MİNE ABLA...
-- Bugün yine her zamanki gibi çok şıksın,çok zarifsin Mine abla..
-- Sağol Emine..Bu benim elimde değil,zarafet benim hamurumda var.
-- Öyle mi?
-- Tabii ki..Zarafet denen şeyi ben icat ettim.
-- Gerçekten mi?
-- Evet...Ben icat edene kadar zarafet diye bişey yoktu..Benden önce "Zurafet..Zirafet..Ziyafet..Zürafa" gibi saçma sapan şeyler söylüyorlardı,bigün giyinip aynanın karşısına geçtim,kendime baktım baktım, "Bu olsa olsa zarafettir,başka bişey olamaz" dedim...
-- Kıyafetlerin de çok güzel..Nerden alıyorsun?
-- Avrupadan getirtiyorum...Ayakkabılarıma varıncaya kadar,herşeyim Avrupa..İşte bitek ayakkabılarım yerli,ona üzülüyorum..
-- Niye ki?
-- Avrupadan getirttiğim ayakkabıların topuğu kırıldı.
-- Ne oldu ki?
-- Yan bastım.
-- Tamire verseydin?
-- Yok ki burda o markanın servisi...
-- Sen de yenisini mi getirttin?
-- Yok.. Bu aralar işler kesat,yeni bi sevgili bulamadım..
Mecburen burdan daha ucuza yerli bi ayakkabı aldım.İlk aldığımda iyiydi ama sonra çok sıktı.
-- Ayağını mı sıktı?
-- Yok,canımı sıktı...Alışmamışım yerli giymeye...
-- Ne yaptın peki?
-- Ayakkabıları Avrupaya bi arkadaşa gönderdim,bi hafta Avrupada beklettim,sonra giydim..
-- Karnın aç mı abla?..Hadi bu akşam misafirim ol,yemeği bizde yiyelim.
-- Ne var yemekte?
--Ne olacak işte,mercimek çorbası,kurufasülye,pilav...
-- Nedir onlar?
-- Ne nedir?
-- O saydığın şeyler..
-- Yemeek?..
-- Hiç duymadım valla..
-- Nasıl yani?.Kurufasülyeyi,pilavı hiç duymadın mı??
-- Yok valla,hiç duymadım,yeniyo mu onlar?
-- Şaka yapıyosun diy mi abla?.
-- Şekerim ben Beyoğlunda fransız lokantasında yiyorum yemeklerimi...Tabi sen fakir olduğun için bilmezsin oraları..
-- Kim fakir?.Bu apartman bizim,sen bizim kiracımızsın.Kendi çapımızda zenginiz biz,her şeyimiz var çok şükür.
-- Zengin olmak için herşeyininin olması gerekmiyo canım.Ben ne zengin fakirler gördüm,sizin gibi on tane zengini cebinden çıkarır,yaz bunu biyere.
-- Kağıt kalem alayım geleyim..
-- Boşver,soora yazarsın.
-- Peki abla sen yemek olarak ne yiyosun o fransız lokantasında?
-- Kuğu eti yiyorum.
-- Kuzu eti?
-- Yok,kuğu eti...
-- Kuğu eti?
-- Evet.
-- Nasıl yani?..Şu kuğu gölü balesindeki kuğu?
-- Evet..Fransa'da yaşadığım yıllarda alıştım kuğu etine..Pirzolası güzel olur..Kuğu kapama,kuğu haşlama,kuğubudu köfte,kuğu ızgara,herşeyi yapılır..Fransız mutfağının vazgeçilmezidir kuğu..
-- Hay zehir zıkkım olsun,yiyecek başka bişey bulamamışlar mı?
-- Çorbası da güzel olur kuğunun..Kuğu suyuyla yapılır.
-- Kuyu suyuyla?
-- Yok,kuğu suyuyla..
-- Ben kuğunun yendiğini bilmezdim...Lezzetli mi peki?
-- Yok lezzetinden değil,zarif hayvan ya onun için tercih ediyorum..Zarafetimi koruyabilmek için haftada birgün,pazartesi günleri mutlaka kuğu eti yerim.O beni bi hafta zarif tutuyo..
Salı günleri de,portakallı ördek günümdür.
-- Portakallı ördek?
-- Evet...Ama yemekten önce mutlaka bademli ananas çorbası içerim..
-- Bademli ananas çorbası?
-- Evet..
-- Kuğu eti,portakallı ördek,bademli ananas çorbası?
-- Evet..
-- Geçen gün seni ayaküstü ekmek arası kokoreç yerken gördüm.
-- Sonracığıma...Yemeğin yanında da mutlaka salata olmalı..Egzotik meyveli parizien salata...
-- Geçen gün diyorum,seni aşağki büfenin önünde ayaküstü ekmek arası kokoreç yerken gördüm?..
-- Sonunda da çilek özlü,keçi sütü kaymaklı Mine tatlısıyla yemek festivalim sona erer...
-- Mine tatlısı mı?
-- Evet..Benim için yapılmış özel bir tatlı...
-- Senin için yapılmış??
-- Evet...Pariste yaşadığım yıllarda,bana aşık bir fransız pastacı vardı...
Adı Frederik Fahrenhayt..
Parise girişte sağda,birinci değil, ikinci dükkan..
Bana bigün "Mine,sen çok tatlı bi kadınsın,çok özel yeni bir tatlı icat ettim,tatlının adını Mine koyacağım,izin verir misin,koyabilir miyim" dedi..
Ben öyle şımartılmayı pek sevmem ama çok ısrar edince,bi de adamın çok parasını yedim,koy dedim...O tatlı sonra çok tutuldu,çok meşhur oldu,bütün Avrupaya yayıldı,özellikle İskoçya,Kuzey İrlanda ve Benelüks ülkelerinde çok sevildi...
- Peki tadı nasıl,ne var içinde?
- Valla bilmiyorum,hiç açıp da içine bakmadım...
(Devam edecek...)
-- Bugün yine her zamanki gibi çok şıksın,çok zarifsin Mine abla..
-- Sağol Emine..Bu benim elimde değil,zarafet benim hamurumda var.
-- Öyle mi?
-- Tabii ki..Zarafet denen şeyi ben icat ettim.
-- Gerçekten mi?
-- Evet...Ben icat edene kadar zarafet diye bişey yoktu..Benden önce "Zurafet..Zirafet..Ziyafet..Zürafa" gibi saçma sapan şeyler söylüyorlardı,bigün giyinip aynanın karşısına geçtim,kendime baktım baktım, "Bu olsa olsa zarafettir,başka bişey olamaz" dedim...
-- Kıyafetlerin de çok güzel..Nerden alıyorsun?
-- Avrupadan getirtiyorum...Ayakkabılarıma varıncaya kadar,herşeyim Avrupa..İşte bitek ayakkabılarım yerli,ona üzülüyorum..
-- Niye ki?
-- Avrupadan getirttiğim ayakkabıların topuğu kırıldı.
-- Ne oldu ki?
-- Yan bastım.
-- Tamire verseydin?
-- Yok ki burda o markanın servisi...
-- Sen de yenisini mi getirttin?
-- Yok.. Bu aralar işler kesat,yeni bi sevgili bulamadım..
Mecburen burdan daha ucuza yerli bi ayakkabı aldım.İlk aldığımda iyiydi ama sonra çok sıktı.
-- Ayağını mı sıktı?
-- Yok,canımı sıktı...Alışmamışım yerli giymeye...
-- Ne yaptın peki?
-- Ayakkabıları Avrupaya bi arkadaşa gönderdim,bi hafta Avrupada beklettim,sonra giydim..
-- Karnın aç mı abla?..Hadi bu akşam misafirim ol,yemeği bizde yiyelim.
-- Ne var yemekte?
--Ne olacak işte,mercimek çorbası,kurufasülye,pilav...
-- Nedir onlar?
-- Ne nedir?
-- O saydığın şeyler..
-- Yemeek?..
-- Hiç duymadım valla..
-- Nasıl yani?.Kurufasülyeyi,pilavı hiç duymadın mı??
-- Yok valla,hiç duymadım,yeniyo mu onlar?
-- Şaka yapıyosun diy mi abla?.
-- Şekerim ben Beyoğlunda fransız lokantasında yiyorum yemeklerimi...Tabi sen fakir olduğun için bilmezsin oraları..
-- Kim fakir?.Bu apartman bizim,sen bizim kiracımızsın.Kendi çapımızda zenginiz biz,her şeyimiz var çok şükür.
-- Zengin olmak için herşeyininin olması gerekmiyo canım.Ben ne zengin fakirler gördüm,sizin gibi on tane zengini cebinden çıkarır,yaz bunu biyere.
-- Kağıt kalem alayım geleyim..
-- Boşver,soora yazarsın.
-- Peki abla sen yemek olarak ne yiyosun o fransız lokantasında?
-- Kuğu eti yiyorum.
-- Kuzu eti?
-- Yok,kuğu eti...
-- Kuğu eti?
-- Evet.
-- Nasıl yani?..Şu kuğu gölü balesindeki kuğu?
-- Evet..Fransa'da yaşadığım yıllarda alıştım kuğu etine..Pirzolası güzel olur..Kuğu kapama,kuğu haşlama,kuğubudu köfte,kuğu ızgara,herşeyi yapılır..Fransız mutfağının vazgeçilmezidir kuğu..
-- Hay zehir zıkkım olsun,yiyecek başka bişey bulamamışlar mı?
-- Çorbası da güzel olur kuğunun..Kuğu suyuyla yapılır.
-- Kuyu suyuyla?
-- Yok,kuğu suyuyla..
-- Ben kuğunun yendiğini bilmezdim...Lezzetli mi peki?
-- Yok lezzetinden değil,zarif hayvan ya onun için tercih ediyorum..Zarafetimi koruyabilmek için haftada birgün,pazartesi günleri mutlaka kuğu eti yerim.O beni bi hafta zarif tutuyo..
Salı günleri de,portakallı ördek günümdür.
-- Portakallı ördek?
-- Evet...Ama yemekten önce mutlaka bademli ananas çorbası içerim..
-- Bademli ananas çorbası?
-- Evet..
-- Kuğu eti,portakallı ördek,bademli ananas çorbası?
-- Evet..
-- Geçen gün seni ayaküstü ekmek arası kokoreç yerken gördüm.
-- Sonracığıma...Yemeğin yanında da mutlaka salata olmalı..Egzotik meyveli parizien salata...
-- Geçen gün diyorum,seni aşağki büfenin önünde ayaküstü ekmek arası kokoreç yerken gördüm?..
-- Sonunda da çilek özlü,keçi sütü kaymaklı Mine tatlısıyla yemek festivalim sona erer...
-- Mine tatlısı mı?
-- Evet..Benim için yapılmış özel bir tatlı...
-- Senin için yapılmış??
-- Evet...Pariste yaşadığım yıllarda,bana aşık bir fransız pastacı vardı...
Adı Frederik Fahrenhayt..
Parise girişte sağda,birinci değil, ikinci dükkan..
Bana bigün "Mine,sen çok tatlı bi kadınsın,çok özel yeni bir tatlı icat ettim,tatlının adını Mine koyacağım,izin verir misin,koyabilir miyim" dedi..
Ben öyle şımartılmayı pek sevmem ama çok ısrar edince,bi de adamın çok parasını yedim,koy dedim...O tatlı sonra çok tutuldu,çok meşhur oldu,bütün Avrupaya yayıldı,özellikle İskoçya,Kuzey İrlanda ve Benelüks ülkelerinde çok sevildi...
- Peki tadı nasıl,ne var içinde?
- Valla bilmiyorum,hiç açıp da içine bakmadım...
(Devam edecek...)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder