YAZILAR

cc

14 Nisan 2016 Perşembe

Dükkana gelirken bakkaldan,dükkanda kahvaltı yaparım 
Belki de aradaki bulunamayan fark budur..Belki de sevgi dolu bir kalp,sevgisiz bir kalpten daha ağır çekiyordur...Belki de Tanrı'nın içimize koyduğu,öteki parçaların bir arada kalmasını sağlayan o gizemli parça sevgidir..

Öyle olması lazım.Evrendeki ve insandaki bütün parçaları bir arada tuttuğuna inanılan bir parçaysa,sevgiden başka bir şey olamaz.

Sevgi bitince aileler dağılır,ülkeler bölünür,insanlar kamplara ayrılır.Parçaları bir arada tutan şey sevgidir.

Tamam,çözdüm ben gizemi.Artık araştırmayın.Ayırdığınız fonları hayır kurumlarına bağışlayın..

Göreceksiniz,yakın bir gelecekte,sevgiden elektrik üretilecek..Sevgi,insanın içini ısıtıyorsa,neden bir evi,bir apartmanı ısıtmasın?..Uygun teknoloji bulununca,onu da göreceğiz.. Evlerimizi sevgiyle ısıtacağız,enerjiyi bedavaya getirmek için de birbirimizi daha çok seveceğiz....(Yazıları böyle duygusal bağlamak iyi oluyor.Okuyucu üst kısmı beğenmezse,bu şekilde yumuşayıp kabul edebiliyor.)

20 Nisan 20l6 Çarşamba


Televizyon,evimizden dünyaya açılan bir pencere...

Nasıl ki,pencereyi açıp evi  havalandırıyorsak,televizyonu açınca da kendimizi havalandırırız.Televizyon bizi havaya sokar..

Bir kanalda "Kibariye" denk gelir,"Eller kadir kıymet bilmiyor anneee!.." diye bağırarak,içimizi matkapla oyar gibi oyarken,aklımıza annemiz gelir,açarız bir telefon,hal hatır sorar,gönlünü alırız..

"Baba candır" dizisini seyrederken babamızı,"Kardeş payı"nı seyrederken,kardeşimizi düşürür aklımıza,ailevi hislerimizi güçlendirir televizyon...

Çok faydası vardır çok...En çok seyredilen saatlerde,hiç seyredilmeyecek berbat dizileri koyarak,bizi sinemaya,tiyatroya,kitaplara yönlendirir,kültürümüzü artırır televizyon....

Dünyadaki su kaynaklarının tükenmekte olduğunu anlatan bir belgesel izlerken,reklam arasında gider muslukları kontrol ederiz,çevreci yapar bizi televizyon..

Filmler,senede en az 300 kere yayınlanır,sıkılmamak için arka planlara bakarız,filmdeki detaylara dikkat ederiz,ilk seyredişte iyi adamı tutmuşsak,beşinci seyredişte kötü adamı tutarız,yedincide arabayı tutarız,onuncuda yol kenarındaki tabelayı tutarız..Ufkumuz açılır,
duygularımız,düşüncelerimiz çeşitlenir..

Ben yeni bir faydasını keşfettim televizyonun..Eğer doğru kullanılırsa,hem güçlü bir uyarıcı,hem de güçlü bir sakinleştiricidir televizyon...

Eve yorgun ve sinirli gittiğim zaman,her şeyi güllük gülistanlık gösteren,Kanada'daki bir polis kovalamacasını,Çin'de yeni doğmuş bir panda yavrusunu,internete düşmüş çok tıklanan bir video'yu haber diye veren bir iktidar yanlısı kanalı açıyorum,sanki akvaryum seyreder gibi karşısına geçip yarım saat seyrediyorum,gevşeyip,sakinleşiyorum...

Çok gevşersem,kendime gelmek için muhalefet kanalı açıyorum,gerçekler beni kendime getiriyor,dengeliyorum.

2 Mayıs Pazartesi


-- "Ben dans etmek için yaratılmamışım..."

-- "Dans etmeyi seviyor musun?"

-- "Evet.."

-- "Öyleyse,dans etmek için yaratılmışsın..."

(Bir filminde,Antonio Banderas'ın,tayin edildiği devlet okulunda,cezalılar sınıfındaki öğrencilere dans dersi verirken,zorlanan bir öğrencisiyle yaptığı konuşmadan...)

Dansla hiç alakam yoktur,tanımam etmem ama o kadar güzel dans sahneleri var ki filmde,insanın dans dersi alıp,bir partner bulup evire çevire dans edesi geliyor..

Dansı sevmeyişimin nedeni derindir..

Lise birinci sınıfında,sınıftan bir kızın doğum günü partisi için bir gurup,onun evinde toplanmıştık.
Doğum günü partisi dediysem,çıplak havuza atlananlarından değil,bindokuzyüzyetmişsekiz
yılının,limonatalı-pastalı-Sezen Aksu plaklı,slov dans edilen,edenlerin mümkünse birbirlerine fazla yaklaşmamaya özen gösterdikleri,dans bitene kadar birbirlerinin gözlerine hiç bakmadıkları,
yüzlerinde"Asla aklımdan kötü bişey geçmiyor,sadece sosyalleşiyorum" şeklinde edepli bir sırıtışla,
mesafeli dans ettikleri doğum günü partisi..

Bu tür partilerde olduğu gibi bizim partide de sadece bir tane güzel kız vardı.Doğum günü olan kızın kızkardeşi..Benim dışımdaki altı erkek bir fırsatını bulup onunla dans ettiler.Ben"Güzel kızla dans etmek bize yakışmaz,ayıp olur" diye düşünerek uzak durdum ama sonra bi cesaret yanına gittim,dansa kaldırdım,kırmadı Allah razı olsun,kalktı,o sırada müzik bitti...

 O günden beri müzikten de,danstan da nefret 


12 Mayıs


Her gün yeni yazıya başlamadan,bir gün önce yazdığım yazıları okuyorum,gözümden kaçan hataları düzeltiyorum,daha güzel olması için aklıma gelen küçük ilaveler yapıyorum..Bir önceki yazım içime sinmişse,ondan aldığım moralle bir sonrakine devam edebiliyorum.

Bunu ilişkilerimizde de yapsak güzel olurdu.

Her sabah yeni güne başlamadan,bir gün önce yaşadıklarımızda düzeltmeler yapsak....

Bakkala gitsek,desek mesela,

-- "Dün ben sana,alışveriş ettikten sonra çıkarken hayırlı işler demeyi unuttum.Hayırlı işler!.."

Bir gün önce canımız başka bir şeye sıkıldığı için istemeden bir arkadaşımızı kırmışsak,yeni güne başlamadan arayıp özür dilesek.

Veya o bizi kırmışsa,arayıp,küfür edip kapatsak?..

Dünün hesabını sabahtan kapatıp,yeni güne temiz başlasak?...

Dünkü hurmalar,bugünü de tırmalıyor da,o açıdan dedim...

Hata yaptığın zaman,hatanı kabul edip özür dilemek,olgunluk yolunda çok önemli bir kilometre taşıdır.Olgunluk da,bilgeliğin temelidir.

Özür dilemek,geri adım atmak değildir.Medeni insanın ileri bir adımıdır.Özür dilemek,karşındakine yenildiğin anlamına gelmez,kendini,egonu,bencilliğini yendiğin anlamına gelir.Hata yaparak büyürüz,özür dileyerek gelişiriz..

Hata yaptığında özür dileyerek,hem karşındakini,hem kendini kazanırsın.

Hatalı olduğunda geri adım atmasını bilmeyen,ilerleyemez.Uzun atlayışlar,geri giderek yapılır.Kendine güveni olan,kimseden korkmayan biri,özür dilemekten de korkmaz...
















  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder