YAZILAR

cc

7 Mayıs 2018 Pazartesi

KAMERA ŞAKASI-Öykü-


Tam,isyan etmek üzereydim ki,bir adam yanıma geldi, "Herşey kamera şakasıydı.." dedi...


-- Efendim,anlayamadım?..dedim.


-- Şakaydı...Herşey kamera şakasıydı...dedi tekrar.


-- Nasıl yani?


-- Başınıza gelen,istemediğiniz,sizi sıkan,üzen ne varsa,hepsi kamera şakasıydı..


-- Kamera şakası?


-- Evet.


-- Gerçekten mi?..


-- Evet...


-- Herşey?


-- Herşey...


Sonra,sağdan soldan bütün tanıdıklarım birer ikişer gizlendikleri yerlerden,gülümseyerek,alkışlayarak çıkıp bana doğru geldiler..


Çok kalabalıktı..Herkes oradaydı..


Annem,babam,kardeşlerim,akrabalarım,arkadaşlarım,eski sevgililer,hayatta olanlar,olmayanlar,herkes...


-- Herşey kamera şakası mıydı?


-- Kamera şakasıydı...Bakın,kamera orda..Orda...Orda...Orda...Orda..Orda...Şurda da var bi tane...Bi tane de şurda..İki tane de şurda..Yaşadığınız heryerde kamera var.Her tarafınıza yerleştirdik...


-- Vay canına!...


-- Hiç beklemiyordunuz değil mi?


-- Hiç beklemiyordum..


-- Şaşırdınız mı?


-- Şaşırdım tabi,şaşırmaz mıyım?


-- Çok mu şaşırdınız?


-- Çok şaşırdım...Demek kamera şakasıydı?..


-- Kamera şakasıydı..


-- Vallahi bravo...İyi kandırdınız beni...


-- Ama bütün tanıdıklarınız da bize çok yardımcı oldular.Onlara da ekibimiz adına çok teşekkür ediyorum.


-- Şu,babam değil mi?.Baba??


-- Evet,babanız..


-- Ama nasıl olur?..Benim babam öldü..


-- Hayır ölmedi,kamera şakasıydı..


-- Olur mu canım,babam öleli yirmi sene oldu.Bütün aile yanındaydık,cenazesi oldu,gömdük..


-- Şakaydı...Mezarlıkta beş ayrı yerde kamera vardı..


-- Cenazeye gelenler?


-- Onların çoğu bizim ekiptendi..Tabi akrabalarınızdan da ekibimize yardımcı olmak için gelenler oldu...


-- Babam yaşıyor yani?


-- Yaşıyor.


-- Peki yirmi senedir nerdeydi?


-- Şaka olduğu anlaşılmasın diye 20 senedir sizden saklanıyordu babanız.Ekibimize çok yardımcı oldu,çok teşekkür ediyoruz amcaya..


Amca gelsenize oğlunuzun yanına!..


-- Baba?..Valla iyi numara yaptın..Çok inandırıcıydın..


-- Maşallah,amca çok yetenekli..


-- Pes valla...Diyecek bişey bulamıyorum...Çok inandırıcıydı,tebrik ederim..Programınızın adı ne?


-- "Hayat Bir Şakadır.." Seyrettiniz mi daha önce?


-- Seyretmedim.Hangi kanalda yayınlanıyor?


-- Henüz yayına başlamadık.


-- Onun için seyretmemişimdir.Yayına başlamayan programları seyredemiyorum.Bizim ordan çekmiyor..


-- Çok üzüldünüz mü yaşadıklarınıza,başınıza gelen kötü şeylere?


-- Üzülmez miyim?.Üzüldüm tabi..


-- Ama bitti artık...Hepsi şakaydı.Kamera şakasıydı.Başınıza gelen bütün kötü şeyler sona erdi...Lütfen ağlamayın ama..


-- Yok..Sevincimden ağlıyorum..


-- İş bulabildiniz mi?


-- İş mi?..Yok bulamadım..Bisürü yere müracaat ettim ama olmadı.Çok uzun süredir işsizim..


-- Sizi biz engelledik.


-- Nasıl siz engellediniz?


-- Kamera şakasıydı..Sizin işe girmenize biz engel olduk.Sağolsun işverenler de ekibimize çok yardımcı oldular,onlara da çok teşekkür ediyoruz..


-- Ulan ben de diyorum senelerdir neden işsizim?..Demek bu yüzdenmiş..Ne zamandır yapıyorsunuz bu şakaları?


-- Epeydir yapıyoruz.


-- Gençliğime kadar uzanıyor mu?


-- Uzanıyor.


-- O zaman bişey sorucam...


-- Tabii ki,buyrun..


-- Ben gençliğimde,bir kıza aşık olmuştum?...


-- Biliyoruz..."Leyla.."


-- Tam,hayatımın aşkını buldum,evleneceğim derken,kız gitti başkasıyla evlendi?...


-- Şakaydı...Onu başkasıyla biz evlendirdik.Düğün masraflarını da yapım şirketi karşıladı..Ev tuttuk,eşyalarını da biz aldık.


-- Yani aslında kız da beni seviyordu?..


-- Seviyordu..


-- Ama gitti başkasıyla evlendi?


-- Evet...Sağolsun,ekibimize çok yardımcı oldu.Kendisine çok teşekkür ediyoruz..


-- Ama ben çok üzüldüm,çok ağladım,bunalıma girdim,intihara bile kalkıştım?..


-- Evet biliyoruz,o bölümler çok güzeldi...Biz arkada çok güldük..


-- Herşey kamera şakasıydı diyorsunuz?..


-- Evet..


-- Çektiğim sıkıntılar,yoksulluk,fakirlik?...Onlar da mı şakaydı?..


-- Şakaydı...Aslında çok zenginsiniz...Katar'da ailenize ait sekiz tane petrol kuyusu var...


-- Gerçekten mi?


-- Evet..Ölen bir Arap Şeyh'inden ailenize miras kaldı.


-- Allah Allah?..Kimmiş o Şeyh?..Adı ne?..


-- Sonra söylerim,şimdi uzun sürer.


-- Olsun,dinlerim.


-- Şeyhin adı "Şeyh Abdullah faysal ahmad bin abdülaziz el maktum al muttakim al sani bin dubai raşit el majıd muhammed mansur bin zayed..."


Ama soyadını bilmiyorum..


-- Baya uzunmuş.


-- Araplarda öyle,uzun oluyo..


Anne tarafından akrabanızmış.


-- Anne tarafımı hep daha çok sevmişimdir,demek bu yüzdenmiş..


Peki şimdi herşey kamera şakasıydı diyorsanız...Aile içindeki geçimsizlikler,kıskançlıklar,kavgalar da şakaydı?


-- Şakaydı..


-- Arkadaşların,dostların ihanetleri,vefasızlıkları?


-- Şakaydı..


-- Memleketin hali de beni çok üzüyor...Sakın o da şakaydı demeyin?


-- Şakaydı...Türkiye aslında çok zengin bir ülke...Kişi başına düşen gelir yüz bin dolar..


-- Kişi başına??


-- Evet...Üstelik kişinin sadece başına da düşmüyor.


Kaşına,gözüne,eline,ayağına her tarafına ayrı ayrı düşüyor..


Yere yatıp kollarını bacaklarını açıyorsun,helikopterden geliri çuval çuval boşaltıyorlar,nerene değerse o senin oluyor..


Erkekler için kişi başına düşen gelir yüz bin dolar'ken,


kadınlara pozitif ayrımcılık yapılıyor, "Dişi başına düşen gelir" ikiyüz bin dolar..


Enflasyon eksi 328...


Herkesin çok parası var ama şaka belli olmasın diye harcamıyorlar..


-- Anlamıştım ama..Çok tuhaf geliyordu bana..Bu kadar doğal zenginliğe,bunca insan gücüne rağmen hiç inanmamıştım fakir bir ülke olduğumuza..


Peki şu anda aslında kimin yönetmesi gerekiyor ülkeyi?


-- Kemal Kılıçdaroğlunun...Asıl başbakan o...Chp son seçimlerde aslında yüzde 98 oy aldı...


-- Yani şu anki durum,şaka?


-- Şaka..Kamera şakası..


-- Ama çok abarttınız siz de..Haksız tutuklamalar..İnsan hakları ihlalleri..Basına uygulanan baskı..Partizanlık..


Göz göre göre yapılan yağmalamalar...


En son,açlık grevi yapan öğretmenler hapse atılınca şüphelendim ama...Bu işte bi iş var dedim.Bu ya bir şaka,ya da iyice kafayı yediler dedim...Açlık grevi yapan hapse atılır mı?..Şaka'nın da bir mantığı olur.


-- Doğru söylüyorsunuz.Biz Tayyip bey'e,bu kadar abartmayın,seyredenler inanmazlar dedik ama baktık ki ne yaparsa,ne söylerse inanıyorlar,biz de müdahale etmedik.


-- Valla bravo Tayyip bey'e,çok başarılı bir performanstı.


-- Evet..Kendisine ekibimiz adına çok teşekkür ediyoruz..


-- Peki Amerika?..Sakın Trump'ın başkan seçilmesinin de şaka olduğunu söylemeyin?..


-- Şakaydı...Ben aslında arkadaşlarla konuştum,bu şaka daha önce "The Simpsons" da yapıldı dedim ama arkadaşlar,olsun yapalım,çok güleriz dediler..


-- Bu şakaları sadece bana mı yaptınız,yoksa?..


-- Yok yok,ayrı ayrı ekipler kurup sizin gibi bir çok kişiye yaptık...Ama daha çok fakir,çaresiz,eğitimli olmayan insanlara yaptık.


-- Neden?


-- Çünkü onlar daha kolay kandırılıyorlar.Şaka daha komik oluyor,arkada çok gülüyoruz.


-- Peki niye bitirdiniz şakayı?


-- Dayanacak gücünüzün kalmadığını düşündük..Bi sakatlık olmasın dedik..


-- Peki n'olucak şimdi?


-- Herşey olması gerektiği gibi olacak..Kimse kimseyi üzmeyecek,kırmayacak,ihanet etmeyecek.İnsanlar barış ve dostluk içinde özgürce ve zenginlik içinde yaşayacaklar.


-- Ne zaman olacak bu?


-- Biraz uzun sürebilir..Çünkü çok uzun süredir yapıyoruz bu şakayı,bazı şeyler yerinden oynadı,bazı şeylerin çivisi çıktı.Herşeyi olması gerektiği yere oturtmak zaman alabilir..


-- Düzelecek ama değil mi?


-- Tabii ki...Siz bekleyin,düzelecek...


Adam gitti,ben beklemeye başladım...


Ne zamandır bekliyorum,bilmiyorum ama henüz hiçbişey düzelmiş değil.


Ama düzelecek,biliyorum..


Bu yaşananların hepsi kamera şakası..


Çünkü dünya bu kadar kafayı yemiş olamaz..İnsanlar bu kadar kendilerini kaybetmiş olamazlar..Yaşananlar mutlaka bir şaka olmalı.


Hem de artık tahammül edilemeyecek kadar kötü bir şaka....



HİKAYE

-----------------

DOĞUM GÜNÜN GEÇMİŞ OLSUN


Dün benim doğum günümdü...


Altmış beş yaşıma girdim...


Hanım,Hicran pastanesinden pasta almış benim için doğum günü partisi düzenlemiş...


Parti dediğime bakmayın evde küçük bir kutlama işte..


Bu yaşlardaki doğum günlerim,o yaşı kutlama değil de ,geçip giden bir önceki yaşımı anma töreni gibi benim için...


Altmış beş yaşın neresini kutlayacaksın ?..Bunun kutlayacak, sevinecek bir yanı yok ki..


Altmıştan sonraki doğum günlerimde evde sevinmeyi de yasakladım zaten.Sevinmiyoruz,üzülüyoruz.Aile içinde toplanıyoruz,hanım,pastayı getiriyor,ben pastanın üzerindeki mumu üflüyorum,hep birlikte üzülüyoruz...


Hanımın adı Muzaffer.Benim ki de Muzaffer. Öyle denk geldi, bunu hiç sorun etmedim.İlk zamanlar yatakta sorun oluyordu.Ayıptır sevişmesi, karımla sevişirken,karım,fazla heyecanlanınca "Muzaffer !. Muzaffer!.." diye adımı haykırırdı,ne yalan söyleyeyim hoşuma da giderdi ama sonra benim adımı değil,kendi adını haykırdığını söyledi..Bir seferinde "Muzaffer !" diye haykırınca "Efendim ?" dedim "Yok,sana demedim,kendi adımı söylüyorum" dedi. "Niye ?" dedim, "Bana kendimi hissettiriyorsun,adımı haykırmak geliyor içimden" dedi...


Bir de bazan,arkadaşlarım akşam yemeğinden sonra benim evin önüne gelir,pencerenin altından "Muzaffer !" diye bana seslenirler,ben de çıkarım,nereye gideceksek gideriz.Birgün bir arkadaşım dışardan "Muzaffer !" diye seslenince karım, kendisine sesleniyorlar sanıp dışarı çıkmış,birlikte nereye gittiler bilmiyorum.Bir hafta sonra döndü eve.Sormadım da.Çünkü ben de bir ara yanlışlıkla onun arkadaşlarından biriyle on gün tatile çıkmıştım..


Sonra bu sorunu çözdük.Karışıklık olmasın diye o bana "Muzo" dedi,ben de ona "Muzi" dedim...


Çocuklarla salonda masanın etrafında toplandık,karım,elinde doğum günü pastası ve altmış beş yaşıma uygun üzgün bir surat ifadesiyle içeri girdi...


- Doğum günün geçmiş olsun Muzaffer.


- Sağol Muzaffer.


Bu yaşlar benim için çok üzücü yaşlar.Bunu bilen ailem de,altmıştan sonraki doğum günlerimde bana "Doğum günün kutlu olsun" demiyorlar, "Doğum günün geçmiş olsun" diyorlar.


Karım,pastayı önüme koydu,kızım, "hadi üfle babacığım" dedi.


- Neyi üfleyeyim kızım ?


- Mumu üfle babacığım...


- Üflersem söner ama ?..


- Amaç da o zaten babacığım.Bugün senin doğum günün,bu pasta doğum pastan,bu mum da doğum mumun.


- Doğum mumum ?


- Evet.Ama üflemek istemiyorsan, bırak yansın.Zaten mumun kaderidir yanmak.


- Çok doğru söylüyorsun kızım.Gel bir öpeyim seni,seninle gurur duyuyorum.


- Ben de senin, benimle gurur duymandan gurur duyuyorum babacığım.Şu an çok şey oldum.


- Ney oldun ?


- Bilmiyorum..Cümleye girerken oraya güzel bişey bulurum diye düşündüm ama bulamadım.Keşke cümleye girmeden biraz düşünseydim.


- Olsun kızım.Sen yine risk almışsın,girmişsin cümleye.Çoğu insan yanlış anlaşılırım diye,sıradan cümlelere bile girmeye korkuyor.


- Doğum günün geçmiş olsun baba.


- Sağol oğlum.


- Doğum günün geçmiş olsun Muzaffer.


- Sağol Muzaffer.


- Hadi üfle babacığım.


- Üfleyeyim kızım.Üfleyeyim de bitsin bu acı.Dilek tutayım mı ?..


- Tut istersen Muzaffer.


- Canım ne isterse tutabiliyor muyum ?


- Tut tut,ne istersen tut,gerçekleşmiyor nasıl olsa.


- Tuttum.


- Ne tuttun ?


- Herkes için sevgi diledim.Barış,dostluk,kardeşlik diledim.Savaşlar olmasın,herkes barış içinde yaşasın,adalet olsun,insan haklarına saygı gösterilsin,evrensel hukuk çerçevesi içerisinde ve anayasanın yüz yirmi dördüncü maddesiyle Birleşmiş Milletler'in...


- Uzatma Muzaffer.


- Tamam Muzaffer.


- Baba, tuttuğun bu dilek var ya ?


- Evet ?


- Sakın kimseye söyleme,söyleyince gerçekleşmiyormuş.


- Tamam, söylemem.


Oğlum biraz aptaldır,anlamışsınızdır..


Ama bunu düzeltmek için hiçbir şey yapmıyoruz, öyle daha mutlu olacağına inanıyoruz..


Mumu üfledim,ailem yeniden "Doğum günün geçmiş olsun" diyerek, tek tek bana sarıldılar,tek tek üzüldüler..


Pastayı kestik, ben " Bu son fasıldır ey ömrüm,nasıl geçersen geç" şarkısını söylerken bana eşlik ettiler,böylece,yeni bir üzücü yaşa daha girdim...


Umarım çok acıtmaz.....



HİKAYE

-----------------

ŞEYİMİ ŞEY YAP


Küçük yerlerde birlikte yaşayan insanların yaşadıkları şeyler o kadar sınırlı ve sayılıdır ki,bir süre sonra herkes birbirini ezberler,leb demeden leblebinin tuzlu mu tuzsuz mu olduğunu bile anlarlar...


Basit hayatlar,o hayatlara uygun basit cümlelerle akıp gider..


Zaman geçtikçe cümle kurmaya bile üşeniriz.Gerek olmaz.Çünkü anlarız birbirimizi.Yaşadıklarımız birbirinin aynısı veya tekrarıdır.Bu yüzden konuşmadan bile anlaşırız...


Mesela,sabah işe giderim,akşam işten gelirim,yemek yer,biraz televizyon seyreder yatarım.Benim muhteşem hayatım bundan ibarettir..


Karım da bütün gün evde,çamaşır bulaşık yıkar,ortalığı temizler,alışverişe gider,yemek yapar,beni bekler...


Cicim ayları,canım yılları çoktan geride kalmış,"Günün nasıl geçti?" "Sen evde neler yaptın?" gibi sorular inandırıcılığını yitirmiştir..


Konuşmalar azalmış,dimağlar küçülmüş,yeni kelimeler,cümleler edinilmemiş,eskiler de yer yer dökülmeye başlamıştır.


Eskiden,akşam eve geldiğimde karıma "Yemek hazır mı?" diye sorardım,sonra,bu kadar uzun konuşmak sıkıcı geldi,sadece "Hazır mı?" diye sormaya başladım.


Karım,daha önce aynı yerde,aynı saatlerde onbin sefer aynı soruya maruz kaldığı için,benim neyin hazır olup olmadığını sorduğumu anlayıp "Hazır" diye cevap verdi.


Şimdi soruyu daha da kısalttım, "Zır mı?" diye soruyorum,karım onu da anlıyor.Çünkü "Zır mı?" kulağa "Hazır mı?" gibi geliyor,karım da "Hazır hazır,sen şey yap,şey yapıyorum şimdi." diye cevap veriyor..


Yani,"Sen ellerini yıka,yemeği hazırlıyorum şimdi..."


Sonra yemeğe otururuz,yemek yerken karım bana "şeyi şey yaptın mı?" diye sorar..


Kastettiği şey,elektrik faturasıdır..Yani "Elektrik faturasını yatırdın mı?" demek ister...


Sabah evden çıkarken elektrik faturasını elime tutuşturmuş,"Şey yapmayı unutma,bugün şey günü,şey yapmadın mı,şeye giriyor"demişti..Yani,"Yatırmayı unutma,bugün son günü,yatırmadın mı cezaya giriyor..."


Ben de,"Yatırdım" diye cevap veririm.Karımın,elektrik faturasını sorduğunu,soruşundan,sesinin renginden,tonundan anlarım..


Sonra o konu üzerine kelimesiz cümlelerle konuşuruz biraz..


-- Çok şey gelmiş şey..Şey mi yaptılar acaba şeyde?..


( Yani: Çok gelmiş fatura.Yanlışlık mı yaptılar acaba faturada?..)


-- Yok,şeydendir o...Şeye şey geldi ya..Ayrıca,şeyleri de bize şey yapıyorlar..


 ( Yani: Zam'dandır o..Elektriğe zam geldi ya..Ayrıca,başkalarının kullandığı kaçak elektriği de bizim faturalara ilave ediyorlar..)


-- Ulan ben başkasının şeyini şey yapmaya mecbur muyum?..Niye başkasının şeyini bizim şeyimize sokuyorlar?


 ( Yani: Ben başkasının yaktığı kaçak elektriği ödemeye mecbur muyum?..Niye başkasının yaktığını bizim faturamıza ilave ediyorlar? )


Sonra karım bana "Yemekten sonra unutma da,şeyimi şey yap" derdi..


Yeni ayakkabı almıştı,ayaklarını sıkıyordu,benden,ayakkabılarını tamirciye götürüp,kalıba koydurtmamı istiyordu.


Bir gün önce konuşmuştuk bunu.Neyi kastettiğini anlayacağımı bildiği için,zihnini yormadan bu şekilde söylüyordu.Ama çok yorgundum,yemekten sonra hemen yatacaktım.


-- Çok yorgunum Süheyla,yarın sabah işe giderken şey yaparım senin şeyini..


-- Ama kaç gündür söylüyorum,şey yapmıyorsun Rıfkı?..

Çok rahatsız ediyor beni..Yemekten sonra bi beş dakka gidip geliver,genişlesin de rahat edeyim..


( Yani:Ayakkabıcı beş dakkalık mesafede.Ayakkabılar ayaklarımı çok sıkıyor,rahatsız oluyorum,bi gidip geliver ayakkabıcıya,kalıba koydur da genişlesin,rahat rahat giyeyim.)


-- Tamam,sen hazırla şeyini,yemekten sonra gidip gelirim..


(Tamam,sen hazırla ayakkabılarını,bi poşete falan koy,yemekten sonra ayakkabıcıya gider gelirim )


Mahallede arkadaşlarla da böyleydi konuşmalarımız..


-- Şey kaçta?


-- Sekizde.


-- Şeyde mi şey yapalım,şeye mi gidelim?


-- Şeye gidelim,daha şey olur.


Yani...


-- Maç kaçta?


-- Sekizde.


-- Kahvede mi seyredelim,birahaneye mi gidelim?


-- Birahaneye gidelim,daha iyi olur.Maçı seyrederken bira içer sarhoş oluruz,yenilirsek umurumuzda olmaz,yenersek sokağa çıkar,bağıra bağıra galibiyeti kutlarız,sarhoşuz diye kimse bize bulaşamaz...


Hayatımızdaki rutin heyecandı futbol maçları.O yüzden bilirdik neyi sorduğumuzu ve cevaplar da sınırlıydı zaten..


Sonra o yarım yamalak konuşmaları da bıraktık,yüz ifadeleriyle,yüzümüze vuran ruh belirtileriyle anlaşmaya başladık...


Eve gelince karıma yemeğin hazır olup olmadığıyla ilgili hiç birşey sormamaya başladım..Akşam eve geliyorum,kapıyı açıp eve giriyorum,karıma bakıp kaşlarımı çatıyorum,bu,"Yemek hazır mı?" demek..Karım da başını eğip,gözlerini kırpıyor,bu da,"Hazır" demek...


Yemek yerken konuşmayı da bıraktık.Eğer yemeği beğendiysem,yumuşak bir mırıldanmayla başımı sallıyorum,karım da bundan memnun olup,cevaben saçıyla oynuyor..


Sevişeceğimiz zaman da,ben dişlerimi fırçalıyorum,bunu gören karım,soyunup giriyor yatağa...


Konuşmuyoruz artık...


Benim kapasitem otuz kelimeye düştü..O kelimeleri bile birbirine bağlayıp cümle yapmaya üşeniyorum.


Bu hale gelmemizin elbette var bir sürü sebebi ama şey olmasın diye şey yapmak istemiyorum..


Hani şey olur da şey yaparlar diye şey yapıyorum......,



.




HİKAYE

-----------------

KİTAP GÜZEL BİŞEY


Sizin evinizde kitap var mı?...


Benim evimde var..Kimse bana "Vay kitapsız!" diyemez...


Evimin bir odasının üç duvarı boydan boya kitaplarla kaplı...


Yanlış anlaşılmasın,duvar kağıdı gibi kitapları duvara yapıştırmadım,kitaplık aldım,raflara dizdim...


Önce odanın o kısmına akvaryum koyayım dedim,balıkçıları dolaştım,japon balığı bulamadım."Abi,mevsimi değil" dediler...


Kayınbiraderim, "O köşeyi,şark köşesi yap " dedi..


Sonradan zengin olanlar,zenginlik oturana kadar ne yapacaklarını bilemezler,ben de o durumdayım."


"Şark köşesi" fikri kafama yattı..Diyarbakırdan,Mardin'den falan gelen olursa,o köşede ağırlarım,yabancılık çekmezler diye düşündüm..


Ama sonra benden ikibuçuk sene önce zengin olmuş bir arkadaşım "Sen" dedi "Bu köşeye kitaplık yap.."


O da,ondan dörtbuçuk sene önce zengin olmuş bir arkadaşının evinde görmüş,o da,oturdukları apartmana yeni taşınan bir profesörün evinde görmüş...


Profesöre ailece hoşgeldine gitmişler,profesör onları salonda,kitaplığın önünde ağırlamış,kendisi de arkasını kitaplara vererek oturmuş,o görüntüden etkilenmiş.Profesörden daha zengin olduğu halde,kendisini onun karşısında ezik hissetmiş,kendine güvenini sağlayana kadar,geçici bir süre için evine kitaplık yaptırmaya karar vermiş,evinin üç odasının bütün duvarlarını kitaplarla kaplamış..


Hatta bir tavsiye üzerine,tuvalete,

klozetin yanına küçük bir kitaplık yaptırıp,tuvaletini yapmakta zorlananlar için,heyecanlı,polisiye kitaplar koymuş..


Arkadaşım beni onun evine götürdü,kitaplığını gösterdi...


Ama ne güzel olmuş bir görseniz...


Kitaplığın en üstteki rafına beyaz kapaklı kitaplardan dizmiş iki sıra..


Onun altındaki üç sıra,kahverengi kapaklı kitaplar..


Ondan sonraki dört sıra kırmızı kapaklı kitaplar..


Sonraki iki sıra,mavi kapaklı ansiklopediler...


Bir renk cümbüşü,uyum harikası,dekorasyon mucizesi...


Yerdeki halı,pencerelerdeki perdeler,koltuklar,terlikler,herşey kitaplarla son derece uyumlu..


Ayrıca her raftaki kitapların kalınlıkları da aynı..


Elinde cetvelle kitapçıları dolaşmış,yüz tane iki santim,yüz tane üç santim,yüz tane dört santim kalınlığında kitaplar almış,kalınlıklarına göre raflara dizmiş.Bakıyorsun,arada sırıtan tek bir kitap yok..


"Ayrıca,kitaplar beni kültürlü de gösteriyor.." dedi..


"Bak şimdi,kitaplığın önünde durayım,bana bir bak!"


Gitti,kitaplığın önünde durdu,hakikaten de,sanki o gitti,onun yerine başka biri geldi..Sanki derin bir profesör,geniş bir bilim adamı,dünyayı yalayıp yutmuş,herşeyi bilen bir düşünce adamı sanki..


Şaşırdım kaldım.


İnsan,o derece önemli biri gibi görünüyor kitapların önünde..


"Bir de arkamda kitaplar olmadan bak!" dedi.Kitaplığın yanından ayrıldı,o anda bütün önemi kayboldu gitti...


Ben de o zaman karar verdim,evimin büyük bir odasının üç duvarını kitaplarla kapladım,kitapların renklerine uygun halı,perde,mobilya aldım,odayı bir görseniz,bir canlandı,renk geldi,kalite geldi..


Eve gelen misafirleri kitaplığın olduğu odada ağırlıyorum,arkamı da kitaplığa vererek oturuyorum,kendimi en az yüzde seksenbeş fazladan önemli biri gibi hissediyorum,neredeyse bir o kadar da hissettiriyorum..


Bir arkadaşım "Sen bu kitapları okuyor musun?" diye sordu..Kitaplar aynı zamanda okunabiliyorlar da,biliyorum.Açıp baktım içlerinde ne var diye,birtakım yazılar var,herhalde onlar okunuyor..


Ama hiç vaktim yok.İş hayatım çok yoğun,zenginlik çok yorucu,kitaba ayıracak zamanım yok.


Bazan hafta sonları,çekeyim raftan bir kitap,çıkayım balkona,açıp okuyayım,gelen geçen beni kitap okurken görsün "Ne kadar önemli bir şahıs" desinler istiyorum ama raftan bir kitap alsam,öteki kitaplar yana yatacak,kitaplığın görüntüsü bozulacak,bütün odanın tadı kaçacak diye korkuyorum..


Dekorasyon bir bütündür,parçalanamaz......



MİZAHLI YAZILAR

---------------------------------------


PARA BULDUM...


Akşamüstü kahvede Simit-peynir-çay üçlemesi yapmak için simit fırınına simit almaya gittim..


Beş dakka sonra aynı kaldırımdan geri dönerken,yolumun üzerinde,yerde para buldum..


Otuzbeş lira..


Bir yirmilik,bir onluk,bir beşlik..


Boy sırasına dizilmiş,yanyana,dikine yerde duruyor...


Etrafı kollayarak,bi ayağımla çaktırmadan üzerine bastım...


Kimbilir hangi enayi düşürmüştü?..


Bana ne!..Bu benim kısmetimdi ve bu kısmeti tepmeyecektim...


Sevinçten çıldıracak gibiydim..


Ama bir yandan da,parayı alıp cebe atarken birisi görecek ve manalı manalı bakacak diye korkuyordum...


Kalbim hızla atıyor,nabzım yükseliyor, heyecanım artıyor,uzaklardan köpek sesleri geliyordu....


Sonra yavaşça eğildim...


Öbür ayağımın ayakkabısını bağlar gibi yaparak,sağ elimi uzattım......


Şaka şaka...


Parayı aldım,bir kafeterya'nın önüydü,kafedeki görevliye verdim..


Belki düşüren farkeder,araya araya geri gelir,oraya sorar diye...


Bende de şans yok ki...


Bula bula otuzbeş lira buluyorum..


Şans olsa....


Şöyle içinde otuz-kırkbin dolar olan şişkin bir cüzdan...


Ya da ne bileyim,yüzbin euro,5 kilo altın falan olan bir çanta bulurdum...


Hemen götürürdüm karakola,teslim ederdim..


Sahibini bulurlardı...


Gazetecilere haber verirlerdi..


"Şlak şlak" fotoğrafımı çekerlerdi...


Gazetelerde çıkardı..Bir günlüğüne de olsa meşhur olurdum..


Büyük başlıklar atarlardı :


"İNSANLIK ÖLMEMİŞ!.."


"ÖRNEK DAVRANIŞ.."


"BRAVO İHTİYAR!.."


"HELAL OLSUN SANA!.."


Haberin devamında da şöyle yazardı..


"Yücel Ziko (55) isimli vatandaş,yolda bulduğu,içinde yüzbin euro ve 15 kilo altın olan çantayı,hiç tereddüt etmeden götürüp polise teslim etti...


Emniyet müdürü,para dolu çantanın sahibine ulaşmasını sağlayan Yücel Ziko'yu,örnek davranışından dolayı tebrik ederek iki yanağından öptü...


Çantanın sahibi,bu son derece dürüst ve namuslu vatandaşı,bin lira vererek ödüllendirmek istedi ama o kabul etmedi.


"Beşyüz vereyim" dedi,onu da istemedi..


"Yüz?" dedi, "Hayır" dedi.


- Yemek ısmarlayayım?


- Hayır.


- Çay söyleyeyim?


- Hayır.


Yaptığının karşılık beklenmeyen bir insanlık görevi olduğunu söyleyen Yücel Ziko (55),karakoldakilerle vedalaşıp,vakur adımlarla karakolun kapısına yöneldi..


Arkasından gelen "Helal olsun sana!.." "Adamsın adam!.." "Adamın dibi!.." seslerine aldırmadan karakolun önüne çıktı..


Akşam güneşi şehrin üzerine kızıl gölgeler bırakırken,sakalını yalayan hafif rüzgarı arkasına aldı,karakolun önüne bağladığı atını çözdü...


Gözlerinde gururlu bir ifade,dudaklarında haysiyetli bir gülüşle atına binerek,hızla uzaklaştı....


Böyle olsa ne güzel olurdu...


Kırk senedir yazarak yakalayamadığım kadar şöhreti,bir günlüğüne de olsa yakalardım..Gazetelerde fotoğrafım çıkardı...


Yazarak meşhur olmaktan ümidimi kestiğim için,benim böyle bir çantaya ihtiyacım var...


Olmadı,tanıdık bir kuyumcu var..


Onunla anlaşacağım,bi çantaya yüzbin euro,15 kilo altın koyup bana verecek,sonra karakola kayıp başvurusu yapacak,ben de onu bulmuşum gibi karakola götüreceğim....


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder