OYUN
------------------
ALLAH KURTARSI
(Komedi - 2 Perde)
( Bu oyun tescillidir.İzinsiz sahnelenemez. )
Cezaevi...
3 Mahkum...1 Gardiyan...1 Cezaevi müdürü...MAHKUMLAR:
-------------------------------SÜLEYMAN : Elli yaş üzeri..
ALAATTİN : Kırk yaş civarı..
OSMAN : Yirmibeş-yirmialtı yaş...
SEZAİ : Cezaevi Müdürü...
MEHMET : Gardiyan..
( BİRİNCİ TABLO )
( Perde açıldığında,üç mahkumu bir süre koğuşlarında,ranzalarında,uyurlarken görürüz...
Gardiyan girer,jop'la, koğuşun kapısına vurarak,yüksek sesle, mahkumları uyandırır...)
GARDİYAN - Kalk kalk kalk kalk kalk!!...
Günaydın!.
Sabah oldu!.Kalk,sayım için hazırlan!!...
( Mahkumlar,uyanırlar,acele acele giyinirler,Gardiyanın önünde "Rahat-Hazırol" karışımı,yanyana
dizilirler.)
GARDİYAN - Say bakalım!!
( Baştan başlayarak,sırası gelen kafasını yanındakine çevirerek sayısını söyler )
SÜLEYMAN -- Bir!
ALAATTİN -- İki!
OSMAN -- Üç!
( Gardiyan,elindeki sayım defterine bakar.)
GARDİYAN -- "A-Sekiz" koğuşu,üç kişi...( işaret koyar ) Bir de öbür baştan say!!
( Mahkumlar,öbür baştan,yine kafalarını yanındakine çevirerek sayarlar )
OSMAN -- Bir!
ALAATTİN -- İki!
SÜLEYMAN -- Üç!
( Gardiyan,sayım defterine bakar )
GARDİYAN -- Doğrudur,üç kişi...
( Yanlarına gider,elini tek tek mahkumların kafalarına koyarak,bir kez daha sayar )
Bir...iki...üç... Üç kişi!...
(Deftere bir işaret daha koyar )
Şimdi şöyle sırayla önümden geçin bakayım...
( Mahkumlar,sırayla Gardiyanın önünden geçerler,gardiyan önünden geçerlerken omuzlarından tuta
rak tekrar sayar )
GARDİYAN -- Bir...iki...üç.... Tamamdır,üç kişi...Sabah sayımı bitmiştir,Allah kurtarsın arkadaşlar!..
OSMAN -- Sağol..
ALAATTİN -- Sağol..
SÜLEYMAN -- Sağol gardiyan bey,Allah seni de kurtarsın.
GARDİYAN -- "Gardiyan" değil,"infaz koruma memuru!.."
SÜLEYMAN -- Özür dilerim..Allah seni de kurtarsın infaz bey kardeşim..
GARDİYAN -- Dalga mı geçiyon sen benle Süleyman efendi? Allah beni niye kurtaracakmış?..
SÜLEYMAN -- Valla bilmiyorum,sabah akşam üç kişiyi dört sefer sayıyorsun,birgün dördüncü
sayışta bir kişi eksik çıkacak,başın belaya girecek diye korkuyorum..
GARDİYAN -- Süleyman efendi??!..
SÜLEYMAN -- Efendim?..
GARDİYAN -- Senin derdin ne??
SÜLEYMAN -- Benim derdim mi?
GARDİYAN -- Evet!?
SÜLEYMAN -- Valla bak,sen sordun diye söylüyorum,sabahları kalkınca şuramda,böbreklerimin
orada,bir ağrı,bir ağrı..Allah kimsenin başına vermesin!..
GARDİYAN -- Neresi? Şurası mı?
SÜLEYMAN -- Evet,tam orası..
GARDİYAN -- Bu tarafta birşey yok mu? Bu taraf iyi mi?
SÜLEYMAN -- İyi iyi..O tarafta birşey yok.
GARDİYAN -- Olmaz ama böyle..O taraf ağrıyor,bu taraf ağrımıyor?..O tarafın hakkını yeme
yelim,bu tarafı da ağrıtalım...Nasıl ağrıtalım? Sen söyle,ben ağrıtayım.
( Alaattin araya girer )
ALAATTİN -- Mehmet abi tamam be ya...Sen Süleyman amcanın kusuruna bakma..Yaşlıdır,
her tarafı ağrır,ağrıdan ne dediğini bilmez o,sen onun kusuruna bakma..
GARDİYAN -- Uslu durun!.. Rahat durun!.. Uyumlu olun,kaşınmayın!.Güzel güzel yatın,ceza
nızı bitirin,gidin ailenizin çocuklarınızın yanına,uğraştırmayın bizi...Biz de ekmek paramız için buradayız...
ALAATTİN -- Haklısın Mehmet abi,doğru dersin..Sen hiç merak etme,kaşınmayız biz,uyum
lu oluruz,uğraştırmayız sizi..Haydi sen git,sayımlarını yap,kaldır herkesi erkenden,uyuyup kalmasın
lar.Erken kalkan yol alır..
OSMAN -- Cezaevindeyiz Alaattin abi,erken kalksan nereye gideceksin?
ALAATTİN -- Olsun be ya,erken kalkmak iyidir.Allah herkese kısmetini sabah erkenden verir..Tıpkı kahvaltı saati gibi, kısmetin de saati vardır.Belli bir saatte biter kısmet.
GARDİYAN -- Haydi Allah kurtarsın!..( Süleyman'a ters ters bakarak çıkar.Süleyman da bakı
şına karşılık verir )
ALAATTİN -- Süleyman abi,sakin ol abi be ya...Yüzdün yüzdün kuyruğuna geldin,şurda kal
mış...Ne kadar kaldı cezan?
SÜLEYMAN -- Beş sene.
ALAATTİN -- Olsun be ya...Göz açıp kapayıncaya kadar...geçmese de..geçer elbet.Sinirlen
me,sakin ol,başına bela alma..
SÜLEYMAN -- Hayır,üç kişiyi dört kere sayınca oniki kişi mi çıkıyor?...Nerden sayarsan say
üç kişi..
ALAATTİN -- Haklısın lakin hapistesin,yapacak bişey yok..
SÜLEYMAN -- Osman,git oğlum,kahvaltıları al da gel!
OSMAN -- Alayım Süleyman amca.. ( Çıkar..)
SÜLEYMAN -- Kahvaltı gelene kadar ben de spor salonuna gidip spor yapayım..
ALAATTİN -- Bu cezaevinde spor salonu mu var be ya?
SÜLEYMAN -- Var tabi be ya!...Spor salonu..Pilates salonu..Yüzme havuzu..Sıpa...
Ne spor salonu Alaattin?.Koridorda volta atacağım...
ALAATTİN -- Süleyman abi.biz yine şükredelim abi,bizim cezamız yatılır cinsinden.Dün
bi mahkum getirmişler,adam "iki kere ömür boyu" cezası yemiş..
SÜLEYMAN -- Demek çok ağır bir suç işlemiş ki,iki kere ömür boyu vermişler..
ALAATTİN -- O kadar cezayı nasıl yatarsın abi?..Birinci ömür boyunu yatarsın da,ikinci ömür boyuna ömrün yetmez.
SÜLEYMAN -- Doğru söylüyorsun.Bari bir ömür boyu ver de,öbür ömrünü dışarda geçirsin adam.
ALAATTİN -- Bunlar senin ömrünün boyunu nerden bilirler de,ömür boyu ceza verirler,anlamam Süleyman abi...Hadi ömür boyu verdin,adam cezasını çekti,çıktı hapishaneden.Nasıl yaşayacak?..Ömrünü hapishanede geçirmiş,dışarı çıkınca yaşayamaz ki..Ömür olmadan yaşayamaz ki insan...
SÜLEYMAN -- ( Koğuşun önünde volta atmaktadır..)
ALAATTİN -- Allahtan,biz adi suçluyuz,adi suçlardan yatıyoruz..
SÜLEYMAN -- Neydi senin suçun?
ALAATTİN -- Birisi bana adilik etti,ben de onun şirketini batırdım...
Senin suçun ne Süleyman abi? Sen ne yaptın?
SÜLEYMAN -- "Sahtecilik..."
ALAATTİN -- Sahtecilik?..
SÜLEYMAN -- Evet..
ALAATTİN -- Ne yaptın? Sahte para mı bastın?
SÜLEYMAN -- Evet..
ALAATTİN -- Peki nasıl yakalandın?
SÜLEYMAN -- Paraların üzerine Atatürk'ün resmini koymayı unutmuşuz...
ALAATTİN -- Olmaz öyle be...Atatürk olmadan olur mu Süleyman abi?
SÜLEYMAN -- Doğru söylüyorsun..Atatürk olmadan olmaz...
( Osman,kahvaltılarla gelir,koğuştaki masanın etrafına otururlar.)
SÜLEYMAN -- Şöyle koy Osman...
OSMAN -- Koyayım Süleyman amca..
SÜLEYMAN -- Bana bak,öyle "koyayım,moyayım" diye konuşma,çakarım tokadı!
OSMAN -- Ayıp ediyon Süleyman amca! Ne dedik şimdi? Sen "şuraya koy" dedin,ben de
koyayım dedim.Senin aklın fesat..
SÜLEYMAN -- Başka laf bulamadın mı söyleyecek?..Hırsız!..
OSMAN -- Ben hırsızım,sen nesin??...Sen niye girdin içeri?
SÜLEYMAN -- Ben senin gibi çapulcu değilim.Benimki "Nitelikli hırsızlık..." Nitelikli dolandırıcılık..Benim niteliğim var,senin neyin var? Sen kendini benimle aynı kefeye mi koyuyorsun?
ALAATTİN -- Hani sen sahte paradan yatıyorum demiştin Süleyman abi?
SÜLEYMAN -- Benimki biraz karışık... ( Bir yandan kahvaltı ediyorlar..)
ALAATTİN -- Nasıl karışık? Dava mı karışık?
SÜLEYMAN -- Yok,suçlar karışık...Biraz ondan,biraz bundan...Biraz hırsızlık,biraz dolandırıcılık..evrakta sahtecilik..hileli iflas..tefecilik..birden çok evlilik...İkiden çok evlilik...
OSMAN -- Süleyman amca tövbe etti ama..Artık sadece cezaevine girmek için suç işliyo.
ALAATTİN -- Nasıl yani?..Cezaevine girmek için mi suç işlersin??
SÜLEYMAN -- Evet...Dışarısı bana göre değil...Dışarıdaki hayatta yaşayamıyorum ben...Alıştım cezaevine...Burası benim evim gibi oldu..Burda düzenli bir hayatım var..Ceza kanununu ezbere biliyorum.Üç senelik,beş senelik suçlar işliyorum,kendimi ihbar edip geliyorum cezaevine,üç beş sene yatıp çıkıyorum,altı ay bi sene dolaşıyorum,sıkılıyorum,sonra yine içeri..
ALAATTİN -- Niye öyle yaparsın Süleyman abi?
SÜLEYMAN -- Niye öyle yapmayayım Alaattin?..Dışarda hayat yok ki..Bakıyorum dışardaki hayata,acayip bir koşturmaca,tuhaf bir telaş.Herkes bişeylerin esiri olmuş,onun peşinden koşuyor.Herkes paranın,malın mülkün esiri olmuş.Herkes,sahip olduğu şeylerle çevirmiş etrafını,koymuş kendisini tam ortasına,kendi hapishanesini yaratmış,kendisini özgür sanıyor..
OSMAN -- Doğru söylüyorsun Süleyman baba..
SÜLEYMAN -- Özgürlük yok ki dışarda...Dışarda,burdakinden daha çok mahkumsun..Zamana mahkumsun,faturalara mahkumsun,ilişkilere mahkumsun,eşine,işine,çocuklarına,arkadaşlarına mahkumsun..Onlara göre bir hayat kuruyorsun kendine..O zaman,o hayat senin olmuyor ki,onların oluyor...
ALAATTİN -- Doğru söylersin Süleyman abi..
SÜLEYMAN -- Valla ben hapishanede,dışardakinden daha özgürüm...Biz mi içerdeyiz,onlar mı dışarda?..Biz mi dışardayız,onlar mı içerde?..Kim daha içerde,kim daha dışarda?..Kim kimin içinde,kim kimin dışında?..Dışardakinin içerisi nedir,içerdekinin dışarısı neresidir?.. Bunlar, cevabı tam olarak bilinmeyen sorular,bilmem anlatabiliyor muyum Alaattin bey kardeşim?..
ALAATTİN -- Valla, hiç bişey anlamadım..Felsefeci gibi konuştun..
OSMAN -- Süleyman amca çok kafalı adamdır Alaattin abi...Okuyan adam başka tabi..
ALAATTİN -- Çok mu okursun Süleyman abi?
SÜLEYMAN -- Çok okurum...Yedi cezaevi bitirdim...Cezaevine ilk girdiğimde okumayı bile bilmezdim.Okumayı cezaevlerinde öğrendim..Burası benim için okul oldu..Yedi cezaevi dolaştım,kütüphanelerinde ne kadar kitap varsa okudum.Kütüphane mezunuyum...İçerde okudum,dışarı çıktığımda okudum,her fırsatta okudum..Hırsızlık yaptığım zaman,bir elimde maymuncuk,evin kapısını açarken,öbür elimde kitap tutar okurdum...Okumanın tadını aldın mı bırakamıyorsun tabi..Giderek daha iyilerini okumaya başlıyorsun.Gittikçe güzelleşen bir yolculuk gibi...Orhan Pamuk'tan,Nazım Hikmet'e..Aziz Nesin'den,Jan Pol Sartır'a..Oradan Franz Kafka'ya...Ondan sonracığıma,Karl Marks'tan,Albert Kamu'ya...Özellikle varoluşçu yazarlar beni çok etkiledi,beni eğittiler,sağolsunlar,varolsunlar...Yazı yazmaya bile başladım..
ALAATTİN -- Valla mı??
SÜLEYMAN -- Albert Kamu'nun katılmadığım bazı fikirleri için bir eleştiri yazısı yazıyorum,bir dergiye göndereceğim..Yalnız,çok fazla eleştirip de,Kamu malına zarar vermek istemiyorum...Öte yandan Marks'ın bazı teorilerine de katılmıyorum.
ALAATTİN -- Valla mı?
SÜLEYMAN -- Ayrıca, Kafka'dan da hiç etkilenmediğimi söyleyebilirim.
ALAATTİN -- Ondan ben de hiç etkilenmedim.
SÜLEYMAN -- Kafka'yı okudun mu?
ALAATTİN -- Yok,okumadım.Onun için etkilenmedim..
OSMAN -- Allah kurtarsın Süleyman amca..
SÜLEYMAN -- Sağol Osman..Allah sizi kurtarsın.Ben,kitaplar sayesinde çoktan kurtuldum,Allah sizi kurtarsın.
ALAATTİN -- Senin suçun ne Osman? Hırsızlık mı?
OSMAN -- Ben kader kurbanıyım..
SÜLEYMAN -- Hadi ordan!.. Kader kurbanıymış...Kader mi dedi sana git hırsızlık yap,dükkanları soy diye?..Herkes kendi kaderini kendisi belirler..Madem suçlu olan kader,o zaman seni salsınlar da,kader gelsin yatsın senin yerine hapishanede...
OSMAN -- Ağır konuştun Süleyman baba...
ALAATTİN -- Süleyman abi doğru söyler be Osman..Bari bu sefer akıllan da çıkınca doğru yolu bul..
OSMAN -- Nerde o doğru yol Alaattin abi? Doğru yol bizim oralardan geçmiyor ki..
SÜLEYMAN -- Sigaran var mı Osman? Bitti mi sigaran?
OSMAN -- Bitti, baba..
SÜLEYMAN -- Git kantine,benim hesabımdan al sigaranı..Bana da kaymaklı pisküvitlerden al bir paket.
OSMAN -- Sağol, baba... ( çıkar )
SÜLEYMAN -- Senin istediğin bişey var mı Alaattin?..Sana da alsın benim hesabımdan,bişey istiyorsan,ikramım olsun.
ALAATTİN -- Yok Süleyman abi,istemem,sağol..Osman'a sen mi bakarsın?
SÜLEYMAN -- Bakarız tabi,niye bakmayalım? Gücümüz yettiği kadar bakarız..Gariptir pezevenk,geleni gideni yok,parası yok.Sigarasını,ufak tefek ihtiyaçlarını alırım,o da kahvaltıyı getirir,ortalığı temiz tutar..Destek oluyoruz birbirimize..Destek olmadan olmaz hapishane...
( Cezaevi müdürü ve Gardiyan,girerler..Müdür önde,gardiyan arkasında...Mahkumlar,müdürü görünce,korku-saygı karışımı bir telaşa kapılırlar...)
SÜLEYMAN -- Müdür geldi, müdür müdür!
ALAATTİN -- Müdür müdür..Müdür müdür!....
( Koşarak Müdürün karşısında yan yana geçerler,başlarını birbirlerine çevirerek sayım yaparlar.)
SÜLEYMAN -- Sağdan say! Bir!
ALAATTİN -- İki!
SÜLEYMAN -- Soldan say!
ALAATTİN -- Bir!
SÜLEYMAN -- İki!....Bir kişi de kantine pisküvit almaya gitti müdür bey,koğuşta eksik yok,üç kişiyiz!
MÜDÜR -- Rahat olun,rahat olun,sayım için gelmedim..Mehmet,sen bu koğuşun sayımını yapmadın mı?
GARDİYAN -- Yaptım müdür bey,tam dört kere saydırdım.
SÜLEYMAN -- Biz de içimizden ona saydırdık.
MÜDÜR -- Efendim? Ne dediniz?
SÜLEYMAN -- Dedim ki efendim,hoşgeldiniz, koğuşumuza,şeref verdiniz.
MÜDÜR -- Sizin adınız Süleyman'dı değil mi?
SÜLEYMAN -- Estağfurullah,siz nasıl uygun görürseniz..
MÜDÜR -- Arkadaşlar,ben,bu cezaevinin müdürüyüm..
SÜLEYMAN -- Biliyoruz efendim.Sizi hiç görmedik ama yürüyüşünüzden müdür olduğunuzu anladık.
( Osman,kantinden gelir,koşarak ötekilerin yanına geçer,yeniden,telaşla,bağırarak sayım yaparlar )
SÜLEYMAN -- Osman geldi!...Sağdan say! Bir!
ALAATTİN -- İki!
OSMAN -- Üç!
SÜLEYMAN -- Soldan say!
OSMAN -- Bir!
ALATTİN -- İki!
SÜLEYMAN -- Üç!....Ortadan say!
ALAATTİN -- Üç!
OSMAN -- Bir!
SÜLEYMAN -- İki!
MÜDÜR -- Yahu,bırakın saymayı!...Görüyorum üç kişi olduğunuzu...
SÜLEYMAN -- Efendim,siz görüyorsunuz da,gardiyan bey görmemiş olabilir diye saydık.
GARDİYAN -- Gardiyan değil,İnfaz koruma memuru!
MÜDÜR -- Arkadaşlar!..
SÜLEYMAN -- Efendik?...Yani,"efendik?" hepimizin adına "efendim?" demek.Buyrun,sizi dinliyoruz.
MÜDÜR -- Arkadaşlar,ben bu cezaevinde yeni birşey yapmak istiyorum...
SÜLEYMAN -- Nasıl yeni bişey?..Cezaevine yeni bir bölüm mü yaptıracaksınız?..Cezaevi yetersiz mi kalıyor? Suçlu sayısı mı arttı?. Valla bu gidişle dışarda kimse kalmayacak,memleket cezaevine döndü..
MÜDÜR -- Hayır,öyle bişey değil Süleyman bey..Ben,cezaevi müdürü olarak,cezaevimde mahkumlar için iyi bir ortam oluşturmaya çalışıyorum..Suçunuz ne olursa olsun,sizler,önce insansınız..Ben,adaletin verdiği cezaya karışmam.Benim görevim,ceza sürenizi insan onuruna yakışır bir şekilde geçirmenizi sağlamak,sizi topluma kazandırmak..
SÜLEYMAN -- Valla müdür bey,toplumun,bizi kazanmak istediğini hiç sanmıyorum.
ALAATTİN -- Boşver Süleyman abi,istemesinler,kendileri kaybeder..
MÜDÜR -- Arkadaşlar,ben cezaevinde bir aktivite gerçekleştirmek istiyorum.
SÜLEYMAN -- Aktivite?
ALAATTİN -- Aktivite??
OSMAN -- Aktivite ne aabi???
MÜDÜR -- Aktivite...Yani,faaliyet.
SÜLEYMAN -- Faaliyet?
ALAATTİN -- Faaliyet??
OSMAN -- Faaliyet ne aabi???
MÜDÜR -- Yani ben,cezaevindeki bütün mahkumlara moral verecek bir şey düşündüm..
SÜLEYMAN -- Tebrik ederiz müdür bey,çok güzel düşünmüşsünüz.
ALAATTİN -- Valla bravo.
OSMAN -- Helal olsun.
MÜDÜR --Yahu,daha ne düşündüğümü söylemedim ki..
SÜLEYMAN -- Olsun..Düşünmüşsünüz...Bu zamanda düşünen insan bulmak çok zor..
MÜDÜR -- Arkadaşlar,ben bu cezaevinde Tiyatro oynatmak istiyorum!..
SÜLEYMAN -- Tiyatro?
ALAATTİN --Tiyatro??
OSMAN -- Tiyatro ne aabi???
MÜDÜR -- Siz tiyatro nedir bilmiyor musunuz?
SÜLEYMAN -- Cık!
ALAATTİN -- I-ı..
OSMAN -- Bilmiyoruz.
MÜDÜR -- Hayatınızda hiç tiyatroya gitmediniz mi??
ALAATTİN -- Ben bi kere önünden geçtim.
OSMAN -- Ben arkasından geçtim.
SÜLEYMAN -- Ben bi sefer gitmiştim müdür bey ama seyretmek nasip olmadı.
MÜDÜR -- Niye?
SÜLEYMAN -- Hanımımla gitmiştik.Tiyatro salonuna girdik,oturduk,tam oyun başlayacakken ışıklar söndü,biz de çıktık..
MÜDÜR -- Sen,elektrikler mi kesildi sandın?
SÜLEYMAN -- Evet...Kesilmemiş mi??
MÜDÜR -- Yok yahu..Oyun başlarken salonun ışıkları söner..Daha sonra sahnenin ışıkları yanar,oyun başlar.
SÜLEYMAN -- Salonun ışıkları niye sönüyor ?
MÜDÜR -- Çünkü,sahnedeki oyuncuların dikkatleri dağılmasın diye..
SÜLEYMAN -- Yani seyirciler,sahnedeki oyuncuların dikkatini mi dağıtıyor?
MÜDÜR -- Evet..Salonun ışıkları açık olursa,oyuncular kendilerini oyuna veremezler,dikkatleri dağılır.
SÜLEYMAN -- O zaman biz hiç gitmeyelim tiyatroya,oyuncuların dikkati dağılmasın...Ulan bu sanatçılar var ya bu sanatçılar?..Ulan bunlar var ya bunlar?..Göya sanatçının görevi halkı aydınlatmak ama halk malk umurlarında değil.Baksanıza halkın oturduğu salonun ışıklarını söndürüp,kendi ışıklarını yakıyorlar..
ALAATTİN -- Doğru söylüyorsun Süleyman abi,onların derdi kendilerini aydınlatmak.Seyirci salonda karanlıkta kalmış umurlarında mı?.
MÜDÜR -- Arkadaşlar...Ben,cezaevinde bir tiyatro oyunu sergiletmek istiyorum..
SÜLEYMAN -- Valla çok güzel olur müdür bey,biz de gelir seyrederiz,vakit geçer.
MÜDÜR -- Ama bu tiyatro oyununu mahkumlar sergileyecek.
SÜLEYMAN -- Hangi mahkumlar?..Bu cezaevinde yatan tiyatrocu mahkumlar mı var?
MÜDÜR -- Hayır..Tiyatro oyununu siz sergileyeceksiniz!
SÜLEYMAN -- Biz??
MÜDÜR -- Evet..
SÜLEYMAN -- Biz?..Ben?..Alaattin?..Osman??...
MÜDÜR -- Evet...Bu işe daha uygun sizden başka kimse yok cezaevinde..En uygun sizsiniz,yapacağınıza da inanıyorum..
SÜLEYMAN -- Biz tiyatro oynayacağız??
MÜDÜR -- Evet..
SÜLEYMAN --Burda??
MÜDÜR -- Evet.
SÜLEYMAN -- Cezaevinde??
MÜDÜR -- Evet.
SÜLEYMAN -- Kime oynayacağız?
MÜDÜR -- Mahkumlara.
SÜLEYMAN -- Biz???
MÜDÜR -- Evet..
SÜLEYMAN -- Ben?...Alaattin?...Osman???
MÜDÜR -- Evet..
SÜLEYMAN -- Şaka yapıyorsunuz??
MÜDÜR -- Hayır,şaka yapmıyorum.
SÜLEYMAN -- Biz,tiyatro oynayacağız?
MÜDÜR -- Evet..
SÜLEYMAN -- Ben hayatımda bir kere tiyatroya gitmişim,onu da seyretmeden çıkmışım...Alaattin,bir kere tiyatronun önünden geçmiş,Osman,arkasından dolaşmış,siz bize tiyatro oyunu oynatacaksınız??...
MÜDÜR -- Evet..
SÜLEYMAN -- Bunu bize yapmayın müdür bey..Benim beş senem kaldı,bi beş sene daha yatayım,bunu bize yapmayın!..
MÜDÜR -- Yahu,tiyatro korkulacak bişey değil...Tiyatro çok güzel bişey.İnsanın ruhunu geliştirir.
SÜLEYMAN -- Yok,sağolun müdür bey,biz ruhumuzdan memnunuz..
MÜDÜR -- Tiyatro, insanın ufkunu açar.
SÜLEYMAN -- Sağolun müdür bey,bizim ufkumuz bize yeter.
MÜDÜR -- Ben size öğreteceğim,ben size yardımcı olacağım..Daha önce görev yaptığım cezaevlerinde de mahkumlardan tiyatro gurupları kurdum,cezaevinde oyunlar sergilediler,çok da başarılı oldular.Sizi ben çalıştıracağım.Başaracaksınız.Ben size inanıyorum.
ALAATTİN -- Ama biz kendimize inanmıyoruz müdür bey,bizden bi b.k olmaz.
MÜDÜR -- Öyle demeyin arkadaşlar,Tiyatro eğlenceli bir şeydir..Çalışırken,prova yaparken vakit geçer..Sonra,turneye çıkarsınız,memleketi dolaşır,başka cezaevlerinde de oynarsınız..Bu işi severseniz,cezanız bitince tiyatrocu olursunuz,hayatın ne getireceğini bilemezsiniz..
SÜLEYMAN -- Yok yok,bizden tiyatrocu olmaz müdür bey.Hele bu Osman'dan hiç olmaz.Hırsız bu.Burdan çıkınca tiyatrocu olursa,kostümleri,dekorları çalar bu..Olmaz müdür bey,Alaattin arkadaşımızın da az önce belirttiği gibi,bizden bi b.k olmaz..
MÜDÜR -- Eğer kabul ederseniz...Eğer tiyatro oyunu hazırlayıp sergilerseniz...Koşullarınızda iyi yönde bazı değişiklikler yaparım!..
SÜLEYMAN -- Koşullarımızda bazı değişiklikler??
MÜDÜR -- Evet..
SÜLEYMAN -- Ne gibi yani? Nasıl değişiklikler?
MÜDÜR -- Mesela ziyaret saatinizi artırırım..Ziyaretçi sayınızı artırırım.
ALAATTİN -- Valla ziyaretçi sayısını arttırırsanız çok iyi olur müdür bey.Bizi burda sadece birinci dereceden yakınlarımız ziyaret edebiliyor.Halbuki benim ikinci,üçüncü,dördüncü,beşinci,altıncı,yedinci derecelerden de görmek istediğim insanlar var.Mesela benim beşinci derecede bi arkadaşım var,onunla,derece ötesi bi samimiyetimiz var.Geçen ay dilekçe yazdım,onu birinci dereceye aldırabilir miyiz diye,hala cevap gelmedi.
SÜLEYMAN -- Valla müdür bey,böyle bişey yaparsanız çok güzel olur.
ALAATTİN -- Harika olur!
OSMAN -- Olsa da olur,olmasa da olur.
ALAATTİN -- Ziyaretçi sayısı artarsa iyi olmaz mı,niye öyle dersin be Osman?
OSMAN -- Beni ziyarete gelen kimse yok ki Alattin abi.
ALAATTİN -- Kimse gelmez mi seni ziyarete?
OSMAN -- Yok.Kimse gelmiyo..
ALAATTİN -- Niye kimse gelmez be Osman?..Sen mi dedin gelmeyin diye?
OSMAN -- Yok,demedim ama gelmiyorlar işte.Hırsızım,suçluyum,mahkumum diye sildiler,unuttular beni şerefsizler..Ben mi istedim hırsız olmayı?
ALAATTİN -- Sen mi istedin?
OSMAN -- Ben istedim..
ALAATTİN -- Allah sabır versin Osman.Hapishanede ziyaretçi olmadan olmaz.İnsan burda düşmanını bile özlüyor..Sen merak etme..Ziyaretçi sayısı artarsa,ben,benim ziyaretçilerin birazını sana veririm.
SÜLEYMAN -- İki tane de ben veririm.
MÜDÜR -- Havalandırma saatlerinizi de arttırırım...Siz şimdi avlu'ya, havalandırmaya çıkıyorsunuz,volta atıyorsunuz ya..Sizin için özel "volta yolları" yaptırırım.Bi gidiş,bi geliş..Rahat rahat volta atarsınız,kimse voltanızı kesmez..
ALAATTİN -- Valla çok iyi olur..Geçen gün yanlışlıklan birinin voltasını kestim,adam beni tuvalette şişlemeye kalktı.
OSMAN -- Cezaevinde volta kesmek ağır suçtur Alattin ağbi..
MÜDÜR -- Ayrıca,"Eş ziyaretleri"ni de arttırırım..
SÜLEYMAN -- Eş ziyareti??
MÜDÜR -- Hani var ya canım bizim bir "Pembe odamız?.." Üç ayda bir eşleriniz ziyarete geliyor,giriyorsunuz pembe odaya...Hormonlar havada uçuşuyor..Testosteron..progesteron..Charlize Theron...Alaattin,senin eşin hamileydi,doğum yaptı mı?
ALAATTİN -- Yaptı müdür bey,bi kızımız oldu.
MÜDÜR -- Alaattin'in eşi pembe odada hamile kaldı.Pembe oda uğurlu geldi Alaattine..Kızınızın adını ne koydunuz?
ALAATTİN --" Pembe" koyduk...İlk çocuğumuz da,hastaneye giderken taksi'de dünyaya gelmişti,onun adını da "Taksi" koymuştuk.
SÜLEYMAN -- Oğlunun adını "Taksi" mi koydun Alaattin?
ALAATTİN -- Yok be,şaka yaparım..Taksi diye isim mi olur? Taksi koymadık ama ona yakın olsun diye "Tahsin" koyduk..
MÜDÜR -- Evet,ne diyorsunuz,anlaştık mı?
SÜLEYMAN -- Valla bu pembe oda işi güzel olur müdür bey...Gerçi eş ziyaret saatini uzatsanız da bişey farketmiyor,bizim "ziyaret süremiz" belli.Üç dakka,bilemedin beş dakka..
MÜDÜR -- Olsun canım,siz de oturur sohbet edersiniz.Ben size güzel yemekler de gönderirim..Ne diyorsunuz,kabul mü?
SÜLEYMAN -- Peki müdür bey,siz,bizim cezalarda da indirim yapabilir misiniz?..Benim beş senem kaldı,bu sefer çok daraldım,biz bu tiyatroyu oynayalım,siz benim şu cezayı silin,ben bi altı ay,bi sene dışarda dolaşayım,sonra bi suç işler yine gelirim.
MÜDÜR -- Yok Süleyman,benim o konuda yetkim yok.Benim,sizin için yapabileceklerim sınırlı.Cezanız ne kadarsa,o kadar yatacaksınız ama bunu eğlenceli hale getirebilirsiniz.Tiyatro,eğlencelidir.Sizi zihnen zenginleştirir.Hem güldürür,hem düşündürür.
SÜLEYMAN -- Yok,biz,düşünmek istemiyoruz,düşününce moralimiz bozuluyor.
ALAATTİN -- Düşünceli bir tiyatro olmasın müdür bey,düşüncesiz bir tiyatro oynayalım,düşününce,benim saçlarım dökülüyo..
MÜDÜR -- Kabul ediyor musunuz?
SÜLEYMAN -- Ettik gitti..
MÜDÜR -- Siz de var mısınız arkadaşlar?
ALAATTİN -- Varız müdür bey.Süleyman abi kabul ettiyse,biz de varız.Süleyman abi,koğuş mümessili,o ne derse,o olur.
MÜDÜR -- Harika...Hiç merak etmeyin,çok güzel olacak..Ben iyi bir tiyatroseverim,tiyatrodan azbuçuk anlarım,sizi ben çalıştıracağım,merak etmeyin,emin ellerdesiniz..
SÜLEYMAN -- Peki ne oynayacağız müdür bey? Hangi oyunu oynayacağız?
MÜDÜR -- "Vilyam Şekspir"in bir oyununu oynayacağız...Ver bakayım kitabı Mehmet..
( Gardiyan,elindeki çantadan oyunun kitabını çıkarır,müdüre verir )
MÜDÜR -- İşte oyun bu..Bunu oynayacağız.. ( Oyunun kitabını Süleymana verir)
( Süleyman,kitabı alır,kitabın kapağında,en üstte yazan,yazarının," William Shakespeare " in adını okumaya çalışır.)
SÜLEYMAN -- " Vil...Villi..Villi..am.....Villiam.. Saha..kes..pare..."
MÜDÜR -- Öyle okunmaz Süleyman..Koskoca Şekspir'in adını Şekerpare diye okuyorsun.."Vilyam Şekspir" diye okunur.O okumaya çalıştığın,oyunun yazarı.Vilyam Şekspir.
SÜLEYMAN -- "Vilyam Şeksipir"
MÜDÜR -- Şeksipir değil,Şekspir...Yazarın isminin altında yazan da oyunun adı.
SÜLEYMAN -- Bu oyunu mu oynayacağız?
MÜDÜR -- Evet.
ALAATTİN -- Okusana oyunun adını Süleyman abi,hangi oyunu oynayacak mışız?
SÜLEYMAN -- Okuyorum...Oynayacağımız oyunun adı..: "ROMEO VE JÜLYET..."
MÜDÜR -- Nasıl?..Sizin için seçtiğim oyunu beğendiniz mi?..
SÜLEYMAN -- Nasıl bir oyun olduğunu bilmiyoruz ki müdür bey..Güzel bir oyun mu?
MÜDÜR -- Çok güzel bir oyun..Harika bir oyun.Şekspir'in dehası..
SÜLEYMAN -- Dahası da mı var? Kaç tane oyun oynayacağız?
MÜDÜR -- Hayır,"dahası" demedim,"dehası" dedim...
ALAATTİN -- Ben biliyorum o oyunu.Duymuştum biyerden."Romeo ve Jülvern..Denizler altında kırk bin fersah.." Kırk bin miydi,elli bin miydi,o kısmını tam hatırlamıyorum..
MÜDÜR -- Romeo ve Jülvern değil,Romeo ve Jülyet..
SÜLEYMAN -- Bu oyunu mu oynayacağız müdür bey?
MÜDÜR -- Evet,bu oyunu oynayacağız..Bu oyun,Şekspir'in en önemli oyunlarından biridir.Tam bir klasiktir!
( Bir an bir sessizlik olur.)
SÜLEYMAN - Ayıp oluyor ama müdür bey...
MÜDÜR -- Ne ayıp oluyor??
SÜLEYMAN -- Şurda sanatsal bir proje üzerinde güzel güzel konuşuyoruz,niye küfür ediyon ki?..
MÜDÜR -- Ne küfürü?...Ne diyorsun sen Süleyman??
GARDİYAN -- Müdür bey,siz,oyun için "klasiktir!" dediniz ya,galiba sizi yanlış anladılar...
MÜDÜR -- Haa...Siz klasik ne demektir bilmiyorsunuz...Klasik demek,popüler kültürde doğan ama zamanını aşan,yıpranmayan,eskimeyen,değerini yitirmeyen şey demektir...Romeo ve Jülyet oyunu da öyledir...On altıncı yüzyılda yazılmış ama günümüzde bile hala ilgi gören,oynanan,çok sevilen bir oyundur...Çok büyük bir klasiktir,git bunu dünyanın neresinde oynarsan oyna,ayakta alkışlanırsın..
( Yine bir sessizlik olur.)
SÜLEYMAN -- Müdür bey çok ayıp oluyor ama..Size hiç yakıştıramadım...
MÜDÜR -- Yahu,sen ne diyorsun Süleyman?.Ne ayıbı? Sen neyden bahsediyorsun??
SÜLEYMAN -- Olmuyor ama müdür bey,bizim de bi onurumuz var,öyle "sktir git,miktir git?.." Olmuyo böyle...
MÜDÜR -- Allah Allaah...Yahu Süleyman,sen ne saçmalıyorsun? Ben size oyunu anlatıyorum..Romeo ve Jülyet..Yazarı Şekspir...Edebiyat tarihinin en önemli şair ve oyun yazarlarından biridir..Şekspir,sadece eserleriyle değil,ismiyle de çok büyük bir klasiktir git inanmıyorsan kütüphanede araştır!
SÜLEYMAN -- AAAA!..AAAA!...Yok ben oynamam bu oyunu...Siz bizimle dalga geçiyorsunuz,kafa buluyorsunuz..
GARDİYAN -- Müdür bey,isterseniz oyunu daha fazla anlatmaktan vazgeçin,ben bile nerdeyse yanlış anlayacağım..
MÜDÜR -- Tamam mı,anlaştık mı? Bu oyunu oynuyoruz..
SÜLEYMAN -- Tamam,anlaştık..Kaç kişi var oyunda?..( Oyun kitabının üzerindeki isimleri sayar) Vilyam bir..Şekspir iki..Romeo üç..Jülyet dört...Dört kişi..
MÜDÜR -- Yok yok,Vilyam Şekspir,oyunun yazarı,oyunda o yok..Romeo var,Jülyet var,başka karakterler de var..Gerekirse bir kişi, iki farklı rolü oynar..Siz önce oyunu okuyun,oyuna ısının,yarın da çalışmaya başlarız..Ben size oyunun metinlerini de vereyim..Üç kopya yaptırdım sizin için..Ver oğlum oyun metinlerini!
GARDİYAN -- ( Çantadan üç kopya oyun metinlerini çıkarır verir)
MÜDÜR -- Alın bakalım,her birinize bir kopya...Önce güzelce birkaç sefer okuyun,oyunun havasına girmeye çalışın,sonra da birlikte başlarız çalışmaya..Göreyim sizi,benim yüzümü kara çıkarmayın..
SÜLEYMAN -- Çıkarmayız müdür bey...Sizin yüzünüzü de,Şekspir'in yüzünü de kara çıkarmayız,merak etmeyin siz,yaparız evelallah....
( Müdür ve Gardiyan,çıkarlar...Mahkumlar,ellerinde oyunun tekstleri,öylece kalırlar.)
ALAATTİN -- Tamam,ben şimdi hatırladım be ya..
OSMAN -- Neyi hatırladın Alattin abi?
ALAATTİN -- "Denizler altında elli bin fersah" demiştim ya..Elli bin değil o be...Otuzbin!.......
SÜLEYMAN -- Otuz bin daha mantıklı..Elli bin bana da çok geldiydi zaten.............
( BİRİNCİ TABLO'NUN SONU )
------------------------
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder