"DÜRÜST ROMAN..."
----------------------------------
(2.KISIM)
"FAHRİ BEY..."
Fahri bey,evin önünden gelen sesleri duymuş,dış kapının yanındaki pencerenin perdesini aralayıp,dışarı bakmış,en büyük oğlu Feyyaz'ın geldiğini görmüştür...
Fahri bey altmış yaşında falandır...
"Falandır" çünkü,ötesi yalandır..
Altmıştan sonra,ha altmışbir olmuşsun,ha altmışbeş,ha altmışsekiz,hiç farketmez..
Elli'ye kadar her yaşını tek tek sayarsın,elli'den sonra koyverirsin gider..
Elli yaşından itibaren,ellili yaşlar,altmışlı yaşlar,yetmişli yaşlar diye,onar onar hissedersin..
O yaşlara,kapı numaraları gibi,ellibeş demesek de, "Elli taksim beş.." Altmışüç demesek de, "Altmış taksim üç.." Yetmişdokuz demesek de, "Yetmiş taksim dokuz" desek de hisler açısından değişen hiçbirşey olmaz...
Aslolan,elli'dir,altmıştır,yetmiştir..Küsuratın resmi işlemler dışında ve aynı yaş grubunda birine üstünlük taslamanın dışında,pek de bir önemi ve yararı yoktur..
O yüzden Fahri'nin tam yaşının pek de ehemmiyetli olmadığını söyleyebilirim...
("Ehemmiyet" kelimesini buraya,paragrafa bir ağırlık,saygınlık katsın diye koydum.Paragrafa saygı,yazarına saygıdır.Derdim bu,başka bişey değil..)
Pencereden büyük oğlu Feyyaz'ın geldiğini gören Fahri'nin suratı asılır...
Aradan onbeş sene geçmiş olmasına rağmen,Feyyaz'ı hala affetmemiştir..
Bir onbeş sene daha affetmeye niyeti yoktur..
Belki ölmez de sağ kalırsa,üçüncü onbeş senede kalbi yumuşar veya veya yaşlılıktan oğluyla arasında geçenleri unutur,ancak o zaman affederdi..
"Evet..Ancak o zaman affederim.." diye düşündü.."Unutursam affederim..."
"Unutursam,affederim" güzel bir laf...
Fahri bey,güzel ve etkileyici lafları severdi..
Sıkı bir Cumhuriyet gazetesi okuruydu..
Bakkaldan alıp,beş kere katlayarak,renginin romana faydası yok ama ben yine de okuyucuyu detaya boğup uyuşturmak,romanın kötü kısımlarını görmesini engellemek için söyleyeceğim,bunu da iyi yazamadığım yerlerde sık sık yapacağım,kahverengi ceketinin sağ cebine koyar,öyle giderdi sürekli takıldığı bahçeli kahvehaneye...
Çayını söyler,önce kahvehaneye alınmış öteki gazetelere bakardı..
Öteki gazeteleri okuyup bitirdikten sonra, "Şimdi de sağlamasını yapalım" diyerek,cebinden beşe katladığı Cumhuriyet gazetesini çıkarıp okumaya başlardı..
Özüne,sözüne güvendiği,üslubunu beğendiği gazetenin en baba üç dört yazarının köşe yazılarını okur,dünya görüşünü tazelerdi..Sonra o dünya görüşüyle,gazetede yazılı diğer haberleri okurdu..Böylece olanın bitenin neden olup bittiğini daha iyi anlardı..
Kırk senedir takıldığı o kahvehanede herkes tanırdı Fahri beyi..
Cumhuriyet gazetesi okuduğu için "Komünist Fahri" derlerdi ona..
"Komünist nerde?..."
"Komünist gelmedi mi?.."
"Parti kimde kaldı?.Komünistte mi kaldı?." diye bahsederlerdi ondan..
Saygı duyarlardı,çekinirlerdi..
Oysa tek yaptığı Cumhuriyet gazetesi okumaktı..
Bırak komünizmi,doğru dürüst solcu bile sayılmazdı..
Sadece Cumhuriyet gazetesi okur,her dönem Cumhuriyet halk partisine oy verirdi ama solculuk adına,ezilenler adına hiç bir gösteriye,eyleme,yürüyüşe katılmazdı..
Hatta bir gün yürüyüş ayağına gelmiş,kalabalık bir sol grup,oturduğu bahçeli kahvehanenin önündeki caddeden,pankartlarla,sloganlar atarak yürümüş,çok istemesine rağmen,sıcak kahvehanede,sobanın başından kalkıp da yürüyüş yapanların arasına katılmaya üşenmişti..
Halk parti ilçe teşkilatının,takıldığı kahvehanenin bulunduğu binanın dördüncü katında olduğunu o kahvehaneye takılmaya başladıktan yirmi sene sonra farketmişti..
Onun yaptığı,kendisini gerçekleştirmekti..
Fakirdi,bu yüzden solda durmak zorundaydı..Ama dediğim gibi,orada da hep dururdu, yürümezdi..
Cumhuriyet okumayanlarla yaptığı siyasi tartışmaları hep kazanırdı.
.
Bu yüzden de hep Cumhuriyet gazetesi okumayanlarla tartışırdı..
Tartışma sırasında söylediği sözlerin hemen hepsi,Cumhuriyet gazetesinde okuduğu köşe yazarlarından aklında kalan sözlerdi.Söylerken kaynak belirtmez,kendi sözleriymiş gibi söylerdi..
Arada bir kendisinin de,kendi çapında güzel bir söz bulduğu olurdu..İşte bu, "Unutursam,affederim" sözü de onlardan biriydi..
O sözü,daha sonra yeri geldikçe,defalarca kullanmak üzere,hafızasının "Kendi bulduklarım" bölümüne özenle yerleştirdi....
----------------------------------
(2.KISIM)
"FAHRİ BEY..."
Fahri bey,evin önünden gelen sesleri duymuş,dış kapının yanındaki pencerenin perdesini aralayıp,dışarı bakmış,en büyük oğlu Feyyaz'ın geldiğini görmüştür...
Fahri bey altmış yaşında falandır...
"Falandır" çünkü,ötesi yalandır..
Altmıştan sonra,ha altmışbir olmuşsun,ha altmışbeş,ha altmışsekiz,hiç farketmez..
Elli'ye kadar her yaşını tek tek sayarsın,elli'den sonra koyverirsin gider..
Elli yaşından itibaren,ellili yaşlar,altmışlı yaşlar,yetmişli yaşlar diye,onar onar hissedersin..
O yaşlara,kapı numaraları gibi,ellibeş demesek de, "Elli taksim beş.." Altmışüç demesek de, "Altmış taksim üç.." Yetmişdokuz demesek de, "Yetmiş taksim dokuz" desek de hisler açısından değişen hiçbirşey olmaz...
Aslolan,elli'dir,altmıştır,yetmiştir..Küsuratın resmi işlemler dışında ve aynı yaş grubunda birine üstünlük taslamanın dışında,pek de bir önemi ve yararı yoktur..
O yüzden Fahri'nin tam yaşının pek de ehemmiyetli olmadığını söyleyebilirim...
("Ehemmiyet" kelimesini buraya,paragrafa bir ağırlık,saygınlık katsın diye koydum.Paragrafa saygı,yazarına saygıdır.Derdim bu,başka bişey değil..)
Pencereden büyük oğlu Feyyaz'ın geldiğini gören Fahri'nin suratı asılır...
Aradan onbeş sene geçmiş olmasına rağmen,Feyyaz'ı hala affetmemiştir..
Bir onbeş sene daha affetmeye niyeti yoktur..
Belki ölmez de sağ kalırsa,üçüncü onbeş senede kalbi yumuşar veya veya yaşlılıktan oğluyla arasında geçenleri unutur,ancak o zaman affederdi..
"Evet..Ancak o zaman affederim.." diye düşündü.."Unutursam affederim..."
"Unutursam,affederim" güzel bir laf...
Fahri bey,güzel ve etkileyici lafları severdi..
Sıkı bir Cumhuriyet gazetesi okuruydu..
Bakkaldan alıp,beş kere katlayarak,renginin romana faydası yok ama ben yine de okuyucuyu detaya boğup uyuşturmak,romanın kötü kısımlarını görmesini engellemek için söyleyeceğim,bunu da iyi yazamadığım yerlerde sık sık yapacağım,kahverengi ceketinin sağ cebine koyar,öyle giderdi sürekli takıldığı bahçeli kahvehaneye...
Çayını söyler,önce kahvehaneye alınmış öteki gazetelere bakardı..
Öteki gazeteleri okuyup bitirdikten sonra, "Şimdi de sağlamasını yapalım" diyerek,cebinden beşe katladığı Cumhuriyet gazetesini çıkarıp okumaya başlardı..
Özüne,sözüne güvendiği,üslubunu beğendiği gazetenin en baba üç dört yazarının köşe yazılarını okur,dünya görüşünü tazelerdi..Sonra o dünya görüşüyle,gazetede yazılı diğer haberleri okurdu..Böylece olanın bitenin neden olup bittiğini daha iyi anlardı..
Kırk senedir takıldığı o kahvehanede herkes tanırdı Fahri beyi..
Cumhuriyet gazetesi okuduğu için "Komünist Fahri" derlerdi ona..
"Komünist nerde?..."
"Komünist gelmedi mi?.."
"Parti kimde kaldı?.Komünistte mi kaldı?." diye bahsederlerdi ondan..
Saygı duyarlardı,çekinirlerdi..
Oysa tek yaptığı Cumhuriyet gazetesi okumaktı..
Bırak komünizmi,doğru dürüst solcu bile sayılmazdı..
Sadece Cumhuriyet gazetesi okur,her dönem Cumhuriyet halk partisine oy verirdi ama solculuk adına,ezilenler adına hiç bir gösteriye,eyleme,yürüyüşe katılmazdı..
Hatta bir gün yürüyüş ayağına gelmiş,kalabalık bir sol grup,oturduğu bahçeli kahvehanenin önündeki caddeden,pankartlarla,sloganlar atarak yürümüş,çok istemesine rağmen,sıcak kahvehanede,sobanın başından kalkıp da yürüyüş yapanların arasına katılmaya üşenmişti..
Halk parti ilçe teşkilatının,takıldığı kahvehanenin bulunduğu binanın dördüncü katında olduğunu o kahvehaneye takılmaya başladıktan yirmi sene sonra farketmişti..
Onun yaptığı,kendisini gerçekleştirmekti..
Fakirdi,bu yüzden solda durmak zorundaydı..Ama dediğim gibi,orada da hep dururdu, yürümezdi..
Cumhuriyet okumayanlarla yaptığı siyasi tartışmaları hep kazanırdı.
.
Bu yüzden de hep Cumhuriyet gazetesi okumayanlarla tartışırdı..
Tartışma sırasında söylediği sözlerin hemen hepsi,Cumhuriyet gazetesinde okuduğu köşe yazarlarından aklında kalan sözlerdi.Söylerken kaynak belirtmez,kendi sözleriymiş gibi söylerdi..
Arada bir kendisinin de,kendi çapında güzel bir söz bulduğu olurdu..İşte bu, "Unutursam,affederim" sözü de onlardan biriydi..
O sözü,daha sonra yeri geldikçe,defalarca kullanmak üzere,hafızasının "Kendi bulduklarım" bölümüne özenle yerleştirdi....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder