N'ABER?.NASILSIN?...
Yazmanın özel bir zamanı ve mekanı yoktur..
Benim gibi çok yetenekli bir yazarsanız,heryerde yazabilirsiniz...
Bazan evde,sessiz bir ortamda,yalnız başınıza,
Bazan dışarıda,kalabalık bir ortamda..
Ama kalabalık içinde de yalnız olmanız gerekir..
Ortamda sizi tanıyan,yanınıza gelip dikkatinizi dağıtacak kimsenin olmaması gerekir...
Bir Kafeterya'da oturdum,küçük bir oyun yazıyorum..
Bir aldatma sahnesi var..
Adam evine gelir,karısını yatak odasında çıplak bir halde bulur,şüphelenir,yatak odasındaki dolabın kapısını açar,en yakın arkadaşını dolapta çıplak halde bulur,ona şöyle der :
"N'aber?.Nasılsın?..."
Hayır..
N'aber,nasılsın diyen,yazdığım oyundaki o adam değildir..Ben tam o adamın söyleyeceği lafı düşünürken tanıdık biri gelir,masama oturur :
"N'aber?..Nasılsın?..."
Yalnızlıktan geberirim,konuşacak,sohbet edecek,vakit geçirecek birini bulamam,
Ne zaman kendimi bişey yazmaya versem,beş dakkada bir biri gelir yanıma,beni böler...
Gelip masama davetsiz oturan,oturduktan sonra "Oturabilir miyim?" diyen arkadaşımın tiyatroyla,oyunla,sanatla falan ilgisi yoktur..
Kibarlığımdan kalk,git işim var,bişey yazıyorum da diyemem..
O arada yazdığım oyun da öylece kalır..
Kadın yatak odasında çıplak,sevgilisi dolapta çıplak,eve gelen koca desen,dolabın kapısını açmış öylece bekliyor...
Neyi bekliyor?..
Benim bişey yazmamı bekliyor...
Yazar yazıdan koptu mu,o tipler de,yazar yazıya dönene kadar,bazan aylarca kımıldamadan o vaziyette kalırlar...
Masama oturan arkadaş sorar :
-- Ne var ne yok,n'apıyosun?.
-- Bi oyun yazıyordum..Onu düşünüyordum..
-- Nası bişey?
-- Bir adam var,eve geliyor,karısını yatak odasında çıplak buluyor,dolabı açıyor,karşısında en yakın arkadaşı...Adam ne yapıyor,onu düşünüyordum..
-- Sen niye düşünüyorsun?.Adam düşünsün..
-- Anlamadın herhalde...Oyun bu..Onlar benim hayal ettiğim tipler..Onların ne yapacaklarını benim yazmam lazım..
-- Haaa..Anladıım...Adam karısının sevgilisini dolapta yakalıyor?
-- Evet.
-- Ne yapacak,onu mu düşünüyosun?
-- Evet..
-- Bunda düşünecek ne var?..Çeksin silahı ikisini de vursun...Eve gelecem?...karı beni aldatacak?..dolapta adam?...Yaşatırsam şerefsizim...İkisini de vururum..
-- Ama bu bir oyun...Komedi...Komik olması lazım..
-- O zamaan... ikisini de vursun,sonra komik bir fıkra anlatsın..
-- Kime anlatacak fıkrayı?
-- Yanında birini getirsin..
-- Ama bu mantıklı olmaz ki..
-- Yanında getirdiği adam mantıklı biri olsun...
Bak şimdi,sen yaz bunu..Adam ikisini de vuruyo..sonra yanında getirdiği adama fıkra anlatıyo..sonra o adamla birlikte öne çıkıp,seyirciye selam veriyolar,oyun bitiyo..Yaz bunu..Çok alkış alır..Tutar bu...
Herkesin her konuda fikri vardır ve herkesin fikri en iyisidir,beğenmezsen hata kesinlikle sendedir...
Beğenmeyince "Sana da hiçbişeyi beğendiremiyoruz" deyip seni havaya girmekle suçlar...
Mizahın,sanatın içinde bu kadar uzun ve yoğun olunca,beğeni düzeyin gelişir doğal olarak...Yıllar önce beğendiğin şeyleri artık beğenmeyebilirsin...
Bir arkadaşım "Eskiden bizim yaptığımız espirilere gülerdin?..Nooldu?..İki tane ünlünün yanında çalıştın,iki tane oyunun sahnelendi diye kıçın mı kalktı?.." diye tepki göstermişti....
Bu işin cezası,yalnız kalmak,yalnız bırakılmak...
Kimse seninle yakın olmak istemez..
Kimse kendisinden daha zeki,daha üstün olduğunu düşündüğü birinin yanında rahat edemez..Kendisini onun yanında aptal hisseder..
Halbuki...Asıl,böyle düşündüğü için aptaldır...
Zor yani...
Yalnız olmak zor...
Bazan öbürü ondan daha zor.......
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder