söylüyorsun kızım..Haklısın..Namus insanın kafasının içindedir...Çık,eğlen,keyfine bak,bu güzel günün tadını çıkar...
İhsan beyin karısı Melike gelir..Elindeki kağıdı İhsan beye uzatır..
-- Nedir bu Melike?
-- Fatura,İhsan...
-- Fatura?...Ne faturası??
-- Elektrik faturası...Bugün son günü..
-- Öyle mi?...Oooo...Çok değil mi bu?...
Neyse...Olsun...Madem yaktık,ödeyeceğiz...
Tamam..Hallederim..Hiç bişey bugün benim tadımı kaçıramaz..
Tertemiz bir hava..Pırıl pırıl bir güneş..Cıvıl cıvıl kuş sesleri..
Ihlamur kokuları..Ağaçlar,çiçekler,böcekler...
Havlayan sevimli köpekler...
Haydi güzel bir kahvaltı yapalım,sonra da gün kaçmadan ben çıkıp yürüyüş yapayım...
İhsan beyin büyük kızı Nurgül gelir..
-- Nedir bu kızım?.
-- Su faturası baba..
-- Su faturası?...Oooo,bu ne???...
Olsun...Madem harcadık,ödeyeceğiz...
Haydi hep birlikte kahvaltı yapıp,birlikte yürüyüşe çıkalım..Bu güzel günün hakkını verelim..Kuş sesleri...
-- Kirayı hallettin mi İhsan?
-- Ne kirası Melike?...Haaa..Bugün kira günüüü...Doğru ya...Ben de diyorum niye benim cebimde bu kadar çok para var?...
Tamam..Kirayı da hallederim.Kuş sesleri..
Allah Allah,güneş nereye gitti?
-- Güneş orda baba?..
-- Doğru,ordaymış...
İhsan beyin oğlu Mehmet,elini açarak gelir..
-- Ne oldu oğlum?
-- Ayakkabı parası baba..
-- Ne ayakkabısı oğlum?..
-- Spor ayakkabı baba..Dün söyledim ya sana..Bugün vereceğini söylemiştin..
-- Doğru ya..Bugün vereceğimi söylemiştim...
İhsan bey elini cebine atar,oğluna söz verdiği ayakkabı parasını çıkarır verir..
-- Bağcık almayacağım baba,ayakkabı alacağım..
-- Oğlum nasıl bir ayakkabı bu?..
Al bakalım..Hepsi bu..Daha elektrik faturası,su faturası,kira,geriye bişey kalmıyo...
Hava da bugün ne kadar sıkıntılı...
Şu köpek de sabahtan beri hav hav hav hav hav...
Yok mudur bunun bi sahibi?..
-- Bana da para ver İhsan,bugün misafir gelecek,alışverişe çıkacağım..
-- Ne kadar istiyorsun?
-- Yüz lira ver işte,anca..
-- Al bakalım...Yağmur mu başladı??
-- Ne yağmuru baba.Hava günlük güneşlik..
-- Şu şehrin gürültüsü de...
Korna sesleri bir yandan,düt düt düt düt düt..
Biyandan köpekler,hav hav hav hav hav..
Kuşlar biyandan,cik cik cik cik cik ...
Sen nereye gidiyorsun kızım?..
O kıyafet ne öyle,çıplaklar kampına mı gidiyorsun??..
Git üzerine doğru dürüst bişeyler giy,böyle çıkamazsın sokağa..
-- Ama baba?..
-- Başlatma şimdi babandan?..Hadi hadiii,git üzerini değiştir bakayım...
Hani Kahvaltı Melike?...
Bi sabah kalktığımda da kahvaltıyı hazır göreyim yahu...
İstemiyorum!..Kahvaltı yapmayacağım!..Ben gidiyorum..
-- Nereye İhsan?
-- Nereye olacak,yatmaya...Akşama kadar yatacağım,hiç kalkmayacağım...
Kalkacaksın,dışarı çıkacaksın da ne olacak?..
Ne var dışarda?..Hiçbişey yok dışarda..
Hava kirliliği,gürültü,kediler,köpekler,kuş sesleri..
Hele şu kuş seslerine sinir oluyorum..Cır cır cır cır,cik cik cik cik...Ne ötüyorsunuz?..Derdiniz ne?...
Ötmeyin kardeşim..Sizin yüzünüzden doğru dürüst uyku uyuyamıyoruz....
-- Nooldu şimdi babama?.
-- Bilmem..Sabah kalktığında çok mutluydu..
-- Kuş sesleri yüzündendir..Kuş sesleri sinirini bozdu..Bazan gün oluyo ben de çok rahatsız oluyorum kuş seslerinden..
-- Hepsi de bizim bahçeye dadandı..Şu kuşları kovmak lazım burdan..
-- Doğru söylüyorsun,kuş sesleri yüzünden ne huzur kaldı ne bişey...Oğlum git şu kuşları kovala bahçeden..
-- Tamam anne....
................SANA ZAHMET OLMASIN
Gülizar hanım mutfağa gider,şöyle bir göz atar...
Akşam yemeği vakti yaklaşmaktadır.
Herkes bişeyle meşguldür..
Kızı Gülseren çorba tenceresinin başında..
Gelini Ayşe,salata hazırlıyor..
Onbeş yaşındaki torunu Beyza,mutfaktan,birazdan hep birlikte başına oturacakları,salondaki büyük masaya tabakları,kaşıkları falan taşıyor...
Gülizar hanım "Ben de ekmek keseyim bari.." diyerek,ekmeklikten ekmeği çıkarır,bıçağı alır,tam ekmeği dilimlemek üzereyken,gelini Ayşe,salatayı bırakıp,kayınvalidesinin elinden bıçağı alır,
-- Annecim siz zahmet etmeyin,ben keserim ekmeği...Siz gidin oturun içerde,biz hazırlıyoruz yemeği..
-- Peki kızım....Su götüreyim bari masaya...
Buzdolabının kapısını açar,su dolu cam sürahiyi buzdolabından çıkarır,kızı Gülseren çorbayı bırakıp, sürahiyi annesinin elinden alır..
-- Suyu ben götürürüm anne,sen zahmet etme...
Gülizar hanım,salataya sıkmak için dolaptan limon çıkarır,torunu Beyza,limonu elinden alır,
-- Ben sıkarım anneanne,sen yorulma...
-- O zaman,tuz serpeyim salataya...
Gelini Ayşe ona da izin vermez..
-- Ben serperim annecim,siz yorulmayın...
-- Bırakın da bir işe yarayayım kızım!..Hepiniz bişey yapıyorsunuz,ben de bişey yapayım...Bardak götüreyim masaya..
Kızı Gülseren bardakları annesinin elinden alır,bir de öpücük kondurur yanağına,
-- Annecim,senin bişey yapmana gerek yok....Sen yapmışsın yapacağın kadar,bizi bu yaşa getirmişsin...Otur,dinlen,keyfini çıkar,biz yaparız herşeyi..
-- Peki kızım...Şurdan bi bardak su içeyim...
Kendisine bir bardak su koyup içmek üzereyken, torunu Beyza,bardağı elinden alır,
-- Ben içerim büyükanne,sen zahmet etme...deyip,anneannesinin suyunu içer..
-- Tövbe tövbeee!...
Gülizar hanım,mutfaktan çıkar,salona yürürken,çişi aklına gelir,tuvaletin kapısını açar,tam girecekken,gelini Ayşe koşarak gelir..
-- Annecim nereye?..
-- Tuvalete kızım?..Sıkıştım!..
-- Annecim siz niye sıkışıyorsunuz?...Söyleyin bana,ben sıkışırım...Lütfen,siz zahmet etmeyin,gidin oturun içerde,ben yaparım..Büyük mü,küçük mü?
-- Küçük...
Gülizar hanım,canı fena halde sıkkın,salona,kocasının yanına gider..
-- Ne yapacağız bu çocuklarla Rüştü?...
-- Ne oldu Gülizar?
-- Kendi evimde misafir gibiyim Rüştü...
"Ben yaparım...Sen yorulma...Sana zahmet olmasın..."
Hiçbi şeye elimi sürdürmüyorlar!..
Ben yapamam böyle Rüştü!...
Daha ölmedik ki biz!..Elimiz ayağımız tutuyor çok şükür..
Böyle olmaz!..Gidelim,başka bir ev tutalım biz seninle...
Ben ev işi yapmak istiyorum,bişeyler yapmak istiyorum,yaşadığımı hissetmek istiyorum,kaçalım gidelim burdan Rüştü!..
Çocukların iyiliğinden kurtar beni Rüştü!..
-- Gidemeyiz Gülizar..
-- Niye Rüştü?..
-- Felç oldum,kıpırdayamıyorum...
Kızların sana yaptıklarını,oğlanlar da bana yapıyorlar..
Biyere gideceğim, "Ben giderim..."
Bişey alacağım, "Ben alırım..."
Tamirat yapacağım, "Ben yaparım.."
Yürüyüşe çıkacağım, "Ben yürürüm..."
Bize iyilik yaptıklarını sanıyorlar ama böyle yaparak bizi öldürüyorlar...
Polisi ara Gülizar!..
Benim,hiçbişey yapamamaktan her tarafım kireç bağladı,kıpırdayamıyorum...
Polisi ara,gelip bizi çocuklarımızdan kurtarsınlar!..
Polisi ara,yardım iste,bizi,çocuklarımızın bize yaptıkları iyiliklerden kurtarsınlar!..
-- Pencereyi açıp, "İmdaaaat!." diye de bağırayım mı?
-- Bağır!...TERLEMEDEN OLMAZ...
-- Siz gençler,çalışmanın,emek harcamanın,alınteri dökerek kazanmanın ne demek olduğunu bilmiyorsunuz...
-- Haklısın amca...
-- Hemen para kazanalım,bi anda evimiz,arabamız,yatımız,katımız,herşeyimiz olsun istiyorsunuz..
-- Doğru söylüyosun amca..
-- Şair ne demiş?
-- Ne demiş?
-- "Ağır ağır çıkacaksın merdivenleri" demiş..
-- Niye?..Merdivenler buz mu tutmuş?.
-- Yok be oğlum...Yani,ağır ağır,yükünü Azar azar arttırarak yükseleceksin..Zenginliği taşıyacak gücün,tecrüben,bilgin,kültürün olacak...Kalıcı olacaksın..Saman alevi gibi yanıp sönmeyeceksin..
-- Haklısın amca..
-- Mesela beni örnek al...Ben buraya nasıl geldim?
-- Bilmem..Arabayla mı geldin?
-- Oğlum onu demiyorum...20 sene önce benim hiç bişeyim yoktu..
-- Ne yaptın peki?
-- Önce okul harçlıklarımı biriktirerek başladım..
-- Okuldan size harçlık mı veriyorlardı?
-- Yok be oğlum..Babamın verdiği harçlıkları biriktirdim..Sonra o parayla gittim bir sandık limon aldım,pazarda sattım.
-- Sonra o bi sandık limonun parasıyla gidip iki sandık limon mu aldın?
-- Yok...Limona zam gelmiş,o bi sandık limonun parasıyla anca yarım sandık limon alabildim...
-- Sonra?
-- Yarım sandık limonu sattım,onun parasıyla,ancak beş tane limon alabildim,onun parası da öğlen yemeğine gitti,baktım bu iş limonla mimonla olmuyor, "yerim limonunu" dedim,limon işini bıraktım,beyaz eşya İşine girdim..
-- Mağaza mı açtın?
-- Evet.
-- Nasıl açtın?
-- Maymuncukla...
-- Hırsızlık mı yaptın?
-- Evet ama kolay değil oğlum...Her an yakalanma riskin var..Koca koca beyaz eşyaları kamyonete taşırken boncuk boncuk terliyorsun...Bu işler terlemeden olmaz.Terlemeden kazanamazsın..
-- Sonra?
-- Bi tane buzdolabı çaldım,götürüp onu pazarda sattım,onun parasıyla,iki buzdolabı çaldım..
-- Sonra?
-- Sonra araba işine girdim..
-- Alıp sattın?
-- Yok.Almadan sattım...Yol kenarında park halindeki arabalara girdim...
-- Ama bu şekilde bu kadar zengin olamazsın ki.
-- Doğru söylüyosun...Baktım böyle mağazayla,arabayla olmayacak...
-- Ne yaptın?
-- Politika işine girdim..
Ama öyle kolay değildir politika işinden para kazanmak...Herkesi yemleyeceksin..
İyi bi ihale için en az yirmi kişiye rüşvet vereceksin..Kolay işler değildir bunlar..Bi ortaya çıkarsa hayatın biter,rezil olursun..Sıkıntılı işlerdir,adamı terletir.Terlemeden kazanamazsın...Terleyeceksin..Terlemeden olmaz...Siz istiyorsunuz ki,bu genç yaşınızda hemen köşeyi dönelim,hemen zengin olalım..Ağır ağır çıkacaksın..Bak ben bi sandık limonla başladım,nerelere geldim....
Terlemeden kazanamazsın.Terlemeden olmaz.....MUSTAFA DE BANA
-- Ne bakıyorsun bana öyle yiyecekmiş gibi Mustafa?..Hiç bakma öyle,çok yorgunum,uğraşamam senle şimdi..
-- Olmuyor ama böyle Aysel..Ne zamandır "görüşemedik" seninle..Karı-koca mıyız,kardeş miyiz anlamadım..Eğer kardeş gibi olduysak,aynı yatağa girmeyelim,ayıp olmasın..
-- Mustafa git Allahaşkına,dön öbür tarafa,uyu hadi..
-- Gel kız,bişey yapmayacağım..
-- Olmaz..Sen uyumadan girmem o yatağa..Bugün emekli maaşını da aldın,rahat durmazsın sen şimdi.Başım da ağrıyo zaten..
-- Tabi tabi..Ben zaten ne zaman maaş alsam senin başın ağrır..Gel buraya!.Yatağa gel..
-- Mustafa ayıp artık,yeter!..Torun torba sahibi olduk,torunlar bile büyüdü,yakında evlenecekler,ne azgın adamsın sen?..
--Ne yapayım,benim elimde mi?.Tabiatım böyle..Tabiata karşı gelmeyeceksin!.
-- Hay senin tabiatın kurusun.Ne bitmez tabiatın varmış..Ben öbür odada yatacağım..(Battaniyeyi almak ister)
-- Tamam tamam...(Battaniyeyi almasına engel olur) Sen istemiyorsan,ben de istemiyorum..Beni istemeyeni,ben de istemem..
(Aysel yatağa girer,kocasına arkasını döner ama tetiktedir)
-- İyi geceler..
-- Ama böyle de olmaz ki Aysel..Sen böyle yaparsan,ben de başka kadınlara giderim.
-- İyi..Giderken ilaçlarını yanına almayı unutma..
(Mustafa usulca karısına sokulur,çıplak omuzuna dokunur,Aysel,hormonlarına soğuk su dökülmüş gibi aniden fırlar,yataktan çıkar.)
-- İstemiyorum diyorum Mustafa anlamıyor musun?.Rahat bırak beni!..
-- Tamam tamam,gel bişey yapmayacağım..
-- Dön arkanı!.
-- Tamam,döndüm..
-- Kapat gözlerini!.
-- Kapattım..
-- Uyu şimdi!.
-- Kızım,uyu deyince uyunur mu?..Tamam,bişey yapmayacağım,gel yatağa,yatakta ol bari..
-- Azgın şey...
(Aysel yatağa girer,başucundaki gece lambasını söndürür,gözlerini kapatır.Aradan bir dakika geçer..)
-- Mustafa çek elini!.
-- O benim elim değil.
-- Ya kimin eli?.
-- Senin elindir,uyuşmuştur,hissetmiyorsundur.
(Aysel,ışığı yakar,yataktan çıkar.)
-- Senin rahat duracağın yok,ben öbür odaya gidiyorum..
-- Aysel bak boşarım seni!..Çıkarız mahkemeye,derim ki, "Hakim bey,karım vazifesini yerine getirmiyor." derim..
-- O zaman ben de derim ki, "Hakim bey,kocam orantısız güç kullanıyor" derim!.
-- O ne demek Aysel?..Orantısız güç ne demek?.
-- Ne demekse demek işte..Ben,vazifemi yerine getireyim diyorum,sen beni vazifemi yerine getiremeyecek hale getiriyorsun.Sabah bi kalkıyorum,bütün kemiklerim ağrıyo...
-- Ne diyorsun sen Aysel?..
-- İşte bunu diyorum!...(Çekmeceden bir kağıt çıkarır)
-- Nedir bu?
-- Doktor raporu...Bak ne yazıyo..."Kaburgalarda ezilme...Bacakta kalça çıkığı...Sol kolda deformasyon...Belde disk kayması...Omurgada kemik eğriliği..Boyunda ve vücudun muhtelif yerlerinde kızarıklıklar..." daha devam edeyim mi?..
-- Ne bu Aysel??
-- Ne demek ne bu?..En sonki şeyden sonra hastaneye gittim..
-- Neyden sonra?.Seviştikten sonra mı?.
-- Evet..Sabah sen işe gittikten sonra yataktan kalkamadım,ambulans çağırdım,komşular yardım etti,hastaneye gittim,dayak yedim sandılar,polise haber vereceklerdi,ben istemedim..
-- O doktor raporunda yazanlar...Onlar sevişirken mi oldu??
-- Evet..
-- Onları ben mi yaptım??
-- Evet..
-- Niye söylemiyorsun bana Aysel?..Söylesene!..Biraz yavaş ol desene!.
-- Ne bileyim..diyemedim işte..
-- Yahu Aysel,sen manyak mısın?..Seveyim derken,kaburgalarını eziyorum,diskini kaydırıyorum,nerdeyse kemiklerini kırıyorum,sen sesini çıkarmıyorsun.Hoşuna mı gidiyo?.
-- İşte...
-- Tövbe yarabbim...Ufak tefek olduğun için sevimli görünmüştün gözüme,o yüzden evlendim seninle.Demek ki aradaki siklet farkına dikkat etmek lazımmış...İyileştin mi biraz?
-- İyileşiyo..
-- Gel o ezilen yerlerini öpeyim de geçsin..
-- Mustafa,yapma..
-- Tamam kız,daha dikkatli olurum merak etme..
-- Bir de boğazımı sıkma!
-- Sıkmam.
-- Saçımı da çekme!.
-- Çekmem...Dudağına ne oldu senin?
-- Sen ısırdın ya?..Dikiş attırdım..
-- Tamam,daha yumuşak olurum.Işığı kapatayım mı?
-- Kapat..
(Mustafa ışığı kapatır,karanlıkta sesleri duyulur..)
-- Böyle iyi mi?
-- iyi..
-- Böyle?
-- İyi..
-- Şu şekil?
-- İyi.
-- Bu senin bacağın mı?
-- Benim.
-- Benimki nerde?.Burdaymış..Şurdan şöyle şey yapayım mı?
-- Yap.
-- İyi mi böyle?
-- İyi.
-- Mustafa de bana!
-- Mustafa diycem tabi,başka ne diycem?
-- İşte onu de bana!.
-- Mustafa!.
-- Efendim?
-- Yok sen Mustafa de dedin ya?..
-- Erkeğim de bana!
-- Erkek değilim ki ben?
-- Hayır yani,kendin için değil...Bana.....Hadi iyi geceler!..
-- Nasıl iyi geceler??
-- Benim işim bitti,ben uyuyorum.
-- Ben ne olacağım peki?..Sen bitirdin,ben daha başlamadım bile!..Beni böyle azdırıp bırakma Mustafa!..Sabaha kadar uyuyamam ben böyle Mustafaa!..
-- Horrrr.....
.................BEN SANA ZENGİN OLAMAZSIN DEMEDİM Kİ
-- Selamün aleyküm!.
-- Aleyküm selam...
-- Nasılsın baba?
-- İyiyim...Nerdesin sabahtan beri?.Seni arayıp duruyorum..
-- Neden?.Bişey mi oldu?
-- Yooo..Sadece arıyorum..
-- Baba,ben Mitat...
-- Eee?.
-- Bi hoşgeldin demek yok mu baba?..Yirmibeş senedir burda değilim unuttun mu?.İstanbula çalışmaya gittim ya?
-- Şimdi de geldin mi?
-- Geldim.
-- Çok para kazandın mı?
-- Kazandım baba..Çok çalıştım,çok kazandım,çok zengin oldum..
-- Çalıştın da zengin oldun?
-- Evet..
-- Yalan söyleme,ben bu yaşıma geldim çalışarak zengin olan kimseyi görmedim...Kapıdaki araba senin mi?
-- Benim..Dikkat ettiysen plakada adım yazılı : " 34 Mitat 1342 "
-- Ne kadar zengin oldun,ne kadar paran var?
-- Bilmiyorum baba..Ne kadar param var diye merak ettim,geçen Ocak ayında saymaya başladım,Hazirana gelince yoruldum,bıraktım.Acayip zengininim.Forbes dergisi beni kapak yaptı.
-- Niye?.Kapak yapacak kağıt bulamadılar mı?
-- Öyle değil baba,en başarılı, en zengin işadamlarından bahseden ekonomi dergisi.Kapağa benim fotoğrafımı bastılar,bir de röportaş verdim.
-- Kime verdin?
-- Dergiye verdim.
-- Kaça verdin?
-- Neyi?
-- Löportajı.
-- Löportaj değil,röportaş..Anlayacağın,öyle böyle değil,çok zenginim.
-- İyi de oğul,ben sana zengin olamazsın demedim ki,adam olamazsın dedim..Gelmiş burda babana hava atıyorsun.Zengin olmuşsun ama adam olamamışsın..
-- Adam da oldum baba..200 öğrenciye burs veriyorum.İki tane Üniversite,üç tane hastane yaptırdım,fakirler için barınaklar,aşevleri kurdum."Haybes" dergisi beni kapak yaptı.
-- Haybes ne?
-- En zengin ve en başarılı hayırsever işadamlarından bahseden bir dergi..
-- Oraya da löportaj verdin mi?
-- Löportaj değil baba,röportaş..Bi doğrusunu söyleyemedin şunun.
-- İyi de oğul,zengin olmuşsun tamam,adam da olmuş sayılırsın,ona da tamam ama iyi bir evlat olamamışsın.İnsan yirmibeş senedir anasını,babasını,kardeşlerini ziyarete gelmez mi,arayıp sormaz mı?..Ben sana zengin olamazsın,adam olamazsın demedim ki,hayırlı bir evlat olamazsın dedim.Yani,onu kastettim..
-- Aşkolsun baba!
-- Ne oldu?
-- Senin kafa gitmiş valla..Her ay iki sefer geliyorum ya?...Sadece bu son altı ayda işlerim yoğundu,gelemedim.Her ay senin hesabına yirmi bin lira para yatırıyorum.İstersen daha fazla yatırayım dedim sana,sen,istemem içimiz dışımız para oldu dedin.Annemle senin sağlıklarınızla yakından ilgileniyorum.Eve her üç ayda bir özel doktor gönderip düzenli olarak kontrollerinizi yaptırıyorum.Kardeşlerimin her birini bir şirketimin başına geçirdim..Yardım etmediğim akrabam kalmadı..Oturduğunuz bu köyün yollarını ben yaptırdım,suyunu ben getirdim,köye ayran bağlattım..
-- Ayranı sen mi bağlattın?
-- Ben bağlattım tabi..Köyün çeşmelerinde ikişer tane musluk var,birinden su akıyor,öbüründen de yaz gelince buz gibi ayran akıyor.Yazın sıcağında köylüm içsin de serinlesin diye yaptım.."Köybes" dergisi beni kapak yaptı..Köyüne,köylüsüne yardım eden işadamlarından bahseden dergi..
-- İyi de oğul...Zengin olmuşsun,adam olmuşsun,hayırlı evlat olmuşsun ama şey olamamışsın..
-- Ney olamamışım?
-- Sanatçı olamamışsın...Bu hayatta herşey olabilirsin.Bakan,başbakan hatta Cumhurbaşkanı bile olabilirsin ama sanatçı olamazsın.
-- Oldum baba..Sanatçı da oldum..Ressam oldum..Dünyanın parasını verip özel hocalar tuttum.Zaten resim yapmayı severdim,biraz yeteneğim vardı,o yeteneğimi geliştirdim,on senelik bir çabanın sonunda resim piyasasında tanınan bilinen bir ressam oldum.."Sanbes" dergisi beni kapak yaptı..En zengin,en başarılı,aynı zamanda sanatla uğraşan işadamlarından bahseden dergi..Çok yakında da kişisel sergimi açacağım.
-- Niye kişisel?..Niye bencillik yapıyorsun?..Sergi herkese açık olsa,herkes gelip görse?..
-- Öyle olacak baba.Herkes gelip görecek...Eee,ne diyorsun?.
-- Valla oğul,zengin olmuşsun,adam olmuşsun,hayırlı evlat olmuşsun,sanatçı olmuşsun ama..
-- Ama ne?
-- Şey olamamışsın..
-- Ne olamamışım?
-- Bilim adamı olamamışsın.
-- Bilim adamı?
-- Evet.
-- Oldum baba..Bilim adamı da oldum..Onca işimin arasında bir de Üniversiteye girdim,Arkeoloji okudum,Arkeolog oldum.Geçen ay bir kazı yaptım,Roma dönemine ait çok değerli eserler buldum.."Bilbes" dergisi beni kapak yaptı.
-- Aynı zamanda bilimle uğraşan işadamlarından bahseden dergi mi o?
-- Evet..
-- İyi de oğul,ben sana Roma dönemine ait eser bulamazsın demedim ki,Hitit dönemine ait eser bulamazsın dedim.
-- Saçmalama baba,öyle bişey demedin.
-- Olabilir ama deseydim öyle derdim..Zengin olmuşsun,adam olmuşsun,hayırlı evlat olmuşsun,sanatçı olmuşsun,bilim adamı olmuşsun ama şey olamamışsın..
-- Ney?
-- Dur bi dakka,acele ettirme!.
-- Ney olamamışım baba?.Söyle,ne olamamışım??
-- Çevreci olamamışsın!..
-- Çevreci?
-- Evet..Ben sana zengin olamazsın demedim,çevreci olamazsın dedim..
-- Oldum baba..Onu da oldum..Böyle yapacağını bildiğim için her ihtimale karşı onu da oldum..Çevre için araştırmalar yapan uluslararası bir şirketi bizzat yönetiyorum.
-- Bunun dergisi yok mu?
-- Yok.
-- İyi de oğul...Zengin olmuşsun,adam olmuşsun,hayırlı evlat olmuşsun,sanatçı olmuşsun,bilim adamı olmuşsun,çevreci olmuşsun ama..
-- Evet?
-- Amaaa..
-- Evet??
-- Dur biraz düşüneyim...
-- Düşünme baba,söyle hadi ne olamamışım?.Niye havaya bakıyorsun?.Söylesene ne olamamışım?.
-- ASTRONOT!...Astronot olamamışsın...Ben sana zengin olamazsın demedim,astronot olamazsın dedim..
-- Baba?
-- Efendim?
-- Senin derdin ne?
-- Ne derdi?
-- Sen niye benim yaptığım hiçbişeyi beğenmiyorsun??..Ben sana yaptığım hiçbişeyi beğendiremeyecek miyim?.Niye böyle kıllık yapıyorsun?.Niye böyle gıcıklık yapıyorsun?..
-- Valla bilmem..Ben sana zengin olamazsın demedim,astronot olamazsın dedim..
-- Astronot olamazsın dedin??
-- Evet.
-- Tamam baba..Öyle olsun..Burda beni bekle..Gerekirse bütün servetimi bunun için harcayacağım...Gerekirse kendi füzemi,kendi uzay aracımı yapacağım,kendimi uzaya fırlatacağım..Bekle burda..Sana Mars'tan selfi çekip göndermezsem,Jüpiterden taş toprak,Neptünden su bulup getirmezsem adiyim..
-- Ben sana Neptünden su bulup getiremezsin demedim ki,ben sana...
-- Baba sus!.
-- Tamam...Ama ben sana beni susturamazsın demedim ki,ben sana..
-- Babaaa!...
-- .............
--. Ben senin derdini biliyorum..Senin derdin,ne olursa olsun hep haklı çıkmak..Hayatım boyunca ne yaptımsa hepsini kendimi sana beğendirebilmek için yaptım..Ne olur bir kere de aferim desen?...
-- Ben sana kendini bana beğendiremezsin demedim ki,ben sana..
-- Baba!..Bak babam demem çakarım bi tane!.Delirtme adamı..
Bekle burda..Ben şimdi astronot olmaya gidiyorum.Bakalım astronot olup gelince ne diyeceksin?...
Bigün beni beğeneceksin!...Bigün bana aferim diyeceksin!.Dedirteceğim sana o aferimi..Ayrılma biyere..Astronot olup geldiğimde görüşeceğiz seninle!....
...............AŞK BİTİNCE
-- Hoşgeldin Suat..
-- Hoşbulduk.
-- Otursana..
-- Oturdum zaten.
-- Ne içersin?
-- Sen ne içiyorsun?
-- Meyve suyu.
-- Hangi meyvenin suyu?
-- Kayısı.
-- Kayısı mı,şeftali mi?
-- Kayısı.
-- Şeftaliye benziyor..
-- Kayısı.
-- Emin misin?
-- Kayısı.
-- Kayısıymış..Malatya kayısı tesislerinde üretilmiş.
-- Bırak şişeyi Suat..Konuşmamız gerekiyor.
-- Konu nedir?
-- Bu iş yürümüyor Suat..
-- Hangi iş?
-- İlişkimiz..Ben bu ilişkiyi bitirmek istiyorum.
-- Aramızdaki ilişkiyi?
-- Evet.
-- Neden?..Nedir problem?
-- Artık konuşamıyoruz seninle..
-- Konuşuyoruz ya işte?
-- Hayır,bunu demiyorum..Eskiden her konuda konuşurduk seninle ama artık konuşamıyoruz.
-- Konular bitmiştir..
-- Yok Suat,konular bitmedi,biz bittik..Eskiden burada oturur,yoldan gelip geçen insanlarla ilgili hikayeler uydurur,gülerdik..
-- Uyduralım yine..Bak mesela,şu geçen sarı kazaklı adamı görüyor musun?
-- Görüyorum.
-- Bak şimdi,onla ilgili bi hikaye uyduracağım sana,dinliyor musun?
-- Dinliyorum.
-- Bence bu adam Rus istihbaratından gizli bir ajan.Adı Boris..
-- Boris'ten başka Rus ismi bilmiyorsun değil mi?
-- Bilmiyorum.
-- Hiç öğrenmeye de çalışmadın?
-- Çalışmadım..Dinle şimdi..Bu adam aslında ikili ajan..Hatta üçlü ajan...Daha heyecanlı olur diyosan dörtlü ajan yapayım.Yapayım mı,ister misin?
-- Zorlama Suat,bitti artık,kabul et...Aramızdaki heyecan bitti..Son altı aydır hep buraya geliyoruz..Eskiden,gittiğimiz yere bir daha gitmezdik.Rastgele otobüslere biner şehri karış karış dolaşırdık..
-- Binelim yine..E-25 burdan geçiyo.Kalk,otobüs durağına gidelim!
-- Nereye gideceğiz?
-- Hayvanat bahçesine..Belki yeni hayvanlar gelmiştir,hadi kalk!
-- Suat lütfen!..Daha fazla uzatmanın manası yok..Tadında bırakalım,güzel hatırlayalım yaşadıklarımızı..
-- Yani,aramızdaki aşk bitti mi?
-- Bitti.
-- Emin misin?
-- Eminim.
-- Ne yapacağız peki?
-- Evlenelim...Bütün işaretler onu gösteriyor,heyecan bitti,aşk bitti,evlenmemizin zamanı geldi..
-- Yapma Aynur..Ben sana hala aşığım,biraz daha sürdürelim..
-- Yok Suat..Üç sene oldu.Sıksan,artık benden bir gram daha aşk çıkmaz..Evlenelim,bitsin bu iş.
-- Doğru söylüyorsun..Bende de sana karşı bikaç aylık aşk kaldı zaten..Evlenelim..
-- Tamam o zaman..Sen Belediye'den nikah tarihi al,ben de davetiye işini halledeyim.
-- Güzel günlerdi ama değil mi?
-- Evet.Çok güzeldi.Moralini bozma,belki evlenince de mutlu oluruz...
................
Anlatıcı - Ana - baba baskısından, evdeki kalabalıktan sıkılan,bunalan her gencin hayalidir, evden ayrılıp bir bekar evine taşınmak...
Çünkü eve kız getiremezsin, getirip birlikte odana çıksan evdekilerin varlığı yüzünden kızı rahat rahat sıkıştıramazsın,öpemezsin,en önce baban karşı çıkar :
- "N'oluyo oğlum ? Kerane mi burası ?!!."
En iyisi, bir imkan yaratıp, tek başına veya kafa dengi bir arkadaşınla bekar evine çıkmak..
Bunu yapabilenler için iyi bir tecrübedir o yaşlarda kendine ait bir yaşam alanı oluşturabilmek...
Ama öyle ceketini alıp "Eyvallah" diyerek gidemezsin baba evinden.Ananın - babanın üzerinde hakları vardır, onların gönüllerini almadan gidersen hem onları üzersin, hem sen rahat edemezsin.
Kaç yaşına gelmiş olursan ol ,onların gözünde her zaman çocuksundur, senin için endişe ederler...
Ben de evden ayrılıp,tek başıma yaşamak istedim ama annemi razı edemiyorum..
Babamın zaten umurunda değilim.Evden ayrılmak istediğimi duyunca, sevindi bile. "Gitsin p...venk !. Bizi beğenmiyorsa s...tirsin gitsin, bir boğaz eksilmiş olur..." dedi..
Annemi nasıl razı edeceğim evden ayrılmaya?..Ne zaman söylesem,başlıyor ağlamaya...
(Anne girer..Ağlayarak)
- Anne, lütfen ağlama.Sadece şekerle,kurban bayramlarına bırakmam, 30 Ağustos'ta 29 Ekim'de de gelirim ziyaretine..
- Niye gidiyorsun ?..
- Yalnız kalmak istiyorum..Yazılar yazacağım,kitaplar okuyacağım,edebiyat beni çağırıyor,gitmem lazım.
- Yalnız kalmak için mi gidiyorsun ?
- Evet.. Sanatçı, yalnız olmalı.
- Burda yalnız kal ?
- Burda yalnız kalamıyorum anne,babam var, sen varsın..
- Bizimle birlikte yalnız kal ?
- Anne, saçmalama.
- " Gidersen, sütümü helal etmem !.."
- Ne yapmazsın ??
- Sütümü helal etmem.
- Sütünü ?
- Evet.
- Anne sen ciddi misin ?
- Ciddiyim..
- (Seyirciye :) Sütümü helal etmem lafını televizyon komedilerinde duyar, güler geçerdim.Ama annem karşımda gözleri yaşlı bir halde, ısrarla,bir kaç kez daha "Sütümü helal etmem" deyince süt konusunun ne kadar önemli ve anlamlı birşey olduğunun farkına vardım...
Süt ne demek ?..Hayata onunla başlıyorsun.Midene ilk giren besin,süt.Annen süt vermese, dişlerin çıkmamış, başka birşey de yiyemezsin, açlıktan ölürsün.Anneme hayatımı borçluyum..
- Anne yapma, sık sık ziyaretine gelirim..
- Gelmezsin.
- Vallahi gelirim.
- Vallahi gelmezsin.
- N'olucak şimdi ?
- Sütümü helal etmem..
- Demek sütünü helal etmezsin??
- Etmem!.
- Eğer sen sütünü helal etmezsen, o zaman ben de... şeyi helal etmem...
- Neyi helal etmezsin ?
- Şeyi..
- Neyi??
- Ben doğduğumda nasıl bir bebektim ?
- Nasıl, nasıl bir bebektin ?
- Yani, ben doğduğumda neler hissettiniz ?..Sevindiniz mi ?..Mutlu oldunuz mu ?..
- Olduk tabi, niye olmayalım ?
- Ben doğunca birdenbire eve neşe geldi di mi ?..Sıradan, sıkıcı, tek düze hayatınıza bir güneş gibi doğdum...
- O kadar da değil.
- Haydi, güneş gibi olmasın da, ay gibi olsun.Ama benim o minicik varlığım sizi mutlu etmedi mi ?
- Etmiştir.
- Beni severken, benimle oynarken, ilk adımlarım, ilk kez "Anne " deyişim,seni heyecanlandırmadı mı ?
- Heyecanlandırmıştır.
- Seni "Anne" yapan benim.Sana anne rütbesini ben verdim.Sen, benim sayemde anne oldun.
- Abartma !..
- Benim sıcaklığımla ısındı yürekleriniz.Gülüşümle güldünüz, mutlu oldunuz.Bana sevginizi verdiniz.Ben, sizin verdiğiniz sevgiyi, aldım.Ben almasam, kim alacaktı sevginizi ?..Git ver bakalım rastgele birine sevgini, alıyor mu ?..
- Saçmalama...
- Neticede bir dönem benim sayemde sıcak bir mutluluk yaşadınız.Elalem soğuğunu bile bulamazken,ben size sıcak mutluluk yaşattım..
- Eee noolmuş ?
- Eğer sen sütünü helal etmezsen, ben de işte onu helal etmem.Size yaşattığım o güzel günleri,yılları helal etmem.
- Peki n'olucak şimdi ?
- Olacak bişey yok, onu süte sayalım, ödeşmiş olalım.
- Peki "dokuz ay" n'olucak ?..Ben seni dokuz ay da karnımda taşıdım..Dokuz ay on gün ama hadi on gün de benden olsun.
- Tamam...Benim bebekken size yaşattığım mutluluğa karşılık, senin sütün artı karnındaki beş ayın !. Kalanı da yaşlanınca size bakar, öderim.
- Olmaz, kurtarmaz. Süt artı sekiz ay.
- Yedi ay!.
- Altı artı süt!.
- Beş artı süt!.
- Ben senin kahrını da çektim.Sabahlara kadar uyutmadın beni.Altını temizledim, yedirdim içirdim, çamaşırını, bulaşığını yıkadım.
- Ama arada bir de dövdünüz beni ? O dayaklar n'olucak ?
- Ben seni hiç dövmedim,baban dövdü,onu babandan iste.
- Ama sen de,babam beni döverken karşımıza geçip çekirdek yiyerek bizi seyrettin çoğu zaman ?..
- Tamam, o dayakları düşelim, ne yaptı en son ?
- Dur hesaplayayım...(Küçük hesap makinası çıkarır) Süt artı dokuz ay.. artı kahır... Size yaşattığım mutluluğu ve dayakları düşerseeek...
- Ne çıktı?
- Altı aylığına evden ayrılabiliyorum.
- Beş ay!
- Altı ay!
- Tamam!.Anlaştık.Hayırlı olsun!
- Hayırlı olsun!
(El sıkışıp öpüşürler)
- Hoşçakal anne!
- Güle güle!..BELKİ ŞEHRE BİR FİLM GELİR
(Evde...Evin 30 yaşındaki bekar kızı Berna salonda,elinde temizlik beziyle sağı-solu temizliyor...Neşeli değildir..Temizlik yaparken skecin ismindeki şarkıyı mırıldanır...
Bir süre sonra annesi girer)
-- Berna kızım,burda mısın?..
-- Burdayım anne..
-- N'apyosun?.Temizlik mi yapıyorsun?
-- Evet anne,temizlik yapıyorum.Ne oldu,bişey mi var?
-- Yooo...Bulaşıkları hallettin mi diye soracaktım..
-- Hallettim anne..
-- Çamaşırlar bitti mi?
-- Bitti anne..
-- Kuruttun,ütüledin,yerlerine yerleştirdin?
-- Yerleştirdim anne..
-- Yemek işini de hallettin?
-- Hallettim anne..
-- İyi o zaman,her iş bittiyse,kocanı da al da,çıkın gezin dolaşın,hava alın biraz..
-- Anne dalga geçme lütfen..
-- Doğru ya...Sen evli değildin...Kocan derken,sevgilini,erkek arkadaşını kastetmiştim...Telefon et de,gelsin seni biyerlere götürsün..Sinemaya falan gidin.
-- Anne dalga geçme!..
-- Doğru ya...Senin,sevgilin,erkek arkadaşın falan da yok...
-- Yok anne..
-- Allah Allah,niye acaba?...Yaş kaç oldu kızım??
-- 30 oldum anne..Noolmuş?
-- Kızım inat etme,şu Hamdi bey'i bi gör..Bi tanışın,bi konuşun,belki kanın kaynar,hoşuna gider,seversin...Hemen karar vermen şart değil,sadece git,bi görüşün..
-- Hayır anne..Söyledim sana,adam çok çirkin..
-- Sanki sen çok güzelsin?
-- Ben de onu diyorum,o çirkin,ben çirkin,fizik yasalarına aykırı,iki çirkin birbirini iter.
-- O zaman şu Bakkal Nuri'nin oğluyla bi görüş.
-- Olmaz.O da çok genç..
-- O zaman,Nuri'nin babasıyla görüş,yaşlılardan hoşlanıyorsan..Adamın geçen sene karısı öldü,evlenecek birini arıyor diye duydum..
-- Olmaz anne,o da çok yaşlı..
-- Nuri'nin kendisi diyeceğim ama o da evli...Nuri'nin kayınbiraderi var Sabri diye..
-- Biliyorum anne..Olmaz o..Gördüm onu.Basketbolcu gibi,çok uzun boylu..
-- Onun kardeşi var..?
-- O da çok kısa..
-- Hüseyin?
-- Çok zayıf.
-- Mehmet?
-- Çok şişman.
-- Armut?
-- Sapı var.
-- Üzüm?
-- Çöpü var.
-- Ama sen de kızım...Herkese olmaz diyorsun!...Bildiğim başka erkek kalmadı valla...Eğer ilgini çekerse,Filiz diye bi kız var...
-- Anne saçmalama!..
-- Ama kızım sen de bi karar ver!..Evlenecek misin,evlenmeyecek misin?..
-- Evleneceğim anne...Ama önce göreceğim..Sonra tanışacağım...Sonra aşık olacağım..Sonra evleneceğim..Ben ruh ikizimi arıyorum..Doğru erkeği arıyorum..Aşk arıyorum..
-- Kızım,evlendikten sonra da aşık olur insan..Bak bana?...Evlenmeden önce babanı hiç tanımıyordum,şimdi ondan başkasını gözüm görmüyor..
(Kocası Ramazan girer...Kaba-saba,kıro bir adamdır..)
-- Lan Asiye!..İki saattir seni bekliyom lan tükanda...Niye getirmiyon lan yemeğimi tükana?
-- Unuttum Ramazan...Konuşmaya daldık kızla...Şimdi hazırlarım sefertasını..
-- Kodum mu oturturum valla!...(Yumruğunu kaldırır) Hele bi daha unut yemeğimi?..
-- Bu mudur anne?.."Babandan başkasını gözüm görmüyor" dediğin,bu mudur?
-- Budur..Görmüyon mu herifi?..Sıkıyorsa,dönüp de başkasına bak bakayım..
-- Lan hala ne duruyon?..Hazırlasana yimeğimi!..
-- Tamam,tamam,hazırlıyorum...(Çıkar)
-- Senin kaşıntın ne kızım?..De bakayım bana..
-- Benim bi kaşıntım yok baba,kaşınan sensin!..
-- Lan sen ne biçim konuşuyon lan babanla?...(Yumruğunu kafasının üzerine kaldırır) Kodum mu,yapışırsın duvara!
-- Baba,şu yumruğunu kaldırıp da,tepemde tutma!.Vuracaksan vur!..Vurmayacaksan,demokles'in kılıcı gibi...
-- Alış alış,dayağa alış...Anan yaşlandı,yarın bigün ölüp gider.Senin de evlenmeye niyetin yok madem,bu evde kalacaksan,dayağa alışacaksın..Lan Asiyeee..Hazır mı yimeğim?..Acımdan geberiyom,eli kırılasıca,acele etsen ya!...(Çıkar)
-- "Açlıktan geberiyorum" diyeceğine, "Acımdan geberiyorum" diyor...Doğru söylüyor aslında..O kadar mutsuz ki,acısından geberiyor,farkında değil...
Annemin de beni evlendirmek istemesinin sebebini anlıyorum.."Ben öldüm,sen kaç,kendini kurtar" demek istiyor...
Kaçsam nereye kaçacağım?..
Baba evinden,kocaevine...
Ne farkı var ki?..
İkisi de aynı ev..
Evlilik değil, "Evden-eve nakliyat..."
Bari ufak-tefek biriyle evleneyim de,iki tokat atarsa,bi tane de ben ona çakarım...
Öffff...Öyle yorgunum ki...Ruh yorgunuyum..Hayat yorgunuyum...Yaşayamamaktan yoruldum....
(İskemleye çöker)
Bugün de amma çok iş yaptım...
(Oturduğu yerde yorgunluktan başı önüne düşer,uyuklamaya başlar...)
(Işıklar loş hale gelir..).
(Sahneye yakışıklı genç bir adam girer,Berna'yı dürter,uyandırır.)
-- Sen de kimsin?!
-- Sakin oll..Şu anda uyuyorsun...Rüya görüyorsun..
-- Yemin et!
-- Kuran çarpsın.
-- Sen kimsin?
-- Hani bazı insanların rüyalarında gördükleri "Ak sakallı ihtiyar" var ya?..
-- Sen o musun?
-- Hayır,ben o ak sakallı ihtiyarın oğluyum.Babamın işi çıktı,yerine beni gönderdi..
-- Gerçekten mi?
-- Hayır,şaka yapıyorum...Ben,senin gibi bekar ve mutsuz kızların rüyalarına giren, "Ak sakalsız genç adamım..."
-- "Ak sakalsız genç adam?..
-- Evet..
-- Ne işin var peki rüyamda?.
-- Bana tutunman için geldim...
-- Nasıl yani?..
-- Tutun bana....(Elini uzatır,iskemleden kaldırır) Ben senin,uyanıkken yaşadığın hayata katlanabilmen için,uyurken tutunabileceğin hayalinim...
-- Çok yakışıklısın...
-- Sen de çok güzelsin...
-- Yalancı...
-- Yalan söylemiyorum...Ben herkese istedikleri gibi görünürüm,onları da istedikleri gibi görürüm...
Şu an nasıl hissediyorsun kendini?
-- Kuş gibi...
-- Tutun bana...Dans edelim..Dans etmeyi sevdiğini biliyorum..
-- Nerden biliyorsun?.
-- Uzatma!.Biliyorum işte.....
(Fondan Sezen Aksu'nun sesiyle "Belki şehre bir film gelir" şarkısı girer...Işık giderek kararır,dans ederek,karanlıkta kaybolurlar........)HAMİLE KADIN
(İkiz bebeklere hamile AYTEN...
Kocası KAMİL...)
(Sağdan girerler...Kadın,karnını-belini tuta tuta yürür..Hamileliğinin sonlarıdır..)
Kocası da yanında destek olur...Girerler)
Ayten - Ay bu hamilelik öldürecek beni!..
Tut elimi Kamil!...Şimdi düşüp serileceğim yere!..Ayaklarım biyandan,sırtım biyandan!...Ay ölüyorum yorgunluktan!....
(Diye diye,sızlanarak iskemleye oturur)
Kamil - İyi misin?..Bişey istiyo musun?..Yastık getireyim mi arkana?..
Ayten - Ay istemem!..Ay ne zor şeymiş bu hamilelik Kamil..Bir daha öldürsen hamile kalmam ona göre.Bununla yetineceksin..
Kamil - Tamam canım..Senden başka çocuk isteyen yok..İki tane yeter de artar bile...
Ayten - AYYYY!..Elalem bir çocuğu zor doğuruyor,sen bana iki çocuk birden doğurtuyorsun Kaamiil..Sen bana ikiz doğurtuyorsun Kaamiil..Ayyy..
Kamil - Ben mi istedim ikiz olmasını?..Olacağı varmış oldu...
Ayten - Nasıl bakacağız ikisine birden Kaamil?
Kamil - Bakarız.Sen merak etme..Çocuk kısmetiyle gelir..
Ayten - Tabi tabi..Yanında hamiline yazılmış bir çek'le doğacak...Ayyy!
Kamil - Ne oldu?
Ayten - Tekme attı!
Kamil - Hangisi?
Ayten - Ay ne bileyim hangisi??..Bi tanesi tekme attı işte..
Kamil - Ulan bana bak!!
Ayten - Kime diyosun?
Kamil - Kim sana tekme attıysa,ona diyorum!..(Karnına doğru konuşur) Ulan sen benim karıma nasıl tekme atarsın lan!?..Kimsin lan sen!?..Kimsin sen!?.Piç kurusu!..O senin annen!..İnsan annesine tekme atar mı?..
Ayten - Kamil saçmalama....Ayyy...
(Soldan anne karnındaki ikiz bebekler girerler..Sahnenin solunda,yanyana iki iskemleye otururlar...Orası anne karnıdır)
1.Bebek - Ya biraz öteye git yaa!..
2.Bebek - Nereye gidicem?.Yer mi var?.
1.Bebek - Oğlum ne zaman doğacağız biz?..Ben hazırım,artık doğmak istiyorum..
2.Bebek - Acele etme,herşeyin bir zamanı var..
1.Bebek - Kim önce çıkacak?..İstersen önce ben çıkayım?
2.Bebek - Yok yaa?..Önce sen çık,sonra "Ben senden önce çıktım,senin abinim" diye ömür boyu bana hava at!.Olmaz önce ben çıkacağım.
1.Bebek - Hayır ben çıkacağım..
2.Bebek - Olmaz ben çıkacağım!...Bak eğer önce sen çıkarsan,ben gelmem kuran çarpsın.Gider,başkasından çıkarım..
1.Bebek - Saçmalama oğlum,ikimiz de burdan çıkacağız...
2.Bebek - (Sahnenin sağındaki annesiyle,babasını farkeder) Şurda birileri var.
1.Bebek - Nerde?
2.Bebek - Aha işte orda!..Kim ki onlar?
1.Bebek - Onlar bizim annemiz-babamız..
2.Bebek - Yok yaa?..Bizim annemiz-babamız?
1.Bebek - Evet..
2.Bebek - Hangisi annemiz?
1.Bebek - Ne demek hangisi annemiz?..Kadın olan annemiz işte.
2.Bebek - O karnı şiş olan?
1.Bebek - Evet..
2.Bebek - Karnı niye şiş ki annemizin?
1.Bebek - İçinde biz varız da ondan.
2.Bebek - Biz mi şişirdik annemin karnını??
1.Bebek - Yok babam şişirdi....Tabi biz şişirdik..
2.Bebek - O adam da babamız mı?
1.Bebek - Evet.
2.Bebek - O hıyar bizim babamız mı??
Ayten - Kamil,canım hıyar çekti...
1.Bebek - Doğru konuş,o senin baban..
2.Bebek - Hadi len,o muşmula suratlı herif bizim babamız mı??
Ayten - Kamil,hıyarı boşver,canım muşmula çekti...
1.Bebek - Nesi var oğlum babamızın?..Gayet yakışıklı,seksi bir adam..
Ayten - Kamil..
Kamil - Efendim?
Ayten - Neden bilmem,sevişmek istiyorum seninle..
2.Bebek - Yok ben doğmuyorum!.Vazgeçtim,doğmak istemiyorum.
1.Bebek - Niye?
2.Bebek - Ne demek niye?..Baksana şunların hallerine?
1.Bebek - Ne varmış hallerinde?
2.Bebek - FAKİR OĞLUM BUNLAR!...
Babamın sırtındaki cekete baksana!..Yakasının yağları parlıyor,gözümü alıyor.Kesin onbeş senedir aynı ceketi giyiyordur..
1.Bebek - Fakir makir,mecbur doğacağız.Kaderimiz buymuş demek ki.
2.Bebek - Oğlum,beni dinle,aptallık yapma,gel,doğmayalım..Bunlar kendilerine doğru düzgün bakamıyorlar,bize nasıl bakacaklar?..
Ben gidiyorum..Buranın başka bi çıkışı var mı?.
1.Bebek - Saçmalama..Otur şuraya..
2.Bebek - Yok valla doğmam.Ben gidiyorum.Arkada bi çıkış vardır belki..
1.Bebek - Otur dedim..Kaderden kaçılmaz.
Kamil - Bişey mi dedin?
Ayten - Ben mi?
Kamil - Kaderden kaçılmaz mı dedin?..Ne kaderi?
Ayten - Ben öyle bişey demedim Kamil,gaipten sesler mi duyuyorsun?
2.Bebek - BABAAA!..
Kamil - Haydaaaa!...Tövbe tövbeee...Tövbe tövbeee...Şimdi de "Babaa" diye bi ses duydum..
Ayten - Ben de duydum Kamil...
2.Bebek - Benim ben!..Ben konuştum..Müstakbel bebeğiniz...
Kamil - Ayten,bebeğin sesini duyuyorum!..Karnındaki bebeğin sesini duyuyorum!..
2.Bebek - Aloo beni duyuyor musunuz?..Korkmayın lan,benim,bebeğiniz...
Ayten - Karnımdaki bebek bize sesleniyor Kamil...Fesuphanallah,nedir bu?
2.Bebek - Yahu korkmayın!....Baba nasılsın?
Kamil - İ..iyiyim oğlum sen nasılsın?
2.Bebek - İdare ediyoruz...Anne sen de iyi misin?
Ayten - İyiyim evladım,iyiyim..Siz nasılsınız,iyi misiniz?.Rahat mısınız orda,bişeye ihtiyacınız var mı?
Kamil - Saçmalama Ayten.Bişey istese nasıl göndericen?...
Buyur oğlum,bişey mi söyleyeceksin?
2.Bebek - Evet baba..Benim doğmadan önce bazı sorularım olacak..
Kamil - Tabi evladım,ne istersen sorabilirsin.
2.Bebek - Doğmamıza bir ay kaldı.Herşey hazır mı?
Ayten - Herşey derken,nasıl yani?
2.Bebek - Bebek odası hazır mı bebek odası?
Ayten - Hazır oğlum,çoktan hazırladık..Sizin için cicili-bicili kıyafetler aldık.
2.Bebek - Cicili-bicili?
Ayten - Evet.Cicili-bicili..
2.Bebek - Bak..Doğarım...Eğer kıyafetler cicili-bicili değilse,cicisiz-bicisizse,karışmam!
Ayten - Yok vallahi cicili-bicili oğlum..Kardeşin yanında mı?
2.Bebek - Yok.Bakkala kadar gitti,birazdan gelecek...Yanımda tabi,başka nerde olacak?
Ayten - Ona da selamımızı söyle.
2.Bebek - Olur söylerim..Annem-babam selam söylüyor..
1.Bebek - Aleyküm selam.Ben de selam ediyorum..
2.Bebek - Oğlum kendin söylesene selamını!.
1.Bebek - Anne!.Baba!..Merhaba..Sizi çok özledim..Kavuşmayı sabırsızlıkla bekliyorum..
Ayten - Biz de oğlum,biz de...Acık daha sabredin,çoğu bitti azı kaldı..
2.Bebek - Baba sen ne iş yapıyorsun??
Kamil - Memurum.
2.Bebek - Memursun?
Kamil - Evet,memurum.
2.Bebek - YOK BEN DOĞMUYORUM ARKADAŞ!...
1.Bebek - Memurun nesi var?..Düzenli,garantili iş,nesini beğenmiyorsun?
Ayten - Bişey mi oldu oğlum?.Bi sorun mu var?
1.Bebek - Kardeşim pek doğmak istemiyor anne..
Ayten - A-aaa,olur mu öyle şey evladım..Çok ayıp.
2.Bebek - Ne doğacam yaaa?..Nereye doğacağım?..Nasıl bir dünyaya doğacağımı bilmiyorum ki.....
Baba,sen nasıl bir babasın?..Çocukları sever misin?
Kamil - Severim tabi.Bizim hanım da hamile,yakında ikiz bebeklerimiz olacak..
2.Bebek - Salak oğlum bizim babamız!...
Peki çocukken babandan dayak yedin mi?
Kamil - Yedim tabi,yemez olur muyum?.
2.Bebek - Yok ben doğmuyorum!..Bu,babasından yediği dayakların acısını bizden çıkarır!..
Ayten - Ben izin vermem çocuğum.Kimse sizin kılınıza bile dokunamaz..Babanız da iyi bir insandır yapmaz öyle bişey..
2.Bebek - Peki başka bişey soracağım..
Kamil - Buyur sor!
2.Bebek - MEMLEKETTE DEMOKRASİ VAR MI??
Kamil - Ne dedi??
Ayten - Bilmem..Ben de anlamadım..
2.Bebek - Demokrasi diyorum,demokrasi..Memlekette demokrasi var mı??
Kamil - Niye sordun ki?..
2.Bebek - Ne demek niye sordun?..Nasıl bir ülkeye doğacağız?..Özgür yaşayabilecek miyiz?..Doğuştan gelen haklarımızı kullanabilecek miyiz?..
Kamil - Oğlum biz gariban bir memur ailesiyiz.Bizim demokrasiyle memokrasiyle bi işimiz olmaz..Demokrasi zenginin ihtiyacı..Parasına kimse dokunmasın,gönlünce yaşasın diye..
2.Bebek - Peki teklifiniz ne?
Ayten - Ne teklifi?
2.Bebek - Niye dünyaya gelelim?..Bize bir sebep söyleyin!
Ayten - "SEVGİ!..."
2.Bebek - Anlamadım ne?
1.Bebek - "Dergi" dedi galiba..
Ayten - Yok oğlum,dergi demedim,Sevgi dedim,sevgi!..
2.Bebek - O ne ki?
Ayten - O,bu işte!...(Karnını okşar,bebekleri dışarıdan sever)
2.Bebek - N'oluyo yaaa?..N'apıyosun?..Yapma hoşuma gidiyo!
Ayten - İşte sevgi budur evladım..Dışarıdan bile hissediyorsun,bir de sizi kucağımıza aldığımızı,size dokunduğumuzu,sarıldığımızı düşünün!.
Bu herşeye değer..Sevgi herşeye değer..
Ne diyosunuz?..Doğacak mısınız?
2.Bebek - Fena değilmiş lan..Çok hoşuma gitti..Ne demiştin?.Sergi mi??
Ayten - Hayır,"Sevgi.."
2.Tamam bize bi dakka müsaade et...
(Kürsüdeki hakimlerin birbirlerinin kulaklarına fısıldamaları gibi,bir süre birbirlerinin kulaklarına fısıldayıp,mırıldanarak tartışırlar)
Tamam..Kararımızı verdik!..
Ne olursa olsun,her şartta,her koşulda bizi seveceğinize söz veriyor musunuz?
Ayten - Veriyoruz.
Kamil - Veriyoruz.
2.Bebek - O zaman biz de DOĞUYORUUUUUZZZ!...
(Ayten sevinip,aniden ayağa kalkınca,erken doğum başlar)
Ayten - YAŞASIN!...AAYY...AYYY..Geliyo!.
Geliyo Kamil!.Erken doğum!..Çabuk!..Çabuk hastaneye!..
(Kamil koluna girip sağdan çıkarırken...)
2.Bebek - Dur biz de yardım edelim!...
(Yanlarına giderler,hep birlikte çıkarlar...)
.KUŞ SESLERİ...
Güzel bir pazar günüdür...
İhsan bey erkenden,herkesten önce kalkar..
O güzel günü kaçırmamak,sabahının en erken saatinden,akşamının en geç saatine kadar yaşamak ister..
İkinci kat salonun penceresini açar,içeriye dolan,sabahın temiz,üşütmeyen serin havasını içine çeker..
-- Ohhh!..İşte ben hava diye buna derim..Gün bu,güneş bu!...Kaçırmamak lazım bu güzel günü...
Hala tembel tembel uyuyan ev ahalisine seslenir..
-- Ey ahali!..Haydi kalkın artık!..Bu güzel günü kaçırmayın...Tertemiz bir hava,pırıl pırıl bir güneş sizi bekliyor...
Uykumu da almışım,iyice dinlenmişim,benden güçlüsü,benden mutlusu yok bugün!...
Heeey!..Ahalii!..Kime diyorum?..
Tembellik etmeyin,kalkın artık..Şu güzelim kuş seslerini kaçırmayın!...
Ağaçlar,çiçekler,böcekler,tabiat bizi çağırıyor...
Koşuşturan insanlar..Korna sesleri..Havlayan köpekler...
Pijamalarını dökünür,elbiselerini giyer..
-- Meliiikeee!..Haydi karıcığım,kalk artık.Kahvaltıyı hazırla,ailece güzel bir kahvaltı yapalım...
Yok yok,ben bugün çok mutluyum,kahvaltıyı ben hazırlayayım...
Melikeee?..Esraaa?..Nurgüüül..Mehmeeet?..Haydi oğlum,haydi kızım,kalkın,bu muhteşem günü kaçırmayın!..
Bu güzel gün bize Tanrının hediyesi..Hediyeyi geri çevirmek olmaz...
Küçük kızı Esra gelir İhsan beyin...
O da erken kalkmıştır ama günün güzelliğinin tadını çıkarmak için değil,dışarı çıkıp sevgilisiyle buluşmak için..
Bir de asortik giyinmiştir ki,mini etek falan,insanın kızmaması için çok iyi gününde olması gerekir..
İhsan bey de bugün o günündedir..İyi gününde yani...
-- Günaydın babacım..
-- Günaydın güzel kızım...Nereye böyle sabahın erken saatinde süslenmişsin,püslenmişsin?..
-- Arkadaşımla buluşacağım baba..
-- Arkadaş?...Nasıl bir arkadaş bu?..
-- Erkek arkadaşım baba..
-- Kızım ben sana erkek arkadaş,merkek arkadaş istemem dememiş miydim?.
-- Aman babaaa?..Hangi çağda yaşıyoruz?..
-- Tamam kızım..Haklısın..Bu güzel günde kimsenin tadını kaçırmayayım..Sana güveniyorum...Eteğin biraz kısa değil mi sanki?..
-- Aman babaaa?..
-- Doğru söylüyorsun kızım..Haklısın..Namus insanın kafasının içindedir...Çık,eğlen,keyfine bak,bu güzel günün tadını çıkar...
İhsan beyin karısı Melike gelir..Elindeki kağıdı İhsan beye uzatır..
-- Nedir bu Melike?
-- Fatura,İhsan...
-- Fatura?...Ne faturası??
-- Elektrik faturası...Bugün son günü..
-- Öyle mi?...Oooo...Çok değil mi bu?...
Neyse...Olsun...Madem yaktık,ödeyeceğiz...
Tamam..Hallederim..Hiç bişey bugün benim tadımı kaçıramaz..
Tertemiz bir hava..Pırıl pırıl bir güneş..Cıvıl cıvıl kuş sesleri..
Ihlamur kokuları..Ağaçlar,çiçekler,böcekler...
Havlayan sevimli köpekler...
Haydi güzel bir kahvaltı yapalım,sonra da gün kaçmadan ben çıkıp yürüyüş yapayım...
İhsan beyin büyük kızı Nurgül gelir..
-- Nedir bu kızım?.
-- Su faturası baba..
-- Su faturası?...Oooo,bu ne???...
Olsun...Madem harcadık,ödeyeceğiz...
Haydi hep birlikte kahvaltı yapıp,birlikte yürüyüşe çıkalım..Bu güzel günün hakkını verelim..Kuş sesleri...
-- Kirayı hallettin mi İhsan?
-- Ne kirası Melike?...Haaa..Bugün kira günüüü...Doğru ya...Ben de diyorum niye benim cebimde bu kadar çok para var?...
Tamam..Kirayı da hallederim.Kuş sesleri..
Allah Allah,güneş nereye gitti?
-- Güneş orda baba?..
-- Doğru,ordaymış...
İhsan beyin oğlu Mehmet,elini açarak gelir..
-- Ne oldu oğlum?
-- Ayakkabı parası baba..
-- Ne ayakkabısı oğlum?..
-- Spor ayakkabı baba..Dün söyledim ya sana..Bugün vereceğini söylemiştin..
-- Doğru ya..Bugün vereceğimi söylemiştim...
İhsan bey elini cebine atar,oğluna söz verdiği ayakkabı parasını çıkarır verir..
-- Bağcık almayacağım baba,ayakkabı alacağım..
-- Oğlum nasıl bir ayakkabı bu?..
Al bakalım..Hepsi bu..Daha elektrik faturası,su faturası,kira,geriye bişey kalmıyo...
Hava da bugün ne kadar sıkıntılı...
Şu köpek de sabahtan beri hav hav hav hav hav...
Yok mudur bunun bi sahibi?..
-- Bana da para ver İhsan,bugün misafir gelecek,alışverişe çıkacağım..
-- Ne kadar istiyorsun?
-- Yüz lira ver işte,anca..
-- Al bakalım...Yağmur mu başladı??
-- Ne yağmuru baba.Hava günlük güneşlik..
-- Şu şehrin gürültüsü de...
Korna sesleri bir yandan,düt düt düt düt düt..
Biyandan köpekler,hav hav hav hav hav..
Kuşlar biyandan,cik cik cik cik cik ...
Sen nereye gidiyorsun kızım?..
O kıyafet ne öyle,çıplaklar kampına mı gidiyorsun??..
Git üzerine doğru dürüst bişeyler giy,böyle çıkamazsın sokağa..
-- Ama baba?..
-- Başlatma şimdi babandan?..Hadi hadiii,git üzerini değiştir bakayım...
Hani Kahvaltı Melike?...
Bi sabah kalktığımda da kahvaltıyı hazır göreyim yahu...
İstemiyorum!..Kahvaltı yapmayacağım!..Ben gidiyorum..
-- Nereye İhsan?
-- Nereye olacak,yatmaya...Akşama kadar yatacağım,hiç kalkmayacağım...
Kalkacaksın,dışarı çıkacaksın da ne olacak?..
Ne var dışarda?..Hiçbişey yok dışarda..
Hava kirliliği,gürültü,kediler,köpekler,kuş sesleri..
Hele şu kuş seslerine sinir oluyorum..Cır cır cır cır,cik cik cik cik...Ne ötüyorsunuz?..Derdiniz ne?...
Ötmeyin kardeşim..Sizin yüzünüzden doğru dürüst uyku uyuyamıyoruz....
-- Nooldu şimdi babama?.
-- Bilmem..Sabah kalktığında çok mutluydu..
-- Kuş sesleri yüzündendir..Kuş sesleri sinirini bozdu..Bazan gün oluyo ben de çok rahatsız oluyorum kuş seslerinden..
-- Hepsi de bizim bahçeye dadandı..Şu kuşları kovmak lazım burdan..
-- Doğru söylüyorsun,kuş sesleri yüzünden ne huzur kaldı ne bişey...Oğlum git şu kuşları kovala bahçeden..
-- Tamam anne....
................SANA ZAHMET OLMASIN
Gülizar hanım mutfağa gider,şöyle bir göz atar...
Akşam yemeği vakti yaklaşmaktadır.
Herkes bişeyle meşguldür..
Kızı Gülseren çorba tenceresinin başında..
Gelini Ayşe,salata hazırlıyor..
Onbeş yaşındaki torunu Beyza,mutfaktan,birazdan hep birlikte başına oturacakları,salondaki büyük masaya tabakları,kaşıkları falan taşıyor...
Gülizar hanım "Ben de ekmek keseyim bari.." diyerek,ekmeklikten ekmeği çıkarır,bıçağı alır,tam ekmeği dilimlemek üzereyken,gelini Ayşe,salatayı bırakıp,kayınvalidesinin elinden bıçağı alır,
-- Annecim siz zahmet etmeyin,ben keserim ekmeği...Siz gidin oturun içerde,biz hazırlıyoruz yemeği..
-- Peki kızım....Su götüreyim bari masaya...
Buzdolabının kapısını açar,su dolu cam sürahiyi buzdolabından çıkarır,kızı Gülseren çorbayı bırakıp, sürahiyi annesinin elinden alır..
-- Suyu ben götürürüm anne,sen zahmet etme...
Gülizar hanım,salataya sıkmak için dolaptan limon çıkarır,torunu Beyza,limonu elinden alır,
-- Ben sıkarım anneanne,sen yorulma...
-- O zaman,tuz serpeyim salataya...
Gelini Ayşe ona da izin vermez..
-- Ben serperim annecim,siz yorulmayın...
-- Bırakın da bir işe yarayayım kızım!..Hepiniz bişey yapıyorsunuz,ben de bişey yapayım...Bardak götüreyim masaya..
Kızı Gülseren bardakları annesinin elinden alır,bir de öpücük kondurur yanağına,
-- Annecim,senin bişey yapmana gerek yok....Sen yapmışsın yapacağın kadar,bizi bu yaşa getirmişsin...Otur,dinlen,keyfini çıkar,biz yaparız herşeyi..
-- Peki kızım...Şurdan bi bardak su içeyim...
Kendisine bir bardak su koyup içmek üzereyken, torunu Beyza,bardağı elinden alır,
-- Ben içerim büyükanne,sen zahmet etme...deyip,anneannesinin suyunu içer..
-- Tövbe tövbeee!...
Gülizar hanım,mutfaktan çıkar,salona yürürken,çişi aklına gelir,tuvaletin kapısını açar,tam girecekken,gelini Ayşe koşarak gelir..
-- Annecim nereye?..
-- Tuvalete kızım?..Sıkıştım!..
-- Annecim siz niye sıkışıyorsunuz?...Söyleyin bana,ben sıkışırım...Lütfen,siz zahmet etmeyin,gidin oturun içerde,ben yaparım..Büyük mü,küçük mü?
-- Küçük...
Gülizar hanım,canı fena halde sıkkın,salona,kocasının yanına gider..
-- Ne yapacağız bu çocuklarla Rüştü?...
-- Ne oldu Gülizar?
-- Kendi evimde misafir gibiyim Rüştü...
"Ben yaparım...Sen yorulma...Sana zahmet olmasın..."
Hiçbi şeye elimi sürdürmüyorlar!..
Ben yapamam böyle Rüştü!...
Daha ölmedik ki biz!..Elimiz ayağımız tutuyor çok şükür..
Böyle olmaz!..Gidelim,başka bir ev tutalım biz seninle...
Ben ev işi yapmak istiyorum,bişeyler yapmak istiyorum,yaşadığımı hissetmek istiyorum,kaçalım gidelim burdan Rüştü!..
Çocukların iyiliğinden kurtar beni Rüştü!..
-- Gidemeyiz Gülizar..
-- Niye Rüştü?..
-- Felç oldum,kıpırdayamıyorum...
Kızların sana yaptıklarını,oğlanlar da bana yapıyorlar..
Biyere gideceğim, "Ben giderim..."
Bişey alacağım, "Ben alırım..."
Tamirat yapacağım, "Ben yaparım.."
Yürüyüşe çıkacağım, "Ben yürürüm..."
Bize iyilik yaptıklarını sanıyorlar ama böyle yaparak bizi öldürüyorlar...
Polisi ara Gülizar!..
Benim,hiçbişey yapamamaktan her tarafım kireç bağladı,kıpırdayamıyorum...
Polisi ara,gelip bizi çocuklarımızdan kurtarsınlar!..
Polisi ara,yardım iste,bizi,çocuklarımızın bize yaptıkları iyiliklerden kurtarsınlar!..
-- Pencereyi açıp, "İmdaaaat!." diye de bağırayım mı?
-- Bağır!...TERLEMEDEN OLMAZ...
-- Siz gençler,çalışmanın,emek harcamanın,alınteri dökerek kazanmanın ne demek olduğunu bilmiyorsunuz...
-- Haklısın amca...
-- Hemen para kazanalım,bi anda evimiz,arabamız,yatımız,katımız,herşeyimiz olsun istiyorsunuz..
-- Doğru söylüyosun amca..
-- Şair ne demiş?
-- Ne demiş?
-- "Ağır ağır çıkacaksın merdivenleri" demiş..
-- Niye?..Merdivenler buz mu tutmuş?.
-- Yok be oğlum...Yani,ağır ağır,yükünü Azar azar arttırarak yükseleceksin..Zenginliği taşıyacak gücün,tecrüben,bilgin,kültürün olacak...Kalıcı olacaksın..Saman alevi gibi yanıp sönmeyeceksin..
-- Haklısın amca..
-- Mesela beni örnek al...Ben buraya nasıl geldim?
-- Bilmem..Arabayla mı geldin?
-- Oğlum onu demiyorum...20 sene önce benim hiç bişeyim yoktu..
-- Ne yaptın peki?
-- Önce okul harçlıklarımı biriktirerek başladım..
-- Okuldan size harçlık mı veriyorlardı?
-- Yok be oğlum..Babamın verdiği harçlıkları biriktirdim..Sonra o parayla gittim bir sandık limon aldım,pazarda sattım.
-- Sonra o bi sandık limonun parasıyla gidip iki sandık limon mu aldın?
-- Yok...Limona zam gelmiş,o bi sandık limonun parasıyla anca yarım sandık limon alabildim...
-- Sonra?
-- Yarım sandık limonu sattım,onun parasıyla,ancak beş tane limon alabildim,onun parası da öğlen yemeğine gitti,baktım bu iş limonla mimonla olmuyor, "yerim limonunu" dedim,limon işini bıraktım,beyaz eşya İşine girdim..
-- Mağaza mı açtın?
-- Evet.
-- Nasıl açtın?
-- Maymuncukla...
-- Hırsızlık mı yaptın?
-- Evet ama kolay değil oğlum...Her an yakalanma riskin var..Koca koca beyaz eşyaları kamyonete taşırken boncuk boncuk terliyorsun...Bu işler terlemeden olmaz.Terlemeden kazanamazsın..
-- Sonra?
-- Bi tane buzdolabı çaldım,götürüp onu pazarda sattım,onun parasıyla,iki buzdolabı çaldım..
-- Sonra?
-- Sonra araba işine girdim..
-- Alıp sattın?
-- Yok.Almadan sattım...Yol kenarında park halindeki arabalara girdim...
-- Ama bu şekilde bu kadar zengin olamazsın ki.
-- Doğru söylüyosun...Baktım böyle mağazayla,arabayla olmayacak...
-- Ne yaptın?
-- Politika işine girdim..
Ama öyle kolay değildir politika işinden para kazanmak...Herkesi yemleyeceksin..
İyi bi ihale için en az yirmi kişiye rüşvet vereceksin..Kolay işler değildir bunlar..Bi ortaya çıkarsa hayatın biter,rezil olursun..Sıkıntılı işlerdir,adamı terletir.Terlemeden kazanamazsın...Terleyeceksin..Terlemeden olmaz...Siz istiyorsunuz ki,bu genç yaşınızda hemen köşeyi dönelim,hemen zengin olalım..Ağır ağır çıkacaksın..Bak ben bi sandık limonla başladım,nerelere geldim....
Terlemeden kazanamazsın.Terlemeden olmaz.....MUSTAFA DE BANA
-- Ne bakıyorsun bana öyle yiyecekmiş gibi Mustafa?..Hiç bakma öyle,çok yorgunum,uğraşamam senle şimdi..
-- Olmuyor ama böyle Aysel..Ne zamandır "görüşemedik" seninle..Karı-koca mıyız,kardeş miyiz anlamadım..Eğer kardeş gibi olduysak,aynı yatağa girmeyelim,ayıp olmasın..
-- Mustafa git Allahaşkına,dön öbür tarafa,uyu hadi..
-- Gel kız,bişey yapmayacağım..
-- Olmaz..Sen uyumadan girmem o yatağa..Bugün emekli maaşını da aldın,rahat durmazsın sen şimdi.Başım da ağrıyo zaten..
-- Tabi tabi..Ben zaten ne zaman maaş alsam senin başın ağrır..Gel buraya!.Yatağa gel..
-- Mustafa ayıp artık,yeter!..Torun torba sahibi olduk,torunlar bile büyüdü,yakında evlenecekler,ne azgın adamsın sen?..
--Ne yapayım,benim elimde mi?.Tabiatım böyle..Tabiata karşı gelmeyeceksin!.
-- Hay senin tabiatın kurusun.Ne bitmez tabiatın varmış..Ben öbür odada yatacağım..(Battaniyeyi almak ister)
-- Tamam tamam...(Battaniyeyi almasına engel olur) Sen istemiyorsan,ben de istemiyorum..Beni istemeyeni,ben de istemem..
(Aysel yatağa girer,kocasına arkasını döner ama tetiktedir)
-- İyi geceler..
-- Ama böyle de olmaz ki Aysel..Sen böyle yaparsan,ben de başka kadınlara giderim.
-- İyi..Giderken ilaçlarını yanına almayı unutma..
(Mustafa usulca karısına sokulur,çıplak omuzuna dokunur,Aysel,hormonlarına soğuk su dökülmüş gibi aniden fırlar,yataktan çıkar.)
-- İstemiyorum diyorum Mustafa anlamıyor musun?.Rahat bırak beni!..
-- Tamam tamam,gel bişey yapmayacağım..
-- Dön arkanı!.
-- Tamam,döndüm..
-- Kapat gözlerini!.
-- Kapattım..
-- Uyu şimdi!.
-- Kızım,uyu deyince uyunur mu?..Tamam,bişey yapmayacağım,gel yatağa,yatakta ol bari..
-- Azgın şey...
(Aysel yatağa girer,başucundaki gece lambasını söndürür,gözlerini kapatır.Aradan bir dakika geçer..)
-- Mustafa çek elini!.
-- O benim elim değil.
-- Ya kimin eli?.
-- Senin elindir,uyuşmuştur,hissetmiyorsundur.
(Aysel,ışığı yakar,yataktan çıkar.)
-- Senin rahat duracağın yok,ben öbür odaya gidiyorum..
-- Aysel bak boşarım seni!..Çıkarız mahkemeye,derim ki, "Hakim bey,karım vazifesini yerine getirmiyor." derim..
-- O zaman ben de derim ki, "Hakim bey,kocam orantısız güç kullanıyor" derim!.
-- O ne demek Aysel?..Orantısız güç ne demek?.
-- Ne demekse demek işte..Ben,vazifemi yerine getireyim diyorum,sen beni vazifemi yerine getiremeyecek hale getiriyorsun.Sabah bi kalkıyorum,bütün kemiklerim ağrıyo...
-- Ne diyorsun sen Aysel?..
-- İşte bunu diyorum!...(Çekmeceden bir kağıt çıkarır)
-- Nedir bu?
-- Doktor raporu...Bak ne yazıyo..."Kaburgalarda ezilme...Bacakta kalça çıkığı...Sol kolda deformasyon...Belde disk kayması...Omurgada kemik eğriliği..Boyunda ve vücudun muhtelif yerlerinde kızarıklıklar..." daha devam edeyim mi?..
-- Ne bu Aysel??
-- Ne demek ne bu?..En sonki şeyden sonra hastaneye gittim..
-- Neyden sonra?.Seviştikten sonra mı?.
-- Evet..Sabah sen işe gittikten sonra yataktan kalkamadım,ambulans çağırdım,komşular yardım etti,hastaneye gittim,dayak yedim sandılar,polise haber vereceklerdi,ben istemedim..
-- O doktor raporunda yazanlar...Onlar sevişirken mi oldu??
-- Evet..
-- Onları ben mi yaptım??
-- Evet..
-- Niye söylemiyorsun bana Aysel?..Söylesene!..Biraz yavaş ol desene!.
-- Ne bileyim..diyemedim işte..
-- Yahu Aysel,sen manyak mısın?..Seveyim derken,kaburgalarını eziyorum,diskini kaydırıyorum,nerdeyse kemiklerini kırıyorum,sen sesini çıkarmıyorsun.Hoşuna mı gidiyo?.
-- İşte...
-- Tövbe yarabbim...Ufak tefek olduğun için sevimli görünmüştün gözüme,o yüzden evlendim seninle.Demek ki aradaki siklet farkına dikkat etmek lazımmış...İyileştin mi biraz?
-- İyileşiyo..
-- Gel o ezilen yerlerini öpeyim de geçsin..
-- Mustafa,yapma..
-- Tamam kız,daha dikkatli olurum merak etme..
-- Bir de boğazımı sıkma!
-- Sıkmam.
-- Saçımı da çekme!.
-- Çekmem...Dudağına ne oldu senin?
-- Sen ısırdın ya?..Dikiş attırdım..
-- Tamam,daha yumuşak olurum.Işığı kapatayım mı?
-- Kapat..
(Mustafa ışığı kapatır,karanlıkta sesleri duyulur..)
-- Böyle iyi mi?
-- iyi..
-- Böyle?
-- İyi..
-- Şu şekil?
-- İyi.
-- Bu senin bacağın mı?
-- Benim.
-- Benimki nerde?.Burdaymış..Şurdan şöyle şey yapayım mı?
-- Yap.
-- İyi mi böyle?
-- İyi.
-- Mustafa de bana!
-- Mustafa diycem tabi,başka ne diycem?
-- İşte onu de bana!.
-- Mustafa!.
-- Efendim?
-- Yok sen Mustafa de dedin ya?..
-- Erkeğim de bana!
-- Erkek değilim ki ben?
-- Hayır yani,kendin için değil...Bana.....Hadi iyi geceler!..
-- Nasıl iyi geceler??
-- Benim işim bitti,ben uyuyorum.
-- Ben ne olacağım peki?..Sen bitirdin,ben daha başlamadım bile!..Beni böyle azdırıp bırakma Mustafa!..Sabaha kadar uyuyamam ben böyle Mustafaa!..
-- Horrrr.....
.................BEN SANA ZENGİN OLAMAZSIN DEMEDİM Kİ
-- Selamün aleyküm!.
-- Aleyküm selam...
-- Nasılsın baba?
-- İyiyim...Nerdesin sabahtan beri?.Seni arayıp duruyorum..
-- Neden?.Bişey mi oldu?
-- Yooo..Sadece arıyorum..
-- Baba,ben Mitat...
-- Eee?.
-- Bi hoşgeldin demek yok mu baba?..Yirmibeş senedir burda değilim unuttun mu?.İstanbula çalışmaya gittim ya?
-- Şimdi de geldin mi?
-- Geldim.
-- Çok para kazandın mı?
-- Kazandım baba..Çok çalıştım,çok kazandım,çok zengin oldum..
-- Çalıştın da zengin oldun?
-- Evet..
-- Yalan söyleme,ben bu yaşıma geldim çalışarak zengin olan kimseyi görmedim...Kapıdaki araba senin mi?
-- Benim..Dikkat ettiysen plakada adım yazılı : " 34 Mitat 1342 "
-- Ne kadar zengin oldun,ne kadar paran var?
-- Bilmiyorum baba..Ne kadar param var diye merak ettim,geçen Ocak ayında saymaya başladım,Hazirana gelince yoruldum,bıraktım.Acayip zengininim.Forbes dergisi beni kapak yaptı.
-- Niye?.Kapak yapacak kağıt bulamadılar mı?
-- Öyle değil baba,en başarılı, en zengin işadamlarından bahseden ekonomi dergisi.Kapağa benim fotoğrafımı bastılar,bir de röportaş verdim.
-- Kime verdin?
-- Dergiye verdim.
-- Kaça verdin?
-- Neyi?
-- Löportajı.
-- Löportaj değil,röportaş..Anlayacağın,öyle böyle değil,çok zenginim.
-- İyi de oğul,ben sana zengin olamazsın demedim ki,adam olamazsın dedim..Gelmiş burda babana hava atıyorsun.Zengin olmuşsun ama adam olamamışsın..
-- Adam da oldum baba..200 öğrenciye burs veriyorum.İki tane Üniversite,üç tane hastane yaptırdım,fakirler için barınaklar,aşevleri kurdum."Haybes" dergisi beni kapak yaptı.
-- Haybes ne?
-- En zengin ve en başarılı hayırsever işadamlarından bahseden bir dergi..
-- Oraya da löportaj verdin mi?
-- Löportaj değil baba,röportaş..Bi doğrusunu söyleyemedin şunun.
-- İyi de oğul,zengin olmuşsun tamam,adam da olmuş sayılırsın,ona da tamam ama iyi bir evlat olamamışsın.İnsan yirmibeş senedir anasını,babasını,kardeşlerini ziyarete gelmez mi,arayıp sormaz mı?..Ben sana zengin olamazsın,adam olamazsın demedim ki,hayırlı bir evlat olamazsın dedim.Yani,onu kastettim..
-- Aşkolsun baba!
-- Ne oldu?
-- Senin kafa gitmiş valla..Her ay iki sefer geliyorum ya?...Sadece bu son altı ayda işlerim yoğundu,gelemedim.Her ay senin hesabına yirmi bin lira para yatırıyorum.İstersen daha fazla yatırayım dedim sana,sen,istemem içimiz dışımız para oldu dedin.Annemle senin sağlıklarınızla yakından ilgileniyorum.Eve her üç ayda bir özel doktor gönderip düzenli olarak kontrollerinizi yaptırıyorum.Kardeşlerimin her birini bir şirketimin başına geçirdim..Yardım etmediğim akrabam kalmadı..Oturduğunuz bu köyün yollarını ben yaptırdım,suyunu ben getirdim,köye ayran bağlattım..
-- Ayranı sen mi bağlattın?
-- Ben bağlattım tabi..Köyün çeşmelerinde ikişer tane musluk var,birinden su akıyor,öbüründen de yaz gelince buz gibi ayran akıyor.Yazın sıcağında köylüm içsin de serinlesin diye yaptım.."Köybes" dergisi beni kapak yaptı..Köyüne,köylüsüne yardım eden işadamlarından bahseden dergi..
-- İyi de oğul...Zengin olmuşsun,adam olmuşsun,hayırlı evlat olmuşsun ama şey olamamışsın..
-- Ney olamamışım?
-- Sanatçı olamamışsın...Bu hayatta herşey olabilirsin.Bakan,başbakan hatta Cumhurbaşkanı bile olabilirsin ama sanatçı olamazsın.
-- Oldum baba..Sanatçı da oldum..Ressam oldum..Dünyanın parasını verip özel hocalar tuttum.Zaten resim yapmayı severdim,biraz yeteneğim vardı,o yeteneğimi geliştirdim,on senelik bir çabanın sonunda resim piyasasında tanınan bilinen bir ressam oldum.."Sanbes" dergisi beni kapak yaptı..En zengin,en başarılı,aynı zamanda sanatla uğraşan işadamlarından bahseden dergi..Çok yakında da kişisel sergimi açacağım.
-- Niye kişisel?..Niye bencillik yapıyorsun?..Sergi herkese açık olsa,herkes gelip görse?..
-- Öyle olacak baba.Herkes gelip görecek...Eee,ne diyorsun?.
-- Valla oğul,zengin olmuşsun,adam olmuşsun,hayırlı evlat olmuşsun,sanatçı olmuşsun ama..
-- Ama ne?
-- Şey olamamışsın..
-- Ne olamamışım?
-- Bilim adamı olamamışsın.
-- Bilim adamı?
-- Evet.
-- Oldum baba..Bilim adamı da oldum..Onca işimin arasında bir de Üniversiteye girdim,Arkeoloji okudum,Arkeolog oldum.Geçen ay bir kazı yaptım,Roma dönemine ait çok değerli eserler buldum.."Bilbes" dergisi beni kapak yaptı.
-- Aynı zamanda bilimle uğraşan işadamlarından bahseden dergi mi o?
-- Evet..
-- İyi de oğul,ben sana Roma dönemine ait eser bulamazsın demedim ki,Hitit dönemine ait eser bulamazsın dedim.
-- Saçmalama baba,öyle bişey demedin.
-- Olabilir ama deseydim öyle derdim..Zengin olmuşsun,adam olmuşsun,hayırlı evlat olmuşsun,sanatçı olmuşsun,bilim adamı olmuşsun ama şey olamamışsın..
-- Ney?
-- Dur bi dakka,acele ettirme!.
-- Ney olamamışım baba?.Söyle,ne olamamışım??
-- Çevreci olamamışsın!..
-- Çevreci?
-- Evet..Ben sana zengin olamazsın demedim,çevreci olamazsın dedim..
-- Oldum baba..Onu da oldum..Böyle yapacağını bildiğim için her ihtimale karşı onu da oldum..Çevre için araştırmalar yapan uluslararası bir şirketi bizzat yönetiyorum.
-- Bunun dergisi yok mu?
-- Yok.
-- İyi de oğul...Zengin olmuşsun,adam olmuşsun,hayırlı evlat olmuşsun,sanatçı olmuşsun,bilim adamı olmuşsun,çevreci olmuşsun ama..
-- Evet?
-- Amaaa..
-- Evet??
-- Dur biraz düşüneyim...
-- Düşünme baba,söyle hadi ne olamamışım?.Niye havaya bakıyorsun?.Söylesene ne olamamışım?.
-- ASTRONOT!...Astronot olamamışsın...Ben sana zengin olamazsın demedim,astronot olamazsın dedim..
-- Baba?
-- Efendim?
-- Senin derdin ne?
-- Ne derdi?
-- Sen niye benim yaptığım hiçbişeyi beğenmiyorsun??..Ben sana yaptığım hiçbişeyi beğendiremeyecek miyim?.Niye böyle kıllık yapıyorsun?.Niye böyle gıcıklık yapıyorsun?..
-- Valla bilmem..Ben sana zengin olamazsın demedim,astronot olamazsın dedim..
-- Astronot olamazsın dedin??
-- Evet.
-- Tamam baba..Öyle olsun..Burda beni bekle..Gerekirse bütün servetimi bunun için harcayacağım...Gerekirse kendi füzemi,kendi uzay aracımı yapacağım,kendimi uzaya fırlatacağım..Bekle burda..Sana Mars'tan selfi çekip göndermezsem,Jüpiterden taş toprak,Neptünden su bulup getirmezsem adiyim..
-- Ben sana Neptünden su bulup getiremezsin demedim ki,ben sana...
-- Baba sus!.
-- Tamam...Ama ben sana beni susturamazsın demedim ki,ben sana..
-- Babaaa!...
-- .............
--. Ben senin derdini biliyorum..Senin derdin,ne olursa olsun hep haklı çıkmak..Hayatım boyunca ne yaptımsa hepsini kendimi sana beğendirebilmek için yaptım..Ne olur bir kere de aferim desen?...
-- Ben sana kendini bana beğendiremezsin demedim ki,ben sana..
-- Baba!..Bak babam demem çakarım bi tane!.Delirtme adamı..
Bekle burda..Ben şimdi astronot olmaya gidiyorum.Bakalım astronot olup gelince ne diyeceksin?...
Bigün beni beğeneceksin!...Bigün bana aferim diyeceksin!.Dedirteceğim sana o aferimi..Ayrılma biyere..Astronot olup geldiğimde görüşeceğiz seninle!....
...............AŞK BİTİNCE
-- Hoşgeldin Suat..
-- Hoşbulduk.
-- Otursana..
-- Oturdum zaten.
-- Ne içersin?
-- Sen ne içiyorsun?
-- Meyve suyu.
-- Hangi meyvenin suyu?
-- Kayısı.
-- Kayısı mı,şeftali mi?
-- Kayısı.
-- Şeftaliye benziyor..
-- Kayısı.
-- Emin misin?
-- Kayısı.
-- Kayısıymış..Malatya kayısı tesislerinde üretilmiş.
-- Bırak şişeyi Suat..Konuşmamız gerekiyor.
-- Konu nedir?
-- Bu iş yürümüyor Suat..
-- Hangi iş?
-- İlişkimiz..Ben bu ilişkiyi bitirmek istiyorum.
-- Aramızdaki ilişkiyi?
-- Evet.
-- Neden?..Nedir problem?
-- Artık konuşamıyoruz seninle..
-- Konuşuyoruz ya işte?
-- Hayır,bunu demiyorum..Eskiden her konuda konuşurduk seninle ama artık konuşamıyoruz.
-- Konular bitmiştir..
-- Yok Suat,konular bitmedi,biz bittik..Eskiden burada oturur,yoldan gelip geçen insanlarla ilgili hikayeler uydurur,gülerdik..
-- Uyduralım yine..Bak mesela,şu geçen sarı kazaklı adamı görüyor musun?
-- Görüyorum.
-- Bak şimdi,onla ilgili bi hikaye uyduracağım sana,dinliyor musun?
-- Dinliyorum.
-- Bence bu adam Rus istihbaratından gizli bir ajan.Adı Boris..
-- Boris'ten başka Rus ismi bilmiyorsun değil mi?
-- Bilmiyorum.
-- Hiç öğrenmeye de çalışmadın?
-- Çalışmadım..Dinle şimdi..Bu adam aslında ikili ajan..Hatta üçlü ajan...Daha heyecanlı olur diyosan dörtlü ajan yapayım.Yapayım mı,ister misin?
-- Zorlama Suat,bitti artık,kabul et...Aramızdaki heyecan bitti..Son altı aydır hep buraya geliyoruz..Eskiden,gittiğimiz yere bir daha gitmezdik.Rastgele otobüslere biner şehri karış karış dolaşırdık..
-- Binelim yine..E-25 burdan geçiyo.Kalk,otobüs durağına gidelim!
-- Nereye gideceğiz?
-- Hayvanat bahçesine..Belki yeni hayvanlar gelmiştir,hadi kalk!
-- Suat lütfen!..Daha fazla uzatmanın manası yok..Tadında bırakalım,güzel hatırlayalım yaşadıklarımızı..
-- Yani,aramızdaki aşk bitti mi?
-- Bitti.
-- Emin misin?
-- Eminim.
-- Ne yapacağız peki?
-- Evlenelim...Bütün işaretler onu gösteriyor,heyecan bitti,aşk bitti,evlenmemizin zamanı geldi..
-- Yapma Aynur..Ben sana hala aşığım,biraz daha sürdürelim..
-- Yok Suat..Üç sene oldu.Sıksan,artık benden bir gram daha aşk çıkmaz..Evlenelim,bitsin bu iş.
-- Doğru söylüyorsun..Bende de sana karşı bikaç aylık aşk kaldı zaten..Evlenelim..
-- Tamam o zaman..Sen Belediye'den nikah tarihi al,ben de davetiye işini halledeyim.
-- Güzel günlerdi ama değil mi?
-- Evet.Çok güzeldi.Moralini bozma,belki evlenince de mutlu oluruz...
................
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder