YAZILAR

cc

4 Ocak 2018 Perşembe

"DÜRÜST ROMAN..."
----------------------------------
(3.KISIM)

"EV..."

Feyyaz ve Nazlı hanım birbirlerine sarılmış halde eve girerler...

Ev dediğim,dış kapıyı açtın mı,direk evin merkezindesin zaten..

Bildiğin gecekondu..

Kapıdan içeri girdin mi,seni kapıda bir muhafız alayı karşılayıp,sana beşyüz metre boyunca eşlik etmiyor..Veya bir hizmetçi, "Lütfen bekleyin efendim,beyefendiye geldiğinizi haber vereyim.." demiyor..İçeri adımını attığın anda geldiğini herkes görüyor..

Hemen girişte dokuz metrekare saloncuk,dipte sekiz metrekare bir oda,üç metrekare mutfak,iki metrekare tuvalet...

(Metrelerde veya karelerde yanılıyor olabilirim..Hatta okuyucuda daha fazla acıma duygusu uyandırmak için daha küçük göstermiş olabilirim..Güldüreceksen,dibine kadar güldüreceksin,üzeceksen dibine kadar üzeceksin..Hatta bir ara,okuyucuyu daha çok etkilemek için,Fahri bey'le,Nazlı hanımın,küçük bir gecekonduda bile değil de,komşunun tavuk kümesinde,bir köşeye serdiği yer yatağında yatıp kalktıklarını söylemeyi düşündüm ama bu,ciddiyetin sınırını aşıp,komediye geçmeme sebep olurdu...)

(Komedi böyle başlar zaten..Çaresizlik karşısında yapacak birşeyimiz kalmadığı zaman,gülmeye başlarız...Eğer gülmeye başlamışsak,durum artık düzeltilemeyecek kadar vahim hale gelmiş demektir..)

Evde banyo yok..Bu yüzden otuzaltı senedir kimse yıkanmıyor...

Fahri bey birgün,kokusundan rahatsız olup, "Sen hiç yıkanmıyor musun?." diye soran birine, "Evde banyo vardı da,biz mi yıkanmadık?.." diye cevap vermiştir...

Şaka şaka..

Evde banyo yok ama tuvalet var..

Mutfaktaki ocağın üzerinde kazanla su ısıtılıp,alaturka tuvalette plastik maşrapayla dökünerek,genellikle değil,kesinlikle Hacı Şakir kalıp sabunuyla yıkanılıyor...

"Elidor"muş, "Head and sholders"mış,o tür şeyler o eve yabancı...

Ailenin en küçük oğlu Selim, annesine,bir anneler gününde Elidor kremli şampuan aldığını,annesini o şampuanı aldığı andaki kadar hiç mutlu görmediğini anlatmıştı bana...

Neyse...

Nazlı hanım,yaşlı gözleri mutluluktan parıl parıl parlayarak,onlar içeri girerken,bir çırpıda kapının yanından ayrılıp,dipteki,aynı zamanda çekip de yatılabilen,bu yüzden "Çekyat" dedikleri uzun koltuğun başına oturmuş,gözlüklerini takmış,gazete okuyormuş gibi yapan kocası Fahri beye,sevinçli ve heyecanlı bir sesle "FEYYAZ GELDİ!.." dedi...

Zannetmişti ki, "Feyyaz geldi" lafı,dargınlığı,kırgınlığı unutturacak,insanlar elele tutuşacak,hayat bayram olacaktır...

Sular kesilir,iki-üç gün,bazan daha fazla gelmezdi o zamanlar..

Ama tedbirini almışsındır..Bidonlarını doldurmuşsundur,idare edersin..

Sonra sular geldiğinde sevinirsin..

O sırada mutfaktaysan, "Gelmemiştir" diyerek musluğun kafasını umutsuzca çevirirsin..Aaa!..Gelmiştir...

Sudan bir sevinç kaplar içini..

Sevincini evdekilerle paylaşmak istersin..Çünkü sevinçler paylaşıldıkça çoğalır..

Sevincim çoğalsın maksadıyla,en sevinçli sesinle içeri seslenirsin :

-- Sular geldii!...

Evin diğer fertleri,mutfaktaki fertten bu sevinci alıp,suların gittiği zaman içlerinde oluşan çukura koyarak üzerini toprakla kapatır,onun üzerine de gül dikerler...

Sular en fazla üç gün,beş gün kesilir..Ama Feyyaz,onbeş senedir kesikti..

Bu yüzden Feyyaz'ın gelmesi,sulara göre çok daha fazla sevinç yaşatmıştı Nazlı hanıma,bu sevinci de,kocası Fahri bey'le paylaşmak istemişti..

Ama onbeş sene önce,daha onbeş yaşında bir çocukken evden kovduğu büyük oğlu Feyyaz'ı hala affetmeyen Fahri beyin,bu sevinci paylaşmaya hiç niyeti yoktu...

Peki ne olmuştu da,Fahri bey,onbeş sene önce,henüz onbeş yaşında tüyü bitmemiş bir çocuğu,hem de kendi çocuğunu evden kovmuştu?..

Ne geçmişti aralarında?

Feyyaz babasını bu kadar kızdıracak ne yapmıştı?..

Bunu şimdi açıklayacağımı bekleyenler,çok beklerler...

Bulmuşum böyle bir merak unsuru,o sırrı bilen tek kişi olmanın keyfiyle,o sır üzerinden okuyucuyu sömürme fırsatını,bunu kaçırır mıyım...

Ya o sır benim düşündüğüm kadar etki yaratmazsa okuyucuda?..

O andan itibaren devamını kimse okumaz,o ana kadar yazdıklarımın da hiç bir kıymeti olmaz,bir de küfür yerim..

Herşeyin bir yeri ve zamanı var...

O sırrı da açıklayacağım elbette ama hemen değil.
                                                             
Okuyucunun sabrıyla oynayabildiğim kadar oynayıp,tam okumaktan vazgeçeceği sırada açıklayacağım..Bu da bana ondan sonra olacaklarla ilgili 50-60 sayfa daha yazdırır..Sıkıntı başladı mı,yine bir merak unsuru uydururum,politikacıların işi vaatlerle götürmesi gibi,ben de,götürebildiğim yere kadar götürürüm..O arada roman biter,sen yoluna ben yoluma...

Zaten bu anlattıklarımın alayı yalan..

Hala okuyor,edebiyatı seviyoruz diye,şunu bunu seviyoruz diye,sevdiklerinizin yalanlarına bile bile inanmaya devam ediyorsanız,her türlü manipülasyonu hakediyorsunuz demektir,kusura bakmayın...

Neyse...

Suların kesilmesine karşı,doldurduğun bidonlar gibi,Nazlı hanımların da yedek bidonları vardı..

O bidonlardan biri,Feyyaz'ın küçüğü Necmi..

Öbürü,Necmi'nin küçüğü Nermin..

Sonuncusu ve en küçükleri de,Selim...                                          
Yedek bidonlar,öbür çocuklardı..

Feyyaz'ın yokluğunda onlarla idare etmişlerdi ama sonra o bidonlar da bitmişlerdi,evlenip de gitmişlerdi..
                                             
(Son cümlem kafiyeli oldu..Bunu sırf,istersem çok rahat,şiirsel bir dille de yazabileceğimi göstermek için yaptım...Ama yapmayacağım,istemiyorum..)

Öbür bidonlardan Necmi,evlenip gitmişti..

Nermin'i evlenip götürmüşlerdi..

Selim ise durup dururken ayrılmıştı evden.....

(Devam edecek)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder