YAZILAR

cc

4 Ocak 2018 Perşembe

"DÜRÜST ROMAN..."
----------------------------------
(1.KISIM)

"FEYYAZ GELDİ..."

Fakir babasının "Sktir git!." diyerek onbeş yaşında evden kovduğu büyük oğlu Feyyaz,onbeş sene sonra zengin olmuş halde geri dönmüştür...

"34 Feyyaz 952" plakalı bordo renkli lüks arabasıyla baba evinin önüne gelir.

O sırada Feyyaz'ın annesi Nazlı hanım,bakkaldan dönmektedir..

Kahvaltı için,yüzelli gram beyaz peynir,elli gram siyah zeytin,iki tane de taze ekmek almıştır..Kocasıyla birlikte yalnız oturdukları tek oda küçük evlerinde sabah kahvaltısı yapacaklardır..

(Kocası Fahri..Fahri,Feyyaz'ın babası..Feyyaz,Fahri ile Nazlı'nın oğlu..Üç çocukları daha var..İki erkek,bir kız..Feyyaz,en büyükleri ve hayırsız olanı..Tam hayırsız çıkmış.. Onun ufağı Necmi,yarı hayırlı-yarı hayırsız..En ufakları Selim'in ise henüz ne olduğu belli değildir...Bir çocukları daha vardır ama o,kız olduğu için,onun hayırlı olması şart değildir..İsterse hayırlı olabilir,ona kalmış..Ama olmasa,kimse ona niye hayırlı olmuyorsun diyemez..Çünkü evlenip gitmiş,başka hayırlara vesile olmuştur...)

Nazlı hanım,bakkaldan dönüp,evine giderken,evin önündeki bordo renkli lüks aracı ve yanında dikilen iyi giyimli,tanımadığı adamı farkeder.Boştaki eliyle başörtüsünü düzeltip,başını önüne eğerek,eve doğru yürürken,arkasından gelen "Anne!.." sesiyle olduğu yerde kalır..

Anne diyen o sesin,büyük oğlu Feyyaz'a ait olduğunu tanımıştır..Hem de,onbeş senedir hiç görmemiş,hiç sesini duymamış olduğu halde...

Bu,her zaman böyledir..Ses,başkadır..

İkişerden yirmi daireli,on katlı bir apartmanın önünde,apartmana doğru "Anneee!." diye bağır,her dairede birer anne'den,yirmi dairede yirmi anne olsun,hatta komşu apartmanlardan,o apartmanın muhtelif dairelerine yedi-sekiz tane anne daha gelmiş olsun,yine de senin annen çıkar bakar balkona...

Her anne kendi çocuğunun sesini tanır..

Apartman önlerinde,başını apartmana doğru kaldırıp "Anneee!..." diye bağıran nice çocuk gördüm ama hiç kendi annesinin yerine,başka bir annenin balkona veya pencereye çıkıp da baktığını,seslenenin kendi oğlu olmadığını görünce "Pardon çocuğum..Ben de anneyim de,bana seslendin sandım." dediğini duymadım..Çocuklar da bunu bildikleri için,sokaktan annelerine,isimleriyle,örneğin "Nermin anneee!..Ayşe anneee!..Gülay anneee!...Zeynep anneee!...Pervin Anneee!..." diye bağırmaz..Sadece "Anneee!.." diye bağırırlar..Her çocuğun "Anne" diyen sesi,parmak izi gibidir,hiçbiri birbirine benzemez,her anne kendi çocuğunun sesini binlercesi içinden ayırtedebilir...

Nazlı hanım, "Anne!.." sesini duyup da başını çevirince,karşısında onbeş senedir görmediği büyük oğlu Feyyaz'ı görür ve büyük bir sevinç yaşar..

Feyyaz en büyük çocuğu olduğu için büyük bir sevinç yaşamıştır..Eğer ortanca çocuğu olsaydı,orta boy sevinç,küçük çocuğu olsaydı,küçük bir sevinç yaşayacaktı muhtemelen..

Çünkü herkes bilir ki,özellikle de ailenin ortanca ve küçük çocukları bilirler ki,anneler-babalar,en çok,en büyük çocuklarını severler..Ne olursa olsun,nasıl çıkarsa çıksın..Çünkü onlar,ilk çocuktur,ilk göz ağrısıdır..İlk çocuğun,ilk aşk gibi kıymeti vardır anne-baba için..Anne-babayı,Anne- Baba yapan onlardır..Anne-babalar,önceden plan yapmazlar.."Dört çocuk yapacaksak eğer,sevgimizi dörde bölelim,hak geçmesin diye,hepsine eşit olarak verelim" demezler..İlk çocuk olunca,görmemişler gibi,ki zaten görmemişlerdir,hurraaa,içlerinde ne kadar sevgi varsa,hepsini ilk çocuğa verirler..Ondan sonra gelenlere de işte,tencerenin dibinde dünden kalan soğuk yemek gibi,yüreğinin dibinde ne kaldıysa,onu verirler...

Feyyaz,onbeş senedir görmediği annesinin yanına gider, "Garip Anamm!.." diyerek olanca gücüyle sarılır,zaten çıtı pıtı,zayıf bir kadın olan Nazlı hanım,nefessiz kalır,oracıkta ölür...

Haydi roman bitti,dağılın!...

Şaka yapıyorum,bitmedi..Öyle olmaz..

Daha romanın başında,önemli karakterlerden biri ölmez..Bunu bütün yazarlar ve okurlar bilir..Önce karakteri sevdirmek gerekir..Tanımadığı,sevmediği bir karakterin ölümü,okuyucuyu etkilemez,üzmez..Oysa ki,okuyucuyu etkilemek,üzmek lazım..Okuyucu,ne kadar çok üzülürse,o kadar çok sevinir..Afrikada her gün binlerce insan açlıktan,önlenebilir hastalıklardan ölüyor,etkileniyor muyuz?.Hayır!...Üzülüyor muyuz?.Hayır!...Çünkü onları tanımıyoruz...

Peki o zaman niye "Nazlı hanım nefessiz kalır,oracıkta ölür" diye yazdım?..Çünkü romanı devam ettirecek uygun cümleyi bulamadım..

Siz bir sayfayı iki dakikada pırt diye okuyup geçiyorsunuz ama ben o bir sayfayı pırt diye yazamıyorum işte..Bu işler pırt diye olmuyor..

"Nazlı hanım nefessiz kalır,oracıkta ölür..."

Oracık,neresidir?..Oracık nerdedir?...

"Oracık" diye bir yer yok...

Niye sadece "ölür"demedim de, "Oracıkta ölür" dedim?..

Çünkü "Oracıkta ölür.." deyince okuyucunun yüreğinde küçücük bir titreme olur,acıma uyanır...Amaç da budur..Nazlı hanımın ölümü değil,okuyucunun duygularıyla oynamaktır önemli olan..Bunlar küçük yazar kurnazlıklarıdır,bilin diye,üzülecekseniz neye üzüldüğünüzü bilerek üzülün diye söylüyorum..

Kusura bakmayın,sizi de bekletiyorum ama uygun cümleleri bulur bulmaz,Nazlı hanımı öldürmeden romana devam edeceğim..

Buldum!..

Feyyaz,onbeş senedir görmediği annesinin yanına gider, "Garip Anamm!." diyerek,olanca gücünün 'yarısıyla' sarılır...

Nazlı hanım,birgün dönerse diye,Feyyaz için biriktirdiği gözyaşlarını serbest bırakır..Onbeş yıl damla damla biriktirdiği gözyaşları,sevinçle yanaklarından aşağı süzülür..

Nazlı hanım,hakkaten de Feyyaz'ın dediği gibi garip ana'dır..Onun tek zenginliği,tek mutluluğu,çocuklarına olan sevgisidir..Ama Feyyaz,bunu anlayıp,değerini bilemeyecek kadar öküzdür..

Öküzlük bazan genetiktir,bazan çevre öküzlerin etkisiyle oluşur..

Feyyazdaki öküzlüğün,Nazlı hanımdan geçmediğine,oğlunu görünce sevinçten,tir tir titreyen,sadece sevgiden ibaret,duyarlı ve iyi bir anne olduğuna,bu romanın yazarı olarak,ben kefilim.İlerde yanlış bir şey yaparsa,onun hesabını da okuyucuya ben veririm...

(Devam edecek)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder