ÇİÇEKLERE FISILDAYAN KADIN
Annem evde çiçeklerle konuşurdu...
Eve her gelişimde annemi kendi yetiştirdiği saksı çiçekleriyle konuşurken görürdüm.
Hak vermiyor da değildim..Ne yapsın kadıncağız?.Evde onu dinleyen yok ki..Babam işten gelir,anlatır..Ağabeyim işten gelir.konuşur..Ablam başka türlü,ben başka türlü..
Herşeyi sünger gibi emerdi kadıncağız..
En çok da ben konuşurdum.O gün okulda ne oldu,ne bitti,noktasına kadar anlatır,kafasını şişirirdim annemin.
-- "Anne bugün beni Örtmen tahtaya kaldırdı..Yazılıdan beş aldım..Tuncay saçımı çekti..Soora zil çaldı,tenefüse çıktık..Top oynadık..İki gol ben attım..Soora kaleye geçtim...."
Ne kadar önemli gelirdi küçükken yaşadığımız ufacık şeyler.
Biz küçük olduğumuz için büyüktüler,heyecanlıydılar.Büyüyünce o yüzden heyecan azalıyor,biz büyürken herşey küçülüyor..
Ben anneme okulda yaşadığım herşeyi anlattıkça,annem de bana "Afferim oğlum..Afferim çocuğum..Afferim evladım.." derdi..O afferim dedikçe ben coşar,daha çok anlatırdım,benim başıma gelenler bitince,arkadaşlarımın başlarına gelenleri benimmiş gibi anlatırdım,sırf afferim almak için..
Sonra bigün annemin beni dinlemediğini farkettim..
Ben farketmedim de,ablam söyledi..
"Boşuna konuşuyosun,annem seni dinlemiyor.." dedi.
Önce inanmadım tabi..
Ablam,"İnanmıyosan gör şimdi.."
dedi,birlikte mutfağa annemin yanına gittik.Annem akşam yemeği hazırlığındaydı..Ablam önce "Anne n'apıyosun?." diye sordu,annem "Afferim çocuğum!." diye cevap verdi..
Annem bizi de kırmadan kestirme yolu bulmuştu.Ne söylersek,"Afferim oğlum..Afferim kızım" diyordu..
Bizim de zaten küçük çocuklar olarak ona vızır vızır durmadan bişeyler anlatmamızın sebebi,onaylanma,takdir görme ihtiyacıydı..
Sonra ablam anneme "Anne,evde yangın çıktı!." dedi,annem "Afferim kızım" diye cevap verdi..
-- Anne senden nefret ediyorum!
-- Afferim kızım..
-- Anne babam seni aldatıyo!
-- Afferim kızım..Aferim babana..
-- Anne ben evden kaçıp orospu olmak istiyorum!
-- Afferim kızım...
Sonra ben devraldım..
-- Anne bugün okulda öğretmen beni taciz etti!
-- Afferim ona..
-- Sen dünyanın en kötü annesisin!
-- Afferim bana...
Böylece anladım annemin bizi hiç ama hiç dinlemediğini,boşuna konuştuğumuzu..
Haksız da sayılmazdı ama..
Herşey karşılıklıdır..Hepimiz anneme bişeyler anlatıp,lafımız bitince çekip gidiyoruz.
Hiçbirimiz de sormuyoruz ona "Anne senin bi derdin,bi sıkıntın,anlatmak istediğin bişey var mı?." diye..
"Ev kadını işte..Bütün gün evde..Ne yaşıyor ki,ne anlatacak" diye düşünüyoruz..Onun da insan olduğunu,onun da anlatıp rahatlayacak iç sıkıntıları olabileceğini aklımıza getirmiyoruz.
O da ne yapsın,bizden umudu kesince başlamış saksı saksı çiçek yetiştirip,çiçeklerle konuşmaya..
Ben ona okulda olanları anlatıyorum,o da gidiyor çiçeklere anlatıyor.
-- Bizim oğlan bugün yazılıdan beş almış..
Babam işinde terfi ediyor,sevincini annemle paylaşıyor,annem de gidip çiçekle paylaşıyor.
-- "Necati bugün terfi almış..Hadi bakalım hayırlısı..Belki bu sene tatile de çıkarız..."
Bir yakını ölüyor,annem çiçeklere anlatıyor.
-- "Sen tanırsın,bize de geldiydi bikaç sefer.Hatta seni suladıydı,yapraklarını okşadıydı..."
Anneme diyoruz ki "Anne çiçekler seni duymazlar,anlamazlar,boşuna konuşuyorsun.." Annem "Duymaz olurlar mı evladım,baksana ben konuştukça nasıl da canlanıyorlar,çiçek açıyorlar.." diyordu.
Dikkat ettim,gerçekten de öyle..Konuştukça canlanıyor,dikleşiyor,çiçek açıyorlar..
Ben de annemin bisürü saksısından birini aldım,okulda olanları,mahallede arkadaşlarımla yaşadıklarımı çiçeğe anlatmaya başladım.Bakıyorum,gerçekten de annemin dediği gibi,ben konuştukça canlanıyor,konuştukça çiçek açıyor.Neredeyse meyve verecek...
Annemin bizi dinlemediği anlaşılınca,herkes bi saksı edindi,derdini tasasını,o gün başına geleni gideni çiçeklere anlatmaya başladı.
Akşam hep birlikte yemeğimizi yiyoruz,sonra herkes saksısını alıp bi köşeye çekiliyor,kendi çiçeğiyle başbaşa kalıyor...
Bu durum bi hayli sürdü..
Sonra öğrendik ki,çiçeklerin bizi duydukları,anladıkları falan yok.Senelerce boşa konuşmuşuz..
Çiçekle konuşurken ağzımızdan yoğun bir şekilde karbondioksit çıkarıyoruz,bitkinin de karbondioksite ihtiyacı var,karbondioksiti yedikçe canlanıyor,yedikçe çiçek açıyor..
Yani aklınızda olsun,hayal kırıklığı olacak belki ama çiçeklerin umurunda değiliz.
Onlar da bizim gibi bencil ve çıkarcı.Tek dertleri karbondioksit..
Ama olsun.Konuşan yine konuşmaya devam etsin.Zaten konuşanın derdi dinleyen değil.Önemli olan konuşup,rahatlamak.....
Annem evde çiçeklerle konuşurdu...
Eve her gelişimde annemi kendi yetiştirdiği saksı çiçekleriyle konuşurken görürdüm.
Hak vermiyor da değildim..Ne yapsın kadıncağız?.Evde onu dinleyen yok ki..Babam işten gelir,anlatır..Ağabeyim işten gelir.konuşur..Ablam başka türlü,ben başka türlü..
Herşeyi sünger gibi emerdi kadıncağız..
En çok da ben konuşurdum.O gün okulda ne oldu,ne bitti,noktasına kadar anlatır,kafasını şişirirdim annemin.
-- "Anne bugün beni Örtmen tahtaya kaldırdı..Yazılıdan beş aldım..Tuncay saçımı çekti..Soora zil çaldı,tenefüse çıktık..Top oynadık..İki gol ben attım..Soora kaleye geçtim...."
Ne kadar önemli gelirdi küçükken yaşadığımız ufacık şeyler.
Biz küçük olduğumuz için büyüktüler,heyecanlıydılar.Büyüyünce o yüzden heyecan azalıyor,biz büyürken herşey küçülüyor..
Ben anneme okulda yaşadığım herşeyi anlattıkça,annem de bana "Afferim oğlum..Afferim çocuğum..Afferim evladım.." derdi..O afferim dedikçe ben coşar,daha çok anlatırdım,benim başıma gelenler bitince,arkadaşlarımın başlarına gelenleri benimmiş gibi anlatırdım,sırf afferim almak için..
Sonra bigün annemin beni dinlemediğini farkettim..
Ben farketmedim de,ablam söyledi..
"Boşuna konuşuyosun,annem seni dinlemiyor.." dedi.
Önce inanmadım tabi..
Ablam,"İnanmıyosan gör şimdi.."
dedi,birlikte mutfağa annemin yanına gittik.Annem akşam yemeği hazırlığındaydı..Ablam önce "Anne n'apıyosun?." diye sordu,annem "Afferim çocuğum!." diye cevap verdi..
Annem bizi de kırmadan kestirme yolu bulmuştu.Ne söylersek,"Afferim oğlum..Afferim kızım" diyordu..
Bizim de zaten küçük çocuklar olarak ona vızır vızır durmadan bişeyler anlatmamızın sebebi,onaylanma,takdir görme ihtiyacıydı..
Sonra ablam anneme "Anne,evde yangın çıktı!." dedi,annem "Afferim kızım" diye cevap verdi..
-- Anne senden nefret ediyorum!
-- Afferim kızım..
-- Anne babam seni aldatıyo!
-- Afferim kızım..Aferim babana..
-- Anne ben evden kaçıp orospu olmak istiyorum!
-- Afferim kızım...
Sonra ben devraldım..
-- Anne bugün okulda öğretmen beni taciz etti!
-- Afferim ona..
-- Sen dünyanın en kötü annesisin!
-- Afferim bana...
Böylece anladım annemin bizi hiç ama hiç dinlemediğini,boşuna konuştuğumuzu..
Haksız da sayılmazdı ama..
Herşey karşılıklıdır..Hepimiz anneme bişeyler anlatıp,lafımız bitince çekip gidiyoruz.
Hiçbirimiz de sormuyoruz ona "Anne senin bi derdin,bi sıkıntın,anlatmak istediğin bişey var mı?." diye..
"Ev kadını işte..Bütün gün evde..Ne yaşıyor ki,ne anlatacak" diye düşünüyoruz..Onun da insan olduğunu,onun da anlatıp rahatlayacak iç sıkıntıları olabileceğini aklımıza getirmiyoruz.
O da ne yapsın,bizden umudu kesince başlamış saksı saksı çiçek yetiştirip,çiçeklerle konuşmaya..
Ben ona okulda olanları anlatıyorum,o da gidiyor çiçeklere anlatıyor.
-- Bizim oğlan bugün yazılıdan beş almış..
Babam işinde terfi ediyor,sevincini annemle paylaşıyor,annem de gidip çiçekle paylaşıyor.
-- "Necati bugün terfi almış..Hadi bakalım hayırlısı..Belki bu sene tatile de çıkarız..."
Bir yakını ölüyor,annem çiçeklere anlatıyor.
-- "Sen tanırsın,bize de geldiydi bikaç sefer.Hatta seni suladıydı,yapraklarını okşadıydı..."
Anneme diyoruz ki "Anne çiçekler seni duymazlar,anlamazlar,boşuna konuşuyorsun.." Annem "Duymaz olurlar mı evladım,baksana ben konuştukça nasıl da canlanıyorlar,çiçek açıyorlar.." diyordu.
Dikkat ettim,gerçekten de öyle..Konuştukça canlanıyor,dikleşiyor,çiçek açıyorlar..
Ben de annemin bisürü saksısından birini aldım,okulda olanları,mahallede arkadaşlarımla yaşadıklarımı çiçeğe anlatmaya başladım.Bakıyorum,gerçekten de annemin dediği gibi,ben konuştukça canlanıyor,konuştukça çiçek açıyor.Neredeyse meyve verecek...
Annemin bizi dinlemediği anlaşılınca,herkes bi saksı edindi,derdini tasasını,o gün başına geleni gideni çiçeklere anlatmaya başladı.
Akşam hep birlikte yemeğimizi yiyoruz,sonra herkes saksısını alıp bi köşeye çekiliyor,kendi çiçeğiyle başbaşa kalıyor...
Bu durum bi hayli sürdü..
Sonra öğrendik ki,çiçeklerin bizi duydukları,anladıkları falan yok.Senelerce boşa konuşmuşuz..
Çiçekle konuşurken ağzımızdan yoğun bir şekilde karbondioksit çıkarıyoruz,bitkinin de karbondioksite ihtiyacı var,karbondioksiti yedikçe canlanıyor,yedikçe çiçek açıyor..
Yani aklınızda olsun,hayal kırıklığı olacak belki ama çiçeklerin umurunda değiliz.
Onlar da bizim gibi bencil ve çıkarcı.Tek dertleri karbondioksit..
Ama olsun.Konuşan yine konuşmaya devam etsin.Zaten konuşanın derdi dinleyen değil.Önemli olan konuşup,rahatlamak.....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder