MİNE ABLA
-- Mine!...Seni seviyorum!..Benimle evlenmeni,çocuklarımın annesi olmanı istiyorum!..
-- Tamam.Ne vericen ayda?..
-- Nası yani???
-- Oğlum bu ne biçim evlenme teklifi lan?..Sordun mu ben seni seviyo muyum diye?.Biiir...
Ben seninle evlenince,sen benimle evlenmiş olmayacak mısın?..İkiii...
Senin çocukların,benim çocuklarım olmayacak mı?..Üüüç...
Yürü git!..
-- Bu tarafa mı?
-- Evet.MİNE ABLA...
-- "Yavrumm!!...Gökten düşerken kanatların acıdı mı?..."
-- Ne diyon lan sen???
-- P..pard....
-- Ne diyon oğlum???
-- Gö...gökten....
-- Yani sen şimdi bana "sen bir meleksin"demeye mi çalışıyosun???
-- E..vet...
-- Oğlum salak mısın lan sen?...Korkak mısın oğlum???...
Yanıma gelsen de "bir melek kadar güzelsiniz" falan desen???...Adam mı yiyoruz oğlum biz???
-- Haklısınız..özürd...
-- Bırak oğlum özürü mözürü...Senin bu yönteminle en son kadın 1972 yılında tavlandı!..Adın ne senin?
-- Murat abla...
-- Oğlum abla deme!...Bi anda abla olduk...Nerde çalışıyon sen?
-- Lahmacuncuda...
-- Nerden duydun bu lafı?
-- Bi arkadaştan..
-- Dükkan ne tarafta?
-- Şo tarafta..
-- İyi..Bi yürü bakayım o tarafa doğru,ense traşını göreyim.Beğenirsem lahmacun yemeye gelirim.
-- Beklerim abla..........
-- Yok anam alayı korkak bu erkeklerin...
Gökten düşerken kanatlarım acıdı mıymış??
Ulan gerizekalı,kanatlarım olsa niye düşeyim???...
Yok yok...Bana göre erkek yok bu sattımının dünyasında,hepsi aynı.....MİNE ABLA...
-- Mine kızım!...Dinle kızım bak...Ben senin annen sayılırım...Yavrum...Güzel kızsın,hoş kızsın ama kızım biraz zarif ol...kibar ol...Kadın dediğin biraz nazlı olur...Sessiz olur...Alttan alır...Ama kızım sen önüne geleni tersliyorsun..Güzellik geçicidir kızım..
Sen hep böyle yaparsan erkekleri kendinden uzaklaştırırsın,sonra söylemedi deme...
-- Demem.
-- Yan..bu kadar mı?..Söyliyceğn bu mu?
-- Bu.
-- Ben gideyim de çamaşırları asmıştım,kuruduysa onları toplayıvereyim......MİNE ABLA...
-- Kız Emine??
-- Efendim Mine abla?
-- Şu yeni çıkan telefonlar var ya,Ayfon İks?..
-- Evet abla?..
-- Çok güzel telefon valla..Şeytan diyo bastır beş bin lirayı,al bi tane!..
-- Seni engelleyen ne ki?
-- Beş bin liram yok...
-- O zaman şeytana uyma abla.
-- Kız,şaka yap...Neyse boşver...MİNE ABLA...
-- Mine abla hayrola,sende bi tuhaflık var bugün?..
-- Yok bişeyim...
-- Abla,ben seni tanımaz mıyım?..Sende değişik bişey var bugün..Makyaj da yapmamışsın?..Rengin bembeyaz?...
-- Yok bişey Emine,iyiyim ben..
-- Abla lütfen ama...Seni böyle üzgün görünce ben de üzülüyorum..Seni ne kadar çok sevdiğimi biliyosun..
-- Sağol Emine,biliyorum...
-- Hadi anlat,ne oldu,niye üzgünsün böyle?.
-- Bugün doktora gittim...
-- Geçmiş olsun,hasta mısın?..
-- Doktor öleceğimi söyledi..Ölecek mişim...
-- Ne diyosun sen Mine abla??..
-- Evet...Ama yaşadığıma pişman değilim Emine...Yine olsa yine yaşarım...
-- Mine abla lütfen..Şaka yaptığını söyle..
-- Hayır,şaka yapmıyorum...İyi bir hayat yaşadım..Dolu dolu yaşadım...İsviçre'den Edirneye,Karayiplerden Malatya'ya,gezmediğim,görmediğim yer kalmadı.. ..Çiçekler içinde yaşadım..Sevgi battaniyeleriyle üzerimi örtüp,mutluluk yastıklarına başımı koydum da uyudum...Hayat bana bir limon verdi,ben hayata "Bana niye portakal vermedin de,limon verdin" demedim,o limondan limonata yapıp içtim,kabuklarını da yüzüme sürdüm,cilde iyi geliyo diye..Bana verilen hayat bidonundaki suyun tek damlasını ziyan etmedim...
-- Ne kadar ömrün kalmış??...
-- Kız sen ağlıyor musun?...Sen çok iyi bi kızsın Emine..Bugüne kadar benim için kimse ağlamamıştı...Sağol.Ağlayanların çok olsun..
-- Ne kadar ömrün kalmııışş??...
-- Valla bilmiyorum ki..Otuz sene..Belki kırk sene...Belki elli sene...Kendime iyi bakarsam seksen-doksan yaşına kadar yaşarım herhalde...
-- Abla sen ne diyosun??...
-- Ne diyorum?.
-- Doktora gittim,ölecek mişim,dedin?..
-- Kızım,ölücem dediysem,şimdi değil...Doktor bi arkadaşım var,ona gittim bugün ziyarete..İki saat kadar lafladık..Teyzesi ölmüş üç gün önce..Konu ölümden açılınca,arkadaşım,hayat böyle,dedi..Hepimiz öleceğiz..Ben de öleceğim,sen de öleceksin,dedi...Ben bugüne kadar ölümü hiç aklıma getirmemiştim..Kelebekler gibi,kuşlar gibi,yüzüm hep hayata dönük,kanat çırpa çırpa yaşadım...
Meğer ben de ölecek mişim...
Yaani,ben de öleceksem,siz hiç yaşamayın...
-- Allah seni bildiği gibi yapsın Mine abla,e mi?
-- e...MİNE ABLA...
-- Mine abla niye evlenmiyorsun?..
-- Evlilik ciddi bi şey Emine,düşünmeden olmaz..
-- Düşünüyo musun?
-- Düşünüyorum..
-- Evlenecek misin?
-- Hayır.
-- Niye?
-- Düşününce de,evlilikten soğuyorum...
-- Allah yardımcın olsun.
-- Sağol...MİNE ABLA...
-- Hiç talibin çıkmıyor mu Mine abla?..
-- Çıkmaz olur mu kız?..Yolda yürüyemiyorum valla..Baksana şu güzelliğime?..Bu daha buz dağının görünen kısmı..
-- Peki,hiçbirini beğenmiyor musun?.Niye reddediyorsun?.
-- Çünkü erkekler çok bencil..Benimle güzel olduğum için,kadın olduğum için evlenmek istiyorlar...Güzel olmasam,çirkin olsam,kadın olmasam,erkek olsam,o erkeklerin hiçbiri benimle evlenmez.Ben buna kızıyorum işte,sadece kendilerini düşünüyorlar..
-- Haklısın abla,erkekler çok menfaatçı...
(Bu"MİNE" yi,bugün doğum günü olan birinci derece akrabam,Hala oğlu (Kısaca Halo) ,sevgili Murat Erim'e doğum günü hediyesi olaraktan ithaf ediyor,bıkana kadar uzun bir ömür diliyorum..Beşiktaşlı olması bişeyi değiştirmez.)MİNE ABLA...
-- Mine abla??
-- Efendim Emine?
-- Hiç aşık oldun mu?.
-- Olmaz olur muyum?..Aşk kadınıyım ben..Aşk benim göbek adım..
-- Anlatsana biraz,en son kime aşık oldun?
-- Nasıl anlatayım bilmem ki...
Uzun boylu..Yapılı..Esmer..Yeşil gözlü bi adamdı...
Nazikti,kibardı,romantikti,kadın ruhundan anlardı..
Her buluşmayı iple çekerdim..Heyecandan titrerdim yanındayken...
Her anı dolu dolu çılgın bi aşk yaşadık...
-- Ne kadar sürdü?
-- Altı ay sürdü..
-- Kısa sürmüş..Niye ayrıldınız?
-- Onun yüzünden ayrıldık..
-- Ne yaptı ki?
-- Parası bitti...
-- Altı ayda bitirdin adamı yani?
-- N'apıyim,bitmeseydi o da...
-- Yeni bi aşk bakıyo musun peki?
-- Bakıyorum da,aşık olacak uygun birini bulamadım henüz..
Ama bulurum..Aşksız olmaz..Ben aşksız yaşayamam..MİNE ABLA
-- Mine abla ne güzel ismin var senin..Çok da yakışıyo sana..
-- Sağol Emine..Seninki de güzel...Kim koydu sana bu ismi?
-- Babam herhalde,ne bileyim..Sana kim koydu?
-- Üvey babam...
-- Üvey baban mı vardı senin?
-- Evet..Annem bana hamileyken öz babamdan ayrılmış...
-- Baban,karnında bebeğiyle anneni terk mi etti?
-- Yok..Ayrılmayı annem istemiş.
-- Niye?
-- Hamilelik işte...Bilirsin hamileliği..Hormonlar çıldırmış gibidir,kadının aklı başından gider,canı olmadık şeyler ister..Onu istemiş,bunu istemiş,doymayınca ayrılmak istemiş...Babam da iyi bi adammış,karnındaki çocuğa bişey olmasın diye kırmamış annemi,ayrılmış..
-- Peki üvey baba?
-- Ben doğunca annem işte bu üvey babamla evleniyo..Ama ben onu hep öz babam bildim..
-- Yani sana hep öz babanmış gibi davrandı?.
-- Hayır ondan değil.Bana söylemediler üvey babam olduğunu..18 yaşına gelince annemin evde olmadığı bigün odama girince anladım öz babam olmadığını..
-- Abla ne diyosun sen?..Yoksa üvey baban sana?..
-- Evet...
-- Gerçekten mi?
-- Maalesef...
-- İnanmıyorum...
-- Ne yazık ki öyle..Odama geldi,benimle konuşmak istediğini söyledi,sonra da ben senin öz baban değil,üvey babanım dedi...Nasıl yıkıldım bilemezsin.
-- Nasıl yıkıldın?
-- Bilemezsin.
-- Abla öyle bi anlatıyorsun ki,ben de şey sandım..
-- Ney sandın?
-- Üvey babam annem evde yokken odama girdi deyince...Üvey baba ya?.Kötü şöhretleri var ya?..
-- Yok kız öyle bişey..Hep o Kemalettin Tuğcu yüzünden..Ne üvey babalar var,öz babalar onların eline su dökemez,havlu tutamaz..Benimki de öyleydi,toprağı bol olsun.
-- Öldü mü?
-- Yok..Annemden ayrıldıktan sonra Edirneye gitti,toprak alıp çiftçilik yapmaya başladı.Hep daha çok toprağım olsa keşke derdi, o yüzden toprağı bol olsun dedim..
-- Çay yapayım mı,balkon keyfi yapalım mı?
-- Yok ben çay içmiyorum..
(Devam edecek...)MİNE ABLA...
-- Bugün yine her zamanki gibi çok şıksın,çok zarifsin Mine abla..
-- Sağol Emine..Bu benim elimde değil,zarafet benim hamurumda var.
-- Öyle mi?
-- Tabii ki..Zarafet denen şeyi ben icat ettim.
-- Gerçekten mi?
-- Evet...Ben icat edene kadar zarafet diye bişey yoktu..Benden önce "Zurafet..Zirafet..Ziyafet..Zürafa" gibi saçma sapan şeyler söylüyorlardı,bigün giyinip aynanın karşısına geçtim,kendime baktım baktım, "Bu olsa olsa zarafettir,başka bişey olamaz" dedim...
-- Kıyafetlerin de çok güzel..Nerden alıyorsun?
-- Avrupadan getirtiyorum...Ayakkabılarıma varıncaya kadar,herşeyim Avrupa..İşte bitek ayakkabılarım yerli,ona üzülüyorum..
-- Niye ki?
-- Avrupadan getirttiğim ayakkabıların topuğu kırıldı.
-- Ne oldu ki?
-- Yan bastım.
-- Tamire verseydin?
-- Yok ki burda o markanın servisi...
-- Sen de yenisini mi getirttin?
-- Yok.. Bu aralar işler kesat,yeni bi sevgili bulamadım..
Mecburen burdan daha ucuza yerli bi ayakkabı aldım.İlk aldığımda iyiydi ama sonra çok sıktı.
-- Ayağını mı sıktı?
-- Yok,canımı sıktı...Alışmamışım yerli giymeye...
-- Ne yaptın peki?
-- Ayakkabıları Avrupaya bi arkadaşa gönderdim,bi hafta Avrupada beklettim,sonra giydim..
-- Karnın aç mı abla?..Hadi bu akşam misafirim ol,yemeği bizde yiyelim.
-- Ne var yemekte?
--Ne olacak işte,mercimek çorbası,kurufasülye,pilav...
-- Nedir onlar?
-- Ne nedir?
-- O saydığın şeyler..
-- Yemeek?..
-- Hiç duymadım valla..
-- Nasıl yani?.Kurufasülyeyi,pilavı hiç duymadın mı??
-- Yok valla,hiç duymadım,yeniyo mu onlar?
-- Şaka yapıyosun diy mi abla?.
-- Şekerim ben Beyoğlunda fransız lokantasında yiyorum yemeklerimi...Tabi sen fakir olduğun için bilmezsin oraları..
-- Kim fakir?.Bu apartman bizim,sen bizim kiracımızsın.Kendi çapımızda zenginiz biz,her şeyimiz var çok şükür.
-- Zengin olmak için herşeyininin olması gerekmiyo canım.Ben ne zengin fakirler gördüm,sizin gibi on tane zengini cebinden çıkarır,yaz bunu biyere.
-- Kağıt kalem alayım geleyim..
-- Boşver,soora yazarsın.
-- Peki abla sen yemek olarak ne yiyosun o fransız lokantasında?
-- Kuğu eti yiyorum.
-- Kuzu eti?
-- Yok,kuğu eti...
-- Kuğu eti?
-- Evet.
-- Nasıl yani?..Şu kuğu gölü balesindeki kuğu?
-- Evet..Fransa'da yaşadığım yıllarda alıştım kuğu etine..Pirzolası güzel olur..Kuğu kapama,kuğu haşlama,kuğubudu köfte,kuğu ızgara,herşeyi yapılır..Fransız mutfağının vazgeçilmezidir kuğu..
-- Hay zehir zıkkım olsun,yiyecek başka bişey bulamamışlar mı?
-- Çorbası da güzel olur kuğunun..Kuğu suyuyla yapılır.
-- Kuyu suyuyla?
-- Yok,kuğu suyuyla..
-- Ben kuğunun yendiğini bilmezdim...Lezzetli mi peki?
-- Yok lezzetinden değil,zarif hayvan ya onun için tercih ediyorum..Zarafetimi koruyabilmek için haftada birgün,pazartesi günleri mutlaka kuğu eti yerim.O beni bi hafta zarif tutuyo..
Salı günleri de,portakallı ördek günümdür.
-- Portakallı ördek?
-- Evet...Ama yemekten önce mutlaka bademli ananas çorbası içerim..
-- Bademli ananas çorbası?
-- Evet..
-- Kuğu eti,portakallı ördek,bademli ananas çorbası?
-- Evet..
-- Geçen gün seni ayaküstü ekmek arası kokoreç yerken gördüm.
-- Sonracığıma...Yemeğin yanında da mutlaka salata olmalı..Egzotik meyveli parizien salata...
-- Geçen gün diyorum,seni aşağki büfenin önünde ayaküstü ekmek arası kokoreç yerken gördüm?..
-- Sonunda da çilek özlü,keçi sütü kaymaklı Mine tatlısıyla yemek festivalim sona erer...
-- Mine tatlısı mı?
-- Evet..Benim için yapılmış özel bir tatlı...
-- Senin için yapılmış??
-- Evet...Pariste yaşadığım yıllarda,bana aşık bir fransız pastacı vardı...
Adı Frederik Fahrenhayt..
Parise girişte sağda,birinci değil, ikinci dükkan..
Bana bigün "Mine,sen çok tatlı bi kadınsın,çok özel yeni bir tatlı icat ettim,tatlının adını Mine koyacağım,izin verir misin,koyabilir miyim" dedi..
Ben öyle şımartılmayı pek sevmem ama çok ısrar edince,bi de adamın çok parasını yedim,koy dedim...O tatlı sonra çok tutuldu,çok meşhur oldu,bütün Avrupaya yayıldı,özellikle İskoçya,Kuzey İrlanda ve Benelüks ülkelerinde çok sevildi...
- Peki tadı nasıl,ne var içinde?
- Valla bilmiyorum,hiç açıp da içine bakmadım...
(Devam edecek...)MİNE ABLA...
-- Bana evlendiğin erkekleri anlatsana Mine abla?..
-- Sırayla mı gideyim?..Karışık mı anlatayım?
-- Sırayla git,düzenli olsun.
-- İlk kocamın adı Ekrem'di...Çok yakışıklıydı...Dört kere ayrıldık,sonra yeniden evlendik..
-- Neden?.Geçinemediniz mi?
-- Ondan değil..O kadar yakışıklıydı ki,onunla bi kere evlenmek az geldi..
Ama ana kuzusuydu,çekingendi,çok kibardı..Sevişmek istediği zaman "Rica etsem sevişebilir miyiz?." diye sorardı..
Bacaklarımı okşayacak, "Bacaklarını okşamak istiyorum,tabi sen de uygun görürsen." derdi..Öpecek,"Öpmemin bir mahzuru olur mu" diye sorardı..
Benden önce kadın görmemiş ki..
"Öpebilir miyim?.Sevebilir miyim?.Sıkabilir miyim?.
Yahu rahat ol!..Dükkan senin!..
Yatak odasında kibarlığa ne gerek var?..Orası bütün insanlığımızdan arınıp,özümüze dönüp rahatladığımız yer..
Onu rahatlatıp evliliğe alıştırana kadar ne çektim..
Keşke yapmasaymışım.Keşke rahatlatmasaymışım..
-- Neden?
-- Bibuçuk sene sonra bi akşam televizyonun karşısına oturmuş,birlikte "Titanik" filmini seyrediyoruz..
O da benim yanımda pijamalarını giymiş oturuyor..
Tam gemi batarken "Prrrrrrrt." diye bi ses duydum..
Ses gemiden geliyo sandım..Değil...Yanımdan geliyo...
-- Adam osuruyo??
-- Osuruyo..
-- Hem de Titaniği seyrederken?
-- Hem de Titaniği seyrederken...Hani tutamazsın, "Pırt" olur...Veya "Pırrrt" olur...Hadi bilemedin, "Prrrrrrt" olur..
O kadar da uzun olmaz ki...
Pırt pırt,bitmiyo!..Pırt pırt bitmiyo!..
Ses bi yandan,koku bi yandan...Göya romantik akşamımız,Titanik'i seyrediyoruz,orda gemi batıyo,adam yanımda osuruyo..
"N'apıyosun Ekrem?." dedim, "Sanane,g.t benim değil mi?" dedi.
"Benim yanımda niye yapıyosun?." dedim. "Karım değil misin,severim de,osururum da.." dedi..
Sonra da bu adamlar var ya bu adamlar?..Bar'larda,kafe'lerde oturup birbirlerine evlilik üzerine ahkam keserler : "Evlilik aşkı öldürüyor" falan diye..
Sktir lan!..Sen önce gtünü tutmayı öğren!.Aşk senin neyine?..
Ben aşk olsam,bırak sana gelmeyi,yolda görsem selam bile vermem..
-- Ay ablaa?..Ağzın çok bozuk senin..
-- Ama haketmiyolar mı Emine?..
-- Öyle deyince sen ne dedin?
-- Tuttum yakasından,ben senin karın değilim,hayat arkadaşınım!..Eğer bir daha benim yanımda osurursan,ağzına sçarım.." dedim.
-- Ay ablaa,senden korkulur valla..
-- O da öyle yaptı,korktu...Ben de korkak erkeklerden hiç hoşlanmam,bastım dilekçeyi,ayrıldım...
-- Adamı hem korkuttun,hem korktu diye ayrıldın?
-- Ben öyleyim,manyak bi kadınım..
(Devam edecek...)
(Mine'nin söylediği kaba laflar için kusura bakmayınız,o lafları ben söylemiyorum,o söylüyo,kadının ağzı bozuk ben n'apıyim?...Ama iyi kadın..)MİNE ABLA...
-- Peki ikinci kocan?
-- İkinci kocam yönetmendi..Çok ünlü bir film yönetmeni..Sinan Zeki Karahüseyin...Sanat filmleri çekerdi..8'i yurt içinden,18'i yurt dışından,27 tane ödülü vardı.
-- Onsekiz,sekiz daha yirmialtı yapmıyo mu?
-- Yapıyo...Ben en çok "Dere" fimini beğenmiştim..
-- Nasıl bişey?
-- Bi dağın eteğinde,bi dere akıyo...
-- E-ee?
-- Akıyo işte...
-- Sonra ne oluyo?
-- Bişey olmuyo..
-- Film boyunca iki saat dere mi akıyo?
-- Üç saat..
-- Üç saat akan bi dereyi mi seyrediyo millet?..Sıkılır insan.
-- Normal film değil bu Emine,sanat filmi.
-- Haa,o zaman başka...
-- Ama çok manyak bi adamdı..Kendini sinemaya adamıştı,hayatı film gibi görürdü..Akşam eve gelirdi,kapıyı açardı,eve girer girmez, "Motooor!.." diye bağırırdı.
-- Niye?.Üşütmüş,motoru mu bozmuş?
-- Yok kız...Yönetmen ya,film setinde sahneleri çekerken yönetmen "Motooor!.." diye kameramana talimat verir,çekim başlar,motor dediği kamera..
-- Kameraya motor mu diyo?
-- Evet.
-- Tuhafmış.E-ee?
-- İlk günlerimiz ya,çok seviyorum adamı,boynuna sarılırdım,öpücüklere boğardım, "Kestiiiik!.." diye bağırırdı.
-- "Kestik" ne oluyo?
-- Film setinde yönetmen "Kestiik" diye talimat verince,kameraman çekimi durduruyo,o işte...Ben fazla sırnaşınca "Kestiiiik!..Tamam bu kadar yeter,karnım aç,yemek yiyelim" derdi..
-- Hoşmuş..
-- İlk zamanlar öyleydi,benim de hoşuma gidiyordu.."Motooor" diye bağırıyor,ben sofrayı hazırlıyorum, "Kestiiik!" diye bağırıyo,sofrayı topluyorum..
"Motooor" diyor,televizyonu açıyorum,"Kestiiik" diyo,kapatıyorum..
Yatak odasına gidiyoruz,"Motooor" diyor,sevişmeye başlıyoruz,sevişmenin ortasında "Kestiiik" diye bağırıp,sevişmeyi bırakıyo..
-- Niye?
-- Film setinde alışmış,oyuncunun oyunculuğunu beğenmezse,yarıda kesip,yeniden çekiyo,bana da aynısını yapıyo..
-- Nooldu sevgilim,niye kestin?
-- Sevişmeye kendini vermiyorsun..Herşeyi ben yapıyorum..Daha arzulu,daha katılımcı,daha ateşli olmanı istiyorum,hadi baştan alalım..
-- Nerden?.En baştan mı?
-- Yok,göğüslerden itibaren alalım.Motooor!...
Hadi bakalım,sevişmeye yeniden başlıyoruz..Tam zirveye bi adım kala, "Kestiiik!.."
-- Nooldu hayatım??
-- Acele etme..Beni bekle..Uyuma dikkat et..Birlikte çıkalım..Hadi baştan alıyoruz,motooor!..
Hadi bakalım bi daha baştan...Sonra yine tam havaya giriyorum,yine "Kestiiik!.."
-- Şimdi nooldu??
-- Makinaya film takmayı unutmuşum..Uzan da şu çekmeceden ver bi tane...
-- Yani sıkmaya başladı?..
-- Aynen...Ben de sıkılmaya hiç gelemem..Sabah kalkıyo,günaydın demiyo,motooor!..deyip güne başlıyo..Gece "Kestiiik!.." deyip uykuya dalıyo..
Tuvalete giriyo, "Motooor!." diye bağırıp klozete oturuyo, "Kestiiik!." deyip sifonu çekiyo...
Artık burama kadar geldi.
-- Nerene kadar?
-- Burama kadar..
-- Baya gelmiş.
-- Ne diyosun?..Ayrılıcam,bahane arıyorum..Bigün habersiz film setini ziyarete gittim,çekime ara verilmiş,odasına gittim,kapıyı açtım,baktım,filmin oyuncularından bi kızı dizine oturtmuş,oynaşıyo..
-- A-aaa??
-- N'apıyosun?..dedim, "Oyuncuma birazdan çekeceğimiz sahneyi anlatıyorum" dedi..
-- Peki bu yakınlık ne?
-- Sahneyi yakın plan çekicez,ondan..
-- Yalançııı...Peki naaptın?
-- Ne yapıcam, "KESTİİİİİK!.." diye bağırdım,yürüdüm gittim......
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder