ALLAH KURTARSIN
(Tiyatro oyunu)
( Bu oyun tescillidir.İzinsiz sahnelenemez. )
Cezaevi...
3 Mahkum...1 Gardiyan...1 Cezaevi müdürü...
MAHKUMLAR:
----------------------
SÜLEYMAN : Elli yaş üzeri..
ALAATTİN : Kırk yaş civarı..
OSMAN -- : Yirmibeş-yirmialtı yaş...
SEZAİ : Cezaevi Müdürü...
MEHMET : Gardiyan..
( BİRİNCİ TABLO )
( Perde açıldığında,üç mahkumu bir süre koğuşlarında,ranzalarında,uyurlarken görürüz...
Gardiyan girer,jop'la, koğuşun kapısına vurarak,yüksek sesle, mahkumları uyandırır...)
GARDİYAN - Kalk kalk kalk kalk kalk!!...
Günaydın!.
Sabah oldu!.Kalk,sayım için hazırlan!!...
( Mahkumlar,uyanırlar,acele acele giyinirler,Gardiyanın önünde "Rahat-Hazırol" karışımı,yanyana
dizilirler.)
GARDİYAN - Say bakalım!!
( Baştan başlayarak,sırası gelen kafasını yanındakine çevirerek sayısını söyler )
SÜLEYMAN -- Bir!
ALAATTİN -- İki!
OSMAN -- Üç!
( Gardiyan,elindeki sayım defterine bakar.)
GARDİYAN -- "A-Sekiz" koğuşu,üç kişi...( işaret koyar ) Bir de öbür baştan say!!
( Mahkumlar,öbür baştan,yine kafalarını yanındakine çevirerek sayarlar )
OSMAN -- Bir!
ALAATTİN -- İki!
SÜLEYMAN -- Üç!
( Gardiyan,sayım defterine bakar )
GARDİYAN -- Doğrudur,üç kişi...
( Yanlarına gider,elini tek tek mahkumların kafalarına koyarak,bir kez daha sayar )
Bir...iki...üç... Üç kişi!...
(Deftere bir işaret daha koyar )
Şimdi şöyle sırayla önümden geçin bakayım...
( Mahkumlar,sırayla Gardiyanın önünden geçerler,gardiyan önünden geçerlerken omuzlarından tuta
rak tekrar sayar )
GARDİYAN -- Bir...iki...üç.... Tamamdır,üç kişi...Sabah sayımı bitmiştir,Allah kurtarsın arkadaşlar!..
OSMAN -- Sağol..
ALAATTİN -- Sağol..
SÜLEYMAN -- Sağol gardiyan bey,Allah seni de kurtarsın.
GARDİYAN -- "Gardiyan" değil,"infaz koruma memuru!.."
SÜLEYMAN -- Özür dilerim..Allah seni de kurtarsın infaz bey kardeşim..
GARDİYAN -- Dalga mı geçiyon sen benle Süleyman efendi? Allah beni niye kurtaracakmış?..
SÜLEYMAN -- Valla bilmiyorum,sabah akşam üç kişiyi dört sefer sayıyorsun,birgün dördüncü
sayışta bir kişi eksik çıkacak,başın belaya girecek diye korkuyorum..
GARDİYAN -- Süleyman efendi??!..
SÜLEYMAN -- Efendim?..
GARDİYAN -- Senin derdin ne??
SÜLEYMAN -- Benim derdim mi?
GARDİYAN -- Evet!?
SÜLEYMAN -- Valla bak,sen sordun diye söylüyorum,sabahları kalkınca şuramda,böbreklerimin
orada,bir ağrı,bir ağrı..Allah kimsenin başına vermesin!..
GARDİYAN -- Neresi? Şurası mı?
SÜLEYMAN -- Evet,tam orası..
GARDİYAN -- Bu tarafta birşey yok mu? Bu taraf iyi mi?
SÜLEYMAN -- İyi iyi..O tarafta birşey yok.
GARDİYAN -- Olmaz ama böyle..O taraf ağrıyor,bu taraf ağrımıyor?..O tarafın hakkını yeme
yelim,bu tarafı da ağrıtalım...Nasıl ağrıtalım? Sen söyle,ben ağrıtayım.
( Alaattin araya girer )
ALAATTİN -- Mehmet abi tamam be ya...Sen Süleyman amcanın kusuruna bakma..Yaşlıdır,
her tarafı ağrır,ağrıdan ne dediğini bilmez o,sen onun kusuruna bakma..
GARDİYAN -- Uslu durun!.. Rahat durun!.. Uyumlu olun,kaşınmayın!.Güzel güzel yatın,ceza
nızı bitirin,gidin ailenizin çocuklarınızın yanına,uğraştırmayın bizi...Biz de ekmek paramız için buradayız...
ALAATTİN -- Haklısın Mehmet abi,doğru dersin..Sen hiç merak etme,kaşınmayız biz,uyum
lu oluruz,uğraştırmayız sizi..Haydi sen git,sayımlarını yap,kaldır herkesi erkenden,uyuyup kalmasın
lar.Erken kalkan yol alır..
OSMAN -- Cezaevindeyiz Alaattin abi,erken kalksan nereye gideceksin?
ALAATTİN -- Olsun be ya,erken kalkmak iyidir.Allah herkese kısmetini sabah erkenden verir..Tıpkı kahvaltı saati gibi, kısmetin de saati vardır.Belli bir saatte biter kısmet.
GARDİYAN -- Haydi Allah kurtarsın!..( Süleyman'a ters ters bakarak çıkar.Süleyman da bakı
şına karşılık verir )
ALAATTİN -- Süleyman abi,sakin ol abi be ya...Yüzdün yüzdün kuyruğuna geldin,şurda kal
mış...Ne kadar kaldı cezan?
SÜLEYMAN -- Beş sene.
ALAATTİN -- Olsun be ya...Göz açıp kapayıncaya kadar...geçmese de..geçer elbet.Sinirlen
me,sakin ol,başına bela alma..
SÜLEYMAN -- Hayır,üç kişiyi dört kere sayınca oniki kişi mi çıkıyor?...Nerden sayarsan say
üç kişi..
ALAATTİN -- Haklısın lakin hapistesin,yapacak bişey yok..
SÜLEYMAN -- Osman,git oğlum,kahvaltıları al da gel!
OSMAN -- Alayım Süleyman amca.. ( Çıkar..)
SÜLEYMAN -- Kahvaltı gelene kadar ben de spor salonuna gidip spor yapayım..
ALAATTİN -- Bu cezaevinde spor salonu mu var be ya?
SÜLEYMAN -- Var tabi be ya!...Spor salonu..Pilates salonu..Yüzme havuzu..Sıpa...
Ne spor salonu Alaattin?.Koridorda volta atacağım...
ALAATTİN -- Süleyman abi.biz yine şükredelim abi,bizim cezamız yatılır cinsinden.Dün
bi mahkum getirmişler,adam "iki kere ömür boyu" cezası yemiş..
SÜLEYMAN -- Demek çok ağır bir suç işlemiş ki,iki kere ömür boyu vermişler..
ALAATTİN -- O kadar cezayı nasıl yatarsın abi?..Birinci ömür boyunu yatarsın da,ikinci ömür boyuna ömrün yetmez.
SÜLEYMAN -- Doğru söylüyorsun.Bari bir ömür boyu ver de,öbür ömrünü dışarda geçirsin adam.
ALAATTİN -- Bunlar senin ömrünün boyunu nerden bilirler de,ömür boyu ceza verirler,anlamam Süleyman abi...Hadi ömür boyu verdin,adam cezasını çekti,çıktı hapishaneden.Nasıl yaşayacak?..Ömrünü hapishanede geçirmiş,dışarı çıkınca yaşayamaz ki..Ömür olmadan yaşayamaz ki insan...
SÜLEYMAN -- ( Koğuşun önünde volta atmaktadır..)
ALAATTİN -- Allahtan,biz adi suçluyuz,adi suçlardan yatıyoruz..
SÜLEYMAN -- Neydi senin suçun?
ALAATTİN -- Birisi bana adilik etti,ben de onun şirketini batırdım...
Senin suçun ne Süleyman abi? Sen ne yaptın?
SÜLEYMAN -- "Sahtecilik..."
ALAATTİN -- Sahtecilik?..
SÜLEYMAN -- Evet..
ALAATTİN -- Ne yaptın? Sahte para mı bastın?
SÜLEYMAN -- Evet..
ALAATTİN -- Peki nasıl yakalandın?
SÜLEYMAN -- Paraların üzerine Atatürk'ün resmini koymayı unutmuşuz...
ALAATTİN -- Olmaz öyle be...Atatürk olmadan olur mu Süleyman abi?
SÜLEYMAN -- Doğru söylüyorsun..Atatürk olmadan olmaz...
( Osman,kahvaltılarla gelir,koğuştaki masanın etrafına otururlar.)
SÜLEYMAN -- Şöyle koy Osman...
OSMAN -- Koyayım Süleyman amca..
SÜLEYMAN -- Bana bak,öyle "koyayım,moyayım" diye konuşma,çakarım tokadı!
OSMAN -- Ayıp ediyon Süleyman amca! Ne dedik şimdi? Sen "şuraya koy" dedin,ben de
koyayım dedim.Senin aklın fesat..
SÜLEYMAN -- Başka laf bulamadın mı söyleyecek?..Hırsız!..
OSMAN -- Ben hırsızım,sen nesin??...Sen niye girdin içeri?
SÜLEYMAN -- Ben senin gibi çapulcu değilim.Benimki "Nitelikli hırsızlık..." Nitelikli dolandırıcılık..Benim niteliğim var,senin neyin var? Sen kendini benimle aynı kefeye mi koyuyorsun?
ALAATTİN -- Hani sen sahte paradan yatıyorum demiştin Süleyman abi?
SÜLEYMAN -- Benimki biraz karışık... ( Bir yandan kahvaltı ediyorlar..)
ALAATTİN -- Nasıl karışık? Dava mı karışık?
SÜLEYMAN -- Yok,suçlar karışık...Biraz ondan,biraz bundan...Biraz hırsızlık,biraz dolandırıcılık..evrakta sahtecilik..hileli iflas..tefecilik..birden çok evlilik...İkiden çok evlilik...
OSMAN -- Süleyman amca tövbe etti ama..Artık sadece cezaevine girmek için suç işliyo.
ALAATTİN -- Nasıl yani?..Cezaevine girmek için mi suç işlersin??
SÜLEYMAN -- Evet...Dışarısı bana göre değil...Dışarıdaki hayatta yaşayamıyorum ben...Alıştım cezaevine...Burası benim evim gibi oldu..Burda düzenli bir hayatım var..Ceza kanununu ezbere biliyorum.Üç senelik,beş senelik suçlar işliyorum,kendimi ihbar edip geliyorum cezaevine,üç beş sene yatıp çıkıyorum,altı ay bi sene dolaşıyorum,sıkılıyorum,sonra yine içeri..
ALAATTİN -- Niye öyle yaparsın Süleyman abi?
SÜLEYMAN -- Niye öyle yapmayayım Alaattin?..Dışarda hayat yok ki..Bakıyorum dışardaki hayata,acayip bir koşturmaca,tuhaf bir telaş.Herkes bişeylerin esiri olmuş,onun peşinden koşuyor.Herkes paranın,malın mülkün esiri olmuş.Herkes,sahip olduğu şeylerle çevirmiş etrafını,koymuş kendisini tam ortasına,kendi hapishanesini yaratmış,kendisini özgür sanıyor..
OSMAN -- Doğru söylüyorsun Süleyman baba..
SÜLEYMAN -- Özgürlük yok ki dışarda...Dışarda,burdakinden daha çok mahkumsun..Zamana mahkumsun,faturalara mahkumsun,ilişkilere mahkumsun,eşine,işine,çocuklarına,arkadaşlarına mahkumsun..Onlara göre bir hayat kuruyorsun kendine..O zaman,o hayat senin olmuyor ki,onların oluyor...
ALAATTİN -- Doğru söylersin Süleyman abi..
SÜLEYMAN -- Valla ben hapishanede,dışardakinden daha özgürüm...Biz mi içerdeyiz,onlar mı dışarda?..Biz mi dışardayız,onlar mı içerde?..Kim daha içerde,kim daha dışarda?..Kim kimin içinde,kim kimin dışında?..Dışardakinin içerisi nedir,içerdekinin dışarısı neresidir?.. Bunlar, cevabı tam olarak bilinmeyen sorular,bilmem anlatabiliyor muyum Alaattin bey kardeşim?..
ALAATTİN -- Valla, hiç bişey anlamadım..Felsefeci gibi konuştun..
OSMAN -- Süleyman amca çok kafalı adamdır Alaattin abi...Okuyan adam başka tabi..
ALAATTİN -- Çok mu okursun Süleyman abi?
SÜLEYMAN -- Çok okurum...Yedi cezaevi bitirdim...Cezaevine ilk girdiğimde okumayı bile bilmezdim.Okumayı cezaevlerinde öğrendim..Burası benim için okul oldu..Yedi cezaevi dolaştım,kütüphanelerinde ne kadar kitap varsa okudum.Kütüphane mezunuyum...İçerde okudum,dışarı çıktığımda okudum,her fırsatta okudum..Hırsızlık yaptığım zaman,bir elimde maymuncuk,evin kapısını açarken,öbür elimde kitap tutar okurdum...Okumanın tadını aldın mı bırakamıyorsun tabi..Giderek daha iyilerini okumaya başlıyorsun.Gittikçe güzelleşen bir yolculuk gibi...Orhan Pamuk'tan,Nazım Hikmet'e..Aziz Nesin'den,Jan Pol Sartır'a..Oradan Franz Kafka'ya...Ondan sonracığıma,Karl Marks'tan,Albert Kamu'ya...Özellikle varoluşçu yazarlar beni çok etkiledi,beni eğittiler,sağolsunlar,varolsunlar...Yazı yazmaya bile başladım..
ALAATTİN -- Valla mı??
SÜLEYMAN -- Albert Kamu'nun katılmadığım bazı fikirleri için bir eleştiri yazısı yazıyorum,bir dergiye göndereceğim..Yalnız,çok fazla eleştirip de,Kamu malına zarar vermek istemiyorum...Öte yandan Marks'ın bazı teorilerine de katılmıyorum.
ALAATTİN -- Valla mı?
SÜLEYMAN -- Ayrıca, Kafka'dan da hiç etkilenmediğimi söyleyebilirim.
ALAATTİN -- Ondan ben de hiç etkilenmedim.
SÜLEYMAN -- Kafka'yı okudun mu?
ALAATTİN -- Yok,okumadım.Onun için etkilenmedim..
OSMAN -- Allah kurtarsın Süleyman amca..
SÜLEYMAN -- Sağol Osman..Allah sizi kurtarsın.Ben,kitaplar sayesinde çoktan kurtuldum,Allah sizi kurtarsın.
ALAATTİN -- Senin suçun ne Osman? Hırsızlık mı?
OSMAN -- Ben kader kurbanıyım..
SÜLEYMAN -- Hadi ordan!.. Kader kurbanıymış...Kader mi dedi sana git hırsızlık yap,dükkanları soy diye?..Herkes kendi kaderini kendisi belirler..Madem suçlu olan kader,o zaman seni salsınlar da,kader gelsin yatsın senin yerine hapishanede...
OSMAN -- Ağır konuştun Süleyman baba...
ALAATTİN -- Süleyman abi doğru söyler be Osman..Bari bu sefer akıllan da çıkınca doğru yolu bul..
OSMAN -- Nerde o doğru yol Alaattin abi? Doğru yol bizim oralardan geçmiyor ki..
SÜLEYMAN -- Sigaran var mı Osman? Bitti mi sigaran?
OSMAN -- Bitti, baba..
SÜLEYMAN -- Git kantine,benim hesabımdan al sigaranı..Bana da kaymaklı pisküvitlerden al bir paket.
OSMAN -- Sağol, baba... ( çıkar )
SÜLEYMAN -- Senin istediğin bişey var mı Alaattin?..Sana da alsın benim hesabımdan,bişey istiyorsan,ikramım olsun.
ALAATTİN -- Yok Süleyman abi,istemem,sağol..Osman'a sen mi bakarsın?
SÜLEYMAN -- Bakarız tabi,niye bakmayalım? Gücümüz yettiği kadar bakarız..Gariptir pezevenk,geleni gideni yok,parası yok.Sigarasını,ufak tefek ihtiyaçlarını alırım,o da kahvaltıyı getirir,ortalığı temiz tutar..Destek oluyoruz birbirimize..Destek olmadan olmaz hapishane...
( Cezaevi müdürü ve Gardiyan,girerler..Müdür önde,gardiyan arkasında...Mahkumlar,müdürü görünce,korku-saygı karışımı bir telaşa kapılırlar...)
SÜLEYMAN -- Müdür geldi, müdür müdür!
ALAATTİN -- Müdür müdür..Müdür müdür!....
( Koşarak Müdürün karşısında yan yana geçerler,başlarını birbirlerine çevirerek sayım yaparlar.)
SÜLEYMAN -- Sağdan say! Bir!
ALAATTİN -- İki!
SÜLEYMAN -- Soldan say!
ALAATTİN -- Bir!
SÜLEYMAN -- İki!....Bir kişi de kantine pisküvit almaya gitti müdür bey,koğuşta eksik yok,üç kişiyiz!
MÜDÜR -- Rahat olun,rahat olun,sayım için gelmedim..Mehmet,sen bu koğuşun sayımını yapmadın mı?
GARDİYAN -- Yaptım müdür bey,tam dört kere saydırdım.
SÜLEYMAN -- Biz de içimizden ona saydırdık.
MÜDÜR -- Efendim? Ne dediniz?
SÜLEYMAN -- Dedim ki efendim,hoşgeldiniz, koğuşumuza,şeref verdiniz.
MÜDÜR -- Sizin adınız Süleyman'dı değil mi?
SÜLEYMAN -- Estağfurullah,siz nasıl uygun görürseniz..
MÜDÜR -- Arkadaşlar,ben,bu cezaevinin müdürüyüm..
SÜLEYMAN -- Biliyoruz efendim.Sizi hiç görmedik ama yürüyüşünüzden müdür olduğunuzu anladık.
( Osman,kantinden gelir,koşarak ötekilerin yanına geçer,yeniden,telaşla,bağırarak sayım yaparlar )
SÜLEYMAN -- Osman geldi!...Sağdan say! Bir!
ALAATTİN -- İki!
OSMAN -- Üç!
SÜLEYMAN -- Soldan say!
OSMAN -- Bir!
ALATTİN -- İki!
SÜLEYMAN -- Üç!....Ortadan say!
ALAATTİN -- Üç!
OSMAN -- Bir!
SÜLEYMAN -- İki!
MÜDÜR -- Yahu,bırakın saymayı!...Görüyorum üç kişi olduğunuzu...
SÜLEYMAN -- Efendim,siz görüyorsunuz da,gardiyan bey görmemiş olabilir diye saydık.
GARDİYAN -- Gardiyan değil,İnfaz koruma memuru!
MÜDÜR -- Arkadaşlar!..
SÜLEYMAN -- Efendik?...Yani,"efendik?" hepimizin adına "efendim?" demek.Buyrun,sizi dinliyoruz.
MÜDÜR -- Arkadaşlar,ben bu cezaevinde yeni birşey yapmak istiyorum...
SÜLEYMAN -- Nasıl yeni bişey?..Cezaevine yeni bir bölüm mü yaptıracaksınız?..Cezaevi yetersiz mi kalıyor? Suçlu sayısı mı arttı?. Valla bu gidişle dışarda kimse kalmayacak,memleket cezaevine döndü..
MÜDÜR -- Hayır,öyle bişey değil Süleyman bey..Ben,cezaevi müdürü olarak,cezaevimde mahkumlar için iyi bir ortam oluşturmaya çalışıyorum..Suçunuz ne olursa olsun,sizler,önce insansınız..Ben,adaletin verdiği cezaya karışmam.Benim görevim,ceza sürenizi insan onuruna yakışır bir şekilde geçirmenizi sağlamak,sizi topluma kazandırmak..
SÜLEYMAN -- Valla müdür bey,toplumun,bizi kazanmak istediğini hiç sanmıyorum.
ALAATTİN -- Boşver Süleyman abi,istemesinler,kendileri kaybeder..
MÜDÜR -- Arkadaşlar,ben cezaevinde bir aktivite gerçekleştirmek istiyorum.
SÜLEYMAN -- Aktivite?
ALAATTİN -- Aktivite??
OSMAN -- Aktivite ne aabi???
MÜDÜR -- Aktivite...Yani,faaliyet.
SÜLEYMAN -- Faaliyet?
ALAATTİN -- Faaliyet??
OSMAN -- Faaliyet ne aabi???
MÜDÜR -- Yani ben,cezaevindeki bütün mahkumlara moral verecek bir şey düşündüm..
SÜLEYMAN -- Tebrik ederiz müdür bey,çok güzel düşünmüşsünüz.
ALAATTİN -- Valla bravo.
OSMAN -- Helal olsun.
MÜDÜR --Yahu,daha ne düşündüğümü söylemedim ki..
SÜLEYMAN -- Olsun..Düşünmüşsünüz...Bu zamanda düşünen insan bulmak çok zor..
MÜDÜR -- Arkadaşlar,ben bu cezaevinde Tiyatro oynatmak istiyorum!..
SÜLEYMAN -- Tiyatro?
ALAATTİN --Tiyatro??
OSMAN -- Tiyatro ne aabi???
MÜDÜR -- Siz tiyatro nedir bilmiyor musunuz?
SÜLEYMAN -- Cık!
ALAATTİN -- I-ı..
OSMAN -- Bilmiyoruz.
MÜDÜR -- Hayatınızda hiç tiyatroya gitmediniz mi??
ALAATTİN -- Ben bi kere önünden geçtim.
OSMAN -- Ben arkasından geçtim.
SÜLEYMAN -- Ben bi sefer gitmiştim müdür bey ama seyretmek nasip olmadı.
MÜDÜR -- Niye?
SÜLEYMAN -- Hanımımla gitmiştik.Tiyatro salonuna girdik,oturduk,tam oyun başlayacakken ışıklar söndü,biz de çıktık..
MÜDÜR -- Sen,elektrikler mi kesildi sandın?
SÜLEYMAN -- Evet...Kesilmemiş mi??
MÜDÜR -- Yok yahu..Oyun başlarken salonun ışıkları söner..Daha sonra sahnenin ışıkları yanar,oyun başlar.
SÜLEYMAN -- Salonun ışıkları niye sönüyor ?
MÜDÜR -- Çünkü,sahnedeki oyuncuların dikkatleri dağılmasın diye..
SÜLEYMAN -- Yani seyirciler,sahnedeki oyuncuların dikkatini mi dağıtıyor?
MÜDÜR -- Evet..Salonun ışıkları açık olursa,oyuncular kendilerini oyuna veremezler,dikkatleri dağılır.
SÜLEYMAN -- O zaman biz hiç gitmeyelim tiyatroya,oyuncuların dikkati dağılmasın...Ulan bu sanatçılar var ya bu sanatçılar?..Ulan bunlar var ya bunlar?..Göya sanatçının görevi halkı aydınlatmak ama halk malk umurlarında değil.Baksanıza halkın oturduğu salonun ışıklarını söndürüp,kendi ışıklarını yakıyorlar..
ALAATTİN -- Doğru söylüyorsun Süleyman abi,onların derdi kendilerini aydınlatmak.Seyirci salonda karanlıkta kalmış umurlarında mı?.
MÜDÜR -- Arkadaşlar...Ben,cezaevinde bir tiyatro oyunu sergiletmek istiyorum..
SÜLEYMAN -- Valla çok güzel olur müdür bey,biz de gelir seyrederiz,vakit geçer.
MÜDÜR -- Ama bu tiyatro oyununu mahkumlar sergileyecek.
SÜLEYMAN -- Hangi mahkumlar?..Bu cezaevinde yatan tiyatrocu mahkumlar mı var?
MÜDÜR -- Hayır..Tiyatro oyununu siz sergileyeceksiniz!
SÜLEYMAN -- Biz??
MÜDÜR -- Evet..
SÜLEYMAN -- Biz?..Ben?..Alaattin?..Osman??...
MÜDÜR -- Evet...Bu işe daha uygun sizden başka kimse yok cezaevinde..En uygun sizsiniz,yapacağınıza da inanıyorum..
SÜLEYMAN -- Biz tiyatro oynayacağız??
MÜDÜR -- Evet..
SÜLEYMAN --Burda??
MÜDÜR -- Evet.
SÜLEYMAN -- Cezaevinde??
MÜDÜR -- Evet.
SÜLEYMAN -- Kime oynayacağız?
MÜDÜR -- Mahkumlara.
SÜLEYMAN -- Biz???
MÜDÜR -- Evet..
SÜLEYMAN -- Ben?...Alaattin?...Osman???
MÜDÜR -- Evet..
SÜLEYMAN -- Şaka yapıyorsunuz??
MÜDÜR -- Hayır,şaka yapmıyorum.
SÜLEYMAN -- Biz,tiyatro oynayacağız?
MÜDÜR -- Evet..
SÜLEYMAN -- Ben hayatımda bir kere tiyatroya gitmişim,onu da seyretmeden çıkmışım...Alaattin,bir kere tiyatronun önünden geçmiş,Osman,arkasından dolaşmış,siz bize tiyatro oyunu oynatacaksınız??...
MÜDÜR -- Evet..
SÜLEYMAN -- Bunu bize yapmayın müdür bey..Benim beş senem kaldı,bi beş sene daha yatayım,bunu bize yapmayın!..
MÜDÜR -- Yahu,tiyatro korkulacak bişey değil...Tiyatro çok güzel bişey.İnsanın ruhunu geliştirir.
SÜLEYMAN -- Yok,sağolun müdür bey,biz ruhumuzdan memnunuz..
MÜDÜR -- Tiyatro, insanın ufkunu açar.
SÜLEYMAN -- Sağolun müdür bey,bizim ufkumuz bize yeter.
MÜDÜR -- Ben size öğreteceğim,ben size yardımcı olacağım..Daha önce görev yaptığım cezaevlerinde de mahkumlardan tiyatro gurupları kurdum,cezaevinde oyunlar sergilediler,çok da başarılı oldular.Sizi ben çalıştıracağım.Başaracaksınız.Ben size inanıyorum.
ALAATTİN -- Ama biz kendimize inanmıyoruz müdür bey,bizden bi b.k olmaz.
MÜDÜR -- Öyle demeyin arkadaşlar,Tiyatro eğlenceli bir şeydir..Çalışırken,prova yaparken vakit geçer..Sonra,turneye çıkarsınız,memleketi dolaşır,başka cezaevlerinde de oynarsınız..Bu işi severseniz,cezanız bitince tiyatrocu olursunuz,hayatın ne getireceğini bilemezsiniz..
SÜLEYMAN -- Yok yok,bizden tiyatrocu olmaz müdür bey.Hele bu Osman'dan hiç olmaz.Hırsız bu.Burdan çıkınca tiyatrocu olursa,kostümleri,dekorları çalar bu..Olmaz müdür bey,Alaattin arkadaşımızın da az önce belirttiği gibi,bizden bi b.k olmaz..
MÜDÜR -- Eğer kabul ederseniz...Eğer tiyatro oyunu hazırlayıp sergilerseniz...Koşullarınızda iyi yönde bazı değişiklikler yaparım!..
SÜLEYMAN -- Koşullarımızda bazı değişiklikler??
MÜDÜR -- Evet..
SÜLEYMAN -- Ne gibi yani? Nasıl değişiklikler?
MÜDÜR -- Mesela ziyaret saatinizi artırırım..Ziyaretçi sayınızı artırırım.
ALAATTİN -- Valla ziyaretçi sayısını arttırırsanız çok iyi olur müdür bey.Bizi burda sadece birinci dereceden yakınlarımız ziyaret edebiliyor.Halbuki benim ikinci,üçüncü,dördüncü,beşinci,altıncı,yedinci derecelerden de görmek istediğim insanlar var.Mesela benim beşinci derecede bi arkadaşım var,onunla,derece ötesi bi samimiyetimiz var.Geçen ay dilekçe yazdım,onu birinci dereceye aldırabilir miyiz diye,hala cevap gelmedi.
SÜLEYMAN -- Valla müdür bey,böyle bişey yaparsanız çok güzel olur.
ALAATTİN -- Harika olur!
OSMAN -- Olsa da olur,olmasa da olur.
ALAATTİN -- Ziyaretçi sayısı artarsa iyi olmaz mı,niye öyle dersin be Osman?
OSMAN -- Beni ziyarete gelen kimse yok ki Alattin abi.
ALAATTİN -- Kimse gelmez mi seni ziyarete?
OSMAN -- Yok.Kimse gelmiyo..
ALAATTİN -- Niye kimse gelmez be Osman?..Sen mi dedin gelmeyin diye?
OSMAN -- Yok,demedim ama gelmiyorlar işte.Hırsızım,suçluyum,mahkumum diye sildiler,unuttular beni şerefsizler..Ben mi istedim hırsız olmayı?
ALAATTİN -- Sen mi istedin?
OSMAN -- Ben istedim..
ALAATTİN -- Allah sabır versin Osman.Hapishanede ziyaretçi olmadan olmaz.İnsan burda düşmanını bile özlüyor..Sen merak etme..Ziyaretçi sayısı artarsa,ben,benim ziyaretçilerin birazını sana veririm.
SÜLEYMAN -- İki tane de ben veririm.
MÜDÜR -- Havalandırma saatlerinizi de arttırırım...Siz şimdi avlu'ya, havalandırmaya çıkıyorsunuz,volta atıyorsunuz ya..Sizin için özel "volta yolları" yaptırırım.Bi gidiş,bi geliş..Rahat rahat volta atarsınız,kimse voltanızı kesmez..
ALAATTİN -- Valla çok iyi olur..Geçen gün yanlışlıklan birinin voltasını kestim,adam beni tuvalette şişlemeye kalktı.
OSMAN -- Cezaevinde volta kesmek ağır suçtur Alattin ağbi..
MÜDÜR -- Ayrıca,"Eş ziyaretleri"ni de arttırırım..
SÜLEYMAN -- Eş ziyareti??
MÜDÜR -- Hani var ya canım bizim bir "Pembe odamız?.." Üç ayda bir eşleriniz ziyarete geliyor,giriyorsunuz pembe odaya...Hormonlar havada uçuşuyor..Testosteron..progesteron..Charlize Theron...Alaattin,senin eşin hamileydi,doğum yaptı mı?
ALAATTİN -- Yaptı müdür bey,bi kızımız oldu.
MÜDÜR -- Alaattin'in eşi pembe odada hamile kaldı.Pembe oda uğurlu geldi Alaattine..Kızınızın adını ne koydunuz?
ALAATTİN --" Pembe" koyduk...İlk çocuğumuz da,hastaneye giderken taksi'de dünyaya gelmişti,onun adını da "Taksi" koymuştuk.
SÜLEYMAN -- Oğlunun adını "Taksi" mi koydun Alaattin?
ALAATTİN -- Yok be,şaka yaparım..Taksi diye isim mi olur? Taksi koymadık ama ona yakın olsun diye "Tahsin" koyduk..
MÜDÜR -- Evet,ne diyorsunuz,anlaştık mı?
SÜLEYMAN -- Valla bu pembe oda işi güzel olur müdür bey...Gerçi eş ziyaret saatini uzatsanız da bişey farketmiyor,bizim "ziyaret süremiz" belli.Üç dakka,bilemedin beş dakka..
MÜDÜR -- Olsun canım,siz de oturur sohbet edersiniz.Ben size güzel yemekler de gönderirim..Ne diyorsunuz,kabul mü?
SÜLEYMAN -- Peki müdür bey,siz,bizim cezalarda da indirim yapabilir misiniz?..Benim beş senem kaldı,bu sefer çok daraldım,biz bu tiyatroyu oynayalım,siz benim şu cezayı silin,ben bi altı ay,bi sene dışarda dolaşayım,sonra bi suç işler yine gelirim.
MÜDÜR -- Yok Süleyman,benim o konuda yetkim yok.Benim,sizin için yapabileceklerim sınırlı.Cezanız ne kadarsa,o kadar yatacaksınız ama bunu eğlenceli hale getirebilirsiniz.Tiyatro,eğlencelidir.Sizi zihnen zenginleştirir.Hem güldürür,hem düşündürür.
SÜLEYMAN -- Yok,biz,düşünmek istemiyoruz,düşününce moralimiz bozuluyor.
ALAATTİN -- Düşünceli bir tiyatro olmasın müdür bey,düşüncesiz bir tiyatro oynayalım,düşününce,benim saçlarım dökülüyo..
MÜDÜR -- Kabul ediyor musunuz?
SÜLEYMAN -- Ettik gitti..
MÜDÜR -- Siz de var mısınız arkadaşlar?
ALAATTİN -- Varız müdür bey.Süleyman abi kabul ettiyse,biz de varız.Süleyman abi,koğuş mümessili,o ne derse,o olur.
MÜDÜR -- Harika...Hiç merak etmeyin,çok güzel olacak..Ben iyi bir tiyatroseverim,tiyatrodan azbuçuk anlarım,sizi ben çalıştıracağım,merak etmeyin,emin ellerdesiniz..
SÜLEYMAN -- Peki ne oynayacağız müdür bey? Hangi oyunu oynayacağız?
MÜDÜR -- "Vilyam Şekspir"in bir oyununu oynayacağız...Ver bakayım kitabı Mehmet..
( Gardiyan,elindeki çantadan oyunun kitabını çıkarır,müdüre verir )
MÜDÜR -- İşte oyun bu..Bunu oynayacağız.. ( Oyunun kitabını Süleymana verir)
( Süleyman,kitabı alır,kitabın kapağında,en üstte yazan,yazarının," William Shakespeare " in adını okumaya çalışır.)
SÜLEYMAN -- " Vil...Villi..Villi..am.....Villiam.. Saha..kes..pare..."
MÜDÜR -- Öyle okunmaz Süleyman..Koskoca Şekspir'in adını Şekerpare diye okuyorsun.."Vilyam Şekspir" diye okunur.O okumaya çalıştığın,oyunun yazarı.Vilyam Şekspir.
SÜLEYMAN -- "Vilyam Şeksipir"
MÜDÜR -- Şeksipir değil,Şekspir...Yazarın isminin altında yazan da oyunun adı.
SÜLEYMAN -- Bu oyunu mu oynayacağız?
MÜDÜR -- Evet.
ALAATTİN -- Okusana oyunun adını Süleyman abi,hangi oyunu oynayacak mışız?
SÜLEYMAN -- Okuyorum...Oynayacağımız oyunun adı..: "ROMEO VE JÜLYET..."
MÜDÜR -- Nasıl?..Sizin için seçtiğim oyunu beğendiniz mi?..
SÜLEYMAN -- Nasıl bir oyun olduğunu bilmiyoruz ki müdür bey..Güzel bir oyun mu?
MÜDÜR -- Çok güzel bir oyun..Harika bir oyun.Şekspir'in dehası..
SÜLEYMAN -- Dahası da mı var? Kaç tane oyun oynayacağız?
MÜDÜR -- Hayır,"dahası" demedim,"dehası" dedim...
ALAATTİN -- Ben biliyorum o oyunu.Duymuştum biyerden."Romeo ve Jülvern..Denizler altında kırk bin fersah.." Kırk bin miydi,elli bin miydi,o kısmını tam hatırlamıyorum..
MÜDÜR -- Romeo ve Jülvern değil,Romeo ve Jülyet..
SÜLEYMAN -- Bu oyunu mu oynayacağız müdür bey?
MÜDÜR -- Evet,bu oyunu oynayacağız..Bu oyun,Şekspir'in en önemli oyunlarından biridir.Tam bir klasiktir!
( Bir an bir sessizlik olur.)
SÜLEYMAN - Ayıp oluyor ama müdür bey...
MÜDÜR -- Ne ayıp oluyor??
SÜLEYMAN -- Şurda sanatsal bir proje üzerinde güzel güzel konuşuyoruz,niye küfür ediyon ki?..
MÜDÜR -- Ne küfürü?...Ne diyorsun sen Süleyman??
GARDİYAN -- Müdür bey,siz,oyun için "klasiktir!" dediniz ya,galiba sizi yanlış anladılar...
MÜDÜR -- Haa...Siz klasik ne demektir bilmiyorsunuz...Klasik demek,popüler kültürde doğan ama zamanını aşan,yıpranmayan,eskimeyen,değerini yitirmeyen şey demektir...Romeo ve Jülyet oyunu da öyledir...On altıncı yüzyılda yazılmış ama günümüzde bile hala ilgi gören,oynanan,çok sevilen bir oyundur...Çok büyük bir klasiktir,git bunu dünyanın neresinde oynarsan oyna,ayakta alkışlanırsın..
( Yine bir sessizlik olur.)
SÜLEYMAN -- Müdür bey çok ayıp oluyor ama..Size hiç yakıştıramadım...
MÜDÜR -- Yahu,sen ne diyorsun Süleyman?.Ne ayıbı? Sen neyden bahsediyorsun??
SÜLEYMAN -- Olmuyor ama müdür bey,bizim de bi onurumuz var,öyle "sktir git,miktir git?.." Olmuyo böyle...
MÜDÜR -- Allah Allaah...Yahu Süleyman,sen ne saçmalıyorsun? Ben size oyunu anlatıyorum..Romeo ve Jülyet..Yazarı Şekspir...Edebiyat tarihinin en önemli şair ve oyun yazarlarından biridir..Şekspir,sadece eserleriyle değil,ismiyle de çok büyük bir klasiktir git inanmıyorsan kütüphanede araştır!
SÜLEYMAN -- AAAA!..AAAA!...Yok ben oynamam bu oyunu...Siz bizimle dalga geçiyorsunuz,kafa buluyorsunuz..
GARDİYAN -- Müdür bey,isterseniz oyunu daha fazla anlatmaktan vazgeçin,ben bile nerdeyse yanlış anlayacağım..
MÜDÜR -- Tamam mı,anlaştık mı? Bu oyunu oynuyoruz..
SÜLEYMAN -- Tamam,anlaştık..Kaç kişi var oyunda?..( Oyun kitabının üzerindeki isimleri sayar) Vilyam bir..Şekspir iki..Romeo üç..Jülyet dört...Dört kişi..
MÜDÜR -- Yok yok,Vilyam Şekspir,oyunun yazarı,oyunda o yok..Romeo var,Jülyet var,başka karakterler de var..Gerekirse bir kişi, iki farklı rolü oynar..Siz önce oyunu okuyun,oyuna ısının,yarın da çalışmaya başlarız..Ben size oyunun metinlerini de vereyim..Üç kopya yaptırdım sizin için..Ver oğlum oyun metinlerini!
GARDİYAN -- ( Çantadan üç kopya oyun metinlerini çıkarır verir)
MÜDÜR -- Alın bakalım,her birinize bir kopya...Önce güzelce birkaç sefer okuyun,oyunun havasına girmeye çalışın,sonra da birlikte başlarız çalışmaya..Göreyim sizi,benim yüzümü kara çıkarmayın..
SÜLEYMAN -- Çıkarmayız müdür bey...Sizin yüzünüzü de,Şekspir'in yüzünü de kara çıkarmayız,merak etmeyin siz,yaparız evelallah....
( Müdür ve Gardiyan,çıkarlar...Mahkumlar,ellerinde oyunun tekstleri,öylece kalırlar.)
ALAATTİN -- Tamam,ben şimdi hatırladım be ya..
OSMAN -- Neyi hatırladın Alattin abi?
ALAATTİN -- "Denizler altında elli bin fersah" demiştim ya..Elli bin değil o be...Otuzbin!.......
SÜLEYMAN -- Otuz bin daha mantıklı..Elli bin bana da çok geldiydi zaten.............
( BİRİNCİ TABLO'NUN SONU )
------------------------
( İKİNCİ TABLO )
( Süleyman,elinde Romeo-Jülyet oyununun kitabı....Kitaba bakarak... )
SÜLEYMAN -- Romeo ve Jülyet....Müdür bey,iyi bir oyun seçmiş..Romeo-Jülyet,çok iyi bir oyundur..İki kere seyrettim bu oyunu,hem yurt içinde,hem yurt dışında..
OSMAN -- Süleyman amca,sen yurt dışına da mı gittin?
SÜLEYMAN -- Yok,öyle yurt dışı değil..Üniversitede okurken Yurtta kalıyordum...Yurtta kalanlar,kendi aralarında Yurt'ta oynadılar bu oyunu..Sonra bi kere de "Yurt" dışında bi tiyatroya gittik,seyrettik.
ALAATTİN -- Sen, Üniversiteye de mi gittin??
SÜLEYMAN -- Neden şaşırdın?..Üniversite mezunu tek hırsız ben miyim?....Üniversitede ahlak diploması vermiyorlar...Herkes, kendi ahlakından mezun olur..
OSMAN -- Hani sen tiyatrodan anlamam dedin Süleyman amca? Tiyatroya da gitmişin?
SÜLEYMAN -- Yok yok,anlarım tiyatrodan...Cezalarımızda indirim yaptırmak için zora koştum,öyle dedim...Cezalarda ikişer sene indirim yaptırabilseydik iyi olacaktı..Yetkisi yokmuş...
Ne olacak ikişer sene indirsen?...Oyun iki perde olsa,perde başına bir sene indirse?...
ALAATTİN -- Olsun Süleyman abi,Müdür beyin yaptığı kıyaklar da fena değil..Oyunu oynarsak
havalandırma saatleri uzayacak,ziyaretçi sayımız artacak,Pembe odada karılarımızlan daha çok vakit geçireceğiz,iyi değil mi bunlar?.
SÜLEYMAN -- İyidir iyidir,hiç yoktan iyidir..Peki sen Osman?..Sen,müdür bey'in kıyaklarını beğenmedin galiba?.Pembe odaya sevinmedin mi?.Yok mu senin sevgilin?.
OSMAN -- Oturduğumuz mahallede biri vardı..Ama taşınıp gittiler..
SÜLEYMAN -- İnanmıyorum!..Senin sevgilin mi vardı??
OSMAN -- Olamaz mı??..Ayıp ediyon Süleyman amca..
SÜLEYMAN -- Bişey demedim canım,olabilir tabi,neler oluyo hayatta....Adı neydi?
OSMAN -- "Hüseyin..."
SÜLEYMAN -- Yok,ben,sevdiğin kızın adını sordum.
OSMAN -- Kız değildi...
SÜLEYMAN -- Nasıl yani kız değildi??.. ( Alaattinle birbirlerine bakarlar) HAAAA.....Sen onu diyosunn...Onun için sen Pembe odayla hiç ilgilenmedin?....Sana "Mavi oda" lazım...
Kusura bakma Osman,bizim cezaevleri henüz o konuya hazır değil,bi yüzelli sene daha beklemen lazım.
OSMAN -- Bekleriz abi,acelemiz yok..
SÜLEYMAN -- Yüzelli sene diyorum Osman,yüzelli sene!.
OSMAN -- Yüzelli sene kaç sene oluyo?..
SÜLEYMAN -- Sen kaça kadar sayabiliyorsun??
OSMAN -- Sayıyoruz işte kafamıza göre...
ALAATTİN -- Süleyman abi,nasıl bi oyun bu oynayacağımız oyun,Romeyo mudur ne karın ağrısıdır?
( Süleyman,elindeki oyunun kitabının arkasını çevirir,arkadaki,kısa,bilgilendirici yazıyı okur )
SÜLEYMAN -- Size kitabın arkasını okuyayım,bakalım ne yazıyor?..." On altıncı yüzyılda yazılmış olmasına rağmen,aradan geçen asırlar,Romeo ve Jülyet'in ölümsüz aşkını eskitememiş,aksine,parlaklığını gün geçtikçe artırmıştır...."
ALAATTİN -- Aşk hikayesi midir bu be ya?..
SÜLEYMAN -- Evet...Ölümsüz bir aşk hikayesi.
ALAATTİN -- Sonunda ne oluyor?
SÜLEYMAN -- Ölüyorlar...
OSMAN -- Ben anlamadım şimdi Süleyman amca..Hem "ölümsüz" diyorsun,hem "ölüyorlar" diyorsun,ölüyolar mı,ölmüyolar mı,ne oluyo orda,ben anlamadım Süleyman baba?...
SÜLEYMAN -- Osman?
OSMAN -- Buyur baba?
SÜLEYMAN -- Sen var ya...Anlamadığın zaman çok tatlı oluyorsun!...
OSMAN -- Eyvallah baba...
SÜLEYMAN -- Biz sana anlatırız merak etme,sen böyle şeyleri kafana takma..
ALAATTİN -- Ben sana anlatayım Osman..Romeyo ilen Jülyet ölüyorlar ama aşkları yaşıyor...Eğer onlar yaşasaydı,aşkları ölecekti...Demek ki,İkisi birarada olmuyor..
SÜLEYMAN -- Doğru söylüyorsun.Eğer Romeo'yla Jülyet,kavuşup evlenselerdi,o büyük aşk,iki sene sürmezdi...Biz de aşık olup evlendik,ne oldu??...Hergün kavga,her gün kavga..."Süleyman nerdesin bu saate kadar!?" "Arıyorum arıyorum,niye açmıyorsun Süleyman!?.." "Süleyman Allah cezanı vermesin,ayakkabılarınla girme demedim mi ben sana!?.." "Süleyman,bugün pazar,karı gibi oturma evde,defol git nereye gideceksen!?.." Süleyman aşağı,Süleyman yukarı..Süleyman oraya,Süleyman buraya!...Süleyman kadar taş düşsün başına!..Cezaevine düştüm de rahat ettim kuran çarpsın!..
ALAATTİN -- Süleyman abi be..Sen bu oyuna aşk hikayesi dersin?.
SÜLEYMAN -- Evet,doğru,çok güzel bir aşk hikayesi.
ALAATTİN -- Orasını anlarım da,aşk hikayesi kadınlan erkeğin arasında geçmez mi be?.
SÜLEYMAN -- Evet...Bu da öyle zaten..Romeo erkek,Jülyet kadın.Ayrıca oyunda başka kadın karakterler de var..
SÜLEYMAN -- Peki bu nasıl olacak be?..Kadınları kim oynayacak?..Müdür bey,oyunda oynasınlar diye,kadın hapishanesinden kadın mahkum mu getirecek?
SÜLEYMAN -- Yok..Biz karı kılığına girip oynayacağız...Tabi öyle olacak...oyunda kaç tane kadın karakter varsa,müdür hepsini,senin de dediğin gibi,kadın hapishanesinden getirecek...
ALAATTİN -- Düşünsene Süleyman abi,biz karı kılığına girip oynuyor muşuz...( Gülerler..)
SÜLEYMAN -- Senden de güzel Jülyet olur haa...Ben de Jülyet'in anasını oynarım..Osman da evin hizmetçisini oynar.Hepimiz böyle,fırıldaklı fırıldaklı,rengarenk karı kıyafetleri giyeriz..( Güler.)
ALAATTİN -- Aman Süleyman abi,ağzından yel alsın.Şakası bile ürkütücü..Ben hayatta giremem kadın kılığına..
SÜLEYMAN -- Yok oğlum korkma,olur mu öyle şey?.Merak etme,karıları müdür bey ayarlayacak.
( Müdür ve Gardiyan,girerler...Mahkumlar,müdürü görünce,panik halinde toparlanırlar,karşısında yanyana dizilirler,sayım yaparlar.)
SÜLEYMAN -- Müdür geldi,müdür müdür!... Sağdan say!.Bir!
ALAATTİN -- İki!
OSMAN -- Üç!
SÜLEYMAN -- Soldan say!
OSMAN -- Bir!
ALATTİN -- İki!
SÜLEYMAN -- Üç!..Fazıl Say!
ALAATTİN -- Üç!
OSMAN -- Bir!
SÜLEYMAN -- İki!
MÜDÜR -- Arkadaşlar,ne yapıyorsunuz?...Beni her gördüğünüzde sayım yapmayı bırakın.Sayım yapmak için gelmedim.Mehmet,sen bu sabah sayım almadın mı?
GARDİYAN -- Aldım müdür bey,dört kere saydım.
MÜDÜR -- Her seferinde üç mü çıktı?
GARDİYAN -- Üç çıktı.
MÜDÜR -- Doğrudur o zaman..Sabah sayım yapılmış,bi daha niye sayıyorsunuz?
SÜLEYMAN -- Olsun müdür bey,bu da bizden olsun.
MÜDÜR -- Ne yaptınız,baktınız mı oyuna? Isınabildiniz mi oyuna?
SÜLEYMAN -- Müdür bey,karılar nerde?
MÜDÜR -- Ne karısı?
SÜLEYMAN -- Karılar,karılar...Bize karı getirmeyecek misiniz??
MÜDÜR -- Ne diyorsun sen Süleyman,pezevenk miyim ben,ne karısı??
SÜLEYMAN -- Müdür bey,yanlış anladınız,oynayacağımız oyunda kadınlar da var ya? Kadın karakterler?..
MÜDÜR -- Evet?.Ne olmuş onlara?
SÜLEYMAN -- Onları kim oynayacak?.Kadın rollerini oynamak için,kadın hapishanesinden kadın mahkum getirmeyecek misiniz??
MÜDÜR -- Kadın hapishanesinden kadın getireceğim,siz onlarla birlikte burada prova yapacaksınız??
SÜLEYMAN -- Evet..
MÜDÜR -- İsterseniz provaları Pembe odaya alalım,pembe odada çalışın..Ne kadını Süleyman,kadın madın gelmeyecek buraya.
SÜLEYMAN -- Peki,oyundaki kadınları kim oynayacak?
MÜDÜR -- Siz oynayacaksınız!
( Müdürün şaka yaptığını sanıp,kahkaha atarlar )
SÜLEYMAN -- Valla çok şakacısınız müdür bey...Hakkaten,karılar nerde?..Yoldalar mı? Geliyorlar mı??
MÜDÜR -- Süleyman!.Kadın gelmeyecek!.Oyundaki bütün rolleri siz oynayacaksınız..Kadın karakterleri de kadın kıyafetleri giyip,siz oynayacaksınız!!
SÜLEYMAN -- Kadın kıyafetleri giyip,biz oynayacağız??
MÜDÜR -- Evet.
SÜLEYMAN -- Biz,kadın kıyafeti giyeceğiz?
MÜDÜR -- Evet..
SÜLEYMAN -- Müdür bey,tamam,şaka yaptınız,güldük,uzatmayın artık,karılar nerde?
ALAATTİN -- Süleyman abi,müdür bey şaka yapmıyor galiba...
SÜLEYMAN -- Siz ciddi misiniz müdür bey??
MÜDÜR -- Son derece ciddiyim..Bunda şaşıracak bir şey yok.Bu,gayet doğal bir şey.Tiyatro sahnesinde herşey olabilir.Kadınlar,erkek kılığına girebilir,erkekler,kadın kılığına girebilir,daha güzel,daha eğlenceli olur.Böyle şeyler,tiyatroya görsel zenginlik,lezzet katar..
SÜLEYMAN -- Biz,kadın kıyafeti giyip sahneye çıkacağız??
MÜDÜR -- Evet.
SÜLEYMAN -- Burda?.. Cezaevinde??
MÜDÜR -- Evet.
SÜLEYMAN -- Binbeşyüz tane erkek mahkumun karşısına kadın kıyafetleriyle çıkacağız??
MÜDÜR -- Evet.
SÜLEYMAN -- Peki,oyun bittikten sonra ne olacak? Başımıza bi iş gelmesin??
MÜDÜR -- Bişey olmaz..Siz,sanat yapacaksınız..Seyirciyi sanatla terbiye edeceksiniz.Sanatla beslenen insanlar,yanlış düşüncelere,yanlış fikirlere kapılmazlar.
SÜLEYMAN -- Olmaz müdür bey,mümkün değil.
ALATTİN -- Kusura bakmayın müdür bey,biz karı kılığına falan giremeyiz.
SÜLEYMAN -- Hayatta olmaz..Herşey olur,bu olmaz...Ben karı kılığına girmem..Zaten erkek olmakta zorlanıyoruz,bir de karı olamayız,kusura bakmayın.
OSMAN -- Süleyman amca,ben şimdi anlamadım,ne oluyo şimdi,müdür bey ne istiyo bizden?..
SÜLEYMAN -- Sen kafanı yorma Osman,biz sana durumu daha sonra senin anlayabileceğin bir dille anlatacağız...Müdür bey,kusura bakmayın,bu iş olmaz,bu iş yatar.
ALAATTİN -- Yapamayız müdür bey,hayatta olmaz.
MÜDÜR -- Demek,yapamayız diyorsunuz?...
SÜLEYMAN -- Yapamayız..kusur bakmayın.Başka bişey olsa,başımızla beraber ama bu olmaz,biz kadın olamayız.
MÜDÜR -- Neden kadınlardan bu kadar çok korkuyorsunuz??..Neden,kadın deyince tüyleriniz diken diken oluyor?.Sizin kızınız,kızkardeşiniz,anneniz,kadın değil mi??
ALAATTİN -- Değil müdür bey,onlar kadın değil..Benim annem kadın değil.
MÜDÜR -- Nasıl senin annen kadın değil? O ne demek Alaattin?
ALAATTİN -- Benim annem kadın değil.Benim annem,"Anne.."..Onlar başka..Onlar aile..
MÜDÜR -- Siz şimdi bu oyunu oynamak istemiyor musunuz??
SÜLEYMAN -- İstemiyoruz... ( Başını iki yana sallayarak )
ALAATTİN -- İstemiyoruz...
OSMAN -- İstemiyoruz...
MÜDÜR -- Yani benim isteğimi geri çeviriyorsunuz?
SÜLEYMAN -- Çeviriyoruz... ( Başını iki yana sallayarak )
ALAATTİN -- Çeviriyoruz...
OSMAN -- Çeviriyoruz...Ne çeviriyoruz Alattin abi?
MÜDÜR -- Oynamayacaksınız yani??
SÜLEYMAN -- Oynamayacağız...Oyun zaten çok zor,bir de kadın kılığına gir?...Yapamayız...Cezalarımızdan ikişer sene indirseniz bile yapamayız...
MÜDÜR -- Ceza indirimini unut Süleyman.Cezalarınızda indirim yapamam.
SÜLEYMAN -- Bir sene indirin?
MÜDÜR -- Olmaz,yetkim yok.
SÜLEYMAN -- Altı ay??
MÜDÜR -- Hayır!
SÜLEYMAN -- Üç ay??
MÜDÜR -- Mümkün değil.
SÜLEYMAN -- Bir ay?..
MÜDÜR -- Yapamam.
SLEYMAN -- Bir hafta?
MÜDÜR -- Olmaz.
SÜLEYMAN -- Cezaevinin dışına çıkıp,bi dolaşıp gelelim??
MÜDÜR -- Hayır.
SÜLEYMAN -- Ama yaani,biz yapıcı olmak için elimizden geleni yapıyoruz ama siz hiç gayret göstermiyorsunuz müdür bey..Bu şartlarda kusura bakmayın,biz bu oyunu oynayamayız.
MÜDÜR -- Oynayamazsınız??
SÜLEYMAN -- Evet..
MÜDÜR -- Oynamak istemiyorsunuz??
SÜLEYMAN -- İstemiyoruz.
MÜDÜR -- Ben size,bu oyunu oynarsanız,sizin için yapabileceklerimi söylemiştim değil mi?
ALAATTİN -- Söylemiştiniz müdür bey..Ziyaretçi sayısını,ziyaret saatlerini,havalandırma saatlerini artıracaktınız,pembe odada karılarımızlan daha çok vakit geçirecektik..
MÜDÜR -- Peki,benim isteğimi geri çevirip,bu oyunu oynamak istemezseniz neler yapacağımı söylemiş miydim??
ALAATTİN -- Hayır,onu söylemediniz..
MÜDÜR -- Söyleyeyim mi?.Duymak ister misiniz??
SÜLEYMAN -- Duymasak daha mı iyi olur acaba?...
MÜDÜR -- Yok yok,duyun duyun!..Cezaevi müdürüne karşı gelmenin size neye mal olacağını duyun bence..Hayır yani,bilgi olsun diye söylüyorum,aklınızın bi köşesinde bulunsun...Siz günde kaç kere havalandırmaya çıkıyorsunuz??
SÜLEYMAN -- İki sefer çıkıyoruz..Sabah on'la oniki,öğleden sonra iki ile dört arası..Neden sordunuz?
MÜDÜR -- Yani günde iki sefer mi çıkıyorsunuz havalandırmaya?
SÜLEYMAN -- Evet..?
MÜDÜR -- Hem de ikişer saat??
SÜLEYMAN -- Evet..
MÜDÜR -- OHAA!...Ne yapıyorsunuz o kadar havayı???...Ben bile günde o kadar hava almıyorum...Günde iki sefer,ikişer saat havalandırma,çok..Herşeyin fazlası zarar.Fazla hava, ciğeri bozar.Havalandırma saatlerini günde bir sefer,bir saate düşürelim de,ciğerleriniz zarar görmesin.
SÜLEYMAN -- Yapmayın müdür bey,oksijenimizle oynamayın.
MÜDÜR -- Haa,bak,iyi oldu hatırlattığın..Siz bu koğuşta üç kişi mi kalıyorsunuz?
ALAATTİN -- Üç kişi kalıyoruz müdür bey.
MÜDÜR -- OHAA!...Otel mi burası?..Ne bu rahatlık?.Başka koğuşlar tıkış tıkış,siz burda üç kişi kalıyorsunuz..Siz burayı babanızın hapishanesi mi sandınız?...Mehmet,bu koğuşa iki ranza daha atıp,sekiz kişi daha getirelim,ranzalarda ikişer ikişer yatsınlar,soğuk gecelerde birbirlerine sarılarak uyur,birbirlerini sıcak tutarlar.
GARDİYAN -- Başüstüne müdür bey..
ALAATTİN -- Yapmayın müdür bey,üç kişi zaten zor sığarız koğuşa...
MÜDÜR -- Bak,iyi oldu hatırlattığın..Şu Pembe odayı da tadilata sokalım..Mehmet,pembe odanın tadilat işi ne kadar sürer sence?
GARDİYAN -- Çok uzun sürer müdür bey..Baya uzun sürer.
MÜDÜR -- Siz de böylece maalesef, baya uzunca bir süre eşlerinizle değil,kendinizle buluşursunuz.
SÜLEYMAN -- Tamam müdür bey..Anladık..Anladık...Ne demek istediğinizi anladık..Tamam,kabul ediyoruz,oyunu oynayacağız...
MÜDÜR -- Gerçekten mi??
SÜLEYMAN -- Evet,kabul ediyoruz,oynayacağız..
MÜDÜR -- Çok teşekkür ederim...Beni kırmayıp,ricamı kabul ettiğiniz için,size gerçekten teşekkür ederim...Birlikte başaracağız bunu..Harika bir oyun sergileyeceğiz..( Oyunun kitabını Süleymanın elinden alır) Vilyam Şekspir..Romeo ve Jülyet...Ben şahsen çok heyecanlıyım..
SÜLEYMAN -- Evet,biz de baya heyecanlıyız..
MÜDÜR -- Olağanüstü bir yazar..Olağanüstü bir eser..Çok sanatsal,çok şiirsel..Bakın şimdi size oyunun herhangi bir yerinden,rastgele bir bölüm okuyacağım,eminim,siz de çok beğenecek,çok heyecanlanacaksınız....( Oyunun kitabını rastgele açar,oyundan bir tirad okur.Havaya girerek...)
"Ah aşk denen şey,ah bu aşk,ey aşk!..
Ey kavgacı sevgi,ey sevilen nefret...
Güzel şekillerin biçimsiz kargaşası..
Bir tomurcuğu kemiren hain bir kurt...
Öğrenebilseydik kederlerin kaynağını,
Seve seve bulurduk devasını...
Sevgi,iç çekişlerin buğusuyla yükselen bir dumandır.
Parlayan bir ateş olur sevenlerin gözlerinde.
Bir de kederlenmeye görsün,gözyaşıyla beslenen bir denizdir artık.
Akıllı bir cinnet,boğunç bir zehir,kurtarıcı bir tatlılık.
Yılmıyor aşk sözleriyle kuşatılmaktan,
Çekinmiyor saldırgan gözlerini bakışlarından!....."
( Bir sessizlik olur.)
ALAATTİN -- Ne mutlu Türküm diyene....
MÜDÜR -- Nasıl?.Siz de benim gibi heyecanlandınız mı?
SÜLEYMAN -- Çok heyecanlandık çok.Baya heyecanlandık..Ben,sarsıldım diyebilirim..
ALAATTİN -- ( Müdüre duyurmamaya çalışarak ) Süleyman abi,biz bunu mu oynayacağız?
SÜLEYMAN -- Evet,maalesef...
ALAATTİN -- Abi sen bi dilekçe yaz,biz başka hapishaneye naklimizi isteyelim....Müdür bey,kusura bakmayın da,ben şimdi tam anlayamadım..O kadar laf ne oluyo şimdi?.Kim söylüyo,kime söylüyo?..
MÜDÜR -- Bu okuduğum bölüm,oyunun başında,Romeo'nun,arkadaşıyla sohbet ettiği,havadan sudan konuştukları bir bölüm.
ALAATTİN -- Havadan sudan??..
MÜDÜR -- Evet.
ALAATTİN -- Bu nasıl bir havadır,nasıl bir sudur müdür bey?.Havadan sudan böyle konuşuyorlarsa,bunlar karaya çıktı mı yandık biz...
SÜLEYMAN -- Şekspir'in oyunları böyle Alaattin,yapacak bişey yok..Konuşmalar uzun uzun,şiirsel..Adamın dili böyle..
ALAATTİN -- Ne geveze bir adammış,hay dilini eşek arısı soksun,Şekispir gibi...Onun gevezeliğinin cezasını biz mi çekeceğiz?.
MÜDÜR -- Yok yok,bütün konuşmalar uzun değil..Çoğu kısa kısa...kısa olanlardan okuyayım bir tane...( Kitabı açar,rastgele bir yerden kısa bişey okur:)
Romeo burada,arkadaşına rüyasını anlatıyor...
"Bir rüya gördüm Benvolio...Bir at arabası gördüm rüyamda...Koşumları,ayın nemli ışıklarından..Kamçısı cırcır böceğinin kemiğinden..Zerrelerin çektiği,boz giysili bir sinekti arabacısı..."
( Bir sessizlik olur )
ALAATTİN -- Süleyman abi,sen bi dilekçe yaz,gidelim abi burdan.Ben daha şimdiden kendimi iyi hissetmiyorum..Nedir abi bu be ya?."zerrelerin çektiği,cırcır böceğinin kemiği "falan..İyice uçmuş bu Şekispir midir nedir?..
OSMAN -- Süleyman amca,var mı benimle ilgili bişey?
SÜLEYMAN -- Yok Osman,biz hallediyoruz,sen keyfine bak... ( Osman,kendi halinde,etrafıyla pek ilgilenmeyen,vücudu sanki sürekli uyuşturucu üreten,onun etkisindeymiş gibi,dalgın,bulutlu,ufak tefek,kendi çapında bir mahalle bitirimidir.)
MÜDÜR -- Şekspir'in sözlerinin her birinin bir anlamı var...Şekspir,boşa konuşmaz..Söylemek istediği şeyleri,derin derin düşünüp anlamaya çalışmak lazım.
ALAATTİN -- Müdür bey,bu Şekispir denen arkadaş,ne söylemek istiyorsa,lafı kıvırmadan dobra dobra söylese olmaz mıymış?..Sinekti,çekirgeydi,zerreydi,merreydi,niye böyle bilmece gibi konuşuyo?. Valla ben tek kelimesini anlamadım,anlamaya da hiç niyetim yok..
( Gardiyan saatine bakarak..)
GARDİYAN -- Müdür bey,arkadaşların havalandırma saati geldi..
MÜDÜR -- Tamam..Arkadaşlar,siz,havalandırmaya çıkın,benden size özel izin,bir saat fazla kalın,bol bol hava alın,enerji depolayın,ben daha sonra tekrar gelirim,kaldığımız yerden devam ederiz.
( Mahkumlar,havalandırma için çıkarlar...)
GARDİYAN -- Müdür bey,size bişey sorabilir miyim?
MÜDÜR -- Sorabilirsin Mehmet..
GARDİYAN -- Eğer oyunu oynamayı kabul etmeselerdi,söylediklerinizi yapacak mıydınız?
MÜDÜR -- Hangi söylediklerimi?
GARDİYAN -- Dediniz ya müdür bey,"Eğer oyunu oynamayı kabul etmezseniz,ziyaret saatinizi,havalandırma saatinizi kısaltırım,pembe odayı iptal ederim" diye?..Yapacak mıydınız hakkaten?
MÜDÜR -- Aşkolsun Mehmet!..
GARDİYAN -- Niye müdür bey?
MÜDÜR -- Sen beni hiç tanımamışın!...Ben öyle bi adam mıyım?..Kanun var,nizam var,yönetmelik var,ben burda herkesin cezasını onurlu bir şekilde tamamlaması için elimden geleni yapıyorum...Sen beni başkalarıyla karıştırdın...Aşkolsun...Sen beni yanlış tanımışsın. ( Küser,arkasını döner )
GARDİYAN -- ( Yanına gider,elini omuzuna koymaya yeltenir ) Özür dilerim müdür bey,öyle demek istemedim..
MÜDÜR -- .Dokunma bana!.Kalbimi kırdın Mehmet...Çok kırıldım sana...Oynamazlarsa oynamasınlar..Ben de dışardan tiyatro getirir,oynatırım...Ben istiyorum ki içlerindeki güzel şeyleri ortaya çıkarsınlar,onu diğer mahkumlarla paylaşsınlar,onlara ilham versinler,dayanma gücü versinler,yapabileceklerine inansınlar...Ben sadece onları harekete geçirmek için biraz korkutmak istedim.Eşkiya mıyım ben,onların haklarını gaspedeyim??..Sen beni hiç tanımamışın...
GARDİYAN -- Ama siz öyle ciddi ciddi söyleyince,ben de sandım ki...
MÜDÜR -- Bırak ya,konuşmuyorum senle!...( Küser,çıkışa yürür,Gardiyan,peşinden koşar )
GARDİYAN -- Müdür bey,vallayi yanlış anladın,özür dilerim,öyle demek istemedim.....
( Çıkarlar..)
( İKİNCİ TABLO'NUN SONU )
------------------------
( ÜÇÜNCÜ TABLO )
( Süleyman..Alaattin..Osman...Ellerinde oyunun tekstleri,soldan girerler...Bir havalandırma saatinde,dışarıda oyuna çalışmaya çalışmışlardır...)
ALAATTİN -- Yandık Süleyman abi,yandık...Bittik biz...Bu kadar şeyi nasıl ezberleyeceğiz?..Oyunu iki sefer okudum,daha şimdiden bende tükenmişlik sendromu belirtileri başladı...
SÜLEYMAN -- Valla,müdürü duydun Alaattin..Mecbur ezberleyeceğiz.Ya seve seve..ya da..
ALAATTİN -- Ya da?
SÜLEYMAN -- "Sevmeye sevmeye..."
( Osman,koğuştan tabureleri getirir.otururlar..)
ALAATTİN -- Bari oyunu bize uyarlasaydık Süleyman abi..Müdür beye söyleyelim de,oyunu bize uyarlasın.
SÜLEYMAN -- Nasıl uyarlayacak bize?
ALAATTİN -- Ne bileyim,mesela,Romeyo'yu,Ramazan yapsın..Jülyet de,Jülide olsun..Hikaye de bizim orda,Edirne-Keşan'da geçsin..
SÜLEYMAN -- Romeo ve Jülyet,Ramazan ve Jülide olacak,hikaye de Edirne-Keşan'da geçecek??
ALAATTİN -- Olmaz mı?...İnsanlar bizden olursa,olay bizim buralarda geçerse,oyuna yabancılık çekmeyiz...Bu oyun nerde geçiyo?
SÜLEYMAN -- "Verona.."
ALAATTİN -- ( Elindeki oyunun tekstini,götürüp Osman'a verir ) Al Osman...
SÜLEYMAN -- Ne yapıyorsun Alaattin?.Niye oyunun metnini Osman'a verdin?
ALAATTİN -- "Ver ona" demedin mi?..Başka ne vereceğim? Elimde o vardı,onu verdim..
SÜLEYMAN -- Alaattin,ben sana,oyunun metnini götür Osman'a ver demedim.Sen neyle çalışacaksın?
ALAATTİN -- Ben de onunkini alırım..Osman,ver bana şeyini..Neydi bunun adı?
SÜLEYMAN -- "Metin.."
ALAATTİN -- Metin kim??
SÜLEYMAN -- Metin,oyunun yazılı olduğu o kağıtlar işte Alaattin..onlara Metin deniyor,tekst deniyor..Ben sana "Verona" derken,götür tekstini Osman'a ver,demedim."Verona"bir şehir ismi.Bu oyunun geçtiği yer..İtalya'nın Verona şehri..
( Müdür girer..)
MÜDÜR -- Merhaba arkadaşlar!
( Müdürü görünce,panik halinde,biraz da abartarak,ellerindeki tekstleri havaya fırlatarak kalkarlar,
Müdürün karşısında yan yana dizilip,sayım yaparlar. )
SÜLEYMAN -- Sağdan say! Bir!
ALAATTİN -- İki!
OSMAN -- Üç!
SÜLEYMAN -- Soldan say!
OSMAN -- Bir!
ALAATTİN -- İki!
MÜDÜR -- Yahu durun!!...Arkadaşlar,durun!!...Bırakın saymayı,anladık,üç kişisiniz...Beni her gördüğünüzde sayım yapmayın!..Sayım için gelmedim..?
SÜLEYMAN -- Kusura bakmayın müdür bey,bu bizim elimizde değil.bizde artık refleks oldu..Gece uyurken bazan bi tıkırtı duyuyoruz,kalkıp kendi kendimize sayım yapıyoruz..
MÜDÜR -- Ne yaptınız?.Başladınız mı oyunu ezberlemeye?
ALAATTİN -- Müdür bey,benim oyunlan ilgili bir fikrim var,müsade ederseniz..?
MÜDÜR -- Nedir Alaattin?
ALAATTİN -- Oyunu iki sefer okudum ama bitürlü havasına giremedim müdür bey.Oyunda ne oluyor,nasıl oluyor,niye oluyor,hiç bişey anlamadım..Oyunu Türkçeleştirsek,bize uyarlasak,Romeyo'yla,Jülyet,Ramazan'la,Jülide olsa,oyun da Edirne-Keşan da geçse??...Ne diyorsunuz??
MÜDÜR -- Diyecek bişey bulamıyorum...Olmaz...Oyunun kılına dokundurtmam..Aslı neyse,aynen oynanacak,saçmalamayın..
SÜLEYMAN -- Peki müdür bey...Oyunu kolaylaştırmak için,Alaattin'in dediği gibi tamamen bize uyarlamayalım ama karışık bişey yapsak nasıl olur?
MÜDÜR -- Nasıl karışık bişey?
SÜLEYMAN -- Mesela,oyun,Romeo ve Jülyet olmasın da, "ROMEO VE CÜNEYT" olsun...
MÜDÜR -- "Romeo ve Cüneyt???"
SÜLEYMAN -- Evet.."Romeo ve Cüneyt.." Türk-İngiliz ortak yapımı..Bi onlardan,bi bizden..Hiç olmazsa oyun,bi tarafıyla bize yakın olursa,oyunun havasına girmemiz daha kolay olur.ROMEO VE JÜLYET VE SÜLEYMAN-2
(Devamı...)
MÜDÜR -- Peki,nasıl olacak o?
SÜLEYMAN -- Oyunun orijinalinde Romeo ve Jülyet,iki düşman ailenin çocukları değil mi?
MÜDÜR -- Evet.?
SÜLEYMAN -- Tamam işte,Jülyet'i,Cüneyt yapalım,Romeo ve Cüneyt de iki düşman ailenin çocukları olsun...Cüneyt'in ailesi,Türkiye'den İtalya'ya gitmiş,yerleşmiş bir Türk aile..
MÜDÜR -- Peki,bunların aileleri nasıl düşman olmuşlar?
SÜLEYMAN -- Bunların evleri yan yana..Bunlar daha çocukken,Cüneyt bir gün evlerinin bahçesinde top oynuyor,top,Romeo'ların bahçeye kaçıyor,bahçedeki çiçekleri eziyor,Romeo'nun babası da alıyor topu,bıçakla kesiyor.Bunun üzerine Cüneyt ağlaya ağlaya eve,babasının yanına gidiyor,şikayet ediyor "Babaaa..Montegü amca topumu kestiii..."
MÜDÜR -- Ne amca??
SÜLEYMAN -- "Montegü amca.." Montegü,oyunun orijinalinde,Romeo'nun babası ya...Oyunun ruhunu bozmamak için onu değiştirmiyoruz...Romeo'nun babası,Cüneyt'in topunu kesince,Cüneyt de ağlaya ağlaya gidip babasına şikayet edince,Cüneyt'in babası Hamdi bey..
MÜDÜR -- Hamdi bey??
SÜLEYMAN -- Evet...Gidiyor, Romeo'ların kapısına,kapıyı çalıyor,Romeo'nun babası çıkıyor,ona diyor ki,"Sen" diyor, "Benim oğlanın topunu mu kestin?" Montegü de diyor "Kestim,n'olucak?.." "Ulan sen kimsin de,benim oğlumun topunu kesiyorsun?.." "Bana bak,lanlı manlı konuşma!..." "Konuşursam noolur" falan,bunlar birbirine giriyor,iki aile bu şekilde düşman oluyor.
MÜDÜR -- Ama böyle "Lan'lı,man'lı", oyunun ruhuna pek uygun gibi gelmedi bana Süleyman..
SÜLEYMAN -- Doğru söylüyorsun.Bunlar,kavga etmesinler de,kılıçla düello yapsınlar..Çünkü,o dönemde asiller,aralarındaki bütün anlaşmazlıkları düelloyla çözüyorlar.
MÜDÜR -- Cüneyt'in babası da mı asil?
SÜLEYMAN -- Evet.Onlar da asil..Baştan asil değillermiş,sonradan asil olmuşlar..Türkiyeden giderken çok fakirlermiş,Cüneyt'in dedesi,İtalya'ya gidince,asil bir İtalyan kadınla ilişkiye girmiş,kadındaki asalet,Cüneyt'in dedesine de bulaşmış,eve gelince,o da evdekilere bulaştırmış...
MÜDÜR -- EEEeee?
SÜLEYMAN -- İki aile top kavgasından düşman olunca,Cüneytler başka biyere taşınıyorlar,Romeo ve Cüneyt,birbirlerini görmeden,ayrı yerlerde büyüyorlar,tesadüfen aynı üniversiteyi kazanıyorlar.: "Verona Teknik Üniversitesi,Bilgisayar mühendisliği bölümü.."
MÜDÜR -- O zaman bilgisayar mı vardı Süleyman??
SÜLEYMAN -- Yok işte...Bilgisayar daha icadedilmediği için,dersler boş geçiyor....Onlar da bu fırsatta,sohbet ediyorlar,yakınlaşıyorlar,birbirlerinin kafa dengi olduklarını görüyorlar,aralarında sağlam bir arkadaşlık oluşuyor,çok sıkı arkadaşlık bağlarıyla birbirlerine bağlanıyorlar..Çok iyi anlaşıyorlar.Biri"leb" dese,öbürü ,leblebi olduğunu.."Fıs" dese,fıstık olduğunu.."muz" dese,muz olduğunu anlıyorlar....
Bir gün Cüneyt, Romeo'yu eve akşam yemeğine davet ediyor...Yemekte,Cüneyt,Romeo,Cüneyt'in babası Hamdi,annesi Hatice...
MÜDÜR -- Hatice?
SÜLEYMAN -- Evet...Cüneyt'in babası,Romeo'ya,"Oğlum,kimsin,kimlerdensin?" diye soruyor,Romeo'nun,Montegülerin oğlu olduğunu öğrenince,Romeo'yu evden kovuyor,Cüneyt'e de "Onunla, bundan sonra arkadaşlık etmeyeceksin" diye bağırıyor...Tabi Cüneyt,içli çocuk,içine kapanık,başka da hiç arkadaşı yok,üzülüyor,hasta oluyor,yatağa düşüyor..Yatak da yaylı yatak..Üzüntüden,yaylana yaylana ağlıyor..
MÜDÜR -- Peki,Romeo ne yapıyor o sırada?
SÜLEYMAN -- Romeo da bi kavgaya karışıyor...Verona sahilinde,bi çay bahçesinde oturuyor,garsondan çay istiyor,garson,çay getirmeyi unutuyor,sesleniyor garsona "Bilader,çay istemiştik,nooldu bizim çay" diyor.Garson da "Patlama,getiriyorum." diye cevap veriyor..Romeo'nun zaten canı sıkkın,En iyi arkadaşı Cüneyt'den ayrılmış,çatacak yer arıyor,garsona "Ulan senin ben,çayına da..çaydanlığına daaa..." deyip,koyuyo kafayı!
ALAATTİN -- Garsona kafa atmasın Süleyman abi..O galiba oyunun ruhuna pek uygun değil.Müdür bey,beğenmez onu.Oyunun ruhuna çok önem veriyo müdür bey.Değil mi müdür bey?
SÜLEYMAN -- O zaman,garsona kafa atmasın,çeksinler kılıçlarını,düello yapsınlar.
MÜDÜR -- Garsonda da mı kılıç var?
SÜLEYMAN -- Var...O zaman Verona'da herkes asil,herkes kılıç taşıyor...Kılıçla yatıp,kılıçla kalkıyorlar,sabah kahvaltıda ekmeği bile kılıçla kesiyorlar...Neyse.. Romeo,düelloda garsonu öldürüyor..
MÜDÜR -- Sonra ne oluyor?
SÜLEYMAN -- Sonra çay bahçesine yeni bir garson alıyorlar.
MÜDÜR -- Onu sormadım,Romeo'ya ne oluyor?
SÜLEYMAN -- Verona Prens'i,Romeo'yu sürgüne yolluyor...O arada Cüneyt de, Romeo'nun hasretinden yanıp tutuşuyor.
MÜDÜR -- Cüneyt,Romeo'nun hasretinden yanıp tutuşuyor???
SÜLEYMAN -- Yanlış anlaşılmasın,hasret derken,arkadaşlık hasreti....Cüneyt'in babası bakıyor,oğlan,Romeo'ya olan arkadaşlık hasretinden verem olmuş,ölüyor,oğluna,onu unutabilmesi için başka bir arkadaş ayarlamaya çalışıyor..Başka bir Türk ailenin,Cüneyt'in yaşlarında bir oğlu var,Mahmut diye..Bir akşam Mahmut'u,Cüneyt'le arkadaş olması için eve çağırıyor.Ama Cüneyt,Mahmutla arkadaş olmak istemiyor..O gün gündüzden,Caminin imamına gidip yardım istiyor..
MÜDÜR -- Cami'nin İmamına gidiyor??
SÜLEYMAN -- Evet..Çünkü,oyunun orijinalinde,Jülyet,Kiliseye gidip Papazdan yardım istiyor ya..Oyuna sadık kalalım diye,ben de Cüneyt'i Cami'ye, İmama gönderdim.
MÜDÜR -- Bu mu senin oyuna olan sadakatin??
SÜLEYMAN -- Ne yapayım müdür bey,oyunun ruhu bozulmasın diye elimden geleni yapıyorum.Nereye göndereyim Cüneyt'i? Kuruyemişçiye mi göndereyim?.Şekspir,Kiliseye göndermiş,ben,Cami'ye gönderiyorum.Şekspir müslüman olsa,o da cami'ye gönderirdi..
MÜDÜR -- Peki,tamam..Sonra ne oluyor,yardım ediyor mu İmam?
SÜLEYMAN -- Ediyor...Verona'da Türklerin gittiği bir cami var.O Camiye gidip,İmamdan yardım istiyor. "İmam efendi,İmam efendi,babam beni başka biriyle arkadaş etmek istiyor ama ben Romeo'dan başka biriyle arkadaşlık etmek istemiyorum,bana yardım et." diyor..İmam da,Oyunun orijinalinde,Papaz'ın,Jülyet'e yaptığı gibi yapıyor.Bir ilaç hazırlıyor,Cüneyt'e veriyor,diyor ki "Bu ilacı içeceksin.Nabzın duracak,kalbin duracak,nefesin duracak,herşeyin duracak ama ölmeyeceksin.Herkes seni öldü sanacak.Camiye getirecekler, ben Romeo'ya haber göndereceğim,Romeo sürgünden gelecek,o arada ilacın etkisi geçecek,sen de uyanacaksın.Sonra da Kimseye haber vermeden Romeo'yla kaçın gidin,birlikte güzel güzel arkadaşlık yapın..."
OSMAN -- Süleyman amca..
SÜLEYMAN -- Efendim Osman,sen burda mıydın?..
OSMAN -- Sen şimdi dedin ya..İlaç vermiş imam,şeye..
SÜLEYMAN -- Cüneyt'e..
OSMAN -- Cüneyt'e..."Nabzın duracak,kalbin duracak,nefesinduracak,herşeyin duracak ama ölmeyeceksin" demiş ya..
SÜLEYMAN -- Evet..?
OSMAN -- O nasıl oluyo?.Onu anlamadım ben,onu soracaktım.
SÜLEYMAN -- Onu bana sormayacaksın Osman,onu Şekspir'e soracaksın..
OSMAN -- Tamam,ona sorarım..
ALAATTİN -- Sonra ne oluyor Süleyman abi?
SÜLEYMAN -- Sonra,Cüneyt, imamın verdiği ilacı içiyor.Herkes bunu öldü sanıyor.Cenazesini camiye getiriyorlar,yıkama mıkama,pamuk mamuk,o arada İmam,Romeo'ya haber gönderiyor "Gel" diye..Ama gel gör ki,Romeo'ya haberi götüren gerizekalı haberci,Romeo'nun sürgünde olduğu yere gideceğim derken,yanlış otobüse biniyor.
MÜDÜR -- O zaman otobüs mü vardı Süleyman?
SÜLEYMAN -- Doğru söylüyorsunuz,o zaman otobüs yoktu.At vardı.Ata biniyordu insanlar.Oyunun ruhunu bozmayalım.
ALAATTİN -- Aman abi,oyunun ruhuna dikkat et,bişey olmasın.
SÜLEYMAN -- O zaman şöyle yapalım.. Romeo'ya haberi götüren gerizekalı haberci,Romeo'nun sürgünde olduğu yere gideceğim derken,yanlış ata biniyor,yanlış yere gidiyor......O arada Romeo,Cüneyt'in ölüm haberini başka biyerden alıyor mu??
ALAATTİN -- Eyvah!!
OSMAN -- Nooldu Alattin abi??
SÜLEYMAN -- Yok bişey Osman,sen keyfine bak...
ALAATTİN -- Cüneyt'i gerçekten öldü sandıysa,kahretmiştir Romeyo.
SÜLEYMAN -- Kahretmez mi?..Sen olsan kahretmez misin?
ALAATTİN -- Kahretmez olur muyum Süleyman abi,kahrederim tabi.O zamanlar tabi dünya nüfusu da az,arkadaş zor bulunuyo...
SÜLEYMAN -- Romeo,Cüneyt'in gerçekten öldüğünü sanınca "Ben Cüneytsiz yaşayamam,Cüneyt gibi bir arkadaşın yoksa,yaşamanın hiçbir anlamı yok" deyip,kendisi için zehirli bir ilaç hazırlatıyor.
ALAATTİN -- Ama aslında Cüneyt ölmemiş?.
SÜLEYMAN -- Ölmemiş...İmamın verdiği ilacın etkisi geçene kadar,ölü gibi görünüyor...Romeo Cami'ye geliyor...Cüneyt'in cesedine bakıyor,ölmüş...
ALAATTİN -- Ama halbuki ölmemiş?
SÜLEYMAN -- Yok,ölmemiş..Ama uyanmasına daha onbeş dakka var...Romeo çok üzülüyor,cebinden,kendisi için hazırlattığı zehir şişesini çıkarıyor,zehiri içip,kendisini öldürüyor...
Romeo öldükten iki dakka sonra,Cüneyt uyanıyor..
ALAATTİN -- Anaaa..Gitti Romeyo...
SÜLEYMAN -- Cüneyt uyanıyor,kalkıyor,geriniyor,esniyor,pamuğu falan çıkarıyor...Sonra bir bakıyor,yanında Romeo..Ölmüş...
ALAATTİN -- E-ee?.Ne yapıyor bunun üzerine?
SÜLEYMAN -- İşte orda sıkıntı var...
ALAATTİN -- Ne sıkıntısı be Süleyman abi?
SÜLEYMAN -- Oyunun orijinalinde,Jülyet,uyanıp da,Romeo'nun zehir içip kendini öldürdüğünü görünce,Romeo'yu dudaklarından öpüp,dudaklarına bulaşmış zehiri içerek kendisini öldürüyor...
ALAATTİN -- Doğru söylersin,orda sıkıntı var,Cüneyt,Romeyo'yu dudaklarından öpemez...Şişede hiç zehir bırakmamış mı?
SÜLEYMAN -- Yok,hepsini içmiş.
ALAATTİN -- İnsan,ne olur ne olmaz diyerekten acık bırakır be ya...Peki, dudağından öpmese de yanağından öpse?.Veya,içerken damlamıştır,çenesine bulaşmıştır,çenesinden öpse?..Olmadı,zehir şişesini kırıp,şişenin içini yalasın,kalmıştır şişenin içinde biraz bulaşık...?
SÜLEYMAN -- Onu biz en iyisi müdür beye soralım,Cüneyt nasıl ölsün?..Müdür bey,Cüneyt nasıl ölsün?..Müdür bey??
MÜDÜR -- Ha?.Ne dedin?
SÜLEYMAN -- Cüneyt,diyoruz,nasıl ölsün?
MÜDÜR -- Cüneyt kim?
SÜLEYMAN -- Siz,beni dinlemiyor muydunuz?
MÜDÜR -- Dinliyordum dinliyordum..Bir ara dinliyordum,sonra koptum.
SÜLEYMAN -- Kopalı ne kadar oldu?
MÜDÜR -- Baya oldu..Dalmışım,memleketimi düşünüyordum...Neyse,siz ezberlemeye devam edin,yarın rolleri dağıtırız,ilk provaya başlarız..
SÜLEYMAN -- Neyi ezberleyeceğiz?
MÜDÜR -- Oyunu.
SÜLEYMAN -- Hangi oyunu?
MÜDÜR -- Tabii ki,"Romeo ve Jülyet" oyununu!..Oyunun orijinalini!.
Tembel herifler!..Önce oyundan kaçmaya çalışıyordunuz,şimdi de konudan kaçmaya çalışıyorsunuz.Yedirmem size Romeo-Jülyeti..Aslı neyse,aynen onu oynayacağız!.Haydi Allah kurtarsın! ( Çıkar )
ALAATTİN -- Ne yapacağız Süleyman abi? B.ku yedik mi?
SÜLEYMAN -- Yok daha yemedik,provalar başlasın,o zaman yemeye başlayacağız........
( ÜÇÜNCÜ TABLO'NUN SONU )
-----------------------
( DÖRDÜNCÜ TABLO )
( Müdür,Süleyman,Alaattin,Osman,girerler...
Yoğun bir prova seansından çıkmışlardır...Ellerinde,oyunun tekstleri,çalıştıkları bölümler...)
ALAATTİN -- Müdür bey,biraz ara versek be ya?..Çok yorulduk,nerdeyse üç saattir çalışıyoruz..
MÜDÜR -- Bu bölümü bitirelim ara vereceğiz...
( Koğuşun önündeki taburelere otururlar.Müdür,elinde tekstiyle,ayaktadır.)
MÜDÜR -- Süleyman,sen fena değilsin...Alaattin,senin de şiveni düzeltmen lazım.Muhacir şivesiyle Romeo-Jülyet oynayamazsın..Her lafın sonunda "be ya,be ya.." diyorsun ya?..Onu söylememeye çalış.
ALAATTİN -- Tamam,söylemem be ya..
MÜDÜR -- Alaattin!."Be ya" deme!
ALAATTİN -- Ama o hemen olmaz Müdür bey,biraz zaman ister be ya..Alışmışım çocukluğumdan beri,değiştiremem hemen.
MÜDÜR - Elinden geleni yap Alaattin...Osman sana gelince....Neyse,sana sonra geliriz...
Süleyman,senin şu sahneni tekrar alalım..
SÜLEYMAN -- Alalım müdür bey...( Kalkar,elinde tekst,bakmadan,oyundaki,Romeo'nun tirad'larından birini,biraz da havaya da girerek oynar..)
"Ey erken görüp,tanımakta geç kaldığım!..
Ey parıltılı melek,göklerin kanatlı habercisi!..
Uçsuz bucaksız uzakta olsan da,ulaşmak için sana,açılırdım denizlere...
Şu karşıki camdan süzülen ışık da ne?
MÜDÜR -- Süleyman..
SÜLEYMAN -- Efendim müdür bey?
MÜDÜR -- Biraz daha hissederek,biraz daha tutkulu oynayabilir misin?..Sende o tutkuyu göremiyorum.
SÜLEYMAN -- İki senedir cezaevindeyim,ondandır...
MÜDÜR -- Süleyman,lütfen,kendini vermeye çalış..Kendini Romeo gibi hisset...Süleymanı unut,Romeo ol.
SÜLEYMAN --Süleymanı unutuyorum.Romeo oluyorum?..Tamam,baştan alıyorum,Süleyman'ı unuttum.Süleyman yok.Süleyman gitti.
ALAATTİN -- Süleyman abi?
SÜLEYMAN -- Efendim Alaattin?
MÜDÜR - Alaattin,ben adama Süleymanı unutturup,Romeo yapmaya çalışıyorum..Niye adama kendisini hatırlatıyorsun?..
SÜLEYMAN -- Bana kendimi hatırlatma Alaattin.Zaten bıkmışım kendimden.Fırsat bu fırsat,Romeo olup,zihnimin kanatlarıyla uçup gideyim bu cezaevinden diyorum,bana niye kendimi hatırlatıyorsun?.Ben şu an itibarıyla Romeo'yum..
ALAATTİN -- Ben de onu soracaktım,Romeyo'yu sen mi oynayacaksın?
MÜDÜR -- Ona henüz karar vermedim Alaattin..Bakacağım..Kim hangi role daha uygunsa,daha iyi oynarsa,ona göre rol dağılımı yapacağım.
ALAATTİN -- Siz de oynayacak mısınız müdür bey?
MÜDÜR -- Bakacağız Alaattin..Gerekirse,ben de oynayacağım,Mehmet de oynayacak..
ALAATTİN -- Gardiyan Mehmet mi?
MÜDÜR -- Evet,neden şaşırdın?..Her insanın içinde vardır biraz sanatçılık.
ALAATTİN -- Mehmet'in içine de baktınız mı?.Onda da varmış mı sanatçılık?
MÜDÜR -- Daha bakmadım,sonra bakacağım..
ALAATTİN -- Boşuna bakmayın müdür bey,Gardiyan Mehmet'in içinde hiç sanatçılık yoktur,bence Mehmet,yüzde yüz gardiyan.
MÜDÜR -- Haydi Süleyman,aynı yeri yeniden alalım...
SÜLEYMAN -- Alalım müdür bey..Yalnız müdür bey,bu Romeo,gencecik bi adam.Romeo'yu benim oynamam doğru olur mu?.Benden üç tane Romeo çıkar.
MÜDÜR -- O zaman sen de bir tanesiyle oyna...Aşkın,aşığın yaşı yoktur Süleyman..Oyunda,Romeo anlatılmıyor,aşk anlatılıyor...İstersen,havaya girebilmek için aşık olduğun birini düşün,karını düşün.
SÜLEYMAN -- Karımı düşüneyim??..
Müdür bey,niye durduk yere karımı aklıma soktunuz şimdi?.Tam havaya girmiştim...Bütün havam bir anda boşaldı...Neyse,ben,Lise üçüncü sınıfta Jale diye bi kıza aşık olmuştum,oynarken Jülyet niyetine Jale'yi düşüneyim..
( Biraz daha hissederek oynar )
"Ey erken görüp,tanımakta geç kaldığım!.
Ey parıltılı melek,göklerin kanatlı habercisi..
Uçsuz bucaksız uzakta olsan da,ulaşmak için sana,açılırdım denizlere...
Şu karşıki camdan süzülen ışık da ne!!?..."
( Müdür,alkışlar,ötekiler de müdüre katılıp alkışlarlar )
MÜDÜR -- Güzel..Gayet güzel..Ama yeterli değil..Daha iyi olacak..
SÜLEYMAN -- Bir daha alayım o zaman.."Ey erken görüp...
MÜDÜR -- Gerek yok Süleyman,fazla zorlamayalım,bugünlük bu kadar yeter,önümüzde çok zaman var,yavaş yavaş gireceğiz oyunun içine..
SÜLEYMAN -- Yok yok,alayım bi daha."Ey erken görüp...
MÜDÜR -- Alma Süleyman,bugünlük yeter.
SÜLEYMAN -- Ama tam havasına girdim müdür bey,"Ey erken görüp...
MÜDÜR -- Süleyman,istemiyorum!!..Bu gün vakit yok,daha Alaattinle,Osman'ı çalıştıracağım..
SÜLEYMAN -- Son bi kere alayım o zaman,"Ey erken görüp...
MÜDÜR -- Süleyman!!!
SÜLEYMAN -- ( Korkarak ) Buyur müdür bey?
MÜDÜR -- Ben senin yönetmeninim!..Ben,tamam diyorsam,tamam demektir!...
SÜLEYMAN -- Tamam müdür bey..
MÜDÜR -- Alaattin,sen gel,seninle bir tekrar yapalım..( Süleyman'a arkasını döner )
SÜLEYMAN -- ( Daha alçak sesle,öbür tarafa dönerek ) "Eyy erken görüp...
MÜDÜR -- SÜLEYMAN!..
SÜLEYMAN -- Tamam müdür bey...
( Alaattin, ortaya gelir..)
( Müdür,kendi tekstini Alaattine verir,okuyacağı yeri gösterir. )
MÜDÜR - Alaattin,sen şurayı oku bakayım,nasıl olacak?.
ALAATTİN -- Şurayı mı?
MÜDÜR -- Evet orayı..Sende bir Jülyet'i deneyelim.Bakalım Jülyet,sende nasıl duracak?
ALAATTİN -- Bu, Cülyet mi ?
MÜDÜR -- Evet,Jülyet..
ALAATTİN -- Cülyet bende güzel durmaz müdür bey.yakışmaz bana.Osman oynasın onu.
MÜDÜR -- Alaattin,başlamayalım yine.. Bu roller oynanacak.Kimin neyi oynayacağını ben belirleyeceğim.Sen şunu bi oku,seni bir göreyim..
ALAATTİN -- Tamam müdür bey okuyayım..Hani ben, oyun güzel olsun,roller otursun diye dedim.
MÜDÜR -- Oturur,oturur,ben oturturum,sen merak etme..
( Alaattin,müdürün gösterdiği yeri okumaya başlar..)
ALAATTİN -- "Ah Romeyo,Romeyo,neden Romeyosun sen be ya?..
MÜDÜR -- Alaattin!..Ne dedim ben sana?.."be ya.." diye bişey yok!..Oyunda "be ya.." yok!..
Beya'sız oyna.Lafın sonunda "be ya.." deme..Zaten orda "be ya" diye bişey yazmıyor,niye "be ya" diyorsun?
ALAATTİN -- Bilmiyorum müdür bey,istemeden kendimden ekleme yapıyorum.
MÜDÜR -- Kendinden ekleme yapma,orda ne yazıyorsa,onu oku.
ALAATTİN -- Tamam müdür bey,okuyayım yeniden..
MÜDÜR -- Oku!
ALAATTİN -- Karı sesiylen mi okuyayım?
MÜDÜR -- Ne karı sesi?
ALAATTİN -- Cülyet kadın ya?..Sesimi incelteyim mi azıcık?
MÜDÜR -- Sen önce hele bi erkek sesiyle okumasını bir becer de,ona sonra bakarız..Oku hadi.
ALAATTİN -- Okuyayım..." Oh Romeyo...
MÜDÜR -- "Oh Romeo " değil, " Ah Romeo.."
ALAATTİN -- Ne farkeder müdür bey?
MÜDÜR -- Farkeder!!!..." Oh " başka, "Ah " başka..Orda ne yazıyorsa onu oku Alaattin! ( Kızmaya başlamıştır )
SÜLEYMAN -- "Oh" la, "Ah" aynı şey mi Alaattin?..Oh başka,Ah başka..."Oh" un yeri ayrı,"Ah" ın yeri ayrı...Mesela,yazın sıcağında buz gibi birayı dikersin kafaya," Ohh.." dersin..Sonra o sarhoş kafayla birine çatarsın,tokadı yersin,"Ahh."dersin...Biri senin canını yakar "Ah" dersin,aynı şey onun başına gelir "Oh!.." dersin.
MÜDÜR -- Süleyman,çalışmayı bölme.
SÜLEYMAN -- Pardon müdür bey.
MÜDÜR -- Oku baştan..
ALAATTİN -- Okuyayım..." Ah Romeyo..
MÜDÜR -- "Romeyo " değil, "Romeo.."
ALAATTİN -- " Romeo..."
MÜDÜR -- Baştan al.
ALAATTİN -- Alayım..." Ah Romeo, Romeo,neden Romeo'sun sen be ya?..
MÜDÜR -- Alaattin,ben sana ne dedim???...
ALAATTİN -- Ne dedin?..Haaa..Tamam be ya..." Be ya " demeyecektim be ya..
MÜDÜR -- Alaattin sen benimle dalga mı geçiyorsun??
ALAATTİN -- Yok be ya...Niye dalga geçeyim müdür bey?..Vallayi, tutamıyorum kendimi..
SÜLEYMAN -- Alaattin,kendini okumadan önce tut,sonra oku.
ALAATTİN -- Tamam be ya,öyle yaparım..
MÜDÜR -- Alaattin " Be ya " deme!
ALAATTİN -- Tamam demem.......demem...
MÜDÜR -- Oku şimdi!
ALAATTİN -- Okuyorum..." Ah Romeo,Romeo,neden Romeo'sun sen?.."..."Be ya.." demedim müdür bey!
MÜDÜR -- Bravo,çok güzel,tebrik ederim..Arkadaşlar,"Be ya" demedi diye
Alaattin'i alkışlayalım...( Alkışlarlar..)...Devam et..
ALAATTİN -- Baştan alayım mı?
MÜDÜR -- Baştan al.
ALAATTİN -- " Ah Romeo,Romeo,neden Romeo'sun sen?...İnkar et babanı,kendi adını reddet!...Elinden gelmezse yemin et beni sevdiğine...Vazgeçeyim ben Capulet olmaktan..."
MÜDÜR -- "Capulet" değil, "Kapulet..."
ALAATTİN -- Ama "Capulet" yazıyo müdür bey..Aha işte bakın,"Capulet" yazıyor.
MÜDÜR -- Alaattin,öyle yazabilir ama "Kapulet" diye okuyacaksın.
ALAATTİN -- E hani,orda ne yazıyorsa onu oku demiştiniz??..O zaman niye ben demin "Ah.." yerine "Oh " dedim diye bana kızdınız??
MÜDÜR -- Alaattin,o başka,bu başka,canımı sıkma benim.İngilizcede, yazılanlar,yazıldığı gibi okunmaz.
ALAATTİN -- Niye?
MÜDÜR -- Sen sorasın diye!..Ne bileyim niye?..
SÜLEYMAN -- Ben İngilizce'de neden,yazılanların yazıldığı gibi okunmadığını biliyorum müdür bey.
MÜDÜR --Nedenmiş?
SÜLEYMAN -- Çünkü,İngilizler,hiç bişeyi beğenmeyen çok kibirli insanlar ya..Önce yazıyorlar,sonra kendi yazdıklarını bile beğenmiyorlar,başka türlü okuyorlar..
MÜDÜR -- Alaattin,şunu baştan yeniden oku,hata istemiyorum bu sefer.
ALAATTİN -- Okuyayım... "Ah Romeo,Romeo,neden Romeo'sun sen?...İnkar et babanı,kendi adını reddet!...Elinden gelmezse,yemin et beni sevdiğine...Vazgeçeyim ben Kapulet olmaktan be ya..."
MÜDÜR -- Ulan ben sana ne dedim?!!.. ( İyice çileden çıkmıştır..Alaattin'in üzerine yürür..) Ulan ben sana "Be ya" deme,demedim mi?!!.. ( Alaattin,geri geri kaçar..Süleyman,kalkar,müdürü tutar)
SÜLEYMAN -- Müdür bey,yapmayın..Adamın kültürü o..Bilerek yapmıyor,tutamıyor kendini..
ALAATTİN -- Müdür bey,kuran çarpsın kasten yapmıyorum be ya..Çalışır,tutarım kendimi,bi daha be ya demem be ya..
MÜDÜR -- Alaattin,"be ya" deme!!!
ALAATTİN -- Demem be ya..
SÜLEYMAN -- Alaattin,sus! Hiçbişey deme!
ALAATTİN -- Tamam be ya..
MÜDÜR -- Ulan deli olacağım...Hay dilini eşek arısı soksun..Ulan iki kelime söylemeyeceksin,iki kelime..Zaten onlar kelime bile değil..
SÜLEYMAN -- Sus Alaattin..Ağzını bile açma..
MÜDÜR -- Tamam Süleyman..Bırak beni..
SÜLEYMAN -- Sakinleştiniz mi?.İyi misiniz?
MÜDÜR -- İyiyim iyiyim,bırak..
SÜLEYMAN -- Emin misiniz?
MÜDÜR -- Eminim be ya.....Ulan,bana da bulaştırdı!...( Dilinin ucuna bir şey yapışmış gibi,rahatsız olur,tükürüp atmaya çalışır ) Bana da bulaştırdı!.."be ya" yı bana da bulaştırdı,ben de "be ya" demeye başladım!..( Dilinin ucuyla tükürür )
ALAATTİN -- Kötü bişey mi müdür bey?.Bizim orda herkes öyle konuşur..
MÜDÜR -- Kötü bişey,demiyorum Alaattin..Tam tersine,güzel bişey..Ben,şiveleri severim.Şive,renktir,farklılıktır,farklı olmak da güzeldir ama Alaattin,Allahını seversen,Romeo-Jülyet oynayacağız yavrum!.Şekspir oynayacağız..Sen böyle oynarsan,tarihçilerin kafasını karıştırırsın, "Şekspir,muhacir miydi,aslen Trakya göçmeni miydi?" diye sorular sormaya başlarlar..
ALAATTİN -- Tamam,dikkat ederim müdür bey..
MÜDÜR -- "Be ya" demeyeceksin!
ALAATTİN -- Demem.........Demem.........Zor tutuyom kendimi ama demem müdür bey..
MÜDÜR -- Söz mü?
ALAATTİN -- Söz be ya...
MÜDÜR -- Hay Allah seni bildiği gibi yapsın...
SÜLEYMAN -- Siz merak etmeyin müdür bey.ben çalıştırırım onu.Hem oyuna çalışırız,hem de ben ayrıca Alaattin'i "be ya" dememeye çalıştırırım..
MÜDÜR -- Tamam...Ne kadar vaktimiz var? ( Saatine bakar ) Biraz da Osman'a bakalım..Gel bakalım Osman..
( Osman,kalkar,ortaya gelir..Durumdan,etrafından,dünyadan tamamen kopuk,dumanlı bir hali vardır )i
MÜDÜR -- Osman,seninle ne yapacağız?...Çocuklar,Osman'a hangi rolü verelim,aklınıza bişey geliyor mu?
SÜLEYMAN -- Valla,benim aklıma hiçbişey gelmiyor.
ALAATTİN -- Benim de gelmiyo..
SÜLEYMAN -- Osman oynamasın müdür bey,yormayalım çocuğu.Bütün rolleri biz aramızda paylaşırız..Osman kaldıramaz Romeo-Jülyet'i..Şunun haline baksanıza,şimdi biz bu Osman'ı oyuna dahil edip,onaltıncı yüzyıla götürürsek,bi daha geri getiremeyiz,orda kalır.
ALAATTİN -- Osman bize sahne arkasında yardım etsin müdür bey,oyuna hiç bulaşmasın.
SÜLEYMAN -- Doğru söylüyo..Osman bize "Sufle" versin.
ALAATTİN -- "Sufle" nedir Süleyman abi?
SÜLEYMAN -- Sufle,bi çeşit tatlı...Sütlü tatlılar var ya?.
ALAATTİN -- Öyle bişey mi?
SÜLEYMAN -- Öyle bişey..Fırında pişiyor,çilek soslu sadrazam tatlısına benziyor,fincanda servis ediliyor.
ALAATTİN -- Güzel bişey mi?
SÜLEYMAN -- Çok güzel.Parmaklarını yersin.
ALAATTİN -- Sen hiç yedin mi?
SÜLEYMAN -- Parmaklarımı mı?
MÜDÜR -- Süleyman,kafa bulma Alaattinle.
ALAATTİN -- Sen benle kafa mı bulursun Süleyman abi?
SÜLEYMAN -- Evet.Niye sordun?
MÜDÜR -- Alaattin,"Sufle",bir tiyatro terimidir..Sahnedeki oyunculara,unuttukları replikleri hatırlatmak için,sahne arkasından fısıldamak demektir.
ALAATTİN -- Nasıl yani?
SÜLEYMAN -- Ben sana açıklarım Alaattin ama sen şimdi "Replik" nedir,onu da sorarsın..
ALAATTİN -- Yok be ya,ben "replik" nedir bilirim.
SÜLEYMAN -- Neymiş replik?
ALAATTİN -- Bi çeşit iplik...Bizim köyde hasat zamanı,ekinleri onlan bağlarlar.İncedir ama keten-naylon karışımı çok sağlam bi iptir.
SÜLEYMAN -- Replik??
ALAATTİN -- Evet..
SÜLEYMAN -- Repliğe,İplik diyorsun??
ALAATTİN -- Değilmiş mi?.Karıştırdım o zaman ben..
MÜDÜR -- Alaattin,Replik,oyundaki sözlere denir..Sahneye çıkıp,oyunla ilgili söyleyeceğiniz sözlerin her birine "replik" denir..."Sufle"yi de sana şöyle açıklayayım..Mesela,eğer,Osman,Suflör olacaksa,sahnenin arkasında duracak,siz sahnede oyunu oynarken ezberinizi unutursanız,Osman,elindeki oyunun metninden sizi takip ederek,unuttuğunuz yeri,seyirciye duyur
madan fısıldayarak size hatırlatacak.
ALAATTİN -- Tamam,Osman öyle yapsın...Sen öyle yap Osman.."Unutursam Fısılda..."
OSMAN -- Müdür bey...
SÜLEYMAN -- Bi dakka!!..Alaattin sus!.Hiç kıpırdama!.Osman bişey söylüyor!
( Herkes dikkat kesilir )
MÜDÜR -- Buyur Osman,bişey mi söyleyeceksin?
OSMAN -- Evet..
SÜLEYMAN -- Şışt şışt,aman..sessizlik..Osman konuşuyo..
MÜDÜR -- Seni dinliyoruz Osman..
OSMAN -- Ben Romeo'yu oynamak istiyorum!...
( Bir sessizlik olur,herkes şaşkın,birbirine bakar )
MÜDÜR -- Anlamadım Osman,ne yapmak istiyorsun??
OSMAN -- Oyundaki Romeo rolünü ben oynamak istiyorum...
( Yine bir sessizlik olur.Osman'dan gelen bu hiç beklenmedik istek karşısında yeniden, şaşkın,birbirlerine bakarlar )
SÜLEYMAN -- ( Yanındaki Alaattin'e ) Kafa gitti...Romeo'yu ne olarak algılıyorsa artık?...
ALAATTİN -- Osman,sen ne dediğinin farkında mısın be ya?..Sen oynayamazsın onu..
OSMAN -- Oynarım Alattin abi..Romeo'yu oynamak istiyorum...( Osman'ın sesi de,kendisi de kararlıdır )
SÜLEYMAN -- Allah Allaaah...Başımıza taş yağacak...
Osman yavrum,bu çok zor bir tiyatro oyunu..Romeo da oyunun başrolü..Bir haftadır çalışıyoruz,sırf ezber yapmaktan anamız ağladı..Bunun bir de oyunculuğu var...Sen yapamazsın evladım.Ben bile yapıp yapamayacağımdan emin değilim..Hadi evladım,sen git koğuşa,uzan biraz,dinlen,biz senin yapabileceğin bişey olursa seni uyandırırız.
ALAATTİN -- Şaka yapıyo Osman be ya,anlamadınız mı?
MÜDÜR -- Şaka mı yapıyorsun Osman?
OSMAN -- Şaka yapmıyorum Müdür bey.Romeo'yu ben oynamak istiyorum.
MÜDÜR -- Peki,tamam.Şurdan birkaç satır okutayım sana..( Elindeki tekstten,Osman'a gösterir ) Bak burda,Romeo'nun uzun bir tiradı var,ilk üç satırı oku bakalım..
( Osman,tekst'i elinin tersiyle iter )
OSMAN -- Kağıda gerek yok müdür bey,ezberledim hepsini.
MÜDÜR -- Çok uzun bir tirad bu Osman.Tirad'ın hepsini mi ezberledin?
OSMAN -- Yok...Oyunu ezberledim...
MÜDÜR -- Nasıl oyunu ezberledin?..Romeo'nun oyundaki bütün repliklerini mi ezberledin?
OSMAN -- Yok..,Oyunun hepsini ezberledim..
( Süleymanla,Alaattin,şaşkın ve dikkatle onları dinlerlerken...)
SÜLEYMAN -- Allah Allaaah...Osman'a bak sen?...Ben bir haftada üç sayfa ezberleyemedim,bu çocuk hangi ara oyunun tamamını ezberledi?.
ALAATTİN -- Valla ben Osman'ı doğru dürüst oyunu okurken bile görmedim.
SÜLEYMAN -- Ben gördüm..Oyunu okurken gördüm de,kafa yapsın diye okuyor sandım..
ALAATTİN -- Nasıl kafa yapsın diye?
SÜLEYMAN -- Şimdi bu Şekspir'in oyunlarında şiir gibi uzun uzun tiradlar var ya,işte o uzun tiradları üç kere üst üste okudun mu,iyi kafa yapıyor...
ALAATTİN -- Valla mı diyosun?..İçki içmişin gibi sarhoş ediyor yani?
SÜLEYMAN -- Aynen...Ben,dışardayken,içki alacak param olmadığı zaman,giderdim kütüphaneye,Şekspir'in kitaplarından alırdım.Bulabilirsem,"Hamlet'i"alırdım..Hamlet,Şekspir'in en sert oyunlarından biri.Eve giderken,bakkala uğrayıp,bakkaldan da peynir,domates,ekmek alırdım...Eve gelirdim,kurardım sofrayı,açardım "Hamlet'i.."...Hamlet-Peynir-Domates...,ufak ufak demlenirdim...
ALAATTİN -- Şekspir'in bütün eserleri kafa yapıyor mu?
SÜLEYMAN -- Yapar...Ama hepsinin etkisi farklıdır..En sert olanı Hamlet..Ama azar azar okuyacaksın.Bi oturuşta hepsini okursan çarpar..
MÜDÜR -- Haydi bakalım Osman,seni dinliyoruz...
( Osman,öksürür,genzini temizler,oynayacağı tirad'ın havasına girmek için kendini hazırlar....Sonra,on numara bir performansla tiradı oynar..Onun o,küskün,kırgın,sessiz karakterine uygun,kendine has bir tonlama ve oyunculuk gösterir...)
OSMAN --
"Ey erken görüp,tanımakta geç kaldığım!...
Ey parıltılı melek,göklerin kanatlı habercisi!..
Uçsuz bucaksız uzakta olsan da,ulaşmak için sana,açılırdım denizlere...
Şu karşıki camdan süzülen ışık da ne?!!...
Aynaya bak!..Bak aynaya da söyle!
Hiçbir güzel var mı ki,el sürülmemiş ruhuna,senin sürdüğün çiftin ekinini tepecek?..
İstersen varlığın unutulsun..unutulsun ve bitsin..
Bir kuru başına öl,izin de ölüp gitsin!...
Ey kavgacı sevgi,ey sevilen nefret!.
Ey kendisi olmayan,
Ey hiçten yaratılan şeyler!..
Ey güzel şekillerin biçimsiz kargaşası!...
Ama çoktur..yine de daha çoktur sevgiden doğan......
( Osman susar..Herkes,Osman'ın olağanüstü performansı karşısında şok olup kalmıştır.Bir sessizlik anı yaşanır...Müdür,yavaş yavaş alkışlamaya başlar,Alaattin de müdüre katılır,alkışlar..Süleyman da isteksizce alkışlar..)
ALAATTİN -- Sen ne yaptın be Osman??..Yıktın ortalığı?...Valla,bravo,helal olsun sana..
MÜDÜR -- Osman?..Tebrik ederim...Çok güzeldi..Ne diyeceğimi bilemiyorum...Çok şaşırttın beni..
OSMAN -- Sağolun müdür bey...
ALAATTİN -- Osman'a bak Süleyman abi?..Ondan bekler miydin hiç böyle bir performans? Sanki Osman'ın içine Romeo kaçmış..
( Romeo'yu oynamak isteyen Süleyman,Osman'ın başarısından rahatsız olmuştur )
SÜLEYMAN -- Valla ben hiç beğenmedim..
ALAATTİN -- Beğenmedin mi??..Ne diyorsun sen Süleyman abi,ben tiyatrodan anlamam,Şekspir'den hiç anlamam ama ben bile acayip etkilendim..
MÜDÜR -- Nesini beğenmedin Süleyman?.
SÜLEYMAN -- Çok kötü oynadı.Romeo böyle oynanmaz.Oyunun ruhunu iyi yansıtamadı.Ben daha güzel oynuyorum Romeo'yu.
ALAATTİN -- Yapma Süleyman abi,göz var nizam var..Osman'ın performansının yanında seninki biraz..Yanlış anlama ama..
SÜLEYMAN -- Hayır efendim!.. Ben daha güzel oynuyorum!..Bir haftadır Romeo'ya çalışıyorum ben.Romeo'yu ben oynayacağım.Kimseye vermem Romeo'yu!
MÜDÜR -- Ama Süleyman?..Osman'ı gördün..? Gayet iyiydi..
SÜLEYMAN -- Kusura bakmayın,Romeo'yu kimseye vermem..Romeo benim!.( Kalkar,ortaya gelir ) Bir haftadır,sabah akşam,köpek gibi Romeo çalışıyorum ben,kimseye yedirmem Romeoyu..
.(Teklifsiz,Romeo tiradı atar:)
"Ey erken görüp,tanımakta geç kaldığım!..
Ey parıltılı melek,göklerin kanatlı habercisi!
Uçsuz bucaksız uzakta olsan da,ulaşmak için sana,açılırdım denizlere
Şu karşıki camdan süzülen ışık da ne?..
Öldüren bir nefrettir yüreğindeki şeytan..
Aksakal,salkım saçak şu arabada giden..
Kimse karşı koyamaz zamanın tırpanına,
Kendi soyun direnir,o kıyarken canına....
( Osman,Süleyman'ın tiradına,başka bir Romeo tiradıyla karşılık verir. )
OSMAN --
"Ah sen!..Keşke sen olsan...
Yaklaşan ecele hazırlanırken,
Başka birine verebilsen güzel yüzünü..
Bir çocuk sürdürür,o tatlı varlığıyla ancak senin güzelliğini...
Bak,can atıyor nice el değmemiş bahçeler..
Anlatsam gözlerinin güzelliğini bir bir,
Derler ki yalancı mıdır nedir..
Yeryüzünü kuşatan o cennet çemberleri..
Gökyüzünde yanan o altın kandil misali...."
( Rekabet kızışmıştır..Süleyman,Osman'ın tiradına,başka bir tirad'la karşılık verir.)
SÜLEYMAN --
"Övünsünler,yıldızların gözdesi olanlar...
İkballe,iktidarla,alımlı unvanlarla...
güneşteki kadife çiçeğidirler ancak..
kibirler...Şanlar...
Bin zafer kazansa da düşmeye görsün bir kez,
Sürmez mertlik destanı,silinir şeref defterinden anılar..."
ALAATTİN -- Eyvaaah...Bunlar,aşıklar gibi atışmaya başladılar müdür bey...
MÜDÜR -- Süleyman da daha iyi oynamaya başladı..
ALAATTİN -- Rekabetten müdür bey..Rekabet olunca insan daha çok asılıyo yaptığı işe..
MÜDÜR -- Karar veremedim şimdi..Osman gayet iyi...Süleyman,önceki performansının üzerine çıktı....Birer tirad daha atabilir misiniz?
SÜLEYMAN -- Atarız...
"Yorgun argın alırım yatağımda soluğu...
kafam çırpınır,gövdem bitirmişken işleri,
Başlar bu sefer aklımın yolculuğu...
Sana varmak isteyip de açıldıkça baygınlaşmış gözlerim,
Getirir görmeyen bakışlarıma,karanlıkta elmas gibi parlayan hayalini..
Gündüz bedenim,gece aklım huzursuz...
Gün gecenin,gece günün kıyar canına..
Biri koşar,hep sızlanır öteki,
Kanlı bıçaklı iki düşman değiller sanki...."
MÜDÜR -- Teşekkür ederim Süleyman...Osman,son bir tirad da senden alalım...
OSMAN -- Olur müdür bey...
"Düşünce insanların ve kaderin gözünden,
Aforozlular gibi yapayalnız ağlarım..
İrkilir sağır gökler,çığlıklarım yüzünden,
Bahtıma lanet okur,yüreğimi dağlarım...
Kendimden iğrenirken aklım sana doğrulur,
Gönlüm kara dünyayı gerilerde bırakır..
Gün doğarken yükselen bir tarla kuşu olup,
Cennet kapılarında kutsal ezgiler taşır...."
( Süleyman ve Osman ayakta yan yana,müdür,karşılarında,Alaattin de müdürün yanında,taburelerde oyuruyorlar.)
MÜDÜR -- İkiniz de baya iyisiniz...Alaattin,sen ne diyorsun?
ALAATTİN -- Valla müdür bey,ikisi de çok iyi.Ben önce Osman'ı daha çok beğenmiştim ama Süleyman abi bu sefer daha isli oynadı.
MÜDÜR -- "Daha hisli oynadı" demek istiyorsun?
ALAATTİN -- Evet.Daha isli oynadı...
MÜDÜR -- Valla arkadaşlar,Romeo rolü için hanginizi seçeceğime karar veremiyorum..İkiniz de çok iyi performanslar gösterdiniz..Ama oyunda bir tane Romeo rolü var,o yüzden birinizi seçmek durumundayım....(Bir an bekler..)
Osman sen,gerçekten harikasın..İçinde bir Romeo yaratmışsın...Hissederek,kendini vererek,yaşayarak oynadın,performansını çok beğendim....
Süleyman...Senin de içinde bir Romeo var kuşkusuz...Aslında her erkeğin içinde bir Romeo vardır..Senin içinde de var..Ama sanki konuşan Romeo değil de,sensin...Sanki içindeki Romeo ölmüş de,arkasından mevlut okuyor muşsun gibi geldi bana...
Ama ona rağmen senin de oyununu beğendim..Kendi tecrübenle,Romeo'yu harmanlamış,daha gerçekçi,daha inandırıcı yapmışsın...
SÜLEYMAN -- Teşekkür ederim müdür bey..
MÜDÜR -- Ama dediğim gibi,Romeo rolü için sadece birinizi seçmem gerekiyor....
Evet....
Romeo ve Jülyet oyununda....
Yoluma devam etmek istediğim kişi.......
( Ortam bir anda,"O Ses Türkiye" şarkı yarışmasındaki,Jüri elemeleri anına döner...)
MÜDÜR -- Romeo rolüne seçtiğim kişi.......(Bekler..)
( Yarışmadaki gibi,heyecanı artırmak için kazananı açıklamayı geciktirir..)
MÜDÜR -- Vilyam Şekspir'in,Romeo ve Jülyet oyununda....(bekler) Romeo rolünü oynamak üzere seçtiğim kişi..........( Bekler..)
ALAATTİN -- Allaaah..Valla çok heyecanlı...Aynı "O Ses Türkiye" yarışmasındaki gibi.."O Tirad Türkiye"
MÜDÜR -- Bundan sonra yoluma devam etmek istediğim kişi.....( Bekler..)
Cezaevinde sergileyeceğimiz tiyatro gösterisi için seçtiğim.... Romeo ve Jülyet oyununda,Romeo'yu oynayacak kişiyi belirlemek için yapılan tirad yarışmasının sonunda....(Bekler..) Romeo rolü için onunla devam etmek istediğim kişi....... OSMAN!...
SÜLEYMAN -- Hassktir yaa!...
( Osman,vakur bir tavırla sevinir.Süleyman'la birbirlerine sarılırlar.Alaattin alkışlar.)
SÜLEYMAN -- Hayırlı olsun kardeşim,Romeo senindir..
OSMAN -- Eyvallah Süleyman abi..Seni üzdüysem,kusura bakma..
SÜLEYMAN -- Yok yahu..Üzülmedim..( kıvırır ) Ben zaten Romeo'yu oynamak istemiyordum.Ama Müdür bey,illa sen oynayacaksın,deyince....
MÜDÜR -- Süleyman,oyunda sana uygun,kendini daha iyi gösterebileceğin başka karakterler de var.Onlardan istediğini seç.İstersen birden fazla rolü oynayabilirsin.
SÜLEYMAN -- Tamam.O zaman ben Alaattin'in anasına çalışayım..
ALAATTİN -- ( Bozulur.Oturduğu yerden kalkar..) Süleyman abi,ne diyon sen be ya?? Sen benim anama nasıl çalışıyon? Ne demek istersin sen?..
SÜLEYMAN -- Alaattin,saçmalama...Sen,oyunda Jülyet'i oynamayacak mısın?
ALAATTİN -- Evet.Cülyet'i oynayacağım..?
SÜLEYMAN -- İyi ya işte,oyunda bir de senin, annenle olan bir sahnen var..
ALAATTİN -- Haaa..Sen onu dersin?..
SÜLEYMAN -- Onu diyorum tabi..Osman,Romeo'ya çalışıyor,sen Jülyet'e çalışıyorsun,ben de senin annene çalışayım...
MÜDÜR -- Çocuklar,benim idarede işlerim var ama siz ara vermeyin,ezber yapmaya devam edin,akşama tekrar gelir bakarım ezberlerinize..
ALAATTİN -- Müdür bey,ne zaman oynayacağız bu oyunu?
MÜDÜR -- Bu size bağlı Alaattin..Sıkı çalışırsanız,üç ay sonra çıkarız sahneye.
ALAATTİN -- Çalışırız müdür bey,sardı bizi oyun,heyecanlandık baya..Öyle değil mi Süleyman abi?
SÜLEYMA -- İki ayda sahnedeyiz müdür bey,hiç merak etmeyin..Ne işimiz var başka?...İyi ki hapishanedeyiz,bütün vaktimizi oyuna verebiliriz...
ALAATTİN -- Doğru söylersin,iyi ki hapishanedeyiz... Tiyatromuzun adı ne olacak müdür bey?
MÜDÜR -- Tiyatromuzun adı mı?..Yani,gurubumuza bir isim mi koyalım diyorsunuz?
ALAATTİN -- Koyalım müdür bey,havamız olsun.
MÜDÜR -- Tamam,gurubumuza bir isim koyalım..Var mı aklınızda bişey?
SÜLEYMAN -- Benim var...." CEZAEVİ OYUNCULARI..."
ALAATTİN -- Yok,onu beğenmedim..İçinde cezaevi olmasın.
SÜLEYMAN -- O zaman "HAPİSHANE KUŞLARI?.."
ALAATTİN -- Yok,onu da beğenmedim..
SÜLEYMAN -- O zaman.."KADER MAHKUMLARI TİYATRO TOPLULUĞU..."
ALAATTİN -- Tamam,bunu beğendim,bu olsun..
MÜDÜR -- Yapmayın çocuklar..böyle karamsar isimler koymayın.Biz bu tiyatroyu,hem size,hem seyreden bütün mahkumlara moral versin,umut versin diye yapıyoruz.Başka bişey gelmiyor mu aklınıza?
OSMAN -- Müdür bey...
SÜLEYMAN -- şşşt sust..sessizlik..Osman bişey söylüyor..
MÜDÜR -- Buyur Osman..Guruba koyulacak isimle ilgili bir fikrin mi var?
OSMAN -- Evet..
MÜDÜR -- Nedir?
OSMAN -- Siz,moral versin,umut versin dediniz ya..
MÜDÜR -- Evet?..
OSMAN -- Tiyatromuzun adı "Umut" olsun..
MÜDÜR -- "Umut?..". Güzel isim..Bence de umut olsun...
ALAATTİN -- Bence de öyle olsun,bravo Osman..
SÜLEYMAN -- Ulan helal olsun sana Osman...Umut'tan daha güzel bişey..Umut'tan daha güzel bi kelime var mı?...Tamam,Osman noktayı koydu.Tiyatromuzun adı: "UMUT TİYATROSU...
ALAATTİN -- Veya "UMUT OYUNCULARI.."
MÜDÜR -- Veya "UMUT VERENLER.."
SÜLEYMAN -- "Umut verenler" olmaz müdür bey.Dernek ismi gibi olur:"Umut verenler derneği.."
MÜDÜR -- Tamam,"Umut Tiyatrosu" olsun... Haydi o zaman Umut Tiyatrosu,iş başına!..Göreyim sizi!.Kolay gelsin...(Çıkar..)
SÜLEYMAN -- Umut Tiyatrosu!.Ezber başına!!...
( Hevesle,herkes tekstini alır,sahnede sesli ezber yaparlar...)
SÜLEYMAN -- Alaattin,geç karşıma,seninle,Jülyet'in,annesiyle olan sahnesini okuyalım..Nerdeydi o?..( Elindeki tekstten,o sahneyi bulur.Alaattin de,kendi tekstinden bulur,karşılıklı oynarlar..)
SÜLEYMAN -- Hazır mısın?
ALAATTİN -- Hazırım..
( Seslerini inceltmeden,kadınsı bir ton vererek,sahneyi karşılıklı oynarlar..)
SÜLEYMAN -- "Jülyet kızım!..Nerdesin kızım?..Burda mısın kızım?.."
ALAATTİN -- "Burdayım sevgili annem..Burdayım efendim..Bir şey mi istediniz?.."
SÜLEYMAN -- "Jülyet kızım..Evlenmek konusudur benim seninle görüşmek istediğim...Ne düşünüyorsun evlenme konusunda?.."
ALAATTİN -- "Düşümde görmediğim bir şereftir efendim evlenmek..."
SÜLEYMAN --"Verona Prensinin yakın bir akrabası,asil bir genç var.."Veronalı Paris.." Bu genç,senin aşkını diler,seninle evlenmek ister. Söyle kızım,sen de onunla evlenmek ister misin?
ALATTİN -- "İstemem be ya...."
SÜLEYMAN -- Ulan Alaattin..Jülyeti de muhacir karısı yaptın ya...."Be ya.." deme..
ALAATTİN -- Tamam...Baştan alalım...
( Onlar karşılıklı çalışırken,Osman da,elinde kendi teksti,mırıl mırıl ezber yaparak sahnede dolaşır..)
( Süleyman'la, Alaattin,karşılıklı diyalog çalışarak,soldan çıkarlar...)
SÜLEYMAN "Jülyet kızım?..Nerdesin kızım?..Burda mısın kızım?..."
ALAATTİN -- "Burdayım sevgili annem...Burdayım efendim...Bir şey mi istediniz?.."
SÜLEYMAN -- "Jülyet kızım,evlenmek konusudur benim seninle görüşmek istediğim..Ne düşünüyorsun evlenme konusunda...."
( Diyerek çıkarlar..)
( Osman da,kendi tekstinden monolog ezberi yaparak sağdan çıkar..)
OSMAN -- "Ah bu aşk..Gözleri bağlıyken bile nasıl da görür gönlümüze giden yolları...Ey kavgacı sevgi,ey sevilen nefret!.Duyarım bu sevgiyi ama zevk almam ondan...Ey dümenin başında duran!.Sen yön ver gemine,yürüyün coşkun beyler!....
( Diyerek,çıkar...)
( Müzik...Tablo sonu....)
( DÖRDÜNCÜ TABLO'NUN SONU )
--------------------------------
( BEŞİNCİ TABLO )
FİNAL.....
OYUN ZAMANI...
( Müzikle birlikte Müdür,sergileyecekleri oyundan önce seyirciye yapacağı konuşma için girer..
Orası cezaevidir..Salondaki seyirci de,cezaevindeki diğer mahkumlar...)
MÜDÜR -- Arkadaşlar!..Değerli hükümlü kardeşlerim!...Oyunumuzu seyretmeye hepiniz hoşgeldiniz!...
A-Blok,sekizinci koğuştaki arkadaşlarınız,sizler için,aylarca çalışarak,bir Tiyatro oyunu hazırladılar..
Oyunumuzun adı "Romeo ve Jülyet" Yazarı Vilyam Şekspir..
Şimdi,sizler için hazırladığımız bu tiyatro oyununu izleyeceksiniz...
Müdürünüz olarak,hepinize iyi seyirler diliyorum.Umarım bu arkadaşlarınızın çabası,hepinize örnek olur,ilham verir,sizlerin de içinizdeki,iyiliği ve güzelliği çıkarmanızı sağlar.
Alkışlarınızla,karşınızda,"UMUT TİYATROSU!!....."
( Müdür,alkışı alır,çıkar..)
ROMEO VE JÜLYET
( BİRİNCİ SAHNE )
ROMEO VE KUZENİ...
ROMEO ( OSMAN )
KUZENİ ( MÜDÜR )
( O döneme ait,oyunun klasik kıyafetleri içinde,soldan girerler.. )
KUZEN -- Günaydın kuzenim Romeo!..Bugün nasılsın?..
ROMEO -- İyiyim Kuzen..."Günaydın" dedin de Kuzen..Gün o kadar erken mi?
KUZEN -- Dokuzu yeni vurdu..
ROMEO -- Kim vurdu?
KUZEN -- Saat..
ROMEO -- kime vurdu?
KUZEN -- Dokuza vurdu..
ROMEO -- Dokuza bişey oldu mu?...Ne diyorsun sen kuzenim,seni anlamıyorum..
KUZEN -- Diyorum ki,saat dokuz oldu.
ROMEO -- E,öyle söylesene....Kederli saatler amma da uzun geliyor insana....
KUZEN -- Nedir Romeo'nun saatlerini uzatan keder?..
ROMEO -- Onları kısaltacak şeyin bende bulunmaması...
KUZEN -- Aşık mısın yoksa?
ROMEO -- " Ah bu aşk...Gözleri bağlıyken bile nasıl da görür gönlümüze giden yolları...Nefretten neler doğuyor ama daha çoktur sevgiden doğan...Ey kavgacı sevgi,ey sevilen nefret!.Ey hiçten yaratılan şeyler...Güzel şekillerin biçimsiz kargaşası..Duyarım ama zevk almam ondan..."
Hoşçakal kuzenim...
KUZEN -- Nereye gidiyorsun??
ROMEO -- Gidecek bir yer bulmaya..Eğer gidecek güzel bir yer bulursam,geri gelip,sonra oraya gideceğim..
KUZEN -- Geri gelmesen de gitmişken orda kalsan? Git-gel olmasın ,nasıl olsa gitmişsin,daha mantıklı değil mi?
ROMEO -- " Ah bu mantık...Gözleri bağlıyken bile nasıl da görür aklımıza giden yolları..Mantıktan neler doğuyor ama daha çoktur akıldan doğan..Ey kavgacı akıl,ey sevilen mantık!..Güzel şekillerin biçimsiz kargaşası..Duyarım ama zevk almam ondan..."
KUZEN -- Anlıyorum...Romeo,Kapulet'ler evlerinde büyük bir davet veriyorlar.İstersen,Kapuletler'in evindeki davete gidebiliriz.
ROMEO -- " Ah bu davetler...Gözleri bağlıyken bile nasıl da görür keyfimize giden yolları...Davetten neler doğuyor ama daha çoktur gitmekten doğan...Ey kavgacı davet,ey sevilen davetli!.Güzel şekillerin biçimsiz kargaşası..Duyarım ama zevk almam ondan..."
KUZEN -- Kapulet'lerin evinde çok güzel bir kız varmış diye duydum Romeo.O güzel kızı görmek istemez misin?
ROMEO -- Güzel kız ha?..
KUZEN -- Evet..
ROMEO -- "Ah bu güzel kızlar...Gözleri bağlıyken bile nasıl da görürler kalbimize giden yolları...güzellikten neler doğuyor ama daha çoktur kızdan doğan..Ey kavgacı güzellik,ey sevilen kız!.Güzel şekillerin biçimsiz kargaşası..Duyarım ama zevk almam ondan..."
KUZEN -- Romeo,kuzenim,sana bişey soracağım..
ROMEO -- Sor kuzenim..
KUZEN -- Şimdi bu senin attığın tiradı,ufak tefek değişikliklerle,her konuya atabiliyor musun?.
ROMEO -- Atarsın..
KUZEN --Her konu için yeni bir tirad'a gerek yok diyorsun?
ROMEO -- Yok..
KUZEN -- İyiymiş bu.Ben zaten çok tirad bilmiyorum,öyle yaparım..
ROMEO -- Kuzenim..Madem Kapuletler'in evindeki davete gitmemiz için ısrar ediyorsun,gidelim o zaman..
KUZEN -- Valla,ısrar etmemiştim ama...madem gidelim diyorsun...Şu taraftan...
( Sağdan çıkarlar )
( İKİNCİ SAHNE )
JÜLYET ( Alaattin )
JÜLYET'İN ANNESİ ( Süleyman )
UŞAK ( Gardiyan Mehmet )
( Jülyet'in annesi,sağdan girer...)
ANNE -- Jülyet kızım?..Nerdesin kızım?..Burda mısın kızım?...
JÜLYET -- ( Soldan girer ) Burdayım sevgili anneciğim..Burdayım efendim..Bir şey mi istediniz?..
ANNE -- Jülyet kızım,seninle konuşmak istediğim bir mesele var...
JÜLYET -- Nedir efendim?.Sizi dinliyorum..
ANNE -- Mesele şu...Biliyorsun,sen artık büyüdün..Büyüdün değil mi,yanılmıyorum?.
JÜLYET -- Büyüdüm efendim.Geçen hafta ondördüme bastım..
ANNE -- Jülyet kızım,evlenmek konusudur benim seninle görüşmek istediğim...Söyle bana,ne düşünüyorsun evlenme konusunda?..
JÜLYET -- Düşümde görmediğim bir şereftir efendim evlenmek..
ANNE -- Afferim kızım...Süt yerine bilgelik emmişsin dadından..
JÜLYET -- Dadımdan mı?...Beni siz emzirmediniz mi??
ANNE -- Hayır kızım,seni ben emzirmedim,seni dadın emzirdi.
JÜLYET -- Neden siz emzirmediniz?
ANNE -- Memelerim bozulmasın diye...Ayrıca dadı sütü,anne sütünden daha faydalı..Bizim ailemizde kadınlar,kocalarına güzel görünmek için,doğru dürüst yemek yemezler,bu yüzden sütleri de besleyici olmaz.Dadılara çok para vermeyip,aç bıraktığımız için,onlar ne bulurlarsa yerler,sütlerinde her türlü vitamin vardır...
Jülyet kızım...
JÜLYET -- Efendim anneciğim?..
ANNE -- Jülyet kızım,burada,Verona'da,senden küçük saygıdeğer hanımlar,çoktan anne oldular...
JÜLYET -- Biliyorum efendim.
ANNE -- Uzun lafın kısası.."Paris" seninle evlenmek istiyor..
JÜLYET -- Paris benimle evlenmek mi istiyor?...Fransa'daki Paris mi?..Paris'in tamamı benimle evlenmek mi istiyor?...
ANNE -- Hayır kızım,o Paris değil.."Veronalı Paris..."..Adamın adı Paris...Verona Prensi'nin yakın akrabası,asil bir genç...
JÜLYET -- Çok mu asil?
ANNE -- Baya asil...Ne diyorsun?..Paris'i sevebilir misin?..
JÜLYET -- Bilmiyorum ki anneciğim..."Bakmak sevmeyi uyandırırsa,bakarım sevmek için...Ama izniniz ölçüsünde bakarım...Daha derinleri zorlamam gözlerimle..."
Sormamın bir sakıncası olmayacaksa,sorabilir miyim,ne iş yapıyor Paris?
ANNE -- Hiç bir iş yapmıyor kızım...Dedim ya,Paris,asil bir genç.Asillerin çalışması çok ayıptır.
JÜLYET -- Peki,nasıl geçiniyor?
ANNE -- Devletten üç ayda bir asil maaşı alıyor...
( Uşak girer..)
UŞAK -- Efendim...
ANNE -- Efendim?
UŞAK -- Evinizde verdiğiniz davet için çağırdığınız konuklar geldiler efendim..Yemek hazır..
Sizi bekliyorlar,küçük hanımı soruyorlar...
ANNE -- Uşak,adını unuttum ben senin.Senin adın neydi?
UŞAK -- Benim adım yok efendim..Oyunda "Uşak" diye geçiyor...Uşağım diye,Şekspir bana isim koymamış.İsmim yok diye askere gidemedim,evlenemedim,resmi kurumlarda işlem yapamıyorum...
ANNE -- Çok ayıp etmiş...Hiç yakıştıramadım Şekspir'e...Uşaksan, insan değil misin?.. Boşver Şekspir'i,sen kendine bir isim bul,seni bundan sonra o isimle çağıralım.
UŞAK -- Aslında kendim için bir isim buldum efendim.
ANNE -- Ne buldun?
UŞAK -- "Bartolomeo..."
ANNE -- İyi,güzel bulmuşsun.Seni bundan sonra öyle çağıralım.
UŞAK -- Kısaca "Bart" "Barti" "Barto" diyebilirsiniz efendim.
ANNE -- Tamam,öyle deriz.Haydi gidelim kızım,konuklarımızı bekletmeyelim...
( Soldan çıkarlar.Uşak da peşlerinden çıkar..)
( ÜÇÜNCÜ SAHNE )
ROMEO ( Osman )
KUZENİ ( Müdür )
JÜLYET ( Alaattin )
UŞAK ( Gardiyan Mehmet )
( Romeo ve Kuzeni, soldan girerler...Capulet'lerin evindeler..Evin girişi..)
ROMEO -- Burası mı Kapulet'lerin evi Kuzenim?..( Etrafına bakınır )
KUZEN -- Evet kuzenim...Kapuletlerin davet verdikleri ev burası..
ROMEO -- "Bu maskeli balo'ya iyi niyetle geldik ama akıllıca bir iş değildir gelmemiz!..."
KUZEN -- Maskeli balo değil bu Romeo..
ROMEO -- Maskesiz balo mu?
KUZEN -- Hayır.Maskesiz balo da değil.Davet..
ROMEO -- Maskeli davet mi?
KUZEN -- Hayır Romeo,sadece davet.
ROMEO -- O zaman maskesiz davet..
KUZEN -- Evet,maskesiz davet..
ROMEO -- Kuzenim..Dün gece bir düş gördüm!.O yüzden korkuyorum bu davete katılmaya..
KUZEN -- Ne gördün düşünde?
ROMEO -- Bilmiyorum.Uyandığımda hiçbir şey hatırlayamadım..
KUZEN --Haydi Romeo,katılalım davete..Eğlenceye geç kalmayalım..Yalnız,
evdekilere Montegü'lerden olduğumuzu belli etmeyelim..Çünkü,biz Kapulet'lerle,Montegüler arasında,çok eskiye dayanan sebebi bilinmeyen bir düşmanlık var..
ROMEO -- Haklısın.. En büyük düşmanlıklar,sebebi bilinmeyen düşmanlıklardır...Sebebini bilsen,çözersin.Ama sebebini bilmeyince,o muydu,bu muydu,kim haklıydı,kim haksızdı,yanlış bişey yapmamak için çözmeye yanaşmazsın..
KUZEN -- Girelim mi içeri?.
ROMEO -- Girelim..
ROMEO -- Bi dakka!
KUZEN -- Ne oldu?
ROMEO -- Tirad'ım geldi!.
KUZEN -- İyi,at o zaman..At da rahatla..
ROMEO -- ( Havasına girerek,tirad'ını atar )
"Bence daha pek erken,pek çok erken,çok erken..
İçimde bir önsezi var...
Sanki yıldızlara asılı bir olay,
Bu gecenin cümbüşleriyle başlayacak...
Zamansız ölmek gibi,alçakça bir ceza ile son verecek,
Bağrıma kapatılmış aşağılık bir hayat sürmesine...
Ama ey dümenin başında duran!
Sen yön ver gemine,yürüyün coşkun beyler..."
Ohhh..Rahatladım...
( Sağdan Uşak girer..)
UŞAK -- Hoş geldiniz efendim,hoş geldiniz...Tam da zamanında geldiniz..Eğlence birazdan başlayacak efendim...
KUZEN -- Hoş bulduk Uşak...Neydi senin adın?
UŞAK -- Efendim ben "uşak" diye geçiyorum..Şekspir,yazarken,bana isim koymamış..
KUZEN -- Olmaz ama öyle.İnsan ismi için yaşar.İnsanın ismi,şerefidir..Senin de bir ismin olmalı..
UŞAK -- Efendim,benim beğendiğim bir isim vardı,hanımıma danışarak o ismi koydum kendime.
"Bartolomeo.." İsterseniz siz de bana bu isimle hitap edebilirsiniz.
KUZEN -- Sana bir isim de biz koyalım.Senin ismin bir de "Alberto" olsun.Değiştire değiştire kullanırsın.
UŞAK -- Çok teşekkür ederim efendim.Çok sevindim.İsmim yok diye üzülürken,bir anda iki tane ismim oldu..
KUZEN -- Güzel bir evmiş Kapulet'lerin evi.Kira mı,kendilerinin mi?..
UŞAK -- Efendim,bu ev 7500 senedir Kapulet'lere ait..
( Karşı kapıda Jülyet belirir..Romeo ve Jülyet,birbirlerini görünce etkilenirler,bir süre sessizlik olur,derin derin bakışırlar..)
( Romeo,Jülyet'e bir tirad atar.)
ROMEO -- "Şu değersiz elimle kutsal tapınağa saygısızlık ettiysem,ne ince bir günahtır bu...
Dudaklarım...Bu iki utangaç ziyaretçi..Hazırdır bu kabalığı nazik bir öpüşle düzeltmeye..."
( Jülyet,karşılık verir..)
JÜLYET -- "Ey yolcu,pek haksızlık ediyorsun kendine...Ama saygılı bir bağlılık görünüyor bunda..."
ROMEO --ROMEO VE JÜLYET VE SÜLEYMAN-3
(Devamı...)
JÜLYET -- "Ey yolcu,pek haksızlık ediyorsun kendine...Ama saygılı bir bağlılık görünüyor bunda..."
ROMEO -- "Bırak,dudaklar yapsın ellerin yaptığını....Dudaklarım arındı günahından senin dudaklarınla..."
JÜLYET -- "Dudaklarımdan mı geçti bu günah?...Ey,tatlı bir zorlanışla işlenen suç!..Günahımı geri ver bana..."
UŞAK -- Ne diyor bunlar?.Ben bişey anlamadım..
KUZEN -- Galiba görür görmez aşık oldular birbirlerine..
UŞAK -- Peki,ne diyorlar birbirlerine?
KUZEN -- Söylediklerinin bir önemi yok.Şu anda birbirlerinden öyle etkilendiler ki,elektrik faturasını okusalar,aynı etkiyi yapar..
UŞAK -- "Elektirik faturası??.."
KUZEN -- Mesela yani...
ROMEO -- Kuzenim?..
KUZEN -- Efendim Romeo?
ROMEO -- Ben zehiri verdim kıza...Lakin düşmanlarımızın kızı,nasıl olacak bu iş bilmiyorum..
KUZEN -- Vazgeç Romeo.burnuma,yüzyıllar boyu sürecek bir dram kokusu geliyor..
ROMEO -- Ama ben aşık oldum kuzenim.Ben vazgeçsem,aşk vazgeçmez...Gidelim kuzenim..Şu anda öyle doluyum ki,neler hissettiğimi sana uzun uzun anlatıp kafanı şişirmek istiyorum.
KUZEN -- Tamam gidelim,sen nasıl istersen,başrol sensin..
( Romeo,eğilerek Jülyet'e selam verir )
ROMEO -- Hoşçakal parıltılı melek...
JÜLYET - Güle güle utangaç ziyaretçi....
( Romeo ve kuzeni çıkarlar )
JÜLYET -- Uşak?!
UŞAK -- Emredin küçük hanımım..
JÜLYET -- Kimdi bu bey?
UŞAK -- O bey'in adı Romeo,küçük hanımım..
JÜLYET -- "Ah Romeo!...Duydum ben bu ismi...Montegü'lerden Romeo...Baş düşmanımızın biricik oğlu...Biricik sevgim doğdu biricik nefretimden...Uğursuz bir sevgi başlar bence,tiksinilen bir düşmanı sevince....(Üzgün,sağdan çıkar )
UŞAK -- (Sahnede yalnız kalır) Valla atardım şimdi bi tirad ama uşağız diye tirad da yazmamış Şekspir...Gideyim de konuklarla ilgileneyim bari.....
( Uşak soldan çıkar)
( DÖRDÜNCÜ SAHNE )
ROMEO ( Osman )
JÜLYET ( Alaattin )
JÜLYET'İN AMCASI TYBALT ( Süleyman )
VERONA PRENSİ ( Müdür )
UŞAK ( Gardiyan Mehmet )
Romeo ve Jülyet gizlice buluşurlar...
Jülyet'lerin evinin bahçesi...
( Romeo ve Jülyet soldan romantik romantik girerler...)
JÜLYET -- Ah Romeo...Buluşmamalıyım seninle böyle gizli gizli...Sen bizim en büyük düşmanımızın biricik oğlusun...
ROMEO -- Aslında biricik oğlu değilim..."Romei" adında bir kardeşim vardı,çocukken babam onu benden daha çok seviyor diye kıskandım,kardeşimi balkondan aşağı attım..
JÜLYET -- Kardeşine bişey oldu mu?
ROMEO -- Oldu..
JÜLYET -- Ne oldu?
ROMEO -- Öldü.
JÜLYET -- Ah Romeo...Yasak bir aşk mıdır bizim kaderimiz olan?..Neden Romeo?..Neden?..Neden Romeo'sun sen?..İnkar et babanı,kendi adını reddet!..Bu elinden gelmezse,yemin et beni sevdiğine,ben vazgeçeyim Kapulet olmaktan...
ROMEO -- Yapamayız Jülyet..Bu bizim elimizde değil..Ne ben vazgeçebilirim Romeo olmaktan,ne de sen vazgeçebilirsin Kapulet olmaktan.Kapulet olduğunu kabul etmek zorundasın...
JÜLYET -- Ama şunu bil ki,yalnız adındır benim düşmanım olan...Romeo'nun adı Romeo olmasaydı da,bu kusursuzluk yine kalırdı onda..
ROMEO -- Benden mi bahsediyorsun?
JÜLYET -- Evet.
ROMEO -- Hayır,üçüncü tekil şahıs kullanınca,başka bir Romeo daha mı var acaba dedim...
JÜLYET -- Kimsin sen!!
ROMEO -- Ben mi??..Romeo...?
JÜLYET -- Hayır,o anlamda söylemedim..Kimsin sen.böyle,geceye gizlenerek sırrıma el uzatan?..
ROMEO -- "Bilmem ki nasıl söylemeli kim olduğumu?...Ben de nefret ediyorum sana düşman diye adımdan...Ben yazmış olsaydım,yırtar atardım onu..."
JÜLYET -- Nasıl geldin buraya?...Söyle!...Bahçenin duvarları yüksek,aşılması güç..Bizden biri görürse bu yer mezar olur sana!..
ROMEO -- Aşkın hafif kanatlarıyla aştım bu duvarları..O yüzden kimse engel olamadı bana..
JÜLYET -- Bakayım..? ( Romeo'yu çevirip arkasına bakmak ister )
ROMEO -- Neye bakacaksın?
JÜLYET -- Kanatlarına bakacağım.
ROMEO -- Ne kanadı?
JÜLYET -- "Aşkın hafif kanatlarıyla aştım bu duvarları " demedin mi?
ROMEO -- Saçmalama Jülyet,şiirsel olsun diye öyle söyledim..Ne kanadı? Tavuk muyum ben?
JÜLYET -- Ne bileyim,aşık olunca sırtında kanat çıktı sandım..Aşk bu,aşkta her şey mümkün...
( Capulet'lerin yeğeni,Jülyet'in amcası TYBALT --Süleyman-- girer...)
TYBALT -- Sesine bakılırsa Motegü'lerden biri olmalı bu!...
JÜLYET -- Amca!..Tibalt amca!...Vallahi bişey yapmıyorduk..Tanımadığım bir yabancı bu..Adres sormak için gelmiş..Verona Postanesi nerde diye soruyor..
ROMEO -- Yazıklar olsun sana Jülyet!..İki dakka sahip çıkamadın aşkına.Hemen yelkenleri suya indirdin..
JÜLYET -- Durumu kurtarmaya çalışıyorum Romeo,yoksa vallahi seviyorum seni..
TYBALT -- Seni tanıyorum!.Sen alçak Romeo'sun!..
ROMEO -- Bak dayı?...Öyle alçak malçak konuşma?...Jülyet'in akrabasısın..Yaşına da saygımız var?.
Benim canımı sıkma..
TYBALT -- Sen bizim ailemizin düşmanısın..Ne işin var yeğenimin yanında?..
JÜLYET -- Amca lütfen...
TYBALT -- Sen karışma Jülyet,yürü eve!..Biz Romeo'yla düello yapacağız,üstüne kan sıçramasın..
Çek kılıcını Romeo!..
ROMEO -- Pekala...( Kılıcını çeker ) Bunu sen istedin!
TYBALT -- Ben senin kılıcını istemedim,düello yapacağız dedim.
ROMEO -- Ben de onu kastettim zaten.Ölmeye hazır mısın!
TYBALT -- Yoo,niye ki?
ROMEO -- Çünkü düellonun sonunda ölen sen olacaksın.
TYBALT -- Ha,onun için diyorsun..Orası hiç belli olmaz.
ROMEO -- Neresi hiç belli olmaz??
TYBALT -- Yani,düelloyu kimin kazanacağını,kimin öleceğini önceden bilemezsin.
ROMEO -- Ha,o anlamda diyorsun?
TYBALT -- Başlayalım mı?
ROMEO -- Başlayalım..Ben "üç"deyince başlayalım..Bir...İki...
( Tybalt, Romeo'nun "üç"demesini beklerken,Romeo "üç" demeden kılıcını havada bir kaç kere sallar,sonra,karşısında kıpırdamadan duran Tybalt'a -koltuk altına-sokar..)
TYBALT -- Ahh....( Yere yığılır..)
JÜLYET -- Amca!!..Tibalt amca!!!...( Amcasının yanına çöker,başını kucağına alır ) Ölme!..Lütfen ölme Tybalt amca!..Lütfen ölme...
TYBALT -- ( Ölmek üzereyken güçlükle konuşur..) "Üç" demedi..."Üç" demesini bekledim ama..."Üç"demedi..."Bir" dedi.."İki"dedi ama üç demedi....Sevgili yeğenim Jülyet.. Ölüyorum..Son nefesimde sana güzel bişeyler söylemek isterdim ama öleceğimi tahmin etmediğim için bir konuşma hazırlamadım..Ölümüm,benim için de sürpriz oldu..Sana sadece şunu söyleyebilirim...( Onu da söyleyemez,ölür..)
JÜLYET -- Amcaaa!...( Amcasına sarılır) Amcaamm!..Sevgili amcam...( Amcasının başını usulca yere bırakır.Romeoya döner,öfkeyle:) Neden yaptın bunu???
ROMEO -- Neden mi amcanı öldürdüm?
JÜLYET -- Hayır..Neden "Üç" demedin??
ROMEO -- Üç demedim mi?
JÜLYET -- Demedin.
ROMEO -- Hadi yaaa...Yine üç demeyi unuttum..Ben de diyorum,neden bütün düelloları ben kazanıyorum?...Olmadı şimdi bu. Öldü mü adam?
JÜLYET -- Öldü...
ROMEO -- Çok ayıp ettim, hiç yakışmadı bana...Neyse,yapacak bişey yok,bidahaki sefere daha dikkatli olurum..
( Verona Prens'i -Müdür-bütün heybetiyle girer..)
PRENS -- Ne oluyor burada?...
JÜLYET -- Prens!..Verona Prens'i!.. ( Eğilip selam verir )
PRENS -- Burda bir cinayet var!!...Yerde bir adet ölü var!!...Kim yaptı bunu???...
ROMEO -- Ben yaptım Prensim..
PRENS -- ( Romeo'ya bakmadan,yüzü seyirciye dönük:) "Nefretinizin sonuçları ilgilendirmiyor beni!...
Kanım akıyor hoyratça kavgalarınız yüzünden...Öyle bir ağır cezaya uğratayım ki...Pişman olsun kim
ise bu suçu işleyen..."
ROMEO -- Benim ben..Suçlu benim..
PRENS -- "Gözyaşlarıyla,dualarla yumuşama yok!...Yalvarmalara,mazeretlere tıkalı kulaklarım!..."
ROMEO --Yalvardığım falan yok..Ben yaptım diyorum,itiraf ediyorum,neyse cezam razıyım..
PRENS -- "Kim yaptıysa bunu....Mantua'ya, sürgüne gönderiyorum onu...Atıyorum,mesela,Romeo yaptıysa,hemen gitsin buradan...Yoksa son saati olur ele geçtiği an..."
ROMEO -- Haaa...Anladıım...Ben,gideyim diyorsunuz?...Tamam,gidiyorum...Hoşça kal Jülyet,ben sürgüne gidiyorum...Hoşça kal parıltılı meleğim...
JÜLİDE -- Güle güle kömür gözlüm..
( Romeo çıkar..)
PRENS -- Uşak!...
UŞAK -- (Girer) Geldim Prensim,emredin!..
JÜLYET -- Sen,bizim uşağımız değil miydin??
UŞAK -- Hafta sonları Prens'e çalışıyorum küçük hanımım..Üç-beş de ordan geliyor,ancak geçiniyoruz...
PRENS -- Uşak,tut şu cesedi ayaklarından,götürelim.Neydi senin adın?
UŞAK -- Efendim,Şekspir bana isim koymamış ama çalıştığım evde bana Bartolomeo ve Alberto isimlerini verdiler.
PRENS -- Onlar dursun sende,ben de sana "Roberto" diyeyim..
UŞAK -- Yaşasın!..Hiç ismim yok derken,üç tane ismim oldu...
PRENS -- Tut bakalım..
UŞAK -- Tutuyorum Prensim..
( Tybalt'ın ölüsünü iki tarafından tutarak çıkarırlar )
( Jülyet de üzgün,arkalarından gider...)
JÜLYET -- Amcam...Baba yarısı amcam...
( Çıkarlar....)
( BEŞİNCİ SAHNE )
RAHİP ( Süleyman )
JÜLYET ( Alaattin )
(Jülyet,Rahip'ten yardım istemek için kilise'ye gider)
( Rahip,sağdan girer..Bir elindeki su kabından,öteki eliyle su alıp,yerlere serper..)
RAHİP -- Yerleri sulayayım da,süpürürken toz kalkmasın...
( Jülyet,soldan girer.Telaşlı ve heyecanlıdır..)
JÜLYET -- Kutsal Pederim,bana yardım et!..Yardım et bana kutsal Pederim!.Bana ancak sen yardım edebilirsin!..Yalvarıyorum yardım et bana!..
RAHİP -- Dur,dur..Kızım dur!..Yavaş..Nedir bu telaşın?..Sakin ol,ne oldu,anlat bana..
JÜLYET -- Kutsal Pederim "Gönüllerimizi Tanrı birleştirdi ama kader ayırdı bizi!...Gönlüm alçakça bir isyanın pençesinde çırpınırken,nasıl sakin olabilirim?...Akıl ver bana...Yoksa bir hançer,acılarımla benim arama girip hayatıma son verecek..Söyle hadi...Sözlerin çareden haber vermeyecekse,çoktan ölmeye can atıyorum ben..."
RAHİP -- Sevgili kızım Jülyet..Söylediklerinden anlıyorum ki,Sen,Romeo diye biriyle tanışmışsın,birbirinize aşık olmuşsunuz,Romeo senin amcanı bir düelloda öldürmüş,Verona Prens'i,Romeo'yu sürgüne yollamış,sen de Romeo'dan ayrı kalmaya dayanamıyorsun,benden yardım istemeye geldin...Doğru anlamış mıyım?..
JÜLYET -- Evet Peder,aynen öyle..."Söyleyin,şu Kule'nin tepesinden atayım kendimi...Haydutlar yatağında gezeyim...Yılan yuvalarında gizleneyim ya da homurdanan Ayı'larla zincire vur beni...
Ölülerin takırdayan kemikleriyle,çürümüş bacaklar,çenesiz sarı kafalarla örtülü kalayım baştan aşağı..."
RAHİP -- Yaaa??..Demek ailen seni Kont Paris'le evlendirmek istiyor?...Doğru mu anladım?
JÜLYET -- Evet...Ama ben,Kont Paris'le evlenmektense,ölmeye razıyım...Ben Romeo'yu seviyorum..
Ama Romeo, Mantua'da sürgünde..Ne yapacağımı bilmiyorum,yardım et bana Peder!..
RAHİP -- Sen hiç merak etme Jülyet kızım..Ben Romeo'yla seni,birbirinize kavuşturacağım..(Cebinden küçük bir şişe çıkarır) Al bu şişeyi...
JÜLYET ( Şişeyi alır) Ne yapacağım bu şişeyi?..
RAHİP -- ( Bir an durur,yüzüne bakar) Tövbe tövbeee...Kızım,soru sorma,sen al bu şişeyi,evine git,evdekilere Kont Paris'le evlenmeye razı olduğunu söyle,gece yatarken şişeyi yanına al,yatağa gir ve iç!.
JÜLYET -- Şişeyi mi içeceğim?
RAHİP -- Hayır,şişeyi içmeyeceksin,şişenin içindekini içeceksin...
JÜLYET -- Ne var bu şişenin içinde?
RAHİP -- Ebenin suyu var!...Kızım,bi sus da dinle..Bu şişenin içinde özel bir iksir var.Sen bu iksiri içince,nabzın duracak,kalbin duracak,nefesin duracak,her şeyin duracak...
JÜLYET -- Ölecek miyim??
RAHİP -- Hayır,ölmeyeceksin..Bu iksir'in özelliği bu..Bu iksir seni geçici olarak ölmüş gibi gösterecek...Sabah olunca evdekiler odana girecekler,seni yatağında ölü bulacaklar.Sizin evde sabah oluyor değil mi?
JÜLYET -- Oluyor.
RAHİP -- Tamam o zaman.Sabah annen,baban odana girdiklerinde seni yatağında ölü bulacaklar..
JÜLYET -- Hani ölmeyecektim?
RAHİP -- Kızım,sen beni dinlemiyorsun ki...Ölmeyeceksin..Odana girecekler,bakacaklar,sende hiç hareket yok..Nabzına bakacaklar,nabız yok..Kalbine bakacaklar,durmuş..Nefes desen,almıyor.."Bu olsa olsa ölmüştür"diyecekler,Kont Paris de,seninle evlenmekten vazgeçecek.Çünkü hiç bir erkek,ölü bir kadınla evlenmek istemez..
JÜLYET -- Ama ben aslında ölmedim?
RAHİP -- Yok,ölmedin..Geçici bir süre için bütün yaşam belirtilerin duracak.
JÜLYET -- Ama ölmeyeceğim??
RAHİP -- Ölmeyeceksin.
JÜLYET -- Peki bu iksir daha önce birinin üzerinde denendi mi?
RAHİP -- Yok,bu iksir daha yeni üretildi.İnsan üzerinde henüz bir deneme yapılmadı.Fareler üzerinde deneme yapıldı,çok başarılı oldu.İlk kez sende deniyorum.Ama merak etme farelerle insanların biyolojik yapıları birbirine benzer.Farelerde başarılı olduysa sende de başarılı olur.Korkma,ölmezsin.
JÜLYET -- Ya ölürsem??
RAHİP -- Ölürsen öl!...Allah Allaaah..(Kızar) Kızım niye üstüme geliyorsun?. Güvenmiyorsan ver şişeyi geri,varsa tanıdığın daha iyi bir iksirci,git ona yaptır!
JÜLYET -- Tamam Peder,özür dilerim...Peki bu iksiri aç karnına mı içeceğim,tok karnına mı?
RAHİP -- Ulan şimdi senin karnına bi tekme atarım!...Bela mısın kızım sen?..Hadi git! İşim gücüm var benim..
JÜLYET -- Tamam Peder,gidiyorum..
RAHİP -- Seni öldü sanınca,yüzün açık bir şekilde bir tabuta koyacaklar,bütün Kapuletler'in yattığı o eski mahzene götürecekler..Bu arada ben,senin durumunu mektupla Romeo'ya bildireceğim,senin uyanma vaktin yaklaşırken,Romeo buraya gelecek,seni alıp sürgünde olduğu yere götürecek,birlikte,gözlerden uzakta,mutlu ve uzun bir hayat süreceksiniz..
JÜLYET -- Umarım öyle olur Peder..Ben gidiyorum o zaman..
RAHİP -- Bişey unutmadın mı?..
JÜLYET -- Teşekkür etmeyi unuttum..Mutluluğumu size borçlu olacağım Peder,çok teşekkür ederim.
RAHİP -- Kızım,bana ne senin mutluluğundan?..İksir'in parasını vermedin..
JÜLYET -- İksir'in parasını mı?..Parayla mı bu iksir?
RAHİP -- Yok bedava!...Onaltıncı yüzyılda yaşıyoruz kızım,bu devirde kim kime bedava bişey veriyor?..Alayım iksir'in parasını..(Elini açar)
JÜLYET -- Yanımda hiç para yok,sonra versem olur mu?
RAHİP -- İyi hadi git,ben babandan alırım iksir'in parasını...Babana selam söyle.
JÜLYET -- Başüstüne....
RAHİP -- Güle güle kızım,güle güle...
( Jülyet soldan çıkar,Rahip sağdan çıkarken...)
RAHİP -- Ben de gideyim de,Romeo'ya göndereceğim mektubu yazayım..Mektuba nasıl başlasam acaba?.."Sevgili Romeo..Satırlarıma başlamadan önce selam eder,sürgündeki büyüklerin ellerinden,küçüklerin gözlerinden öperim.....Bu sabah senin Jülyet bana geldi,onunla bir plan yaptık...."
( Diyerek sağdan çıkar..)
( ALTINCI SAHNE )
ANLATICI...
Anlatıcı..( müdür ) Girer...
ANLATICI -- ( Seyirciye : ) " Jülyet,o gece, Kilisede Rahip'le planladıkları gibi,Rahibin verdiği şişedeki iksiri içip yatar...
Sabah odasına girdiklerinde,herkes Jülyet'i öldü sanır..
Öte yandan Rahip,Romeo'ya durumu anlatan bir mektup yazmış,mektubu Romeo'ya iletmesi için başka bir Rahibe vermiştir...
Ama o rahip,Romeo'nun sürgünde olduğu yere giderken,yolunun üzerindeki bir kasabada başka bir rahip arkadaşına uğramış,arkadaşının evindeyken,Veba salgını şüphesiyle,kasabadaki birçok evle birlikte o ev de mühürlenmiştir..
Mektup,Romeo'ya ulaşmaz...
Romeo,Jülyet'in ölüm haberini,kendisini ziyarete gelen kuzeninden alır,Jülyet'in gerçekten öldüğünü sanır...
Çok büyük bir acıya kapılan Romeo,tanıdığı bir Eczacı'ya giderek,kendisi için zehirli bir iksir hazırlatır ve Verona'ya doğru yola çıkar..
Sevdiği kadının mezarı başında zehiri içecek,hayatına son verecektir...
( Çıkar.. )
( YEDİNCİ SAHNE )
FİNAL SAHNESİ...
HEPSİ....
( Yazanın notu : Önceki sahnelerde,diyalogları biraz sulandırdık...Ama bu final sahnesindeki,Romeo-Jülyet bölümü,şakasız-esprisiz,oyunun aslına uygun,tamamen oyunculuğa dayalı,etkileyici bir dramatik sahne olmalıdır....)
( Jülyet, Capuletlerin mahzeninde,ölü gibi yatıyor...)
( Romeo girer....)
( Mahzende ölü gibi uzanmış yatan büyük aşkını görür..)
( Büyük bir acı ve üzüntüyle Jülyet'ine yaklaşır,güzel yüzüne bakar..)
ROMEO -- Jülyet!... ( Adını söylediği anda gözlerinden yaşlar boşanır )
Ah sevgilim!...Ah sevgilim!...
"Nefesinin balını emen ölüm,güzelliğine el sürememiş daha.....Güzellik sancağı daha kıpkızıl duruyor dudaklarında,yanaklarında...."
Jülyet!....
( Elini avuçlarına alır,öper)
Biricik sevgilim..Niçin böyle güzelsin hala?...
Buradayım parıltılı meleğim...Hep burada olacağım...
Yanında duracağım...
Bu karanlık gecenin sarayından ayrılmayacağım bir daha...
Burada dinleneceğim sonsuza kadar.....
Ey gözler,son kez bakın!...
Ey kollar,son kez kucaklayın!...
Ve siz dudaklar!...Nefes kapıları.....
Gel acı ilaç...Gel tatsız klavuz... ( Cebinden küçük zehir şişesini çıkarır,kapağını açar)
Deniz tutmuş şu yorgun tekneyi,yalçın kayalara bindiriver artık...
Geliyorum sevgilim...Yanına geliyorum....
( Zehiri içer,yere yığılır,ölür..)
( Biraz sonra Jülyet uyanır..)
JÜLYET -- Neredeyim ben?....
Hatırlıyorum...Nerede olmam gerektiğini hatırlıyorum...
Rahibin verdiği ilacı içtim,beni öldü sandılar,buraya getirdiler..Birazdan Romeo gelecek,birlikte gideceğiz buradan,uzun ve çok mutlu bir hayat yaşayacağız....
Peki,Romeo'm nerde?....
( Yerde yatan Romeo'yu farkeder..)
Romeo!...
Bu da ne?...Biricik sevgilimin elinde bir şişe!...(Şişeyi alır,bakar) Bir zehir şişesi!....
( Öldüğünü anlar)
Cimri!....(Gözlerinden yaşlar boşalır)
Cimrii!....
Hepsini içtin demek?...
Bana yoldaş olacak bir damlacık bırakmadın demek?....
Beni sensizliğe mahkum edemeyeceksin Romeo'm....
Romeo'm...Biricik sevgilim....
Yanına geliyorum büyük aşkım...Bana zehir bırakmamışsın ama bir zamanlar bana hayat veren dudaklarında bir parça zehir kalmıştır belki....
Şöyle,seyirciye arkamı döneyim,seni dudaklarından öpüyormuş gibi yapayım da dudaklarına bulaşmış zehiri içip,ben de öleyim....
(Dediğini yapar,zehir etkisini gösterir,Romeo'nun üzerine yığılır,ölür....)
( Biraz sonra Rahip -Süleyman- girer..
RAHİP -- Jülyet!...Romeo!...Yüce Tanrım!.Ne olmuş burada?...Bu zehir şişesi de ne?...Jülyet zamanında uyanmadı mı yoksa?..
Yoksa Romeo,Jülyet'in gerçekten öldüğünü mü düşündü?...
Jülyet'in öldüğünü düşünüp zehir içmiş,kendini öldürmüş Romeo...
Olay yeri incelemesinden anladığım kadarıyla,uyanan Jülyet,Romeo'nun öldüğünü görünce,bu acıya dayanamayarak,Romeo'yu zehir bulaşan dudaklarından öpmek suretiyle,kendini öldürmüş....
Ama neden?...
Romeo,kendisine yazdığım mektubu almadı mı yoksa?...Aldı da okuyamadı mı?..Yazım okunaklı değil miydi?..
Keşke daktiloyla yazsaydım..Ama daktilo icadedilmedi ki daha.Keşke icadedilseydi...
Yoksa mektup,Romeo'ya ulaşmadı mı?...
Evet...Öyle olmuş...Olay yeri incelemesinden anladığım kadarıyla,mektup Romeo'ya ulaşmamış..
Bu ne büyük bir dram...
Keşke mektubu kendim götürseydim Romeo'ya...
Kimseye güvenmemeliydim,ben götürüp vermeliydim mektubu Romeo'ya..O zaman Romeo,Jülyet'in öldüğünü düşünmez,böyle bir dram yaşanmazdı..Bu tamamen benim suçum.
BENİM YÜZÜMDEEENN!...BENİM YÜZÜMDEENN!...
( Rahip,"Babam ve oğlum" filmindeki Çetin Tekindor gibi,üstünü başını parçalarmış gibi yaparak kendisini suçlar..)
Ben bu sorumlulukla yaşayamam...Bu iki güzel çocuk benim yüzümden öldüler...Onların katili benim..Bu acıyla,bu üzüntüyle yaşayamam.Ben de ölmeliyim.Ben de onlar gibi zehir içip ölmeliyim.
Yanımda zehir olacaktı,onu içeyim de öleyim..
(Cebinden beş-altı tane küçük ilaç şişesi çıkarır)
Hangisi zehirdi bunların?..(Şişelere tek tek bakar) Bu,verem ilacı...Bu,öksürük için...Bu,kalın barsak iltihabı..Bu,romatizma...Bu,bel fıtığı.....Bu galiba...Zehir şişesi bu..İçeyim de öleyim..(Şişenin kapağını açar) Elveda hayat!...(içer...ölmeyi bekler ama ölmez)
Eee?..Niye ölmüyorum?...Şimdiye kadar etkisini göstermesi lazımdı....
Yanlış şişeyi mi içtim yoksa?...(İçtiği şişeyi alır,tekrar bakar,üzerindeki yazıyı okur) "Cinsel gücü artırır..İçtikten hemen sonra ereksiyon sağlar.." Anaa! yanlış şişeyi içmişim!.."
(İçtiği şişe etkisini göstermeye başlamıştır.Ereksiyon hali belli olmasın diye kendini geri çeker,eliyle önünü kapatır,koşarak çıkar)
Yanlış ilacı içmişim...Zehir diye yanlış ilacı içmişim.....(Çıkar)
( Uşak girer..Yerde ölü yatan Romeo ve Jülyet'i görür,üzülür)
UŞAK -- Zavallı Romeo,zavallı küçük hanımım...Romeo,Konağa geldiği zaman,küçük hanımım "Bu bey kim?" diye sormuştu bana.Keşke o zaman Romeo'nun evli olduğunu söyleseydim..Evli olduğunu söyleseydim,küçük hanımım,Romeo'yu sevmekten vazgeçerdi..
BENİM YÜZÜMDEEENN!...BENİM YÜZÜMDEEENN!...
( Uşak da,rahip gibi,üstünü başını yırtarmış gibi yaparak dövünür)
( Verona Prens'i -müdür-girer..)
PRENS -- Hayır!...Senin yüzünden değil...Senin bir suçun yok...Asıl suçlu benim..Hem Romeo'nun kuzeni olarak hem de Verona Prensi olarak suçlu benim..Romeo'nun kuzeni olarak,Romeo'ya,Kapuletlerin evinde bir davet olduğunu söylememeliydim.Davete gitmeseydi,Romeo,Jülyet'i görmeyecekti..
Verona Prens'i olarak da Romeo'yu sürgüne göndermem hataydı..
Romeo'yu, Verona'da hapse atsaydım,Jülyet,Romeo'yu hapishanede ziyaret eder,planını bizzat söylerdi.Romeo da Jülyet'in cenazesi için özel izin alır,birlikte kaçarlardı..Suç senin değil.suçlu benim.Hem de iki kere suçluyum.
BENİM YÜZÜMDEEENN!...BENİM YÜZÜMDEEENN!...
( Şekspir girer)
(Süleyman,Şekspir rolüyle girer)
ŞEKSPİR -- Hiç kimse suçlu değil arkadaşlar!...Boş yere kendinizi suçlamayın...
PRENS -- Sen de kimsin?
ŞEKSPİR -- Benim adım Şekspir..Vilyam Şekspir..Ben bu oyunun yazarıyım..
PRENS -- Saygılar efendim..
UŞAK -- Saygılar..
ŞEKSPİR -- Bu dramdan kendinizi sorumlu tutmayın..Sizler oyunun karakterlerisiniz..Sizleri ben yarattım...Romeo ile Jülyeti ben buluşturdum..Romeo'nun sürgüne gitmesini ben istedim..Rahibin planını ben yazdım..Etkili olması için de oyunun finalini böyle bağladım....
Ayrıca siz "Umut Tiyatrosu",Cezaevi oyuncularına, oyunumu oynadığınız,beni bir kere daha yaşattığınız için teşekkür ederim..
Teşekkür ederim,
Gün görmeyen koğuşlarınızda,
Hem cezaya,hem unutulmaya mahkum olan sizler...
Bozulmadan kalabilmek için,
Bu "ölüler evine",bir kaç nefeslik hayat verdiğiniz için..
Vicdan azapları,pişmanlıklar ve kahredici yalnızlıklar içinde,
Umut ürettiğiniz için.....
PRENS -- Bidakka,bidakka....Şimdi bu oyunu sen mi yazdın?
ŞEKSPİR -- Evet,ben yazdım..
PRENS -- Yani bu çocukların..Romeo ve Jülyet'in ölmelerini sen istedin??
ŞEKSPİR -- Evet...
( Prens ve Uşak birbirlerine bakarlar..Sonra, Şekspir'in üzerine yürürler.)
PRENS-UŞAK : SENİN YÜZÜNDEEENN!...SENİN YÜZÜNDEEENN!....
( Şekspir'i kovalarlar...Romeo ile Jülyet de kalkar,kovalamaya katılırlar "Senin yüzündeeenn" diye diye kovalarlar..Şekspir kaçar,onlar kovalar,çıkarlar....)
( Sonra,seyirciye selam için tekrar girerler...)
BİTTİ
(Tiyatro oyunu)
( Bu oyun tescillidir.İzinsiz sahnelenemez. )
Cezaevi...
3 Mahkum...1 Gardiyan...1 Cezaevi müdürü...
MAHKUMLAR:
----------------------
SÜLEYMAN : Elli yaş üzeri..
ALAATTİN : Kırk yaş civarı..
OSMAN -- : Yirmibeş-yirmialtı yaş...
SEZAİ : Cezaevi Müdürü...
MEHMET : Gardiyan..
( BİRİNCİ TABLO )
( Perde açıldığında,üç mahkumu bir süre koğuşlarında,ranzalarında,uyurlarken görürüz...
Gardiyan girer,jop'la, koğuşun kapısına vurarak,yüksek sesle, mahkumları uyandırır...)
GARDİYAN - Kalk kalk kalk kalk kalk!!...
Günaydın!.
Sabah oldu!.Kalk,sayım için hazırlan!!...
( Mahkumlar,uyanırlar,acele acele giyinirler,Gardiyanın önünde "Rahat-Hazırol" karışımı,yanyana
dizilirler.)
GARDİYAN - Say bakalım!!
( Baştan başlayarak,sırası gelen kafasını yanındakine çevirerek sayısını söyler )
SÜLEYMAN -- Bir!
ALAATTİN -- İki!
OSMAN -- Üç!
( Gardiyan,elindeki sayım defterine bakar.)
GARDİYAN -- "A-Sekiz" koğuşu,üç kişi...( işaret koyar ) Bir de öbür baştan say!!
( Mahkumlar,öbür baştan,yine kafalarını yanındakine çevirerek sayarlar )
OSMAN -- Bir!
ALAATTİN -- İki!
SÜLEYMAN -- Üç!
( Gardiyan,sayım defterine bakar )
GARDİYAN -- Doğrudur,üç kişi...
( Yanlarına gider,elini tek tek mahkumların kafalarına koyarak,bir kez daha sayar )
Bir...iki...üç... Üç kişi!...
(Deftere bir işaret daha koyar )
Şimdi şöyle sırayla önümden geçin bakayım...
( Mahkumlar,sırayla Gardiyanın önünden geçerler,gardiyan önünden geçerlerken omuzlarından tuta
rak tekrar sayar )
GARDİYAN -- Bir...iki...üç.... Tamamdır,üç kişi...Sabah sayımı bitmiştir,Allah kurtarsın arkadaşlar!..
OSMAN -- Sağol..
ALAATTİN -- Sağol..
SÜLEYMAN -- Sağol gardiyan bey,Allah seni de kurtarsın.
GARDİYAN -- "Gardiyan" değil,"infaz koruma memuru!.."
SÜLEYMAN -- Özür dilerim..Allah seni de kurtarsın infaz bey kardeşim..
GARDİYAN -- Dalga mı geçiyon sen benle Süleyman efendi? Allah beni niye kurtaracakmış?..
SÜLEYMAN -- Valla bilmiyorum,sabah akşam üç kişiyi dört sefer sayıyorsun,birgün dördüncü
sayışta bir kişi eksik çıkacak,başın belaya girecek diye korkuyorum..
GARDİYAN -- Süleyman efendi??!..
SÜLEYMAN -- Efendim?..
GARDİYAN -- Senin derdin ne??
SÜLEYMAN -- Benim derdim mi?
GARDİYAN -- Evet!?
SÜLEYMAN -- Valla bak,sen sordun diye söylüyorum,sabahları kalkınca şuramda,böbreklerimin
orada,bir ağrı,bir ağrı..Allah kimsenin başına vermesin!..
GARDİYAN -- Neresi? Şurası mı?
SÜLEYMAN -- Evet,tam orası..
GARDİYAN -- Bu tarafta birşey yok mu? Bu taraf iyi mi?
SÜLEYMAN -- İyi iyi..O tarafta birşey yok.
GARDİYAN -- Olmaz ama böyle..O taraf ağrıyor,bu taraf ağrımıyor?..O tarafın hakkını yeme
yelim,bu tarafı da ağrıtalım...Nasıl ağrıtalım? Sen söyle,ben ağrıtayım.
( Alaattin araya girer )
ALAATTİN -- Mehmet abi tamam be ya...Sen Süleyman amcanın kusuruna bakma..Yaşlıdır,
her tarafı ağrır,ağrıdan ne dediğini bilmez o,sen onun kusuruna bakma..
GARDİYAN -- Uslu durun!.. Rahat durun!.. Uyumlu olun,kaşınmayın!.Güzel güzel yatın,ceza
nızı bitirin,gidin ailenizin çocuklarınızın yanına,uğraştırmayın bizi...Biz de ekmek paramız için buradayız...
ALAATTİN -- Haklısın Mehmet abi,doğru dersin..Sen hiç merak etme,kaşınmayız biz,uyum
lu oluruz,uğraştırmayız sizi..Haydi sen git,sayımlarını yap,kaldır herkesi erkenden,uyuyup kalmasın
lar.Erken kalkan yol alır..
OSMAN -- Cezaevindeyiz Alaattin abi,erken kalksan nereye gideceksin?
ALAATTİN -- Olsun be ya,erken kalkmak iyidir.Allah herkese kısmetini sabah erkenden verir..Tıpkı kahvaltı saati gibi, kısmetin de saati vardır.Belli bir saatte biter kısmet.
GARDİYAN -- Haydi Allah kurtarsın!..( Süleyman'a ters ters bakarak çıkar.Süleyman da bakı
şına karşılık verir )
ALAATTİN -- Süleyman abi,sakin ol abi be ya...Yüzdün yüzdün kuyruğuna geldin,şurda kal
mış...Ne kadar kaldı cezan?
SÜLEYMAN -- Beş sene.
ALAATTİN -- Olsun be ya...Göz açıp kapayıncaya kadar...geçmese de..geçer elbet.Sinirlen
me,sakin ol,başına bela alma..
SÜLEYMAN -- Hayır,üç kişiyi dört kere sayınca oniki kişi mi çıkıyor?...Nerden sayarsan say
üç kişi..
ALAATTİN -- Haklısın lakin hapistesin,yapacak bişey yok..
SÜLEYMAN -- Osman,git oğlum,kahvaltıları al da gel!
OSMAN -- Alayım Süleyman amca.. ( Çıkar..)
SÜLEYMAN -- Kahvaltı gelene kadar ben de spor salonuna gidip spor yapayım..
ALAATTİN -- Bu cezaevinde spor salonu mu var be ya?
SÜLEYMAN -- Var tabi be ya!...Spor salonu..Pilates salonu..Yüzme havuzu..Sıpa...
Ne spor salonu Alaattin?.Koridorda volta atacağım...
ALAATTİN -- Süleyman abi.biz yine şükredelim abi,bizim cezamız yatılır cinsinden.Dün
bi mahkum getirmişler,adam "iki kere ömür boyu" cezası yemiş..
SÜLEYMAN -- Demek çok ağır bir suç işlemiş ki,iki kere ömür boyu vermişler..
ALAATTİN -- O kadar cezayı nasıl yatarsın abi?..Birinci ömür boyunu yatarsın da,ikinci ömür boyuna ömrün yetmez.
SÜLEYMAN -- Doğru söylüyorsun.Bari bir ömür boyu ver de,öbür ömrünü dışarda geçirsin adam.
ALAATTİN -- Bunlar senin ömrünün boyunu nerden bilirler de,ömür boyu ceza verirler,anlamam Süleyman abi...Hadi ömür boyu verdin,adam cezasını çekti,çıktı hapishaneden.Nasıl yaşayacak?..Ömrünü hapishanede geçirmiş,dışarı çıkınca yaşayamaz ki..Ömür olmadan yaşayamaz ki insan...
SÜLEYMAN -- ( Koğuşun önünde volta atmaktadır..)
ALAATTİN -- Allahtan,biz adi suçluyuz,adi suçlardan yatıyoruz..
SÜLEYMAN -- Neydi senin suçun?
ALAATTİN -- Birisi bana adilik etti,ben de onun şirketini batırdım...
Senin suçun ne Süleyman abi? Sen ne yaptın?
SÜLEYMAN -- "Sahtecilik..."
ALAATTİN -- Sahtecilik?..
SÜLEYMAN -- Evet..
ALAATTİN -- Ne yaptın? Sahte para mı bastın?
SÜLEYMAN -- Evet..
ALAATTİN -- Peki nasıl yakalandın?
SÜLEYMAN -- Paraların üzerine Atatürk'ün resmini koymayı unutmuşuz...
ALAATTİN -- Olmaz öyle be...Atatürk olmadan olur mu Süleyman abi?
SÜLEYMAN -- Doğru söylüyorsun..Atatürk olmadan olmaz...
( Osman,kahvaltılarla gelir,koğuştaki masanın etrafına otururlar.)
SÜLEYMAN -- Şöyle koy Osman...
OSMAN -- Koyayım Süleyman amca..
SÜLEYMAN -- Bana bak,öyle "koyayım,moyayım" diye konuşma,çakarım tokadı!
OSMAN -- Ayıp ediyon Süleyman amca! Ne dedik şimdi? Sen "şuraya koy" dedin,ben de
koyayım dedim.Senin aklın fesat..
SÜLEYMAN -- Başka laf bulamadın mı söyleyecek?..Hırsız!..
OSMAN -- Ben hırsızım,sen nesin??...Sen niye girdin içeri?
SÜLEYMAN -- Ben senin gibi çapulcu değilim.Benimki "Nitelikli hırsızlık..." Nitelikli dolandırıcılık..Benim niteliğim var,senin neyin var? Sen kendini benimle aynı kefeye mi koyuyorsun?
ALAATTİN -- Hani sen sahte paradan yatıyorum demiştin Süleyman abi?
SÜLEYMAN -- Benimki biraz karışık... ( Bir yandan kahvaltı ediyorlar..)
ALAATTİN -- Nasıl karışık? Dava mı karışık?
SÜLEYMAN -- Yok,suçlar karışık...Biraz ondan,biraz bundan...Biraz hırsızlık,biraz dolandırıcılık..evrakta sahtecilik..hileli iflas..tefecilik..birden çok evlilik...İkiden çok evlilik...
OSMAN -- Süleyman amca tövbe etti ama..Artık sadece cezaevine girmek için suç işliyo.
ALAATTİN -- Nasıl yani?..Cezaevine girmek için mi suç işlersin??
SÜLEYMAN -- Evet...Dışarısı bana göre değil...Dışarıdaki hayatta yaşayamıyorum ben...Alıştım cezaevine...Burası benim evim gibi oldu..Burda düzenli bir hayatım var..Ceza kanununu ezbere biliyorum.Üç senelik,beş senelik suçlar işliyorum,kendimi ihbar edip geliyorum cezaevine,üç beş sene yatıp çıkıyorum,altı ay bi sene dolaşıyorum,sıkılıyorum,sonra yine içeri..
ALAATTİN -- Niye öyle yaparsın Süleyman abi?
SÜLEYMAN -- Niye öyle yapmayayım Alaattin?..Dışarda hayat yok ki..Bakıyorum dışardaki hayata,acayip bir koşturmaca,tuhaf bir telaş.Herkes bişeylerin esiri olmuş,onun peşinden koşuyor.Herkes paranın,malın mülkün esiri olmuş.Herkes,sahip olduğu şeylerle çevirmiş etrafını,koymuş kendisini tam ortasına,kendi hapishanesini yaratmış,kendisini özgür sanıyor..
OSMAN -- Doğru söylüyorsun Süleyman baba..
SÜLEYMAN -- Özgürlük yok ki dışarda...Dışarda,burdakinden daha çok mahkumsun..Zamana mahkumsun,faturalara mahkumsun,ilişkilere mahkumsun,eşine,işine,çocuklarına,arkadaşlarına mahkumsun..Onlara göre bir hayat kuruyorsun kendine..O zaman,o hayat senin olmuyor ki,onların oluyor...
ALAATTİN -- Doğru söylersin Süleyman abi..
SÜLEYMAN -- Valla ben hapishanede,dışardakinden daha özgürüm...Biz mi içerdeyiz,onlar mı dışarda?..Biz mi dışardayız,onlar mı içerde?..Kim daha içerde,kim daha dışarda?..Kim kimin içinde,kim kimin dışında?..Dışardakinin içerisi nedir,içerdekinin dışarısı neresidir?.. Bunlar, cevabı tam olarak bilinmeyen sorular,bilmem anlatabiliyor muyum Alaattin bey kardeşim?..
ALAATTİN -- Valla, hiç bişey anlamadım..Felsefeci gibi konuştun..
OSMAN -- Süleyman amca çok kafalı adamdır Alaattin abi...Okuyan adam başka tabi..
ALAATTİN -- Çok mu okursun Süleyman abi?
SÜLEYMAN -- Çok okurum...Yedi cezaevi bitirdim...Cezaevine ilk girdiğimde okumayı bile bilmezdim.Okumayı cezaevlerinde öğrendim..Burası benim için okul oldu..Yedi cezaevi dolaştım,kütüphanelerinde ne kadar kitap varsa okudum.Kütüphane mezunuyum...İçerde okudum,dışarı çıktığımda okudum,her fırsatta okudum..Hırsızlık yaptığım zaman,bir elimde maymuncuk,evin kapısını açarken,öbür elimde kitap tutar okurdum...Okumanın tadını aldın mı bırakamıyorsun tabi..Giderek daha iyilerini okumaya başlıyorsun.Gittikçe güzelleşen bir yolculuk gibi...Orhan Pamuk'tan,Nazım Hikmet'e..Aziz Nesin'den,Jan Pol Sartır'a..Oradan Franz Kafka'ya...Ondan sonracığıma,Karl Marks'tan,Albert Kamu'ya...Özellikle varoluşçu yazarlar beni çok etkiledi,beni eğittiler,sağolsunlar,varolsunlar...Yazı yazmaya bile başladım..
ALAATTİN -- Valla mı??
SÜLEYMAN -- Albert Kamu'nun katılmadığım bazı fikirleri için bir eleştiri yazısı yazıyorum,bir dergiye göndereceğim..Yalnız,çok fazla eleştirip de,Kamu malına zarar vermek istemiyorum...Öte yandan Marks'ın bazı teorilerine de katılmıyorum.
ALAATTİN -- Valla mı?
SÜLEYMAN -- Ayrıca, Kafka'dan da hiç etkilenmediğimi söyleyebilirim.
ALAATTİN -- Ondan ben de hiç etkilenmedim.
SÜLEYMAN -- Kafka'yı okudun mu?
ALAATTİN -- Yok,okumadım.Onun için etkilenmedim..
OSMAN -- Allah kurtarsın Süleyman amca..
SÜLEYMAN -- Sağol Osman..Allah sizi kurtarsın.Ben,kitaplar sayesinde çoktan kurtuldum,Allah sizi kurtarsın.
ALAATTİN -- Senin suçun ne Osman? Hırsızlık mı?
OSMAN -- Ben kader kurbanıyım..
SÜLEYMAN -- Hadi ordan!.. Kader kurbanıymış...Kader mi dedi sana git hırsızlık yap,dükkanları soy diye?..Herkes kendi kaderini kendisi belirler..Madem suçlu olan kader,o zaman seni salsınlar da,kader gelsin yatsın senin yerine hapishanede...
OSMAN -- Ağır konuştun Süleyman baba...
ALAATTİN -- Süleyman abi doğru söyler be Osman..Bari bu sefer akıllan da çıkınca doğru yolu bul..
OSMAN -- Nerde o doğru yol Alaattin abi? Doğru yol bizim oralardan geçmiyor ki..
SÜLEYMAN -- Sigaran var mı Osman? Bitti mi sigaran?
OSMAN -- Bitti, baba..
SÜLEYMAN -- Git kantine,benim hesabımdan al sigaranı..Bana da kaymaklı pisküvitlerden al bir paket.
OSMAN -- Sağol, baba... ( çıkar )
SÜLEYMAN -- Senin istediğin bişey var mı Alaattin?..Sana da alsın benim hesabımdan,bişey istiyorsan,ikramım olsun.
ALAATTİN -- Yok Süleyman abi,istemem,sağol..Osman'a sen mi bakarsın?
SÜLEYMAN -- Bakarız tabi,niye bakmayalım? Gücümüz yettiği kadar bakarız..Gariptir pezevenk,geleni gideni yok,parası yok.Sigarasını,ufak tefek ihtiyaçlarını alırım,o da kahvaltıyı getirir,ortalığı temiz tutar..Destek oluyoruz birbirimize..Destek olmadan olmaz hapishane...
( Cezaevi müdürü ve Gardiyan,girerler..Müdür önde,gardiyan arkasında...Mahkumlar,müdürü görünce,korku-saygı karışımı bir telaşa kapılırlar...)
SÜLEYMAN -- Müdür geldi, müdür müdür!
ALAATTİN -- Müdür müdür..Müdür müdür!....
( Koşarak Müdürün karşısında yan yana geçerler,başlarını birbirlerine çevirerek sayım yaparlar.)
SÜLEYMAN -- Sağdan say! Bir!
ALAATTİN -- İki!
SÜLEYMAN -- Soldan say!
ALAATTİN -- Bir!
SÜLEYMAN -- İki!....Bir kişi de kantine pisküvit almaya gitti müdür bey,koğuşta eksik yok,üç kişiyiz!
MÜDÜR -- Rahat olun,rahat olun,sayım için gelmedim..Mehmet,sen bu koğuşun sayımını yapmadın mı?
GARDİYAN -- Yaptım müdür bey,tam dört kere saydırdım.
SÜLEYMAN -- Biz de içimizden ona saydırdık.
MÜDÜR -- Efendim? Ne dediniz?
SÜLEYMAN -- Dedim ki efendim,hoşgeldiniz, koğuşumuza,şeref verdiniz.
MÜDÜR -- Sizin adınız Süleyman'dı değil mi?
SÜLEYMAN -- Estağfurullah,siz nasıl uygun görürseniz..
MÜDÜR -- Arkadaşlar,ben,bu cezaevinin müdürüyüm..
SÜLEYMAN -- Biliyoruz efendim.Sizi hiç görmedik ama yürüyüşünüzden müdür olduğunuzu anladık.
( Osman,kantinden gelir,koşarak ötekilerin yanına geçer,yeniden,telaşla,bağırarak sayım yaparlar )
SÜLEYMAN -- Osman geldi!...Sağdan say! Bir!
ALAATTİN -- İki!
OSMAN -- Üç!
SÜLEYMAN -- Soldan say!
OSMAN -- Bir!
ALATTİN -- İki!
SÜLEYMAN -- Üç!....Ortadan say!
ALAATTİN -- Üç!
OSMAN -- Bir!
SÜLEYMAN -- İki!
MÜDÜR -- Yahu,bırakın saymayı!...Görüyorum üç kişi olduğunuzu...
SÜLEYMAN -- Efendim,siz görüyorsunuz da,gardiyan bey görmemiş olabilir diye saydık.
GARDİYAN -- Gardiyan değil,İnfaz koruma memuru!
MÜDÜR -- Arkadaşlar!..
SÜLEYMAN -- Efendik?...Yani,"efendik?" hepimizin adına "efendim?" demek.Buyrun,sizi dinliyoruz.
MÜDÜR -- Arkadaşlar,ben bu cezaevinde yeni birşey yapmak istiyorum...
SÜLEYMAN -- Nasıl yeni bişey?..Cezaevine yeni bir bölüm mü yaptıracaksınız?..Cezaevi yetersiz mi kalıyor? Suçlu sayısı mı arttı?. Valla bu gidişle dışarda kimse kalmayacak,memleket cezaevine döndü..
MÜDÜR -- Hayır,öyle bişey değil Süleyman bey..Ben,cezaevi müdürü olarak,cezaevimde mahkumlar için iyi bir ortam oluşturmaya çalışıyorum..Suçunuz ne olursa olsun,sizler,önce insansınız..Ben,adaletin verdiği cezaya karışmam.Benim görevim,ceza sürenizi insan onuruna yakışır bir şekilde geçirmenizi sağlamak,sizi topluma kazandırmak..
SÜLEYMAN -- Valla müdür bey,toplumun,bizi kazanmak istediğini hiç sanmıyorum.
ALAATTİN -- Boşver Süleyman abi,istemesinler,kendileri kaybeder..
MÜDÜR -- Arkadaşlar,ben cezaevinde bir aktivite gerçekleştirmek istiyorum.
SÜLEYMAN -- Aktivite?
ALAATTİN -- Aktivite??
OSMAN -- Aktivite ne aabi???
MÜDÜR -- Aktivite...Yani,faaliyet.
SÜLEYMAN -- Faaliyet?
ALAATTİN -- Faaliyet??
OSMAN -- Faaliyet ne aabi???
MÜDÜR -- Yani ben,cezaevindeki bütün mahkumlara moral verecek bir şey düşündüm..
SÜLEYMAN -- Tebrik ederiz müdür bey,çok güzel düşünmüşsünüz.
ALAATTİN -- Valla bravo.
OSMAN -- Helal olsun.
MÜDÜR --Yahu,daha ne düşündüğümü söylemedim ki..
SÜLEYMAN -- Olsun..Düşünmüşsünüz...Bu zamanda düşünen insan bulmak çok zor..
MÜDÜR -- Arkadaşlar,ben bu cezaevinde Tiyatro oynatmak istiyorum!..
SÜLEYMAN -- Tiyatro?
ALAATTİN --Tiyatro??
OSMAN -- Tiyatro ne aabi???
MÜDÜR -- Siz tiyatro nedir bilmiyor musunuz?
SÜLEYMAN -- Cık!
ALAATTİN -- I-ı..
OSMAN -- Bilmiyoruz.
MÜDÜR -- Hayatınızda hiç tiyatroya gitmediniz mi??
ALAATTİN -- Ben bi kere önünden geçtim.
OSMAN -- Ben arkasından geçtim.
SÜLEYMAN -- Ben bi sefer gitmiştim müdür bey ama seyretmek nasip olmadı.
MÜDÜR -- Niye?
SÜLEYMAN -- Hanımımla gitmiştik.Tiyatro salonuna girdik,oturduk,tam oyun başlayacakken ışıklar söndü,biz de çıktık..
MÜDÜR -- Sen,elektrikler mi kesildi sandın?
SÜLEYMAN -- Evet...Kesilmemiş mi??
MÜDÜR -- Yok yahu..Oyun başlarken salonun ışıkları söner..Daha sonra sahnenin ışıkları yanar,oyun başlar.
SÜLEYMAN -- Salonun ışıkları niye sönüyor ?
MÜDÜR -- Çünkü,sahnedeki oyuncuların dikkatleri dağılmasın diye..
SÜLEYMAN -- Yani seyirciler,sahnedeki oyuncuların dikkatini mi dağıtıyor?
MÜDÜR -- Evet..Salonun ışıkları açık olursa,oyuncular kendilerini oyuna veremezler,dikkatleri dağılır.
SÜLEYMAN -- O zaman biz hiç gitmeyelim tiyatroya,oyuncuların dikkati dağılmasın...Ulan bu sanatçılar var ya bu sanatçılar?..Ulan bunlar var ya bunlar?..Göya sanatçının görevi halkı aydınlatmak ama halk malk umurlarında değil.Baksanıza halkın oturduğu salonun ışıklarını söndürüp,kendi ışıklarını yakıyorlar..
ALAATTİN -- Doğru söylüyorsun Süleyman abi,onların derdi kendilerini aydınlatmak.Seyirci salonda karanlıkta kalmış umurlarında mı?.
MÜDÜR -- Arkadaşlar...Ben,cezaevinde bir tiyatro oyunu sergiletmek istiyorum..
SÜLEYMAN -- Valla çok güzel olur müdür bey,biz de gelir seyrederiz,vakit geçer.
MÜDÜR -- Ama bu tiyatro oyununu mahkumlar sergileyecek.
SÜLEYMAN -- Hangi mahkumlar?..Bu cezaevinde yatan tiyatrocu mahkumlar mı var?
MÜDÜR -- Hayır..Tiyatro oyununu siz sergileyeceksiniz!
SÜLEYMAN -- Biz??
MÜDÜR -- Evet..
SÜLEYMAN -- Biz?..Ben?..Alaattin?..Osman??...
MÜDÜR -- Evet...Bu işe daha uygun sizden başka kimse yok cezaevinde..En uygun sizsiniz,yapacağınıza da inanıyorum..
SÜLEYMAN -- Biz tiyatro oynayacağız??
MÜDÜR -- Evet..
SÜLEYMAN --Burda??
MÜDÜR -- Evet.
SÜLEYMAN -- Cezaevinde??
MÜDÜR -- Evet.
SÜLEYMAN -- Kime oynayacağız?
MÜDÜR -- Mahkumlara.
SÜLEYMAN -- Biz???
MÜDÜR -- Evet..
SÜLEYMAN -- Ben?...Alaattin?...Osman???
MÜDÜR -- Evet..
SÜLEYMAN -- Şaka yapıyorsunuz??
MÜDÜR -- Hayır,şaka yapmıyorum.
SÜLEYMAN -- Biz,tiyatro oynayacağız?
MÜDÜR -- Evet..
SÜLEYMAN -- Ben hayatımda bir kere tiyatroya gitmişim,onu da seyretmeden çıkmışım...Alaattin,bir kere tiyatronun önünden geçmiş,Osman,arkasından dolaşmış,siz bize tiyatro oyunu oynatacaksınız??...
MÜDÜR -- Evet..
SÜLEYMAN -- Bunu bize yapmayın müdür bey..Benim beş senem kaldı,bi beş sene daha yatayım,bunu bize yapmayın!..
MÜDÜR -- Yahu,tiyatro korkulacak bişey değil...Tiyatro çok güzel bişey.İnsanın ruhunu geliştirir.
SÜLEYMAN -- Yok,sağolun müdür bey,biz ruhumuzdan memnunuz..
MÜDÜR -- Tiyatro, insanın ufkunu açar.
SÜLEYMAN -- Sağolun müdür bey,bizim ufkumuz bize yeter.
MÜDÜR -- Ben size öğreteceğim,ben size yardımcı olacağım..Daha önce görev yaptığım cezaevlerinde de mahkumlardan tiyatro gurupları kurdum,cezaevinde oyunlar sergilediler,çok da başarılı oldular.Sizi ben çalıştıracağım.Başaracaksınız.Ben size inanıyorum.
ALAATTİN -- Ama biz kendimize inanmıyoruz müdür bey,bizden bi b.k olmaz.
MÜDÜR -- Öyle demeyin arkadaşlar,Tiyatro eğlenceli bir şeydir..Çalışırken,prova yaparken vakit geçer..Sonra,turneye çıkarsınız,memleketi dolaşır,başka cezaevlerinde de oynarsınız..Bu işi severseniz,cezanız bitince tiyatrocu olursunuz,hayatın ne getireceğini bilemezsiniz..
SÜLEYMAN -- Yok yok,bizden tiyatrocu olmaz müdür bey.Hele bu Osman'dan hiç olmaz.Hırsız bu.Burdan çıkınca tiyatrocu olursa,kostümleri,dekorları çalar bu..Olmaz müdür bey,Alaattin arkadaşımızın da az önce belirttiği gibi,bizden bi b.k olmaz..
MÜDÜR -- Eğer kabul ederseniz...Eğer tiyatro oyunu hazırlayıp sergilerseniz...Koşullarınızda iyi yönde bazı değişiklikler yaparım!..
SÜLEYMAN -- Koşullarımızda bazı değişiklikler??
MÜDÜR -- Evet..
SÜLEYMAN -- Ne gibi yani? Nasıl değişiklikler?
MÜDÜR -- Mesela ziyaret saatinizi artırırım..Ziyaretçi sayınızı artırırım.
ALAATTİN -- Valla ziyaretçi sayısını arttırırsanız çok iyi olur müdür bey.Bizi burda sadece birinci dereceden yakınlarımız ziyaret edebiliyor.Halbuki benim ikinci,üçüncü,dördüncü,beşinci,altıncı,yedinci derecelerden de görmek istediğim insanlar var.Mesela benim beşinci derecede bi arkadaşım var,onunla,derece ötesi bi samimiyetimiz var.Geçen ay dilekçe yazdım,onu birinci dereceye aldırabilir miyiz diye,hala cevap gelmedi.
SÜLEYMAN -- Valla müdür bey,böyle bişey yaparsanız çok güzel olur.
ALAATTİN -- Harika olur!
OSMAN -- Olsa da olur,olmasa da olur.
ALAATTİN -- Ziyaretçi sayısı artarsa iyi olmaz mı,niye öyle dersin be Osman?
OSMAN -- Beni ziyarete gelen kimse yok ki Alattin abi.
ALAATTİN -- Kimse gelmez mi seni ziyarete?
OSMAN -- Yok.Kimse gelmiyo..
ALAATTİN -- Niye kimse gelmez be Osman?..Sen mi dedin gelmeyin diye?
OSMAN -- Yok,demedim ama gelmiyorlar işte.Hırsızım,suçluyum,mahkumum diye sildiler,unuttular beni şerefsizler..Ben mi istedim hırsız olmayı?
ALAATTİN -- Sen mi istedin?
OSMAN -- Ben istedim..
ALAATTİN -- Allah sabır versin Osman.Hapishanede ziyaretçi olmadan olmaz.İnsan burda düşmanını bile özlüyor..Sen merak etme..Ziyaretçi sayısı artarsa,ben,benim ziyaretçilerin birazını sana veririm.
SÜLEYMAN -- İki tane de ben veririm.
MÜDÜR -- Havalandırma saatlerinizi de arttırırım...Siz şimdi avlu'ya, havalandırmaya çıkıyorsunuz,volta atıyorsunuz ya..Sizin için özel "volta yolları" yaptırırım.Bi gidiş,bi geliş..Rahat rahat volta atarsınız,kimse voltanızı kesmez..
ALAATTİN -- Valla çok iyi olur..Geçen gün yanlışlıklan birinin voltasını kestim,adam beni tuvalette şişlemeye kalktı.
OSMAN -- Cezaevinde volta kesmek ağır suçtur Alattin ağbi..
MÜDÜR -- Ayrıca,"Eş ziyaretleri"ni de arttırırım..
SÜLEYMAN -- Eş ziyareti??
MÜDÜR -- Hani var ya canım bizim bir "Pembe odamız?.." Üç ayda bir eşleriniz ziyarete geliyor,giriyorsunuz pembe odaya...Hormonlar havada uçuşuyor..Testosteron..progesteron..Charlize Theron...Alaattin,senin eşin hamileydi,doğum yaptı mı?
ALAATTİN -- Yaptı müdür bey,bi kızımız oldu.
MÜDÜR -- Alaattin'in eşi pembe odada hamile kaldı.Pembe oda uğurlu geldi Alaattine..Kızınızın adını ne koydunuz?
ALAATTİN --" Pembe" koyduk...İlk çocuğumuz da,hastaneye giderken taksi'de dünyaya gelmişti,onun adını da "Taksi" koymuştuk.
SÜLEYMAN -- Oğlunun adını "Taksi" mi koydun Alaattin?
ALAATTİN -- Yok be,şaka yaparım..Taksi diye isim mi olur? Taksi koymadık ama ona yakın olsun diye "Tahsin" koyduk..
MÜDÜR -- Evet,ne diyorsunuz,anlaştık mı?
SÜLEYMAN -- Valla bu pembe oda işi güzel olur müdür bey...Gerçi eş ziyaret saatini uzatsanız da bişey farketmiyor,bizim "ziyaret süremiz" belli.Üç dakka,bilemedin beş dakka..
MÜDÜR -- Olsun canım,siz de oturur sohbet edersiniz.Ben size güzel yemekler de gönderirim..Ne diyorsunuz,kabul mü?
SÜLEYMAN -- Peki müdür bey,siz,bizim cezalarda da indirim yapabilir misiniz?..Benim beş senem kaldı,bu sefer çok daraldım,biz bu tiyatroyu oynayalım,siz benim şu cezayı silin,ben bi altı ay,bi sene dışarda dolaşayım,sonra bi suç işler yine gelirim.
MÜDÜR -- Yok Süleyman,benim o konuda yetkim yok.Benim,sizin için yapabileceklerim sınırlı.Cezanız ne kadarsa,o kadar yatacaksınız ama bunu eğlenceli hale getirebilirsiniz.Tiyatro,eğlencelidir.Sizi zihnen zenginleştirir.Hem güldürür,hem düşündürür.
SÜLEYMAN -- Yok,biz,düşünmek istemiyoruz,düşününce moralimiz bozuluyor.
ALAATTİN -- Düşünceli bir tiyatro olmasın müdür bey,düşüncesiz bir tiyatro oynayalım,düşününce,benim saçlarım dökülüyo..
MÜDÜR -- Kabul ediyor musunuz?
SÜLEYMAN -- Ettik gitti..
MÜDÜR -- Siz de var mısınız arkadaşlar?
ALAATTİN -- Varız müdür bey.Süleyman abi kabul ettiyse,biz de varız.Süleyman abi,koğuş mümessili,o ne derse,o olur.
MÜDÜR -- Harika...Hiç merak etmeyin,çok güzel olacak..Ben iyi bir tiyatroseverim,tiyatrodan azbuçuk anlarım,sizi ben çalıştıracağım,merak etmeyin,emin ellerdesiniz..
SÜLEYMAN -- Peki ne oynayacağız müdür bey? Hangi oyunu oynayacağız?
MÜDÜR -- "Vilyam Şekspir"in bir oyununu oynayacağız...Ver bakayım kitabı Mehmet..
( Gardiyan,elindeki çantadan oyunun kitabını çıkarır,müdüre verir )
MÜDÜR -- İşte oyun bu..Bunu oynayacağız.. ( Oyunun kitabını Süleymana verir)
( Süleyman,kitabı alır,kitabın kapağında,en üstte yazan,yazarının," William Shakespeare " in adını okumaya çalışır.)
SÜLEYMAN -- " Vil...Villi..Villi..am.....Villiam.. Saha..kes..pare..."
MÜDÜR -- Öyle okunmaz Süleyman..Koskoca Şekspir'in adını Şekerpare diye okuyorsun.."Vilyam Şekspir" diye okunur.O okumaya çalıştığın,oyunun yazarı.Vilyam Şekspir.
SÜLEYMAN -- "Vilyam Şeksipir"
MÜDÜR -- Şeksipir değil,Şekspir...Yazarın isminin altında yazan da oyunun adı.
SÜLEYMAN -- Bu oyunu mu oynayacağız?
MÜDÜR -- Evet.
ALAATTİN -- Okusana oyunun adını Süleyman abi,hangi oyunu oynayacak mışız?
SÜLEYMAN -- Okuyorum...Oynayacağımız oyunun adı..: "ROMEO VE JÜLYET..."
MÜDÜR -- Nasıl?..Sizin için seçtiğim oyunu beğendiniz mi?..
SÜLEYMAN -- Nasıl bir oyun olduğunu bilmiyoruz ki müdür bey..Güzel bir oyun mu?
MÜDÜR -- Çok güzel bir oyun..Harika bir oyun.Şekspir'in dehası..
SÜLEYMAN -- Dahası da mı var? Kaç tane oyun oynayacağız?
MÜDÜR -- Hayır,"dahası" demedim,"dehası" dedim...
ALAATTİN -- Ben biliyorum o oyunu.Duymuştum biyerden."Romeo ve Jülvern..Denizler altında kırk bin fersah.." Kırk bin miydi,elli bin miydi,o kısmını tam hatırlamıyorum..
MÜDÜR -- Romeo ve Jülvern değil,Romeo ve Jülyet..
SÜLEYMAN -- Bu oyunu mu oynayacağız müdür bey?
MÜDÜR -- Evet,bu oyunu oynayacağız..Bu oyun,Şekspir'in en önemli oyunlarından biridir.Tam bir klasiktir!
( Bir an bir sessizlik olur.)
SÜLEYMAN - Ayıp oluyor ama müdür bey...
MÜDÜR -- Ne ayıp oluyor??
SÜLEYMAN -- Şurda sanatsal bir proje üzerinde güzel güzel konuşuyoruz,niye küfür ediyon ki?..
MÜDÜR -- Ne küfürü?...Ne diyorsun sen Süleyman??
GARDİYAN -- Müdür bey,siz,oyun için "klasiktir!" dediniz ya,galiba sizi yanlış anladılar...
MÜDÜR -- Haa...Siz klasik ne demektir bilmiyorsunuz...Klasik demek,popüler kültürde doğan ama zamanını aşan,yıpranmayan,eskimeyen,değerini yitirmeyen şey demektir...Romeo ve Jülyet oyunu da öyledir...On altıncı yüzyılda yazılmış ama günümüzde bile hala ilgi gören,oynanan,çok sevilen bir oyundur...Çok büyük bir klasiktir,git bunu dünyanın neresinde oynarsan oyna,ayakta alkışlanırsın..
( Yine bir sessizlik olur.)
SÜLEYMAN -- Müdür bey çok ayıp oluyor ama..Size hiç yakıştıramadım...
MÜDÜR -- Yahu,sen ne diyorsun Süleyman?.Ne ayıbı? Sen neyden bahsediyorsun??
SÜLEYMAN -- Olmuyor ama müdür bey,bizim de bi onurumuz var,öyle "sktir git,miktir git?.." Olmuyo böyle...
MÜDÜR -- Allah Allaah...Yahu Süleyman,sen ne saçmalıyorsun? Ben size oyunu anlatıyorum..Romeo ve Jülyet..Yazarı Şekspir...Edebiyat tarihinin en önemli şair ve oyun yazarlarından biridir..Şekspir,sadece eserleriyle değil,ismiyle de çok büyük bir klasiktir git inanmıyorsan kütüphanede araştır!
SÜLEYMAN -- AAAA!..AAAA!...Yok ben oynamam bu oyunu...Siz bizimle dalga geçiyorsunuz,kafa buluyorsunuz..
GARDİYAN -- Müdür bey,isterseniz oyunu daha fazla anlatmaktan vazgeçin,ben bile nerdeyse yanlış anlayacağım..
MÜDÜR -- Tamam mı,anlaştık mı? Bu oyunu oynuyoruz..
SÜLEYMAN -- Tamam,anlaştık..Kaç kişi var oyunda?..( Oyun kitabının üzerindeki isimleri sayar) Vilyam bir..Şekspir iki..Romeo üç..Jülyet dört...Dört kişi..
MÜDÜR -- Yok yok,Vilyam Şekspir,oyunun yazarı,oyunda o yok..Romeo var,Jülyet var,başka karakterler de var..Gerekirse bir kişi, iki farklı rolü oynar..Siz önce oyunu okuyun,oyuna ısının,yarın da çalışmaya başlarız..Ben size oyunun metinlerini de vereyim..Üç kopya yaptırdım sizin için..Ver oğlum oyun metinlerini!
GARDİYAN -- ( Çantadan üç kopya oyun metinlerini çıkarır verir)
MÜDÜR -- Alın bakalım,her birinize bir kopya...Önce güzelce birkaç sefer okuyun,oyunun havasına girmeye çalışın,sonra da birlikte başlarız çalışmaya..Göreyim sizi,benim yüzümü kara çıkarmayın..
SÜLEYMAN -- Çıkarmayız müdür bey...Sizin yüzünüzü de,Şekspir'in yüzünü de kara çıkarmayız,merak etmeyin siz,yaparız evelallah....
( Müdür ve Gardiyan,çıkarlar...Mahkumlar,ellerinde oyunun tekstleri,öylece kalırlar.)
ALAATTİN -- Tamam,ben şimdi hatırladım be ya..
OSMAN -- Neyi hatırladın Alattin abi?
ALAATTİN -- "Denizler altında elli bin fersah" demiştim ya..Elli bin değil o be...Otuzbin!.......
SÜLEYMAN -- Otuz bin daha mantıklı..Elli bin bana da çok geldiydi zaten.............
( BİRİNCİ TABLO'NUN SONU )
------------------------
( İKİNCİ TABLO )
( Süleyman,elinde Romeo-Jülyet oyununun kitabı....Kitaba bakarak... )
SÜLEYMAN -- Romeo ve Jülyet....Müdür bey,iyi bir oyun seçmiş..Romeo-Jülyet,çok iyi bir oyundur..İki kere seyrettim bu oyunu,hem yurt içinde,hem yurt dışında..
OSMAN -- Süleyman amca,sen yurt dışına da mı gittin?
SÜLEYMAN -- Yok,öyle yurt dışı değil..Üniversitede okurken Yurtta kalıyordum...Yurtta kalanlar,kendi aralarında Yurt'ta oynadılar bu oyunu..Sonra bi kere de "Yurt" dışında bi tiyatroya gittik,seyrettik.
ALAATTİN -- Sen, Üniversiteye de mi gittin??
SÜLEYMAN -- Neden şaşırdın?..Üniversite mezunu tek hırsız ben miyim?....Üniversitede ahlak diploması vermiyorlar...Herkes, kendi ahlakından mezun olur..
OSMAN -- Hani sen tiyatrodan anlamam dedin Süleyman amca? Tiyatroya da gitmişin?
SÜLEYMAN -- Yok yok,anlarım tiyatrodan...Cezalarımızda indirim yaptırmak için zora koştum,öyle dedim...Cezalarda ikişer sene indirim yaptırabilseydik iyi olacaktı..Yetkisi yokmuş...
Ne olacak ikişer sene indirsen?...Oyun iki perde olsa,perde başına bir sene indirse?...
ALAATTİN -- Olsun Süleyman abi,Müdür beyin yaptığı kıyaklar da fena değil..Oyunu oynarsak
havalandırma saatleri uzayacak,ziyaretçi sayımız artacak,Pembe odada karılarımızlan daha çok vakit geçireceğiz,iyi değil mi bunlar?.
SÜLEYMAN -- İyidir iyidir,hiç yoktan iyidir..Peki sen Osman?..Sen,müdür bey'in kıyaklarını beğenmedin galiba?.Pembe odaya sevinmedin mi?.Yok mu senin sevgilin?.
OSMAN -- Oturduğumuz mahallede biri vardı..Ama taşınıp gittiler..
SÜLEYMAN -- İnanmıyorum!..Senin sevgilin mi vardı??
OSMAN -- Olamaz mı??..Ayıp ediyon Süleyman amca..
SÜLEYMAN -- Bişey demedim canım,olabilir tabi,neler oluyo hayatta....Adı neydi?
OSMAN -- "Hüseyin..."
SÜLEYMAN -- Yok,ben,sevdiğin kızın adını sordum.
OSMAN -- Kız değildi...
SÜLEYMAN -- Nasıl yani kız değildi??.. ( Alaattinle birbirlerine bakarlar) HAAAA.....Sen onu diyosunn...Onun için sen Pembe odayla hiç ilgilenmedin?....Sana "Mavi oda" lazım...
Kusura bakma Osman,bizim cezaevleri henüz o konuya hazır değil,bi yüzelli sene daha beklemen lazım.
OSMAN -- Bekleriz abi,acelemiz yok..
SÜLEYMAN -- Yüzelli sene diyorum Osman,yüzelli sene!.
OSMAN -- Yüzelli sene kaç sene oluyo?..
SÜLEYMAN -- Sen kaça kadar sayabiliyorsun??
OSMAN -- Sayıyoruz işte kafamıza göre...
ALAATTİN -- Süleyman abi,nasıl bi oyun bu oynayacağımız oyun,Romeyo mudur ne karın ağrısıdır?
( Süleyman,elindeki oyunun kitabının arkasını çevirir,arkadaki,kısa,bilgilendirici yazıyı okur )
SÜLEYMAN -- Size kitabın arkasını okuyayım,bakalım ne yazıyor?..." On altıncı yüzyılda yazılmış olmasına rağmen,aradan geçen asırlar,Romeo ve Jülyet'in ölümsüz aşkını eskitememiş,aksine,parlaklığını gün geçtikçe artırmıştır...."
ALAATTİN -- Aşk hikayesi midir bu be ya?..
SÜLEYMAN -- Evet...Ölümsüz bir aşk hikayesi.
ALAATTİN -- Sonunda ne oluyor?
SÜLEYMAN -- Ölüyorlar...
OSMAN -- Ben anlamadım şimdi Süleyman amca..Hem "ölümsüz" diyorsun,hem "ölüyorlar" diyorsun,ölüyolar mı,ölmüyolar mı,ne oluyo orda,ben anlamadım Süleyman baba?...
SÜLEYMAN -- Osman?
OSMAN -- Buyur baba?
SÜLEYMAN -- Sen var ya...Anlamadığın zaman çok tatlı oluyorsun!...
OSMAN -- Eyvallah baba...
SÜLEYMAN -- Biz sana anlatırız merak etme,sen böyle şeyleri kafana takma..
ALAATTİN -- Ben sana anlatayım Osman..Romeyo ilen Jülyet ölüyorlar ama aşkları yaşıyor...Eğer onlar yaşasaydı,aşkları ölecekti...Demek ki,İkisi birarada olmuyor..
SÜLEYMAN -- Doğru söylüyorsun.Eğer Romeo'yla Jülyet,kavuşup evlenselerdi,o büyük aşk,iki sene sürmezdi...Biz de aşık olup evlendik,ne oldu??...Hergün kavga,her gün kavga..."Süleyman nerdesin bu saate kadar!?" "Arıyorum arıyorum,niye açmıyorsun Süleyman!?.." "Süleyman Allah cezanı vermesin,ayakkabılarınla girme demedim mi ben sana!?.." "Süleyman,bugün pazar,karı gibi oturma evde,defol git nereye gideceksen!?.." Süleyman aşağı,Süleyman yukarı..Süleyman oraya,Süleyman buraya!...Süleyman kadar taş düşsün başına!..Cezaevine düştüm de rahat ettim kuran çarpsın!..
ALAATTİN -- Süleyman abi be..Sen bu oyuna aşk hikayesi dersin?.
SÜLEYMAN -- Evet,doğru,çok güzel bir aşk hikayesi.
ALAATTİN -- Orasını anlarım da,aşk hikayesi kadınlan erkeğin arasında geçmez mi be?.
SÜLEYMAN -- Evet...Bu da öyle zaten..Romeo erkek,Jülyet kadın.Ayrıca oyunda başka kadın karakterler de var..
SÜLEYMAN -- Peki bu nasıl olacak be?..Kadınları kim oynayacak?..Müdür bey,oyunda oynasınlar diye,kadın hapishanesinden kadın mahkum mu getirecek?
SÜLEYMAN -- Yok..Biz karı kılığına girip oynayacağız...Tabi öyle olacak...oyunda kaç tane kadın karakter varsa,müdür hepsini,senin de dediğin gibi,kadın hapishanesinden getirecek...
ALAATTİN -- Düşünsene Süleyman abi,biz karı kılığına girip oynuyor muşuz...( Gülerler..)
SÜLEYMAN -- Senden de güzel Jülyet olur haa...Ben de Jülyet'in anasını oynarım..Osman da evin hizmetçisini oynar.Hepimiz böyle,fırıldaklı fırıldaklı,rengarenk karı kıyafetleri giyeriz..( Güler.)
ALAATTİN -- Aman Süleyman abi,ağzından yel alsın.Şakası bile ürkütücü..Ben hayatta giremem kadın kılığına..
SÜLEYMAN -- Yok oğlum korkma,olur mu öyle şey?.Merak etme,karıları müdür bey ayarlayacak.
( Müdür ve Gardiyan,girerler...Mahkumlar,müdürü görünce,panik halinde toparlanırlar,karşısında yanyana dizilirler,sayım yaparlar.)
SÜLEYMAN -- Müdür geldi,müdür müdür!... Sağdan say!.Bir!
ALAATTİN -- İki!
OSMAN -- Üç!
SÜLEYMAN -- Soldan say!
OSMAN -- Bir!
ALATTİN -- İki!
SÜLEYMAN -- Üç!..Fazıl Say!
ALAATTİN -- Üç!
OSMAN -- Bir!
SÜLEYMAN -- İki!
MÜDÜR -- Arkadaşlar,ne yapıyorsunuz?...Beni her gördüğünüzde sayım yapmayı bırakın.Sayım yapmak için gelmedim.Mehmet,sen bu sabah sayım almadın mı?
GARDİYAN -- Aldım müdür bey,dört kere saydım.
MÜDÜR -- Her seferinde üç mü çıktı?
GARDİYAN -- Üç çıktı.
MÜDÜR -- Doğrudur o zaman..Sabah sayım yapılmış,bi daha niye sayıyorsunuz?
SÜLEYMAN -- Olsun müdür bey,bu da bizden olsun.
MÜDÜR -- Ne yaptınız,baktınız mı oyuna? Isınabildiniz mi oyuna?
SÜLEYMAN -- Müdür bey,karılar nerde?
MÜDÜR -- Ne karısı?
SÜLEYMAN -- Karılar,karılar...Bize karı getirmeyecek misiniz??
MÜDÜR -- Ne diyorsun sen Süleyman,pezevenk miyim ben,ne karısı??
SÜLEYMAN -- Müdür bey,yanlış anladınız,oynayacağımız oyunda kadınlar da var ya? Kadın karakterler?..
MÜDÜR -- Evet?.Ne olmuş onlara?
SÜLEYMAN -- Onları kim oynayacak?.Kadın rollerini oynamak için,kadın hapishanesinden kadın mahkum getirmeyecek misiniz??
MÜDÜR -- Kadın hapishanesinden kadın getireceğim,siz onlarla birlikte burada prova yapacaksınız??
SÜLEYMAN -- Evet..
MÜDÜR -- İsterseniz provaları Pembe odaya alalım,pembe odada çalışın..Ne kadını Süleyman,kadın madın gelmeyecek buraya.
SÜLEYMAN -- Peki,oyundaki kadınları kim oynayacak?
MÜDÜR -- Siz oynayacaksınız!
( Müdürün şaka yaptığını sanıp,kahkaha atarlar )
SÜLEYMAN -- Valla çok şakacısınız müdür bey...Hakkaten,karılar nerde?..Yoldalar mı? Geliyorlar mı??
MÜDÜR -- Süleyman!.Kadın gelmeyecek!.Oyundaki bütün rolleri siz oynayacaksınız..Kadın karakterleri de kadın kıyafetleri giyip,siz oynayacaksınız!!
SÜLEYMAN -- Kadın kıyafetleri giyip,biz oynayacağız??
MÜDÜR -- Evet.
SÜLEYMAN -- Biz,kadın kıyafeti giyeceğiz?
MÜDÜR -- Evet..
SÜLEYMAN -- Müdür bey,tamam,şaka yaptınız,güldük,uzatmayın artık,karılar nerde?
ALAATTİN -- Süleyman abi,müdür bey şaka yapmıyor galiba...
SÜLEYMAN -- Siz ciddi misiniz müdür bey??
MÜDÜR -- Son derece ciddiyim..Bunda şaşıracak bir şey yok.Bu,gayet doğal bir şey.Tiyatro sahnesinde herşey olabilir.Kadınlar,erkek kılığına girebilir,erkekler,kadın kılığına girebilir,daha güzel,daha eğlenceli olur.Böyle şeyler,tiyatroya görsel zenginlik,lezzet katar..
SÜLEYMAN -- Biz,kadın kıyafeti giyip sahneye çıkacağız??
MÜDÜR -- Evet.
SÜLEYMAN -- Burda?.. Cezaevinde??
MÜDÜR -- Evet.
SÜLEYMAN -- Binbeşyüz tane erkek mahkumun karşısına kadın kıyafetleriyle çıkacağız??
MÜDÜR -- Evet.
SÜLEYMAN -- Peki,oyun bittikten sonra ne olacak? Başımıza bi iş gelmesin??
MÜDÜR -- Bişey olmaz..Siz,sanat yapacaksınız..Seyirciyi sanatla terbiye edeceksiniz.Sanatla beslenen insanlar,yanlış düşüncelere,yanlış fikirlere kapılmazlar.
SÜLEYMAN -- Olmaz müdür bey,mümkün değil.
ALATTİN -- Kusura bakmayın müdür bey,biz karı kılığına falan giremeyiz.
SÜLEYMAN -- Hayatta olmaz..Herşey olur,bu olmaz...Ben karı kılığına girmem..Zaten erkek olmakta zorlanıyoruz,bir de karı olamayız,kusura bakmayın.
OSMAN -- Süleyman amca,ben şimdi anlamadım,ne oluyo şimdi,müdür bey ne istiyo bizden?..
SÜLEYMAN -- Sen kafanı yorma Osman,biz sana durumu daha sonra senin anlayabileceğin bir dille anlatacağız...Müdür bey,kusura bakmayın,bu iş olmaz,bu iş yatar.
ALAATTİN -- Yapamayız müdür bey,hayatta olmaz.
MÜDÜR -- Demek,yapamayız diyorsunuz?...
SÜLEYMAN -- Yapamayız..kusur bakmayın.Başka bişey olsa,başımızla beraber ama bu olmaz,biz kadın olamayız.
MÜDÜR -- Neden kadınlardan bu kadar çok korkuyorsunuz??..Neden,kadın deyince tüyleriniz diken diken oluyor?.Sizin kızınız,kızkardeşiniz,anneniz,kadın değil mi??
ALAATTİN -- Değil müdür bey,onlar kadın değil..Benim annem kadın değil.
MÜDÜR -- Nasıl senin annen kadın değil? O ne demek Alaattin?
ALAATTİN -- Benim annem kadın değil.Benim annem,"Anne.."..Onlar başka..Onlar aile..
MÜDÜR -- Siz şimdi bu oyunu oynamak istemiyor musunuz??
SÜLEYMAN -- İstemiyoruz... ( Başını iki yana sallayarak )
ALAATTİN -- İstemiyoruz...
OSMAN -- İstemiyoruz...
MÜDÜR -- Yani benim isteğimi geri çeviriyorsunuz?
SÜLEYMAN -- Çeviriyoruz... ( Başını iki yana sallayarak )
ALAATTİN -- Çeviriyoruz...
OSMAN -- Çeviriyoruz...Ne çeviriyoruz Alattin abi?
MÜDÜR -- Oynamayacaksınız yani??
SÜLEYMAN -- Oynamayacağız...Oyun zaten çok zor,bir de kadın kılığına gir?...Yapamayız...Cezalarımızdan ikişer sene indirseniz bile yapamayız...
MÜDÜR -- Ceza indirimini unut Süleyman.Cezalarınızda indirim yapamam.
SÜLEYMAN -- Bir sene indirin?
MÜDÜR -- Olmaz,yetkim yok.
SÜLEYMAN -- Altı ay??
MÜDÜR -- Hayır!
SÜLEYMAN -- Üç ay??
MÜDÜR -- Mümkün değil.
SÜLEYMAN -- Bir ay?..
MÜDÜR -- Yapamam.
SLEYMAN -- Bir hafta?
MÜDÜR -- Olmaz.
SÜLEYMAN -- Cezaevinin dışına çıkıp,bi dolaşıp gelelim??
MÜDÜR -- Hayır.
SÜLEYMAN -- Ama yaani,biz yapıcı olmak için elimizden geleni yapıyoruz ama siz hiç gayret göstermiyorsunuz müdür bey..Bu şartlarda kusura bakmayın,biz bu oyunu oynayamayız.
MÜDÜR -- Oynayamazsınız??
SÜLEYMAN -- Evet..
MÜDÜR -- Oynamak istemiyorsunuz??
SÜLEYMAN -- İstemiyoruz.
MÜDÜR -- Ben size,bu oyunu oynarsanız,sizin için yapabileceklerimi söylemiştim değil mi?
ALAATTİN -- Söylemiştiniz müdür bey..Ziyaretçi sayısını,ziyaret saatlerini,havalandırma saatlerini artıracaktınız,pembe odada karılarımızlan daha çok vakit geçirecektik..
MÜDÜR -- Peki,benim isteğimi geri çevirip,bu oyunu oynamak istemezseniz neler yapacağımı söylemiş miydim??
ALAATTİN -- Hayır,onu söylemediniz..
MÜDÜR -- Söyleyeyim mi?.Duymak ister misiniz??
SÜLEYMAN -- Duymasak daha mı iyi olur acaba?...
MÜDÜR -- Yok yok,duyun duyun!..Cezaevi müdürüne karşı gelmenin size neye mal olacağını duyun bence..Hayır yani,bilgi olsun diye söylüyorum,aklınızın bi köşesinde bulunsun...Siz günde kaç kere havalandırmaya çıkıyorsunuz??
SÜLEYMAN -- İki sefer çıkıyoruz..Sabah on'la oniki,öğleden sonra iki ile dört arası..Neden sordunuz?
MÜDÜR -- Yani günde iki sefer mi çıkıyorsunuz havalandırmaya?
SÜLEYMAN -- Evet..?
MÜDÜR -- Hem de ikişer saat??
SÜLEYMAN -- Evet..
MÜDÜR -- OHAA!...Ne yapıyorsunuz o kadar havayı???...Ben bile günde o kadar hava almıyorum...Günde iki sefer,ikişer saat havalandırma,çok..Herşeyin fazlası zarar.Fazla hava, ciğeri bozar.Havalandırma saatlerini günde bir sefer,bir saate düşürelim de,ciğerleriniz zarar görmesin.
SÜLEYMAN -- Yapmayın müdür bey,oksijenimizle oynamayın.
MÜDÜR -- Haa,bak,iyi oldu hatırlattığın..Siz bu koğuşta üç kişi mi kalıyorsunuz?
ALAATTİN -- Üç kişi kalıyoruz müdür bey.
MÜDÜR -- OHAA!...Otel mi burası?..Ne bu rahatlık?.Başka koğuşlar tıkış tıkış,siz burda üç kişi kalıyorsunuz..Siz burayı babanızın hapishanesi mi sandınız?...Mehmet,bu koğuşa iki ranza daha atıp,sekiz kişi daha getirelim,ranzalarda ikişer ikişer yatsınlar,soğuk gecelerde birbirlerine sarılarak uyur,birbirlerini sıcak tutarlar.
GARDİYAN -- Başüstüne müdür bey..
ALAATTİN -- Yapmayın müdür bey,üç kişi zaten zor sığarız koğuşa...
MÜDÜR -- Bak,iyi oldu hatırlattığın..Şu Pembe odayı da tadilata sokalım..Mehmet,pembe odanın tadilat işi ne kadar sürer sence?
GARDİYAN -- Çok uzun sürer müdür bey..Baya uzun sürer.
MÜDÜR -- Siz de böylece maalesef, baya uzunca bir süre eşlerinizle değil,kendinizle buluşursunuz.
SÜLEYMAN -- Tamam müdür bey..Anladık..Anladık...Ne demek istediğinizi anladık..Tamam,kabul ediyoruz,oyunu oynayacağız...
MÜDÜR -- Gerçekten mi??
SÜLEYMAN -- Evet,kabul ediyoruz,oynayacağız..
MÜDÜR -- Çok teşekkür ederim...Beni kırmayıp,ricamı kabul ettiğiniz için,size gerçekten teşekkür ederim...Birlikte başaracağız bunu..Harika bir oyun sergileyeceğiz..( Oyunun kitabını Süleymanın elinden alır) Vilyam Şekspir..Romeo ve Jülyet...Ben şahsen çok heyecanlıyım..
SÜLEYMAN -- Evet,biz de baya heyecanlıyız..
MÜDÜR -- Olağanüstü bir yazar..Olağanüstü bir eser..Çok sanatsal,çok şiirsel..Bakın şimdi size oyunun herhangi bir yerinden,rastgele bir bölüm okuyacağım,eminim,siz de çok beğenecek,çok heyecanlanacaksınız....( Oyunun kitabını rastgele açar,oyundan bir tirad okur.Havaya girerek...)
"Ah aşk denen şey,ah bu aşk,ey aşk!..
Ey kavgacı sevgi,ey sevilen nefret...
Güzel şekillerin biçimsiz kargaşası..
Bir tomurcuğu kemiren hain bir kurt...
Öğrenebilseydik kederlerin kaynağını,
Seve seve bulurduk devasını...
Sevgi,iç çekişlerin buğusuyla yükselen bir dumandır.
Parlayan bir ateş olur sevenlerin gözlerinde.
Bir de kederlenmeye görsün,gözyaşıyla beslenen bir denizdir artık.
Akıllı bir cinnet,boğunç bir zehir,kurtarıcı bir tatlılık.
Yılmıyor aşk sözleriyle kuşatılmaktan,
Çekinmiyor saldırgan gözlerini bakışlarından!....."
( Bir sessizlik olur.)
ALAATTİN -- Ne mutlu Türküm diyene....
MÜDÜR -- Nasıl?.Siz de benim gibi heyecanlandınız mı?
SÜLEYMAN -- Çok heyecanlandık çok.Baya heyecanlandık..Ben,sarsıldım diyebilirim..
ALAATTİN -- ( Müdüre duyurmamaya çalışarak ) Süleyman abi,biz bunu mu oynayacağız?
SÜLEYMAN -- Evet,maalesef...
ALAATTİN -- Abi sen bi dilekçe yaz,biz başka hapishaneye naklimizi isteyelim....Müdür bey,kusura bakmayın da,ben şimdi tam anlayamadım..O kadar laf ne oluyo şimdi?.Kim söylüyo,kime söylüyo?..
MÜDÜR -- Bu okuduğum bölüm,oyunun başında,Romeo'nun,arkadaşıyla sohbet ettiği,havadan sudan konuştukları bir bölüm.
ALAATTİN -- Havadan sudan??..
MÜDÜR -- Evet.
ALAATTİN -- Bu nasıl bir havadır,nasıl bir sudur müdür bey?.Havadan sudan böyle konuşuyorlarsa,bunlar karaya çıktı mı yandık biz...
SÜLEYMAN -- Şekspir'in oyunları böyle Alaattin,yapacak bişey yok..Konuşmalar uzun uzun,şiirsel..Adamın dili böyle..
ALAATTİN -- Ne geveze bir adammış,hay dilini eşek arısı soksun,Şekispir gibi...Onun gevezeliğinin cezasını biz mi çekeceğiz?.
MÜDÜR -- Yok yok,bütün konuşmalar uzun değil..Çoğu kısa kısa...kısa olanlardan okuyayım bir tane...( Kitabı açar,rastgele bir yerden kısa bişey okur:)
Romeo burada,arkadaşına rüyasını anlatıyor...
"Bir rüya gördüm Benvolio...Bir at arabası gördüm rüyamda...Koşumları,ayın nemli ışıklarından..Kamçısı cırcır böceğinin kemiğinden..Zerrelerin çektiği,boz giysili bir sinekti arabacısı..."
( Bir sessizlik olur )
ALAATTİN -- Süleyman abi,sen bi dilekçe yaz,gidelim abi burdan.Ben daha şimdiden kendimi iyi hissetmiyorum..Nedir abi bu be ya?."zerrelerin çektiği,cırcır böceğinin kemiği "falan..İyice uçmuş bu Şekispir midir nedir?..
OSMAN -- Süleyman amca,var mı benimle ilgili bişey?
SÜLEYMAN -- Yok Osman,biz hallediyoruz,sen keyfine bak... ( Osman,kendi halinde,etrafıyla pek ilgilenmeyen,vücudu sanki sürekli uyuşturucu üreten,onun etkisindeymiş gibi,dalgın,bulutlu,ufak tefek,kendi çapında bir mahalle bitirimidir.)
MÜDÜR -- Şekspir'in sözlerinin her birinin bir anlamı var...Şekspir,boşa konuşmaz..Söylemek istediği şeyleri,derin derin düşünüp anlamaya çalışmak lazım.
ALAATTİN -- Müdür bey,bu Şekispir denen arkadaş,ne söylemek istiyorsa,lafı kıvırmadan dobra dobra söylese olmaz mıymış?..Sinekti,çekirgeydi,zerreydi,merreydi,niye böyle bilmece gibi konuşuyo?. Valla ben tek kelimesini anlamadım,anlamaya da hiç niyetim yok..
( Gardiyan saatine bakarak..)
GARDİYAN -- Müdür bey,arkadaşların havalandırma saati geldi..
MÜDÜR -- Tamam..Arkadaşlar,siz,havalandırmaya çıkın,benden size özel izin,bir saat fazla kalın,bol bol hava alın,enerji depolayın,ben daha sonra tekrar gelirim,kaldığımız yerden devam ederiz.
( Mahkumlar,havalandırma için çıkarlar...)
GARDİYAN -- Müdür bey,size bişey sorabilir miyim?
MÜDÜR -- Sorabilirsin Mehmet..
GARDİYAN -- Eğer oyunu oynamayı kabul etmeselerdi,söylediklerinizi yapacak mıydınız?
MÜDÜR -- Hangi söylediklerimi?
GARDİYAN -- Dediniz ya müdür bey,"Eğer oyunu oynamayı kabul etmezseniz,ziyaret saatinizi,havalandırma saatinizi kısaltırım,pembe odayı iptal ederim" diye?..Yapacak mıydınız hakkaten?
MÜDÜR -- Aşkolsun Mehmet!..
GARDİYAN -- Niye müdür bey?
MÜDÜR -- Sen beni hiç tanımamışın!...Ben öyle bi adam mıyım?..Kanun var,nizam var,yönetmelik var,ben burda herkesin cezasını onurlu bir şekilde tamamlaması için elimden geleni yapıyorum...Sen beni başkalarıyla karıştırdın...Aşkolsun...Sen beni yanlış tanımışsın. ( Küser,arkasını döner )
GARDİYAN -- ( Yanına gider,elini omuzuna koymaya yeltenir ) Özür dilerim müdür bey,öyle demek istemedim..
MÜDÜR -- .Dokunma bana!.Kalbimi kırdın Mehmet...Çok kırıldım sana...Oynamazlarsa oynamasınlar..Ben de dışardan tiyatro getirir,oynatırım...Ben istiyorum ki içlerindeki güzel şeyleri ortaya çıkarsınlar,onu diğer mahkumlarla paylaşsınlar,onlara ilham versinler,dayanma gücü versinler,yapabileceklerine inansınlar...Ben sadece onları harekete geçirmek için biraz korkutmak istedim.Eşkiya mıyım ben,onların haklarını gaspedeyim??..Sen beni hiç tanımamışın...
GARDİYAN -- Ama siz öyle ciddi ciddi söyleyince,ben de sandım ki...
MÜDÜR -- Bırak ya,konuşmuyorum senle!...( Küser,çıkışa yürür,Gardiyan,peşinden koşar )
GARDİYAN -- Müdür bey,vallayi yanlış anladın,özür dilerim,öyle demek istemedim.....
( Çıkarlar..)
( İKİNCİ TABLO'NUN SONU )
------------------------
( ÜÇÜNCÜ TABLO )
( Süleyman..Alaattin..Osman...Ellerinde oyunun tekstleri,soldan girerler...Bir havalandırma saatinde,dışarıda oyuna çalışmaya çalışmışlardır...)
ALAATTİN -- Yandık Süleyman abi,yandık...Bittik biz...Bu kadar şeyi nasıl ezberleyeceğiz?..Oyunu iki sefer okudum,daha şimdiden bende tükenmişlik sendromu belirtileri başladı...
SÜLEYMAN -- Valla,müdürü duydun Alaattin..Mecbur ezberleyeceğiz.Ya seve seve..ya da..
ALAATTİN -- Ya da?
SÜLEYMAN -- "Sevmeye sevmeye..."
( Osman,koğuştan tabureleri getirir.otururlar..)
ALAATTİN -- Bari oyunu bize uyarlasaydık Süleyman abi..Müdür beye söyleyelim de,oyunu bize uyarlasın.
SÜLEYMAN -- Nasıl uyarlayacak bize?
ALAATTİN -- Ne bileyim,mesela,Romeyo'yu,Ramazan yapsın..Jülyet de,Jülide olsun..Hikaye de bizim orda,Edirne-Keşan'da geçsin..
SÜLEYMAN -- Romeo ve Jülyet,Ramazan ve Jülide olacak,hikaye de Edirne-Keşan'da geçecek??
ALAATTİN -- Olmaz mı?...İnsanlar bizden olursa,olay bizim buralarda geçerse,oyuna yabancılık çekmeyiz...Bu oyun nerde geçiyo?
SÜLEYMAN -- "Verona.."
ALAATTİN -- ( Elindeki oyunun tekstini,götürüp Osman'a verir ) Al Osman...
SÜLEYMAN -- Ne yapıyorsun Alaattin?.Niye oyunun metnini Osman'a verdin?
ALAATTİN -- "Ver ona" demedin mi?..Başka ne vereceğim? Elimde o vardı,onu verdim..
SÜLEYMAN -- Alaattin,ben sana,oyunun metnini götür Osman'a ver demedim.Sen neyle çalışacaksın?
ALAATTİN -- Ben de onunkini alırım..Osman,ver bana şeyini..Neydi bunun adı?
SÜLEYMAN -- "Metin.."
ALAATTİN -- Metin kim??
SÜLEYMAN -- Metin,oyunun yazılı olduğu o kağıtlar işte Alaattin..onlara Metin deniyor,tekst deniyor..Ben sana "Verona" derken,götür tekstini Osman'a ver,demedim."Verona"bir şehir ismi.Bu oyunun geçtiği yer..İtalya'nın Verona şehri..
( Müdür girer..)
MÜDÜR -- Merhaba arkadaşlar!
( Müdürü görünce,panik halinde,biraz da abartarak,ellerindeki tekstleri havaya fırlatarak kalkarlar,
Müdürün karşısında yan yana dizilip,sayım yaparlar. )
SÜLEYMAN -- Sağdan say! Bir!
ALAATTİN -- İki!
OSMAN -- Üç!
SÜLEYMAN -- Soldan say!
OSMAN -- Bir!
ALAATTİN -- İki!
MÜDÜR -- Yahu durun!!...Arkadaşlar,durun!!...Bırakın saymayı,anladık,üç kişisiniz...Beni her gördüğünüzde sayım yapmayın!..Sayım için gelmedim..?
SÜLEYMAN -- Kusura bakmayın müdür bey,bu bizim elimizde değil.bizde artık refleks oldu..Gece uyurken bazan bi tıkırtı duyuyoruz,kalkıp kendi kendimize sayım yapıyoruz..
MÜDÜR -- Ne yaptınız?.Başladınız mı oyunu ezberlemeye?
ALAATTİN -- Müdür bey,benim oyunlan ilgili bir fikrim var,müsade ederseniz..?
MÜDÜR -- Nedir Alaattin?
ALAATTİN -- Oyunu iki sefer okudum ama bitürlü havasına giremedim müdür bey.Oyunda ne oluyor,nasıl oluyor,niye oluyor,hiç bişey anlamadım..Oyunu Türkçeleştirsek,bize uyarlasak,Romeyo'yla,Jülyet,Ramazan'la,Jülide olsa,oyun da Edirne-Keşan da geçse??...Ne diyorsunuz??
MÜDÜR -- Diyecek bişey bulamıyorum...Olmaz...Oyunun kılına dokundurtmam..Aslı neyse,aynen oynanacak,saçmalamayın..
SÜLEYMAN -- Peki müdür bey...Oyunu kolaylaştırmak için,Alaattin'in dediği gibi tamamen bize uyarlamayalım ama karışık bişey yapsak nasıl olur?
MÜDÜR -- Nasıl karışık bişey?
SÜLEYMAN -- Mesela,oyun,Romeo ve Jülyet olmasın da, "ROMEO VE CÜNEYT" olsun...
MÜDÜR -- "Romeo ve Cüneyt???"
SÜLEYMAN -- Evet.."Romeo ve Cüneyt.." Türk-İngiliz ortak yapımı..Bi onlardan,bi bizden..Hiç olmazsa oyun,bi tarafıyla bize yakın olursa,oyunun havasına girmemiz daha kolay olur.ROMEO VE JÜLYET VE SÜLEYMAN-2
(Devamı...)
MÜDÜR -- Peki,nasıl olacak o?
SÜLEYMAN -- Oyunun orijinalinde Romeo ve Jülyet,iki düşman ailenin çocukları değil mi?
MÜDÜR -- Evet.?
SÜLEYMAN -- Tamam işte,Jülyet'i,Cüneyt yapalım,Romeo ve Cüneyt de iki düşman ailenin çocukları olsun...Cüneyt'in ailesi,Türkiye'den İtalya'ya gitmiş,yerleşmiş bir Türk aile..
MÜDÜR -- Peki,bunların aileleri nasıl düşman olmuşlar?
SÜLEYMAN -- Bunların evleri yan yana..Bunlar daha çocukken,Cüneyt bir gün evlerinin bahçesinde top oynuyor,top,Romeo'ların bahçeye kaçıyor,bahçedeki çiçekleri eziyor,Romeo'nun babası da alıyor topu,bıçakla kesiyor.Bunun üzerine Cüneyt ağlaya ağlaya eve,babasının yanına gidiyor,şikayet ediyor "Babaaa..Montegü amca topumu kestiii..."
MÜDÜR -- Ne amca??
SÜLEYMAN -- "Montegü amca.." Montegü,oyunun orijinalinde,Romeo'nun babası ya...Oyunun ruhunu bozmamak için onu değiştirmiyoruz...Romeo'nun babası,Cüneyt'in topunu kesince,Cüneyt de ağlaya ağlaya gidip babasına şikayet edince,Cüneyt'in babası Hamdi bey..
MÜDÜR -- Hamdi bey??
SÜLEYMAN -- Evet...Gidiyor, Romeo'ların kapısına,kapıyı çalıyor,Romeo'nun babası çıkıyor,ona diyor ki,"Sen" diyor, "Benim oğlanın topunu mu kestin?" Montegü de diyor "Kestim,n'olucak?.." "Ulan sen kimsin de,benim oğlumun topunu kesiyorsun?.." "Bana bak,lanlı manlı konuşma!..." "Konuşursam noolur" falan,bunlar birbirine giriyor,iki aile bu şekilde düşman oluyor.
MÜDÜR -- Ama böyle "Lan'lı,man'lı", oyunun ruhuna pek uygun gibi gelmedi bana Süleyman..
SÜLEYMAN -- Doğru söylüyorsun.Bunlar,kavga etmesinler de,kılıçla düello yapsınlar..Çünkü,o dönemde asiller,aralarındaki bütün anlaşmazlıkları düelloyla çözüyorlar.
MÜDÜR -- Cüneyt'in babası da mı asil?
SÜLEYMAN -- Evet.Onlar da asil..Baştan asil değillermiş,sonradan asil olmuşlar..Türkiyeden giderken çok fakirlermiş,Cüneyt'in dedesi,İtalya'ya gidince,asil bir İtalyan kadınla ilişkiye girmiş,kadındaki asalet,Cüneyt'in dedesine de bulaşmış,eve gelince,o da evdekilere bulaştırmış...
MÜDÜR -- EEEeee?
SÜLEYMAN -- İki aile top kavgasından düşman olunca,Cüneytler başka biyere taşınıyorlar,Romeo ve Cüneyt,birbirlerini görmeden,ayrı yerlerde büyüyorlar,tesadüfen aynı üniversiteyi kazanıyorlar.: "Verona Teknik Üniversitesi,Bilgisayar mühendisliği bölümü.."
MÜDÜR -- O zaman bilgisayar mı vardı Süleyman??
SÜLEYMAN -- Yok işte...Bilgisayar daha icadedilmediği için,dersler boş geçiyor....Onlar da bu fırsatta,sohbet ediyorlar,yakınlaşıyorlar,birbirlerinin kafa dengi olduklarını görüyorlar,aralarında sağlam bir arkadaşlık oluşuyor,çok sıkı arkadaşlık bağlarıyla birbirlerine bağlanıyorlar..Çok iyi anlaşıyorlar.Biri"leb" dese,öbürü ,leblebi olduğunu.."Fıs" dese,fıstık olduğunu.."muz" dese,muz olduğunu anlıyorlar....
Bir gün Cüneyt, Romeo'yu eve akşam yemeğine davet ediyor...Yemekte,Cüneyt,Romeo,Cüneyt'in babası Hamdi,annesi Hatice...
MÜDÜR -- Hatice?
SÜLEYMAN -- Evet...Cüneyt'in babası,Romeo'ya,"Oğlum,kimsin,kimlerdensin?" diye soruyor,Romeo'nun,Montegülerin oğlu olduğunu öğrenince,Romeo'yu evden kovuyor,Cüneyt'e de "Onunla, bundan sonra arkadaşlık etmeyeceksin" diye bağırıyor...Tabi Cüneyt,içli çocuk,içine kapanık,başka da hiç arkadaşı yok,üzülüyor,hasta oluyor,yatağa düşüyor..Yatak da yaylı yatak..Üzüntüden,yaylana yaylana ağlıyor..
MÜDÜR -- Peki,Romeo ne yapıyor o sırada?
SÜLEYMAN -- Romeo da bi kavgaya karışıyor...Verona sahilinde,bi çay bahçesinde oturuyor,garsondan çay istiyor,garson,çay getirmeyi unutuyor,sesleniyor garsona "Bilader,çay istemiştik,nooldu bizim çay" diyor.Garson da "Patlama,getiriyorum." diye cevap veriyor..Romeo'nun zaten canı sıkkın,En iyi arkadaşı Cüneyt'den ayrılmış,çatacak yer arıyor,garsona "Ulan senin ben,çayına da..çaydanlığına daaa..." deyip,koyuyo kafayı!
ALAATTİN -- Garsona kafa atmasın Süleyman abi..O galiba oyunun ruhuna pek uygun değil.Müdür bey,beğenmez onu.Oyunun ruhuna çok önem veriyo müdür bey.Değil mi müdür bey?
SÜLEYMAN -- O zaman,garsona kafa atmasın,çeksinler kılıçlarını,düello yapsınlar.
MÜDÜR -- Garsonda da mı kılıç var?
SÜLEYMAN -- Var...O zaman Verona'da herkes asil,herkes kılıç taşıyor...Kılıçla yatıp,kılıçla kalkıyorlar,sabah kahvaltıda ekmeği bile kılıçla kesiyorlar...Neyse.. Romeo,düelloda garsonu öldürüyor..
MÜDÜR -- Sonra ne oluyor?
SÜLEYMAN -- Sonra çay bahçesine yeni bir garson alıyorlar.
MÜDÜR -- Onu sormadım,Romeo'ya ne oluyor?
SÜLEYMAN -- Verona Prens'i,Romeo'yu sürgüne yolluyor...O arada Cüneyt de, Romeo'nun hasretinden yanıp tutuşuyor.
MÜDÜR -- Cüneyt,Romeo'nun hasretinden yanıp tutuşuyor???
SÜLEYMAN -- Yanlış anlaşılmasın,hasret derken,arkadaşlık hasreti....Cüneyt'in babası bakıyor,oğlan,Romeo'ya olan arkadaşlık hasretinden verem olmuş,ölüyor,oğluna,onu unutabilmesi için başka bir arkadaş ayarlamaya çalışıyor..Başka bir Türk ailenin,Cüneyt'in yaşlarında bir oğlu var,Mahmut diye..Bir akşam Mahmut'u,Cüneyt'le arkadaş olması için eve çağırıyor.Ama Cüneyt,Mahmutla arkadaş olmak istemiyor..O gün gündüzden,Caminin imamına gidip yardım istiyor..
MÜDÜR -- Cami'nin İmamına gidiyor??
SÜLEYMAN -- Evet..Çünkü,oyunun orijinalinde,Jülyet,Kiliseye gidip Papazdan yardım istiyor ya..Oyuna sadık kalalım diye,ben de Cüneyt'i Cami'ye, İmama gönderdim.
MÜDÜR -- Bu mu senin oyuna olan sadakatin??
SÜLEYMAN -- Ne yapayım müdür bey,oyunun ruhu bozulmasın diye elimden geleni yapıyorum.Nereye göndereyim Cüneyt'i? Kuruyemişçiye mi göndereyim?.Şekspir,Kiliseye göndermiş,ben,Cami'ye gönderiyorum.Şekspir müslüman olsa,o da cami'ye gönderirdi..
MÜDÜR -- Peki,tamam..Sonra ne oluyor,yardım ediyor mu İmam?
SÜLEYMAN -- Ediyor...Verona'da Türklerin gittiği bir cami var.O Camiye gidip,İmamdan yardım istiyor. "İmam efendi,İmam efendi,babam beni başka biriyle arkadaş etmek istiyor ama ben Romeo'dan başka biriyle arkadaşlık etmek istemiyorum,bana yardım et." diyor..İmam da,Oyunun orijinalinde,Papaz'ın,Jülyet'e yaptığı gibi yapıyor.Bir ilaç hazırlıyor,Cüneyt'e veriyor,diyor ki "Bu ilacı içeceksin.Nabzın duracak,kalbin duracak,nefesin duracak,herşeyin duracak ama ölmeyeceksin.Herkes seni öldü sanacak.Camiye getirecekler, ben Romeo'ya haber göndereceğim,Romeo sürgünden gelecek,o arada ilacın etkisi geçecek,sen de uyanacaksın.Sonra da Kimseye haber vermeden Romeo'yla kaçın gidin,birlikte güzel güzel arkadaşlık yapın..."
OSMAN -- Süleyman amca..
SÜLEYMAN -- Efendim Osman,sen burda mıydın?..
OSMAN -- Sen şimdi dedin ya..İlaç vermiş imam,şeye..
SÜLEYMAN -- Cüneyt'e..
OSMAN -- Cüneyt'e..."Nabzın duracak,kalbin duracak,nefesinduracak,herşeyin duracak ama ölmeyeceksin" demiş ya..
SÜLEYMAN -- Evet..?
OSMAN -- O nasıl oluyo?.Onu anlamadım ben,onu soracaktım.
SÜLEYMAN -- Onu bana sormayacaksın Osman,onu Şekspir'e soracaksın..
OSMAN -- Tamam,ona sorarım..
ALAATTİN -- Sonra ne oluyor Süleyman abi?
SÜLEYMAN -- Sonra,Cüneyt, imamın verdiği ilacı içiyor.Herkes bunu öldü sanıyor.Cenazesini camiye getiriyorlar,yıkama mıkama,pamuk mamuk,o arada İmam,Romeo'ya haber gönderiyor "Gel" diye..Ama gel gör ki,Romeo'ya haberi götüren gerizekalı haberci,Romeo'nun sürgünde olduğu yere gideceğim derken,yanlış otobüse biniyor.
MÜDÜR -- O zaman otobüs mü vardı Süleyman?
SÜLEYMAN -- Doğru söylüyorsunuz,o zaman otobüs yoktu.At vardı.Ata biniyordu insanlar.Oyunun ruhunu bozmayalım.
ALAATTİN -- Aman abi,oyunun ruhuna dikkat et,bişey olmasın.
SÜLEYMAN -- O zaman şöyle yapalım.. Romeo'ya haberi götüren gerizekalı haberci,Romeo'nun sürgünde olduğu yere gideceğim derken,yanlış ata biniyor,yanlış yere gidiyor......O arada Romeo,Cüneyt'in ölüm haberini başka biyerden alıyor mu??
ALAATTİN -- Eyvah!!
OSMAN -- Nooldu Alattin abi??
SÜLEYMAN -- Yok bişey Osman,sen keyfine bak...
ALAATTİN -- Cüneyt'i gerçekten öldü sandıysa,kahretmiştir Romeyo.
SÜLEYMAN -- Kahretmez mi?..Sen olsan kahretmez misin?
ALAATTİN -- Kahretmez olur muyum Süleyman abi,kahrederim tabi.O zamanlar tabi dünya nüfusu da az,arkadaş zor bulunuyo...
SÜLEYMAN -- Romeo,Cüneyt'in gerçekten öldüğünü sanınca "Ben Cüneytsiz yaşayamam,Cüneyt gibi bir arkadaşın yoksa,yaşamanın hiçbir anlamı yok" deyip,kendisi için zehirli bir ilaç hazırlatıyor.
ALAATTİN -- Ama aslında Cüneyt ölmemiş?.
SÜLEYMAN -- Ölmemiş...İmamın verdiği ilacın etkisi geçene kadar,ölü gibi görünüyor...Romeo Cami'ye geliyor...Cüneyt'in cesedine bakıyor,ölmüş...
ALAATTİN -- Ama halbuki ölmemiş?
SÜLEYMAN -- Yok,ölmemiş..Ama uyanmasına daha onbeş dakka var...Romeo çok üzülüyor,cebinden,kendisi için hazırlattığı zehir şişesini çıkarıyor,zehiri içip,kendisini öldürüyor...
Romeo öldükten iki dakka sonra,Cüneyt uyanıyor..
ALAATTİN -- Anaaa..Gitti Romeyo...
SÜLEYMAN -- Cüneyt uyanıyor,kalkıyor,geriniyor,esniyor,pamuğu falan çıkarıyor...Sonra bir bakıyor,yanında Romeo..Ölmüş...
ALAATTİN -- E-ee?.Ne yapıyor bunun üzerine?
SÜLEYMAN -- İşte orda sıkıntı var...
ALAATTİN -- Ne sıkıntısı be Süleyman abi?
SÜLEYMAN -- Oyunun orijinalinde,Jülyet,uyanıp da,Romeo'nun zehir içip kendini öldürdüğünü görünce,Romeo'yu dudaklarından öpüp,dudaklarına bulaşmış zehiri içerek kendisini öldürüyor...
ALAATTİN -- Doğru söylersin,orda sıkıntı var,Cüneyt,Romeyo'yu dudaklarından öpemez...Şişede hiç zehir bırakmamış mı?
SÜLEYMAN -- Yok,hepsini içmiş.
ALAATTİN -- İnsan,ne olur ne olmaz diyerekten acık bırakır be ya...Peki, dudağından öpmese de yanağından öpse?.Veya,içerken damlamıştır,çenesine bulaşmıştır,çenesinden öpse?..Olmadı,zehir şişesini kırıp,şişenin içini yalasın,kalmıştır şişenin içinde biraz bulaşık...?
SÜLEYMAN -- Onu biz en iyisi müdür beye soralım,Cüneyt nasıl ölsün?..Müdür bey,Cüneyt nasıl ölsün?..Müdür bey??
MÜDÜR -- Ha?.Ne dedin?
SÜLEYMAN -- Cüneyt,diyoruz,nasıl ölsün?
MÜDÜR -- Cüneyt kim?
SÜLEYMAN -- Siz,beni dinlemiyor muydunuz?
MÜDÜR -- Dinliyordum dinliyordum..Bir ara dinliyordum,sonra koptum.
SÜLEYMAN -- Kopalı ne kadar oldu?
MÜDÜR -- Baya oldu..Dalmışım,memleketimi düşünüyordum...Neyse,siz ezberlemeye devam edin,yarın rolleri dağıtırız,ilk provaya başlarız..
SÜLEYMAN -- Neyi ezberleyeceğiz?
MÜDÜR -- Oyunu.
SÜLEYMAN -- Hangi oyunu?
MÜDÜR -- Tabii ki,"Romeo ve Jülyet" oyununu!..Oyunun orijinalini!.
Tembel herifler!..Önce oyundan kaçmaya çalışıyordunuz,şimdi de konudan kaçmaya çalışıyorsunuz.Yedirmem size Romeo-Jülyeti..Aslı neyse,aynen onu oynayacağız!.Haydi Allah kurtarsın! ( Çıkar )
ALAATTİN -- Ne yapacağız Süleyman abi? B.ku yedik mi?
SÜLEYMAN -- Yok daha yemedik,provalar başlasın,o zaman yemeye başlayacağız........
( ÜÇÜNCÜ TABLO'NUN SONU )
-----------------------
( DÖRDÜNCÜ TABLO )
( Müdür,Süleyman,Alaattin,Osman,girerler...
Yoğun bir prova seansından çıkmışlardır...Ellerinde,oyunun tekstleri,çalıştıkları bölümler...)
ALAATTİN -- Müdür bey,biraz ara versek be ya?..Çok yorulduk,nerdeyse üç saattir çalışıyoruz..
MÜDÜR -- Bu bölümü bitirelim ara vereceğiz...
( Koğuşun önündeki taburelere otururlar.Müdür,elinde tekstiyle,ayaktadır.)
MÜDÜR -- Süleyman,sen fena değilsin...Alaattin,senin de şiveni düzeltmen lazım.Muhacir şivesiyle Romeo-Jülyet oynayamazsın..Her lafın sonunda "be ya,be ya.." diyorsun ya?..Onu söylememeye çalış.
ALAATTİN -- Tamam,söylemem be ya..
MÜDÜR -- Alaattin!."Be ya" deme!
ALAATTİN -- Ama o hemen olmaz Müdür bey,biraz zaman ister be ya..Alışmışım çocukluğumdan beri,değiştiremem hemen.
MÜDÜR - Elinden geleni yap Alaattin...Osman sana gelince....Neyse,sana sonra geliriz...
Süleyman,senin şu sahneni tekrar alalım..
SÜLEYMAN -- Alalım müdür bey...( Kalkar,elinde tekst,bakmadan,oyundaki,Romeo'nun tirad'larından birini,biraz da havaya da girerek oynar..)
"Ey erken görüp,tanımakta geç kaldığım!..
Ey parıltılı melek,göklerin kanatlı habercisi!..
Uçsuz bucaksız uzakta olsan da,ulaşmak için sana,açılırdım denizlere...
Şu karşıki camdan süzülen ışık da ne?
MÜDÜR -- Süleyman..
SÜLEYMAN -- Efendim müdür bey?
MÜDÜR -- Biraz daha hissederek,biraz daha tutkulu oynayabilir misin?..Sende o tutkuyu göremiyorum.
SÜLEYMAN -- İki senedir cezaevindeyim,ondandır...
MÜDÜR -- Süleyman,lütfen,kendini vermeye çalış..Kendini Romeo gibi hisset...Süleymanı unut,Romeo ol.
SÜLEYMAN --Süleymanı unutuyorum.Romeo oluyorum?..Tamam,baştan alıyorum,Süleyman'ı unuttum.Süleyman yok.Süleyman gitti.
ALAATTİN -- Süleyman abi?
SÜLEYMAN -- Efendim Alaattin?
MÜDÜR - Alaattin,ben adama Süleymanı unutturup,Romeo yapmaya çalışıyorum..Niye adama kendisini hatırlatıyorsun?..
SÜLEYMAN -- Bana kendimi hatırlatma Alaattin.Zaten bıkmışım kendimden.Fırsat bu fırsat,Romeo olup,zihnimin kanatlarıyla uçup gideyim bu cezaevinden diyorum,bana niye kendimi hatırlatıyorsun?.Ben şu an itibarıyla Romeo'yum..
ALAATTİN -- Ben de onu soracaktım,Romeyo'yu sen mi oynayacaksın?
MÜDÜR -- Ona henüz karar vermedim Alaattin..Bakacağım..Kim hangi role daha uygunsa,daha iyi oynarsa,ona göre rol dağılımı yapacağım.
ALAATTİN -- Siz de oynayacak mısınız müdür bey?
MÜDÜR -- Bakacağız Alaattin..Gerekirse,ben de oynayacağım,Mehmet de oynayacak..
ALAATTİN -- Gardiyan Mehmet mi?
MÜDÜR -- Evet,neden şaşırdın?..Her insanın içinde vardır biraz sanatçılık.
ALAATTİN -- Mehmet'in içine de baktınız mı?.Onda da varmış mı sanatçılık?
MÜDÜR -- Daha bakmadım,sonra bakacağım..
ALAATTİN -- Boşuna bakmayın müdür bey,Gardiyan Mehmet'in içinde hiç sanatçılık yoktur,bence Mehmet,yüzde yüz gardiyan.
MÜDÜR -- Haydi Süleyman,aynı yeri yeniden alalım...
SÜLEYMAN -- Alalım müdür bey..Yalnız müdür bey,bu Romeo,gencecik bi adam.Romeo'yu benim oynamam doğru olur mu?.Benden üç tane Romeo çıkar.
MÜDÜR -- O zaman sen de bir tanesiyle oyna...Aşkın,aşığın yaşı yoktur Süleyman..Oyunda,Romeo anlatılmıyor,aşk anlatılıyor...İstersen,havaya girebilmek için aşık olduğun birini düşün,karını düşün.
SÜLEYMAN -- Karımı düşüneyim??..
Müdür bey,niye durduk yere karımı aklıma soktunuz şimdi?.Tam havaya girmiştim...Bütün havam bir anda boşaldı...Neyse,ben,Lise üçüncü sınıfta Jale diye bi kıza aşık olmuştum,oynarken Jülyet niyetine Jale'yi düşüneyim..
( Biraz daha hissederek oynar )
"Ey erken görüp,tanımakta geç kaldığım!.
Ey parıltılı melek,göklerin kanatlı habercisi..
Uçsuz bucaksız uzakta olsan da,ulaşmak için sana,açılırdım denizlere...
Şu karşıki camdan süzülen ışık da ne!!?..."
( Müdür,alkışlar,ötekiler de müdüre katılıp alkışlarlar )
MÜDÜR -- Güzel..Gayet güzel..Ama yeterli değil..Daha iyi olacak..
SÜLEYMAN -- Bir daha alayım o zaman.."Ey erken görüp...
MÜDÜR -- Gerek yok Süleyman,fazla zorlamayalım,bugünlük bu kadar yeter,önümüzde çok zaman var,yavaş yavaş gireceğiz oyunun içine..
SÜLEYMAN -- Yok yok,alayım bi daha."Ey erken görüp...
MÜDÜR -- Alma Süleyman,bugünlük yeter.
SÜLEYMAN -- Ama tam havasına girdim müdür bey,"Ey erken görüp...
MÜDÜR -- Süleyman,istemiyorum!!..Bu gün vakit yok,daha Alaattinle,Osman'ı çalıştıracağım..
SÜLEYMAN -- Son bi kere alayım o zaman,"Ey erken görüp...
MÜDÜR -- Süleyman!!!
SÜLEYMAN -- ( Korkarak ) Buyur müdür bey?
MÜDÜR -- Ben senin yönetmeninim!..Ben,tamam diyorsam,tamam demektir!...
SÜLEYMAN -- Tamam müdür bey..
MÜDÜR -- Alaattin,sen gel,seninle bir tekrar yapalım..( Süleyman'a arkasını döner )
SÜLEYMAN -- ( Daha alçak sesle,öbür tarafa dönerek ) "Eyy erken görüp...
MÜDÜR -- SÜLEYMAN!..
SÜLEYMAN -- Tamam müdür bey...
( Alaattin, ortaya gelir..)
( Müdür,kendi tekstini Alaattine verir,okuyacağı yeri gösterir. )
MÜDÜR - Alaattin,sen şurayı oku bakayım,nasıl olacak?.
ALAATTİN -- Şurayı mı?
MÜDÜR -- Evet orayı..Sende bir Jülyet'i deneyelim.Bakalım Jülyet,sende nasıl duracak?
ALAATTİN -- Bu, Cülyet mi ?
MÜDÜR -- Evet,Jülyet..
ALAATTİN -- Cülyet bende güzel durmaz müdür bey.yakışmaz bana.Osman oynasın onu.
MÜDÜR -- Alaattin,başlamayalım yine.. Bu roller oynanacak.Kimin neyi oynayacağını ben belirleyeceğim.Sen şunu bi oku,seni bir göreyim..
ALAATTİN -- Tamam müdür bey okuyayım..Hani ben, oyun güzel olsun,roller otursun diye dedim.
MÜDÜR -- Oturur,oturur,ben oturturum,sen merak etme..
( Alaattin,müdürün gösterdiği yeri okumaya başlar..)
ALAATTİN -- "Ah Romeyo,Romeyo,neden Romeyosun sen be ya?..
MÜDÜR -- Alaattin!..Ne dedim ben sana?.."be ya.." diye bişey yok!..Oyunda "be ya.." yok!..
Beya'sız oyna.Lafın sonunda "be ya.." deme..Zaten orda "be ya" diye bişey yazmıyor,niye "be ya" diyorsun?
ALAATTİN -- Bilmiyorum müdür bey,istemeden kendimden ekleme yapıyorum.
MÜDÜR -- Kendinden ekleme yapma,orda ne yazıyorsa,onu oku.
ALAATTİN -- Tamam müdür bey,okuyayım yeniden..
MÜDÜR -- Oku!
ALAATTİN -- Karı sesiylen mi okuyayım?
MÜDÜR -- Ne karı sesi?
ALAATTİN -- Cülyet kadın ya?..Sesimi incelteyim mi azıcık?
MÜDÜR -- Sen önce hele bi erkek sesiyle okumasını bir becer de,ona sonra bakarız..Oku hadi.
ALAATTİN -- Okuyayım..." Oh Romeyo...
MÜDÜR -- "Oh Romeo " değil, " Ah Romeo.."
ALAATTİN -- Ne farkeder müdür bey?
MÜDÜR -- Farkeder!!!..." Oh " başka, "Ah " başka..Orda ne yazıyorsa onu oku Alaattin! ( Kızmaya başlamıştır )
SÜLEYMAN -- "Oh" la, "Ah" aynı şey mi Alaattin?..Oh başka,Ah başka..."Oh" un yeri ayrı,"Ah" ın yeri ayrı...Mesela,yazın sıcağında buz gibi birayı dikersin kafaya," Ohh.." dersin..Sonra o sarhoş kafayla birine çatarsın,tokadı yersin,"Ahh."dersin...Biri senin canını yakar "Ah" dersin,aynı şey onun başına gelir "Oh!.." dersin.
MÜDÜR -- Süleyman,çalışmayı bölme.
SÜLEYMAN -- Pardon müdür bey.
MÜDÜR -- Oku baştan..
ALAATTİN -- Okuyayım..." Ah Romeyo..
MÜDÜR -- "Romeyo " değil, "Romeo.."
ALAATTİN -- " Romeo..."
MÜDÜR -- Baştan al.
ALAATTİN -- Alayım..." Ah Romeo, Romeo,neden Romeo'sun sen be ya?..
MÜDÜR -- Alaattin,ben sana ne dedim???...
ALAATTİN -- Ne dedin?..Haaa..Tamam be ya..." Be ya " demeyecektim be ya..
MÜDÜR -- Alaattin sen benimle dalga mı geçiyorsun??
ALAATTİN -- Yok be ya...Niye dalga geçeyim müdür bey?..Vallayi, tutamıyorum kendimi..
SÜLEYMAN -- Alaattin,kendini okumadan önce tut,sonra oku.
ALAATTİN -- Tamam be ya,öyle yaparım..
MÜDÜR -- Alaattin " Be ya " deme!
ALAATTİN -- Tamam demem.......demem...
MÜDÜR -- Oku şimdi!
ALAATTİN -- Okuyorum..." Ah Romeo,Romeo,neden Romeo'sun sen?.."..."Be ya.." demedim müdür bey!
MÜDÜR -- Bravo,çok güzel,tebrik ederim..Arkadaşlar,"Be ya" demedi diye
Alaattin'i alkışlayalım...( Alkışlarlar..)...Devam et..
ALAATTİN -- Baştan alayım mı?
MÜDÜR -- Baştan al.
ALAATTİN -- " Ah Romeo,Romeo,neden Romeo'sun sen?...İnkar et babanı,kendi adını reddet!...Elinden gelmezse yemin et beni sevdiğine...Vazgeçeyim ben Capulet olmaktan..."
MÜDÜR -- "Capulet" değil, "Kapulet..."
ALAATTİN -- Ama "Capulet" yazıyo müdür bey..Aha işte bakın,"Capulet" yazıyor.
MÜDÜR -- Alaattin,öyle yazabilir ama "Kapulet" diye okuyacaksın.
ALAATTİN -- E hani,orda ne yazıyorsa onu oku demiştiniz??..O zaman niye ben demin "Ah.." yerine "Oh " dedim diye bana kızdınız??
MÜDÜR -- Alaattin,o başka,bu başka,canımı sıkma benim.İngilizcede, yazılanlar,yazıldığı gibi okunmaz.
ALAATTİN -- Niye?
MÜDÜR -- Sen sorasın diye!..Ne bileyim niye?..
SÜLEYMAN -- Ben İngilizce'de neden,yazılanların yazıldığı gibi okunmadığını biliyorum müdür bey.
MÜDÜR --Nedenmiş?
SÜLEYMAN -- Çünkü,İngilizler,hiç bişeyi beğenmeyen çok kibirli insanlar ya..Önce yazıyorlar,sonra kendi yazdıklarını bile beğenmiyorlar,başka türlü okuyorlar..
MÜDÜR -- Alaattin,şunu baştan yeniden oku,hata istemiyorum bu sefer.
ALAATTİN -- Okuyayım... "Ah Romeo,Romeo,neden Romeo'sun sen?...İnkar et babanı,kendi adını reddet!...Elinden gelmezse,yemin et beni sevdiğine...Vazgeçeyim ben Kapulet olmaktan be ya..."
MÜDÜR -- Ulan ben sana ne dedim?!!.. ( İyice çileden çıkmıştır..Alaattin'in üzerine yürür..) Ulan ben sana "Be ya" deme,demedim mi?!!.. ( Alaattin,geri geri kaçar..Süleyman,kalkar,müdürü tutar)
SÜLEYMAN -- Müdür bey,yapmayın..Adamın kültürü o..Bilerek yapmıyor,tutamıyor kendini..
ALAATTİN -- Müdür bey,kuran çarpsın kasten yapmıyorum be ya..Çalışır,tutarım kendimi,bi daha be ya demem be ya..
MÜDÜR -- Alaattin,"be ya" deme!!!
ALAATTİN -- Demem be ya..
SÜLEYMAN -- Alaattin,sus! Hiçbişey deme!
ALAATTİN -- Tamam be ya..
MÜDÜR -- Ulan deli olacağım...Hay dilini eşek arısı soksun..Ulan iki kelime söylemeyeceksin,iki kelime..Zaten onlar kelime bile değil..
SÜLEYMAN -- Sus Alaattin..Ağzını bile açma..
MÜDÜR -- Tamam Süleyman..Bırak beni..
SÜLEYMAN -- Sakinleştiniz mi?.İyi misiniz?
MÜDÜR -- İyiyim iyiyim,bırak..
SÜLEYMAN -- Emin misiniz?
MÜDÜR -- Eminim be ya.....Ulan,bana da bulaştırdı!...( Dilinin ucuna bir şey yapışmış gibi,rahatsız olur,tükürüp atmaya çalışır ) Bana da bulaştırdı!.."be ya" yı bana da bulaştırdı,ben de "be ya" demeye başladım!..( Dilinin ucuyla tükürür )
ALAATTİN -- Kötü bişey mi müdür bey?.Bizim orda herkes öyle konuşur..
MÜDÜR -- Kötü bişey,demiyorum Alaattin..Tam tersine,güzel bişey..Ben,şiveleri severim.Şive,renktir,farklılıktır,farklı olmak da güzeldir ama Alaattin,Allahını seversen,Romeo-Jülyet oynayacağız yavrum!.Şekspir oynayacağız..Sen böyle oynarsan,tarihçilerin kafasını karıştırırsın, "Şekspir,muhacir miydi,aslen Trakya göçmeni miydi?" diye sorular sormaya başlarlar..
ALAATTİN -- Tamam,dikkat ederim müdür bey..
MÜDÜR -- "Be ya" demeyeceksin!
ALAATTİN -- Demem.........Demem.........Zor tutuyom kendimi ama demem müdür bey..
MÜDÜR -- Söz mü?
ALAATTİN -- Söz be ya...
MÜDÜR -- Hay Allah seni bildiği gibi yapsın...
SÜLEYMAN -- Siz merak etmeyin müdür bey.ben çalıştırırım onu.Hem oyuna çalışırız,hem de ben ayrıca Alaattin'i "be ya" dememeye çalıştırırım..
MÜDÜR -- Tamam...Ne kadar vaktimiz var? ( Saatine bakar ) Biraz da Osman'a bakalım..Gel bakalım Osman..
( Osman,kalkar,ortaya gelir..Durumdan,etrafından,dünyadan tamamen kopuk,dumanlı bir hali vardır )i
MÜDÜR -- Osman,seninle ne yapacağız?...Çocuklar,Osman'a hangi rolü verelim,aklınıza bişey geliyor mu?
SÜLEYMAN -- Valla,benim aklıma hiçbişey gelmiyor.
ALAATTİN -- Benim de gelmiyo..
SÜLEYMAN -- Osman oynamasın müdür bey,yormayalım çocuğu.Bütün rolleri biz aramızda paylaşırız..Osman kaldıramaz Romeo-Jülyet'i..Şunun haline baksanıza,şimdi biz bu Osman'ı oyuna dahil edip,onaltıncı yüzyıla götürürsek,bi daha geri getiremeyiz,orda kalır.
ALAATTİN -- Osman bize sahne arkasında yardım etsin müdür bey,oyuna hiç bulaşmasın.
SÜLEYMAN -- Doğru söylüyo..Osman bize "Sufle" versin.
ALAATTİN -- "Sufle" nedir Süleyman abi?
SÜLEYMAN -- Sufle,bi çeşit tatlı...Sütlü tatlılar var ya?.
ALAATTİN -- Öyle bişey mi?
SÜLEYMAN -- Öyle bişey..Fırında pişiyor,çilek soslu sadrazam tatlısına benziyor,fincanda servis ediliyor.
ALAATTİN -- Güzel bişey mi?
SÜLEYMAN -- Çok güzel.Parmaklarını yersin.
ALAATTİN -- Sen hiç yedin mi?
SÜLEYMAN -- Parmaklarımı mı?
MÜDÜR -- Süleyman,kafa bulma Alaattinle.
ALAATTİN -- Sen benle kafa mı bulursun Süleyman abi?
SÜLEYMAN -- Evet.Niye sordun?
MÜDÜR -- Alaattin,"Sufle",bir tiyatro terimidir..Sahnedeki oyunculara,unuttukları replikleri hatırlatmak için,sahne arkasından fısıldamak demektir.
ALAATTİN -- Nasıl yani?
SÜLEYMAN -- Ben sana açıklarım Alaattin ama sen şimdi "Replik" nedir,onu da sorarsın..
ALAATTİN -- Yok be ya,ben "replik" nedir bilirim.
SÜLEYMAN -- Neymiş replik?
ALAATTİN -- Bi çeşit iplik...Bizim köyde hasat zamanı,ekinleri onlan bağlarlar.İncedir ama keten-naylon karışımı çok sağlam bi iptir.
SÜLEYMAN -- Replik??
ALAATTİN -- Evet..
SÜLEYMAN -- Repliğe,İplik diyorsun??
ALAATTİN -- Değilmiş mi?.Karıştırdım o zaman ben..
MÜDÜR -- Alaattin,Replik,oyundaki sözlere denir..Sahneye çıkıp,oyunla ilgili söyleyeceğiniz sözlerin her birine "replik" denir..."Sufle"yi de sana şöyle açıklayayım..Mesela,eğer,Osman,Suflör olacaksa,sahnenin arkasında duracak,siz sahnede oyunu oynarken ezberinizi unutursanız,Osman,elindeki oyunun metninden sizi takip ederek,unuttuğunuz yeri,seyirciye duyur
madan fısıldayarak size hatırlatacak.
ALAATTİN -- Tamam,Osman öyle yapsın...Sen öyle yap Osman.."Unutursam Fısılda..."
OSMAN -- Müdür bey...
SÜLEYMAN -- Bi dakka!!..Alaattin sus!.Hiç kıpırdama!.Osman bişey söylüyor!
( Herkes dikkat kesilir )
MÜDÜR -- Buyur Osman,bişey mi söyleyeceksin?
OSMAN -- Evet..
SÜLEYMAN -- Şışt şışt,aman..sessizlik..Osman konuşuyo..
MÜDÜR -- Seni dinliyoruz Osman..
OSMAN -- Ben Romeo'yu oynamak istiyorum!...
( Bir sessizlik olur,herkes şaşkın,birbirine bakar )
MÜDÜR -- Anlamadım Osman,ne yapmak istiyorsun??
OSMAN -- Oyundaki Romeo rolünü ben oynamak istiyorum...
( Yine bir sessizlik olur.Osman'dan gelen bu hiç beklenmedik istek karşısında yeniden, şaşkın,birbirlerine bakarlar )
SÜLEYMAN -- ( Yanındaki Alaattin'e ) Kafa gitti...Romeo'yu ne olarak algılıyorsa artık?...
ALAATTİN -- Osman,sen ne dediğinin farkında mısın be ya?..Sen oynayamazsın onu..
OSMAN -- Oynarım Alattin abi..Romeo'yu oynamak istiyorum...( Osman'ın sesi de,kendisi de kararlıdır )
SÜLEYMAN -- Allah Allaaah...Başımıza taş yağacak...
Osman yavrum,bu çok zor bir tiyatro oyunu..Romeo da oyunun başrolü..Bir haftadır çalışıyoruz,sırf ezber yapmaktan anamız ağladı..Bunun bir de oyunculuğu var...Sen yapamazsın evladım.Ben bile yapıp yapamayacağımdan emin değilim..Hadi evladım,sen git koğuşa,uzan biraz,dinlen,biz senin yapabileceğin bişey olursa seni uyandırırız.
ALAATTİN -- Şaka yapıyo Osman be ya,anlamadınız mı?
MÜDÜR -- Şaka mı yapıyorsun Osman?
OSMAN -- Şaka yapmıyorum Müdür bey.Romeo'yu ben oynamak istiyorum.
MÜDÜR -- Peki,tamam.Şurdan birkaç satır okutayım sana..( Elindeki tekstten,Osman'a gösterir ) Bak burda,Romeo'nun uzun bir tiradı var,ilk üç satırı oku bakalım..
( Osman,tekst'i elinin tersiyle iter )
OSMAN -- Kağıda gerek yok müdür bey,ezberledim hepsini.
MÜDÜR -- Çok uzun bir tirad bu Osman.Tirad'ın hepsini mi ezberledin?
OSMAN -- Yok...Oyunu ezberledim...
MÜDÜR -- Nasıl oyunu ezberledin?..Romeo'nun oyundaki bütün repliklerini mi ezberledin?
OSMAN -- Yok..,Oyunun hepsini ezberledim..
( Süleymanla,Alaattin,şaşkın ve dikkatle onları dinlerlerken...)
SÜLEYMAN -- Allah Allaaah...Osman'a bak sen?...Ben bir haftada üç sayfa ezberleyemedim,bu çocuk hangi ara oyunun tamamını ezberledi?.
ALAATTİN -- Valla ben Osman'ı doğru dürüst oyunu okurken bile görmedim.
SÜLEYMAN -- Ben gördüm..Oyunu okurken gördüm de,kafa yapsın diye okuyor sandım..
ALAATTİN -- Nasıl kafa yapsın diye?
SÜLEYMAN -- Şimdi bu Şekspir'in oyunlarında şiir gibi uzun uzun tiradlar var ya,işte o uzun tiradları üç kere üst üste okudun mu,iyi kafa yapıyor...
ALAATTİN -- Valla mı diyosun?..İçki içmişin gibi sarhoş ediyor yani?
SÜLEYMAN -- Aynen...Ben,dışardayken,içki alacak param olmadığı zaman,giderdim kütüphaneye,Şekspir'in kitaplarından alırdım.Bulabilirsem,"Hamlet'i"alırdım..Hamlet,Şekspir'in en sert oyunlarından biri.Eve giderken,bakkala uğrayıp,bakkaldan da peynir,domates,ekmek alırdım...Eve gelirdim,kurardım sofrayı,açardım "Hamlet'i.."...Hamlet-Peynir-Domates...,ufak ufak demlenirdim...
ALAATTİN -- Şekspir'in bütün eserleri kafa yapıyor mu?
SÜLEYMAN -- Yapar...Ama hepsinin etkisi farklıdır..En sert olanı Hamlet..Ama azar azar okuyacaksın.Bi oturuşta hepsini okursan çarpar..
MÜDÜR -- Haydi bakalım Osman,seni dinliyoruz...
( Osman,öksürür,genzini temizler,oynayacağı tirad'ın havasına girmek için kendini hazırlar....Sonra,on numara bir performansla tiradı oynar..Onun o,küskün,kırgın,sessiz karakterine uygun,kendine has bir tonlama ve oyunculuk gösterir...)
OSMAN --
"Ey erken görüp,tanımakta geç kaldığım!...
Ey parıltılı melek,göklerin kanatlı habercisi!..
Uçsuz bucaksız uzakta olsan da,ulaşmak için sana,açılırdım denizlere...
Şu karşıki camdan süzülen ışık da ne?!!...
Aynaya bak!..Bak aynaya da söyle!
Hiçbir güzel var mı ki,el sürülmemiş ruhuna,senin sürdüğün çiftin ekinini tepecek?..
İstersen varlığın unutulsun..unutulsun ve bitsin..
Bir kuru başına öl,izin de ölüp gitsin!...
Ey kavgacı sevgi,ey sevilen nefret!.
Ey kendisi olmayan,
Ey hiçten yaratılan şeyler!..
Ey güzel şekillerin biçimsiz kargaşası!...
Ama çoktur..yine de daha çoktur sevgiden doğan......
( Osman susar..Herkes,Osman'ın olağanüstü performansı karşısında şok olup kalmıştır.Bir sessizlik anı yaşanır...Müdür,yavaş yavaş alkışlamaya başlar,Alaattin de müdüre katılır,alkışlar..Süleyman da isteksizce alkışlar..)
ALAATTİN -- Sen ne yaptın be Osman??..Yıktın ortalığı?...Valla,bravo,helal olsun sana..
MÜDÜR -- Osman?..Tebrik ederim...Çok güzeldi..Ne diyeceğimi bilemiyorum...Çok şaşırttın beni..
OSMAN -- Sağolun müdür bey...
ALAATTİN -- Osman'a bak Süleyman abi?..Ondan bekler miydin hiç böyle bir performans? Sanki Osman'ın içine Romeo kaçmış..
( Romeo'yu oynamak isteyen Süleyman,Osman'ın başarısından rahatsız olmuştur )
SÜLEYMAN -- Valla ben hiç beğenmedim..
ALAATTİN -- Beğenmedin mi??..Ne diyorsun sen Süleyman abi,ben tiyatrodan anlamam,Şekspir'den hiç anlamam ama ben bile acayip etkilendim..
MÜDÜR -- Nesini beğenmedin Süleyman?.
SÜLEYMAN -- Çok kötü oynadı.Romeo böyle oynanmaz.Oyunun ruhunu iyi yansıtamadı.Ben daha güzel oynuyorum Romeo'yu.
ALAATTİN -- Yapma Süleyman abi,göz var nizam var..Osman'ın performansının yanında seninki biraz..Yanlış anlama ama..
SÜLEYMAN -- Hayır efendim!.. Ben daha güzel oynuyorum!..Bir haftadır Romeo'ya çalışıyorum ben.Romeo'yu ben oynayacağım.Kimseye vermem Romeo'yu!
MÜDÜR -- Ama Süleyman?..Osman'ı gördün..? Gayet iyiydi..
SÜLEYMAN -- Kusura bakmayın,Romeo'yu kimseye vermem..Romeo benim!.( Kalkar,ortaya gelir ) Bir haftadır,sabah akşam,köpek gibi Romeo çalışıyorum ben,kimseye yedirmem Romeoyu..
.(Teklifsiz,Romeo tiradı atar:)
"Ey erken görüp,tanımakta geç kaldığım!..
Ey parıltılı melek,göklerin kanatlı habercisi!
Uçsuz bucaksız uzakta olsan da,ulaşmak için sana,açılırdım denizlere
Şu karşıki camdan süzülen ışık da ne?..
Öldüren bir nefrettir yüreğindeki şeytan..
Aksakal,salkım saçak şu arabada giden..
Kimse karşı koyamaz zamanın tırpanına,
Kendi soyun direnir,o kıyarken canına....
( Osman,Süleyman'ın tiradına,başka bir Romeo tiradıyla karşılık verir. )
OSMAN --
"Ah sen!..Keşke sen olsan...
Yaklaşan ecele hazırlanırken,
Başka birine verebilsen güzel yüzünü..
Bir çocuk sürdürür,o tatlı varlığıyla ancak senin güzelliğini...
Bak,can atıyor nice el değmemiş bahçeler..
Anlatsam gözlerinin güzelliğini bir bir,
Derler ki yalancı mıdır nedir..
Yeryüzünü kuşatan o cennet çemberleri..
Gökyüzünde yanan o altın kandil misali...."
( Rekabet kızışmıştır..Süleyman,Osman'ın tiradına,başka bir tirad'la karşılık verir.)
SÜLEYMAN --
"Övünsünler,yıldızların gözdesi olanlar...
İkballe,iktidarla,alımlı unvanlarla...
güneşteki kadife çiçeğidirler ancak..
kibirler...Şanlar...
Bin zafer kazansa da düşmeye görsün bir kez,
Sürmez mertlik destanı,silinir şeref defterinden anılar..."
ALAATTİN -- Eyvaaah...Bunlar,aşıklar gibi atışmaya başladılar müdür bey...
MÜDÜR -- Süleyman da daha iyi oynamaya başladı..
ALAATTİN -- Rekabetten müdür bey..Rekabet olunca insan daha çok asılıyo yaptığı işe..
MÜDÜR -- Karar veremedim şimdi..Osman gayet iyi...Süleyman,önceki performansının üzerine çıktı....Birer tirad daha atabilir misiniz?
SÜLEYMAN -- Atarız...
"Yorgun argın alırım yatağımda soluğu...
kafam çırpınır,gövdem bitirmişken işleri,
Başlar bu sefer aklımın yolculuğu...
Sana varmak isteyip de açıldıkça baygınlaşmış gözlerim,
Getirir görmeyen bakışlarıma,karanlıkta elmas gibi parlayan hayalini..
Gündüz bedenim,gece aklım huzursuz...
Gün gecenin,gece günün kıyar canına..
Biri koşar,hep sızlanır öteki,
Kanlı bıçaklı iki düşman değiller sanki...."
MÜDÜR -- Teşekkür ederim Süleyman...Osman,son bir tirad da senden alalım...
OSMAN -- Olur müdür bey...
"Düşünce insanların ve kaderin gözünden,
Aforozlular gibi yapayalnız ağlarım..
İrkilir sağır gökler,çığlıklarım yüzünden,
Bahtıma lanet okur,yüreğimi dağlarım...
Kendimden iğrenirken aklım sana doğrulur,
Gönlüm kara dünyayı gerilerde bırakır..
Gün doğarken yükselen bir tarla kuşu olup,
Cennet kapılarında kutsal ezgiler taşır...."
( Süleyman ve Osman ayakta yan yana,müdür,karşılarında,Alaattin de müdürün yanında,taburelerde oyuruyorlar.)
MÜDÜR -- İkiniz de baya iyisiniz...Alaattin,sen ne diyorsun?
ALAATTİN -- Valla müdür bey,ikisi de çok iyi.Ben önce Osman'ı daha çok beğenmiştim ama Süleyman abi bu sefer daha isli oynadı.
MÜDÜR -- "Daha hisli oynadı" demek istiyorsun?
ALAATTİN -- Evet.Daha isli oynadı...
MÜDÜR -- Valla arkadaşlar,Romeo rolü için hanginizi seçeceğime karar veremiyorum..İkiniz de çok iyi performanslar gösterdiniz..Ama oyunda bir tane Romeo rolü var,o yüzden birinizi seçmek durumundayım....(Bir an bekler..)
Osman sen,gerçekten harikasın..İçinde bir Romeo yaratmışsın...Hissederek,kendini vererek,yaşayarak oynadın,performansını çok beğendim....
Süleyman...Senin de içinde bir Romeo var kuşkusuz...Aslında her erkeğin içinde bir Romeo vardır..Senin içinde de var..Ama sanki konuşan Romeo değil de,sensin...Sanki içindeki Romeo ölmüş de,arkasından mevlut okuyor muşsun gibi geldi bana...
Ama ona rağmen senin de oyununu beğendim..Kendi tecrübenle,Romeo'yu harmanlamış,daha gerçekçi,daha inandırıcı yapmışsın...
SÜLEYMAN -- Teşekkür ederim müdür bey..
MÜDÜR -- Ama dediğim gibi,Romeo rolü için sadece birinizi seçmem gerekiyor....
Evet....
Romeo ve Jülyet oyununda....
Yoluma devam etmek istediğim kişi.......
( Ortam bir anda,"O Ses Türkiye" şarkı yarışmasındaki,Jüri elemeleri anına döner...)
MÜDÜR -- Romeo rolüne seçtiğim kişi.......(Bekler..)
( Yarışmadaki gibi,heyecanı artırmak için kazananı açıklamayı geciktirir..)
MÜDÜR -- Vilyam Şekspir'in,Romeo ve Jülyet oyununda....(bekler) Romeo rolünü oynamak üzere seçtiğim kişi..........( Bekler..)
ALAATTİN -- Allaaah..Valla çok heyecanlı...Aynı "O Ses Türkiye" yarışmasındaki gibi.."O Tirad Türkiye"
MÜDÜR -- Bundan sonra yoluma devam etmek istediğim kişi.....( Bekler..)
Cezaevinde sergileyeceğimiz tiyatro gösterisi için seçtiğim.... Romeo ve Jülyet oyununda,Romeo'yu oynayacak kişiyi belirlemek için yapılan tirad yarışmasının sonunda....(Bekler..) Romeo rolü için onunla devam etmek istediğim kişi....... OSMAN!...
SÜLEYMAN -- Hassktir yaa!...
( Osman,vakur bir tavırla sevinir.Süleyman'la birbirlerine sarılırlar.Alaattin alkışlar.)
SÜLEYMAN -- Hayırlı olsun kardeşim,Romeo senindir..
OSMAN -- Eyvallah Süleyman abi..Seni üzdüysem,kusura bakma..
SÜLEYMAN -- Yok yahu..Üzülmedim..( kıvırır ) Ben zaten Romeo'yu oynamak istemiyordum.Ama Müdür bey,illa sen oynayacaksın,deyince....
MÜDÜR -- Süleyman,oyunda sana uygun,kendini daha iyi gösterebileceğin başka karakterler de var.Onlardan istediğini seç.İstersen birden fazla rolü oynayabilirsin.
SÜLEYMAN -- Tamam.O zaman ben Alaattin'in anasına çalışayım..
ALAATTİN -- ( Bozulur.Oturduğu yerden kalkar..) Süleyman abi,ne diyon sen be ya?? Sen benim anama nasıl çalışıyon? Ne demek istersin sen?..
SÜLEYMAN -- Alaattin,saçmalama...Sen,oyunda Jülyet'i oynamayacak mısın?
ALAATTİN -- Evet.Cülyet'i oynayacağım..?
SÜLEYMAN -- İyi ya işte,oyunda bir de senin, annenle olan bir sahnen var..
ALAATTİN -- Haaa..Sen onu dersin?..
SÜLEYMAN -- Onu diyorum tabi..Osman,Romeo'ya çalışıyor,sen Jülyet'e çalışıyorsun,ben de senin annene çalışayım...
MÜDÜR -- Çocuklar,benim idarede işlerim var ama siz ara vermeyin,ezber yapmaya devam edin,akşama tekrar gelir bakarım ezberlerinize..
ALAATTİN -- Müdür bey,ne zaman oynayacağız bu oyunu?
MÜDÜR -- Bu size bağlı Alaattin..Sıkı çalışırsanız,üç ay sonra çıkarız sahneye.
ALAATTİN -- Çalışırız müdür bey,sardı bizi oyun,heyecanlandık baya..Öyle değil mi Süleyman abi?
SÜLEYMA -- İki ayda sahnedeyiz müdür bey,hiç merak etmeyin..Ne işimiz var başka?...İyi ki hapishanedeyiz,bütün vaktimizi oyuna verebiliriz...
ALAATTİN -- Doğru söylersin,iyi ki hapishanedeyiz... Tiyatromuzun adı ne olacak müdür bey?
MÜDÜR -- Tiyatromuzun adı mı?..Yani,gurubumuza bir isim mi koyalım diyorsunuz?
ALAATTİN -- Koyalım müdür bey,havamız olsun.
MÜDÜR -- Tamam,gurubumuza bir isim koyalım..Var mı aklınızda bişey?
SÜLEYMAN -- Benim var...." CEZAEVİ OYUNCULARI..."
ALAATTİN -- Yok,onu beğenmedim..İçinde cezaevi olmasın.
SÜLEYMAN -- O zaman "HAPİSHANE KUŞLARI?.."
ALAATTİN -- Yok,onu da beğenmedim..
SÜLEYMAN -- O zaman.."KADER MAHKUMLARI TİYATRO TOPLULUĞU..."
ALAATTİN -- Tamam,bunu beğendim,bu olsun..
MÜDÜR -- Yapmayın çocuklar..böyle karamsar isimler koymayın.Biz bu tiyatroyu,hem size,hem seyreden bütün mahkumlara moral versin,umut versin diye yapıyoruz.Başka bişey gelmiyor mu aklınıza?
OSMAN -- Müdür bey...
SÜLEYMAN -- şşşt sust..sessizlik..Osman bişey söylüyor..
MÜDÜR -- Buyur Osman..Guruba koyulacak isimle ilgili bir fikrin mi var?
OSMAN -- Evet..
MÜDÜR -- Nedir?
OSMAN -- Siz,moral versin,umut versin dediniz ya..
MÜDÜR -- Evet?..
OSMAN -- Tiyatromuzun adı "Umut" olsun..
MÜDÜR -- "Umut?..". Güzel isim..Bence de umut olsun...
ALAATTİN -- Bence de öyle olsun,bravo Osman..
SÜLEYMAN -- Ulan helal olsun sana Osman...Umut'tan daha güzel bişey..Umut'tan daha güzel bi kelime var mı?...Tamam,Osman noktayı koydu.Tiyatromuzun adı: "UMUT TİYATROSU...
ALAATTİN -- Veya "UMUT OYUNCULARI.."
MÜDÜR -- Veya "UMUT VERENLER.."
SÜLEYMAN -- "Umut verenler" olmaz müdür bey.Dernek ismi gibi olur:"Umut verenler derneği.."
MÜDÜR -- Tamam,"Umut Tiyatrosu" olsun... Haydi o zaman Umut Tiyatrosu,iş başına!..Göreyim sizi!.Kolay gelsin...(Çıkar..)
SÜLEYMAN -- Umut Tiyatrosu!.Ezber başına!!...
( Hevesle,herkes tekstini alır,sahnede sesli ezber yaparlar...)
SÜLEYMAN -- Alaattin,geç karşıma,seninle,Jülyet'in,annesiyle olan sahnesini okuyalım..Nerdeydi o?..( Elindeki tekstten,o sahneyi bulur.Alaattin de,kendi tekstinden bulur,karşılıklı oynarlar..)
SÜLEYMAN -- Hazır mısın?
ALAATTİN -- Hazırım..
( Seslerini inceltmeden,kadınsı bir ton vererek,sahneyi karşılıklı oynarlar..)
SÜLEYMAN -- "Jülyet kızım!..Nerdesin kızım?..Burda mısın kızım?.."
ALAATTİN -- "Burdayım sevgili annem..Burdayım efendim..Bir şey mi istediniz?.."
SÜLEYMAN -- "Jülyet kızım..Evlenmek konusudur benim seninle görüşmek istediğim...Ne düşünüyorsun evlenme konusunda?.."
ALAATTİN -- "Düşümde görmediğim bir şereftir efendim evlenmek..."
SÜLEYMAN --"Verona Prensinin yakın bir akrabası,asil bir genç var.."Veronalı Paris.." Bu genç,senin aşkını diler,seninle evlenmek ister. Söyle kızım,sen de onunla evlenmek ister misin?
ALATTİN -- "İstemem be ya...."
SÜLEYMAN -- Ulan Alaattin..Jülyeti de muhacir karısı yaptın ya...."Be ya.." deme..
ALAATTİN -- Tamam...Baştan alalım...
( Onlar karşılıklı çalışırken,Osman da,elinde kendi teksti,mırıl mırıl ezber yaparak sahnede dolaşır..)
( Süleyman'la, Alaattin,karşılıklı diyalog çalışarak,soldan çıkarlar...)
SÜLEYMAN "Jülyet kızım?..Nerdesin kızım?..Burda mısın kızım?..."
ALAATTİN -- "Burdayım sevgili annem...Burdayım efendim...Bir şey mi istediniz?.."
SÜLEYMAN -- "Jülyet kızım,evlenmek konusudur benim seninle görüşmek istediğim..Ne düşünüyorsun evlenme konusunda...."
( Diyerek çıkarlar..)
( Osman da,kendi tekstinden monolog ezberi yaparak sağdan çıkar..)
OSMAN -- "Ah bu aşk..Gözleri bağlıyken bile nasıl da görür gönlümüze giden yolları...Ey kavgacı sevgi,ey sevilen nefret!.Duyarım bu sevgiyi ama zevk almam ondan...Ey dümenin başında duran!.Sen yön ver gemine,yürüyün coşkun beyler!....
( Diyerek,çıkar...)
( Müzik...Tablo sonu....)
( DÖRDÜNCÜ TABLO'NUN SONU )
--------------------------------
( BEŞİNCİ TABLO )
FİNAL.....
OYUN ZAMANI...
( Müzikle birlikte Müdür,sergileyecekleri oyundan önce seyirciye yapacağı konuşma için girer..
Orası cezaevidir..Salondaki seyirci de,cezaevindeki diğer mahkumlar...)
MÜDÜR -- Arkadaşlar!..Değerli hükümlü kardeşlerim!...Oyunumuzu seyretmeye hepiniz hoşgeldiniz!...
A-Blok,sekizinci koğuştaki arkadaşlarınız,sizler için,aylarca çalışarak,bir Tiyatro oyunu hazırladılar..
Oyunumuzun adı "Romeo ve Jülyet" Yazarı Vilyam Şekspir..
Şimdi,sizler için hazırladığımız bu tiyatro oyununu izleyeceksiniz...
Müdürünüz olarak,hepinize iyi seyirler diliyorum.Umarım bu arkadaşlarınızın çabası,hepinize örnek olur,ilham verir,sizlerin de içinizdeki,iyiliği ve güzelliği çıkarmanızı sağlar.
Alkışlarınızla,karşınızda,"UMUT TİYATROSU!!....."
( Müdür,alkışı alır,çıkar..)
ROMEO VE JÜLYET
( BİRİNCİ SAHNE )
ROMEO VE KUZENİ...
ROMEO ( OSMAN )
KUZENİ ( MÜDÜR )
( O döneme ait,oyunun klasik kıyafetleri içinde,soldan girerler.. )
KUZEN -- Günaydın kuzenim Romeo!..Bugün nasılsın?..
ROMEO -- İyiyim Kuzen..."Günaydın" dedin de Kuzen..Gün o kadar erken mi?
KUZEN -- Dokuzu yeni vurdu..
ROMEO -- Kim vurdu?
KUZEN -- Saat..
ROMEO -- kime vurdu?
KUZEN -- Dokuza vurdu..
ROMEO -- Dokuza bişey oldu mu?...Ne diyorsun sen kuzenim,seni anlamıyorum..
KUZEN -- Diyorum ki,saat dokuz oldu.
ROMEO -- E,öyle söylesene....Kederli saatler amma da uzun geliyor insana....
KUZEN -- Nedir Romeo'nun saatlerini uzatan keder?..
ROMEO -- Onları kısaltacak şeyin bende bulunmaması...
KUZEN -- Aşık mısın yoksa?
ROMEO -- " Ah bu aşk...Gözleri bağlıyken bile nasıl da görür gönlümüze giden yolları...Nefretten neler doğuyor ama daha çoktur sevgiden doğan...Ey kavgacı sevgi,ey sevilen nefret!.Ey hiçten yaratılan şeyler...Güzel şekillerin biçimsiz kargaşası..Duyarım ama zevk almam ondan..."
Hoşçakal kuzenim...
KUZEN -- Nereye gidiyorsun??
ROMEO -- Gidecek bir yer bulmaya..Eğer gidecek güzel bir yer bulursam,geri gelip,sonra oraya gideceğim..
KUZEN -- Geri gelmesen de gitmişken orda kalsan? Git-gel olmasın ,nasıl olsa gitmişsin,daha mantıklı değil mi?
ROMEO -- " Ah bu mantık...Gözleri bağlıyken bile nasıl da görür aklımıza giden yolları..Mantıktan neler doğuyor ama daha çoktur akıldan doğan..Ey kavgacı akıl,ey sevilen mantık!..Güzel şekillerin biçimsiz kargaşası..Duyarım ama zevk almam ondan..."
KUZEN -- Anlıyorum...Romeo,Kapulet'ler evlerinde büyük bir davet veriyorlar.İstersen,Kapuletler'in evindeki davete gidebiliriz.
ROMEO -- " Ah bu davetler...Gözleri bağlıyken bile nasıl da görür keyfimize giden yolları...Davetten neler doğuyor ama daha çoktur gitmekten doğan...Ey kavgacı davet,ey sevilen davetli!.Güzel şekillerin biçimsiz kargaşası..Duyarım ama zevk almam ondan..."
KUZEN -- Kapulet'lerin evinde çok güzel bir kız varmış diye duydum Romeo.O güzel kızı görmek istemez misin?
ROMEO -- Güzel kız ha?..
KUZEN -- Evet..
ROMEO -- "Ah bu güzel kızlar...Gözleri bağlıyken bile nasıl da görürler kalbimize giden yolları...güzellikten neler doğuyor ama daha çoktur kızdan doğan..Ey kavgacı güzellik,ey sevilen kız!.Güzel şekillerin biçimsiz kargaşası..Duyarım ama zevk almam ondan..."
KUZEN -- Romeo,kuzenim,sana bişey soracağım..
ROMEO -- Sor kuzenim..
KUZEN -- Şimdi bu senin attığın tiradı,ufak tefek değişikliklerle,her konuya atabiliyor musun?.
ROMEO -- Atarsın..
KUZEN --Her konu için yeni bir tirad'a gerek yok diyorsun?
ROMEO -- Yok..
KUZEN -- İyiymiş bu.Ben zaten çok tirad bilmiyorum,öyle yaparım..
ROMEO -- Kuzenim..Madem Kapuletler'in evindeki davete gitmemiz için ısrar ediyorsun,gidelim o zaman..
KUZEN -- Valla,ısrar etmemiştim ama...madem gidelim diyorsun...Şu taraftan...
( Sağdan çıkarlar )
( İKİNCİ SAHNE )
JÜLYET ( Alaattin )
JÜLYET'İN ANNESİ ( Süleyman )
UŞAK ( Gardiyan Mehmet )
( Jülyet'in annesi,sağdan girer...)
ANNE -- Jülyet kızım?..Nerdesin kızım?..Burda mısın kızım?...
JÜLYET -- ( Soldan girer ) Burdayım sevgili anneciğim..Burdayım efendim..Bir şey mi istediniz?..
ANNE -- Jülyet kızım,seninle konuşmak istediğim bir mesele var...
JÜLYET -- Nedir efendim?.Sizi dinliyorum..
ANNE -- Mesele şu...Biliyorsun,sen artık büyüdün..Büyüdün değil mi,yanılmıyorum?.
JÜLYET -- Büyüdüm efendim.Geçen hafta ondördüme bastım..
ANNE -- Jülyet kızım,evlenmek konusudur benim seninle görüşmek istediğim...Söyle bana,ne düşünüyorsun evlenme konusunda?..
JÜLYET -- Düşümde görmediğim bir şereftir efendim evlenmek..
ANNE -- Afferim kızım...Süt yerine bilgelik emmişsin dadından..
JÜLYET -- Dadımdan mı?...Beni siz emzirmediniz mi??
ANNE -- Hayır kızım,seni ben emzirmedim,seni dadın emzirdi.
JÜLYET -- Neden siz emzirmediniz?
ANNE -- Memelerim bozulmasın diye...Ayrıca dadı sütü,anne sütünden daha faydalı..Bizim ailemizde kadınlar,kocalarına güzel görünmek için,doğru dürüst yemek yemezler,bu yüzden sütleri de besleyici olmaz.Dadılara çok para vermeyip,aç bıraktığımız için,onlar ne bulurlarsa yerler,sütlerinde her türlü vitamin vardır...
Jülyet kızım...
JÜLYET -- Efendim anneciğim?..
ANNE -- Jülyet kızım,burada,Verona'da,senden küçük saygıdeğer hanımlar,çoktan anne oldular...
JÜLYET -- Biliyorum efendim.
ANNE -- Uzun lafın kısası.."Paris" seninle evlenmek istiyor..
JÜLYET -- Paris benimle evlenmek mi istiyor?...Fransa'daki Paris mi?..Paris'in tamamı benimle evlenmek mi istiyor?...
ANNE -- Hayır kızım,o Paris değil.."Veronalı Paris..."..Adamın adı Paris...Verona Prensi'nin yakın akrabası,asil bir genç...
JÜLYET -- Çok mu asil?
ANNE -- Baya asil...Ne diyorsun?..Paris'i sevebilir misin?..
JÜLYET -- Bilmiyorum ki anneciğim..."Bakmak sevmeyi uyandırırsa,bakarım sevmek için...Ama izniniz ölçüsünde bakarım...Daha derinleri zorlamam gözlerimle..."
Sormamın bir sakıncası olmayacaksa,sorabilir miyim,ne iş yapıyor Paris?
ANNE -- Hiç bir iş yapmıyor kızım...Dedim ya,Paris,asil bir genç.Asillerin çalışması çok ayıptır.
JÜLYET -- Peki,nasıl geçiniyor?
ANNE -- Devletten üç ayda bir asil maaşı alıyor...
( Uşak girer..)
UŞAK -- Efendim...
ANNE -- Efendim?
UŞAK -- Evinizde verdiğiniz davet için çağırdığınız konuklar geldiler efendim..Yemek hazır..
Sizi bekliyorlar,küçük hanımı soruyorlar...
ANNE -- Uşak,adını unuttum ben senin.Senin adın neydi?
UŞAK -- Benim adım yok efendim..Oyunda "Uşak" diye geçiyor...Uşağım diye,Şekspir bana isim koymamış.İsmim yok diye askere gidemedim,evlenemedim,resmi kurumlarda işlem yapamıyorum...
ANNE -- Çok ayıp etmiş...Hiç yakıştıramadım Şekspir'e...Uşaksan, insan değil misin?.. Boşver Şekspir'i,sen kendine bir isim bul,seni bundan sonra o isimle çağıralım.
UŞAK -- Aslında kendim için bir isim buldum efendim.
ANNE -- Ne buldun?
UŞAK -- "Bartolomeo..."
ANNE -- İyi,güzel bulmuşsun.Seni bundan sonra öyle çağıralım.
UŞAK -- Kısaca "Bart" "Barti" "Barto" diyebilirsiniz efendim.
ANNE -- Tamam,öyle deriz.Haydi gidelim kızım,konuklarımızı bekletmeyelim...
( Soldan çıkarlar.Uşak da peşlerinden çıkar..)
( ÜÇÜNCÜ SAHNE )
ROMEO ( Osman )
KUZENİ ( Müdür )
JÜLYET ( Alaattin )
UŞAK ( Gardiyan Mehmet )
( Romeo ve Kuzeni, soldan girerler...Capulet'lerin evindeler..Evin girişi..)
ROMEO -- Burası mı Kapulet'lerin evi Kuzenim?..( Etrafına bakınır )
KUZEN -- Evet kuzenim...Kapuletlerin davet verdikleri ev burası..
ROMEO -- "Bu maskeli balo'ya iyi niyetle geldik ama akıllıca bir iş değildir gelmemiz!..."
KUZEN -- Maskeli balo değil bu Romeo..
ROMEO -- Maskesiz balo mu?
KUZEN -- Hayır.Maskesiz balo da değil.Davet..
ROMEO -- Maskeli davet mi?
KUZEN -- Hayır Romeo,sadece davet.
ROMEO -- O zaman maskesiz davet..
KUZEN -- Evet,maskesiz davet..
ROMEO -- Kuzenim..Dün gece bir düş gördüm!.O yüzden korkuyorum bu davete katılmaya..
KUZEN -- Ne gördün düşünde?
ROMEO -- Bilmiyorum.Uyandığımda hiçbir şey hatırlayamadım..
KUZEN --Haydi Romeo,katılalım davete..Eğlenceye geç kalmayalım..Yalnız,
evdekilere Montegü'lerden olduğumuzu belli etmeyelim..Çünkü,biz Kapulet'lerle,Montegüler arasında,çok eskiye dayanan sebebi bilinmeyen bir düşmanlık var..
ROMEO -- Haklısın.. En büyük düşmanlıklar,sebebi bilinmeyen düşmanlıklardır...Sebebini bilsen,çözersin.Ama sebebini bilmeyince,o muydu,bu muydu,kim haklıydı,kim haksızdı,yanlış bişey yapmamak için çözmeye yanaşmazsın..
KUZEN -- Girelim mi içeri?.
ROMEO -- Girelim..
ROMEO -- Bi dakka!
KUZEN -- Ne oldu?
ROMEO -- Tirad'ım geldi!.
KUZEN -- İyi,at o zaman..At da rahatla..
ROMEO -- ( Havasına girerek,tirad'ını atar )
"Bence daha pek erken,pek çok erken,çok erken..
İçimde bir önsezi var...
Sanki yıldızlara asılı bir olay,
Bu gecenin cümbüşleriyle başlayacak...
Zamansız ölmek gibi,alçakça bir ceza ile son verecek,
Bağrıma kapatılmış aşağılık bir hayat sürmesine...
Ama ey dümenin başında duran!
Sen yön ver gemine,yürüyün coşkun beyler..."
Ohhh..Rahatladım...
( Sağdan Uşak girer..)
UŞAK -- Hoş geldiniz efendim,hoş geldiniz...Tam da zamanında geldiniz..Eğlence birazdan başlayacak efendim...
KUZEN -- Hoş bulduk Uşak...Neydi senin adın?
UŞAK -- Efendim ben "uşak" diye geçiyorum..Şekspir,yazarken,bana isim koymamış..
KUZEN -- Olmaz ama öyle.İnsan ismi için yaşar.İnsanın ismi,şerefidir..Senin de bir ismin olmalı..
UŞAK -- Efendim,benim beğendiğim bir isim vardı,hanımıma danışarak o ismi koydum kendime.
"Bartolomeo.." İsterseniz siz de bana bu isimle hitap edebilirsiniz.
KUZEN -- Sana bir isim de biz koyalım.Senin ismin bir de "Alberto" olsun.Değiştire değiştire kullanırsın.
UŞAK -- Çok teşekkür ederim efendim.Çok sevindim.İsmim yok diye üzülürken,bir anda iki tane ismim oldu..
KUZEN -- Güzel bir evmiş Kapulet'lerin evi.Kira mı,kendilerinin mi?..
UŞAK -- Efendim,bu ev 7500 senedir Kapulet'lere ait..
( Karşı kapıda Jülyet belirir..Romeo ve Jülyet,birbirlerini görünce etkilenirler,bir süre sessizlik olur,derin derin bakışırlar..)
( Romeo,Jülyet'e bir tirad atar.)
ROMEO -- "Şu değersiz elimle kutsal tapınağa saygısızlık ettiysem,ne ince bir günahtır bu...
Dudaklarım...Bu iki utangaç ziyaretçi..Hazırdır bu kabalığı nazik bir öpüşle düzeltmeye..."
( Jülyet,karşılık verir..)
JÜLYET -- "Ey yolcu,pek haksızlık ediyorsun kendine...Ama saygılı bir bağlılık görünüyor bunda..."
ROMEO --ROMEO VE JÜLYET VE SÜLEYMAN-3
(Devamı...)
JÜLYET -- "Ey yolcu,pek haksızlık ediyorsun kendine...Ama saygılı bir bağlılık görünüyor bunda..."
ROMEO -- "Bırak,dudaklar yapsın ellerin yaptığını....Dudaklarım arındı günahından senin dudaklarınla..."
JÜLYET -- "Dudaklarımdan mı geçti bu günah?...Ey,tatlı bir zorlanışla işlenen suç!..Günahımı geri ver bana..."
UŞAK -- Ne diyor bunlar?.Ben bişey anlamadım..
KUZEN -- Galiba görür görmez aşık oldular birbirlerine..
UŞAK -- Peki,ne diyorlar birbirlerine?
KUZEN -- Söylediklerinin bir önemi yok.Şu anda birbirlerinden öyle etkilendiler ki,elektrik faturasını okusalar,aynı etkiyi yapar..
UŞAK -- "Elektirik faturası??.."
KUZEN -- Mesela yani...
ROMEO -- Kuzenim?..
KUZEN -- Efendim Romeo?
ROMEO -- Ben zehiri verdim kıza...Lakin düşmanlarımızın kızı,nasıl olacak bu iş bilmiyorum..
KUZEN -- Vazgeç Romeo.burnuma,yüzyıllar boyu sürecek bir dram kokusu geliyor..
ROMEO -- Ama ben aşık oldum kuzenim.Ben vazgeçsem,aşk vazgeçmez...Gidelim kuzenim..Şu anda öyle doluyum ki,neler hissettiğimi sana uzun uzun anlatıp kafanı şişirmek istiyorum.
KUZEN -- Tamam gidelim,sen nasıl istersen,başrol sensin..
( Romeo,eğilerek Jülyet'e selam verir )
ROMEO -- Hoşçakal parıltılı melek...
JÜLYET - Güle güle utangaç ziyaretçi....
( Romeo ve kuzeni çıkarlar )
JÜLYET -- Uşak?!
UŞAK -- Emredin küçük hanımım..
JÜLYET -- Kimdi bu bey?
UŞAK -- O bey'in adı Romeo,küçük hanımım..
JÜLYET -- "Ah Romeo!...Duydum ben bu ismi...Montegü'lerden Romeo...Baş düşmanımızın biricik oğlu...Biricik sevgim doğdu biricik nefretimden...Uğursuz bir sevgi başlar bence,tiksinilen bir düşmanı sevince....(Üzgün,sağdan çıkar )
UŞAK -- (Sahnede yalnız kalır) Valla atardım şimdi bi tirad ama uşağız diye tirad da yazmamış Şekspir...Gideyim de konuklarla ilgileneyim bari.....
( Uşak soldan çıkar)
( DÖRDÜNCÜ SAHNE )
ROMEO ( Osman )
JÜLYET ( Alaattin )
JÜLYET'İN AMCASI TYBALT ( Süleyman )
VERONA PRENSİ ( Müdür )
UŞAK ( Gardiyan Mehmet )
Romeo ve Jülyet gizlice buluşurlar...
Jülyet'lerin evinin bahçesi...
( Romeo ve Jülyet soldan romantik romantik girerler...)
JÜLYET -- Ah Romeo...Buluşmamalıyım seninle böyle gizli gizli...Sen bizim en büyük düşmanımızın biricik oğlusun...
ROMEO -- Aslında biricik oğlu değilim..."Romei" adında bir kardeşim vardı,çocukken babam onu benden daha çok seviyor diye kıskandım,kardeşimi balkondan aşağı attım..
JÜLYET -- Kardeşine bişey oldu mu?
ROMEO -- Oldu..
JÜLYET -- Ne oldu?
ROMEO -- Öldü.
JÜLYET -- Ah Romeo...Yasak bir aşk mıdır bizim kaderimiz olan?..Neden Romeo?..Neden?..Neden Romeo'sun sen?..İnkar et babanı,kendi adını reddet!..Bu elinden gelmezse,yemin et beni sevdiğine,ben vazgeçeyim Kapulet olmaktan...
ROMEO -- Yapamayız Jülyet..Bu bizim elimizde değil..Ne ben vazgeçebilirim Romeo olmaktan,ne de sen vazgeçebilirsin Kapulet olmaktan.Kapulet olduğunu kabul etmek zorundasın...
JÜLYET -- Ama şunu bil ki,yalnız adındır benim düşmanım olan...Romeo'nun adı Romeo olmasaydı da,bu kusursuzluk yine kalırdı onda..
ROMEO -- Benden mi bahsediyorsun?
JÜLYET -- Evet.
ROMEO -- Hayır,üçüncü tekil şahıs kullanınca,başka bir Romeo daha mı var acaba dedim...
JÜLYET -- Kimsin sen!!
ROMEO -- Ben mi??..Romeo...?
JÜLYET -- Hayır,o anlamda söylemedim..Kimsin sen.böyle,geceye gizlenerek sırrıma el uzatan?..
ROMEO -- "Bilmem ki nasıl söylemeli kim olduğumu?...Ben de nefret ediyorum sana düşman diye adımdan...Ben yazmış olsaydım,yırtar atardım onu..."
JÜLYET -- Nasıl geldin buraya?...Söyle!...Bahçenin duvarları yüksek,aşılması güç..Bizden biri görürse bu yer mezar olur sana!..
ROMEO -- Aşkın hafif kanatlarıyla aştım bu duvarları..O yüzden kimse engel olamadı bana..
JÜLYET -- Bakayım..? ( Romeo'yu çevirip arkasına bakmak ister )
ROMEO -- Neye bakacaksın?
JÜLYET -- Kanatlarına bakacağım.
ROMEO -- Ne kanadı?
JÜLYET -- "Aşkın hafif kanatlarıyla aştım bu duvarları " demedin mi?
ROMEO -- Saçmalama Jülyet,şiirsel olsun diye öyle söyledim..Ne kanadı? Tavuk muyum ben?
JÜLYET -- Ne bileyim,aşık olunca sırtında kanat çıktı sandım..Aşk bu,aşkta her şey mümkün...
( Capulet'lerin yeğeni,Jülyet'in amcası TYBALT --Süleyman-- girer...)
TYBALT -- Sesine bakılırsa Motegü'lerden biri olmalı bu!...
JÜLYET -- Amca!..Tibalt amca!...Vallahi bişey yapmıyorduk..Tanımadığım bir yabancı bu..Adres sormak için gelmiş..Verona Postanesi nerde diye soruyor..
ROMEO -- Yazıklar olsun sana Jülyet!..İki dakka sahip çıkamadın aşkına.Hemen yelkenleri suya indirdin..
JÜLYET -- Durumu kurtarmaya çalışıyorum Romeo,yoksa vallahi seviyorum seni..
TYBALT -- Seni tanıyorum!.Sen alçak Romeo'sun!..
ROMEO -- Bak dayı?...Öyle alçak malçak konuşma?...Jülyet'in akrabasısın..Yaşına da saygımız var?.
Benim canımı sıkma..
TYBALT -- Sen bizim ailemizin düşmanısın..Ne işin var yeğenimin yanında?..
JÜLYET -- Amca lütfen...
TYBALT -- Sen karışma Jülyet,yürü eve!..Biz Romeo'yla düello yapacağız,üstüne kan sıçramasın..
Çek kılıcını Romeo!..
ROMEO -- Pekala...( Kılıcını çeker ) Bunu sen istedin!
TYBALT -- Ben senin kılıcını istemedim,düello yapacağız dedim.
ROMEO -- Ben de onu kastettim zaten.Ölmeye hazır mısın!
TYBALT -- Yoo,niye ki?
ROMEO -- Çünkü düellonun sonunda ölen sen olacaksın.
TYBALT -- Ha,onun için diyorsun..Orası hiç belli olmaz.
ROMEO -- Neresi hiç belli olmaz??
TYBALT -- Yani,düelloyu kimin kazanacağını,kimin öleceğini önceden bilemezsin.
ROMEO -- Ha,o anlamda diyorsun?
TYBALT -- Başlayalım mı?
ROMEO -- Başlayalım..Ben "üç"deyince başlayalım..Bir...İki...
( Tybalt, Romeo'nun "üç"demesini beklerken,Romeo "üç" demeden kılıcını havada bir kaç kere sallar,sonra,karşısında kıpırdamadan duran Tybalt'a -koltuk altına-sokar..)
TYBALT -- Ahh....( Yere yığılır..)
JÜLYET -- Amca!!..Tibalt amca!!!...( Amcasının yanına çöker,başını kucağına alır ) Ölme!..Lütfen ölme Tybalt amca!..Lütfen ölme...
TYBALT -- ( Ölmek üzereyken güçlükle konuşur..) "Üç" demedi..."Üç" demesini bekledim ama..."Üç"demedi..."Bir" dedi.."İki"dedi ama üç demedi....Sevgili yeğenim Jülyet.. Ölüyorum..Son nefesimde sana güzel bişeyler söylemek isterdim ama öleceğimi tahmin etmediğim için bir konuşma hazırlamadım..Ölümüm,benim için de sürpriz oldu..Sana sadece şunu söyleyebilirim...( Onu da söyleyemez,ölür..)
JÜLYET -- Amcaaa!...( Amcasına sarılır) Amcaamm!..Sevgili amcam...( Amcasının başını usulca yere bırakır.Romeoya döner,öfkeyle:) Neden yaptın bunu???
ROMEO -- Neden mi amcanı öldürdüm?
JÜLYET -- Hayır..Neden "Üç" demedin??
ROMEO -- Üç demedim mi?
JÜLYET -- Demedin.
ROMEO -- Hadi yaaa...Yine üç demeyi unuttum..Ben de diyorum,neden bütün düelloları ben kazanıyorum?...Olmadı şimdi bu. Öldü mü adam?
JÜLYET -- Öldü...
ROMEO -- Çok ayıp ettim, hiç yakışmadı bana...Neyse,yapacak bişey yok,bidahaki sefere daha dikkatli olurum..
( Verona Prens'i -Müdür-bütün heybetiyle girer..)
PRENS -- Ne oluyor burada?...
JÜLYET -- Prens!..Verona Prens'i!.. ( Eğilip selam verir )
PRENS -- Burda bir cinayet var!!...Yerde bir adet ölü var!!...Kim yaptı bunu???...
ROMEO -- Ben yaptım Prensim..
PRENS -- ( Romeo'ya bakmadan,yüzü seyirciye dönük:) "Nefretinizin sonuçları ilgilendirmiyor beni!...
Kanım akıyor hoyratça kavgalarınız yüzünden...Öyle bir ağır cezaya uğratayım ki...Pişman olsun kim
ise bu suçu işleyen..."
ROMEO -- Benim ben..Suçlu benim..
PRENS -- "Gözyaşlarıyla,dualarla yumuşama yok!...Yalvarmalara,mazeretlere tıkalı kulaklarım!..."
ROMEO --Yalvardığım falan yok..Ben yaptım diyorum,itiraf ediyorum,neyse cezam razıyım..
PRENS -- "Kim yaptıysa bunu....Mantua'ya, sürgüne gönderiyorum onu...Atıyorum,mesela,Romeo yaptıysa,hemen gitsin buradan...Yoksa son saati olur ele geçtiği an..."
ROMEO -- Haaa...Anladıım...Ben,gideyim diyorsunuz?...Tamam,gidiyorum...Hoşça kal Jülyet,ben sürgüne gidiyorum...Hoşça kal parıltılı meleğim...
JÜLİDE -- Güle güle kömür gözlüm..
( Romeo çıkar..)
PRENS -- Uşak!...
UŞAK -- (Girer) Geldim Prensim,emredin!..
JÜLYET -- Sen,bizim uşağımız değil miydin??
UŞAK -- Hafta sonları Prens'e çalışıyorum küçük hanımım..Üç-beş de ordan geliyor,ancak geçiniyoruz...
PRENS -- Uşak,tut şu cesedi ayaklarından,götürelim.Neydi senin adın?
UŞAK -- Efendim,Şekspir bana isim koymamış ama çalıştığım evde bana Bartolomeo ve Alberto isimlerini verdiler.
PRENS -- Onlar dursun sende,ben de sana "Roberto" diyeyim..
UŞAK -- Yaşasın!..Hiç ismim yok derken,üç tane ismim oldu...
PRENS -- Tut bakalım..
UŞAK -- Tutuyorum Prensim..
( Tybalt'ın ölüsünü iki tarafından tutarak çıkarırlar )
( Jülyet de üzgün,arkalarından gider...)
JÜLYET -- Amcam...Baba yarısı amcam...
( Çıkarlar....)
( BEŞİNCİ SAHNE )
RAHİP ( Süleyman )
JÜLYET ( Alaattin )
(Jülyet,Rahip'ten yardım istemek için kilise'ye gider)
( Rahip,sağdan girer..Bir elindeki su kabından,öteki eliyle su alıp,yerlere serper..)
RAHİP -- Yerleri sulayayım da,süpürürken toz kalkmasın...
( Jülyet,soldan girer.Telaşlı ve heyecanlıdır..)
JÜLYET -- Kutsal Pederim,bana yardım et!..Yardım et bana kutsal Pederim!.Bana ancak sen yardım edebilirsin!..Yalvarıyorum yardım et bana!..
RAHİP -- Dur,dur..Kızım dur!..Yavaş..Nedir bu telaşın?..Sakin ol,ne oldu,anlat bana..
JÜLYET -- Kutsal Pederim "Gönüllerimizi Tanrı birleştirdi ama kader ayırdı bizi!...Gönlüm alçakça bir isyanın pençesinde çırpınırken,nasıl sakin olabilirim?...Akıl ver bana...Yoksa bir hançer,acılarımla benim arama girip hayatıma son verecek..Söyle hadi...Sözlerin çareden haber vermeyecekse,çoktan ölmeye can atıyorum ben..."
RAHİP -- Sevgili kızım Jülyet..Söylediklerinden anlıyorum ki,Sen,Romeo diye biriyle tanışmışsın,birbirinize aşık olmuşsunuz,Romeo senin amcanı bir düelloda öldürmüş,Verona Prens'i,Romeo'yu sürgüne yollamış,sen de Romeo'dan ayrı kalmaya dayanamıyorsun,benden yardım istemeye geldin...Doğru anlamış mıyım?..
JÜLYET -- Evet Peder,aynen öyle..."Söyleyin,şu Kule'nin tepesinden atayım kendimi...Haydutlar yatağında gezeyim...Yılan yuvalarında gizleneyim ya da homurdanan Ayı'larla zincire vur beni...
Ölülerin takırdayan kemikleriyle,çürümüş bacaklar,çenesiz sarı kafalarla örtülü kalayım baştan aşağı..."
RAHİP -- Yaaa??..Demek ailen seni Kont Paris'le evlendirmek istiyor?...Doğru mu anladım?
JÜLYET -- Evet...Ama ben,Kont Paris'le evlenmektense,ölmeye razıyım...Ben Romeo'yu seviyorum..
Ama Romeo, Mantua'da sürgünde..Ne yapacağımı bilmiyorum,yardım et bana Peder!..
RAHİP -- Sen hiç merak etme Jülyet kızım..Ben Romeo'yla seni,birbirinize kavuşturacağım..(Cebinden küçük bir şişe çıkarır) Al bu şişeyi...
JÜLYET ( Şişeyi alır) Ne yapacağım bu şişeyi?..
RAHİP -- ( Bir an durur,yüzüne bakar) Tövbe tövbeee...Kızım,soru sorma,sen al bu şişeyi,evine git,evdekilere Kont Paris'le evlenmeye razı olduğunu söyle,gece yatarken şişeyi yanına al,yatağa gir ve iç!.
JÜLYET -- Şişeyi mi içeceğim?
RAHİP -- Hayır,şişeyi içmeyeceksin,şişenin içindekini içeceksin...
JÜLYET -- Ne var bu şişenin içinde?
RAHİP -- Ebenin suyu var!...Kızım,bi sus da dinle..Bu şişenin içinde özel bir iksir var.Sen bu iksiri içince,nabzın duracak,kalbin duracak,nefesin duracak,her şeyin duracak...
JÜLYET -- Ölecek miyim??
RAHİP -- Hayır,ölmeyeceksin..Bu iksir'in özelliği bu..Bu iksir seni geçici olarak ölmüş gibi gösterecek...Sabah olunca evdekiler odana girecekler,seni yatağında ölü bulacaklar.Sizin evde sabah oluyor değil mi?
JÜLYET -- Oluyor.
RAHİP -- Tamam o zaman.Sabah annen,baban odana girdiklerinde seni yatağında ölü bulacaklar..
JÜLYET -- Hani ölmeyecektim?
RAHİP -- Kızım,sen beni dinlemiyorsun ki...Ölmeyeceksin..Odana girecekler,bakacaklar,sende hiç hareket yok..Nabzına bakacaklar,nabız yok..Kalbine bakacaklar,durmuş..Nefes desen,almıyor.."Bu olsa olsa ölmüştür"diyecekler,Kont Paris de,seninle evlenmekten vazgeçecek.Çünkü hiç bir erkek,ölü bir kadınla evlenmek istemez..
JÜLYET -- Ama ben aslında ölmedim?
RAHİP -- Yok,ölmedin..Geçici bir süre için bütün yaşam belirtilerin duracak.
JÜLYET -- Ama ölmeyeceğim??
RAHİP -- Ölmeyeceksin.
JÜLYET -- Peki bu iksir daha önce birinin üzerinde denendi mi?
RAHİP -- Yok,bu iksir daha yeni üretildi.İnsan üzerinde henüz bir deneme yapılmadı.Fareler üzerinde deneme yapıldı,çok başarılı oldu.İlk kez sende deniyorum.Ama merak etme farelerle insanların biyolojik yapıları birbirine benzer.Farelerde başarılı olduysa sende de başarılı olur.Korkma,ölmezsin.
JÜLYET -- Ya ölürsem??
RAHİP -- Ölürsen öl!...Allah Allaaah..(Kızar) Kızım niye üstüme geliyorsun?. Güvenmiyorsan ver şişeyi geri,varsa tanıdığın daha iyi bir iksirci,git ona yaptır!
JÜLYET -- Tamam Peder,özür dilerim...Peki bu iksiri aç karnına mı içeceğim,tok karnına mı?
RAHİP -- Ulan şimdi senin karnına bi tekme atarım!...Bela mısın kızım sen?..Hadi git! İşim gücüm var benim..
JÜLYET -- Tamam Peder,gidiyorum..
RAHİP -- Seni öldü sanınca,yüzün açık bir şekilde bir tabuta koyacaklar,bütün Kapuletler'in yattığı o eski mahzene götürecekler..Bu arada ben,senin durumunu mektupla Romeo'ya bildireceğim,senin uyanma vaktin yaklaşırken,Romeo buraya gelecek,seni alıp sürgünde olduğu yere götürecek,birlikte,gözlerden uzakta,mutlu ve uzun bir hayat süreceksiniz..
JÜLYET -- Umarım öyle olur Peder..Ben gidiyorum o zaman..
RAHİP -- Bişey unutmadın mı?..
JÜLYET -- Teşekkür etmeyi unuttum..Mutluluğumu size borçlu olacağım Peder,çok teşekkür ederim.
RAHİP -- Kızım,bana ne senin mutluluğundan?..İksir'in parasını vermedin..
JÜLYET -- İksir'in parasını mı?..Parayla mı bu iksir?
RAHİP -- Yok bedava!...Onaltıncı yüzyılda yaşıyoruz kızım,bu devirde kim kime bedava bişey veriyor?..Alayım iksir'in parasını..(Elini açar)
JÜLYET -- Yanımda hiç para yok,sonra versem olur mu?
RAHİP -- İyi hadi git,ben babandan alırım iksir'in parasını...Babana selam söyle.
JÜLYET -- Başüstüne....
RAHİP -- Güle güle kızım,güle güle...
( Jülyet soldan çıkar,Rahip sağdan çıkarken...)
RAHİP -- Ben de gideyim de,Romeo'ya göndereceğim mektubu yazayım..Mektuba nasıl başlasam acaba?.."Sevgili Romeo..Satırlarıma başlamadan önce selam eder,sürgündeki büyüklerin ellerinden,küçüklerin gözlerinden öperim.....Bu sabah senin Jülyet bana geldi,onunla bir plan yaptık...."
( Diyerek sağdan çıkar..)
( ALTINCI SAHNE )
ANLATICI...
Anlatıcı..( müdür ) Girer...
ANLATICI -- ( Seyirciye : ) " Jülyet,o gece, Kilisede Rahip'le planladıkları gibi,Rahibin verdiği şişedeki iksiri içip yatar...
Sabah odasına girdiklerinde,herkes Jülyet'i öldü sanır..
Öte yandan Rahip,Romeo'ya durumu anlatan bir mektup yazmış,mektubu Romeo'ya iletmesi için başka bir Rahibe vermiştir...
Ama o rahip,Romeo'nun sürgünde olduğu yere giderken,yolunun üzerindeki bir kasabada başka bir rahip arkadaşına uğramış,arkadaşının evindeyken,Veba salgını şüphesiyle,kasabadaki birçok evle birlikte o ev de mühürlenmiştir..
Mektup,Romeo'ya ulaşmaz...
Romeo,Jülyet'in ölüm haberini,kendisini ziyarete gelen kuzeninden alır,Jülyet'in gerçekten öldüğünü sanır...
Çok büyük bir acıya kapılan Romeo,tanıdığı bir Eczacı'ya giderek,kendisi için zehirli bir iksir hazırlatır ve Verona'ya doğru yola çıkar..
Sevdiği kadının mezarı başında zehiri içecek,hayatına son verecektir...
( Çıkar.. )
( YEDİNCİ SAHNE )
FİNAL SAHNESİ...
HEPSİ....
( Yazanın notu : Önceki sahnelerde,diyalogları biraz sulandırdık...Ama bu final sahnesindeki,Romeo-Jülyet bölümü,şakasız-esprisiz,oyunun aslına uygun,tamamen oyunculuğa dayalı,etkileyici bir dramatik sahne olmalıdır....)
( Jülyet, Capuletlerin mahzeninde,ölü gibi yatıyor...)
( Romeo girer....)
( Mahzende ölü gibi uzanmış yatan büyük aşkını görür..)
( Büyük bir acı ve üzüntüyle Jülyet'ine yaklaşır,güzel yüzüne bakar..)
ROMEO -- Jülyet!... ( Adını söylediği anda gözlerinden yaşlar boşanır )
Ah sevgilim!...Ah sevgilim!...
"Nefesinin balını emen ölüm,güzelliğine el sürememiş daha.....Güzellik sancağı daha kıpkızıl duruyor dudaklarında,yanaklarında...."
Jülyet!....
( Elini avuçlarına alır,öper)
Biricik sevgilim..Niçin böyle güzelsin hala?...
Buradayım parıltılı meleğim...Hep burada olacağım...
Yanında duracağım...
Bu karanlık gecenin sarayından ayrılmayacağım bir daha...
Burada dinleneceğim sonsuza kadar.....
Ey gözler,son kez bakın!...
Ey kollar,son kez kucaklayın!...
Ve siz dudaklar!...Nefes kapıları.....
Gel acı ilaç...Gel tatsız klavuz... ( Cebinden küçük zehir şişesini çıkarır,kapağını açar)
Deniz tutmuş şu yorgun tekneyi,yalçın kayalara bindiriver artık...
Geliyorum sevgilim...Yanına geliyorum....
( Zehiri içer,yere yığılır,ölür..)
( Biraz sonra Jülyet uyanır..)
JÜLYET -- Neredeyim ben?....
Hatırlıyorum...Nerede olmam gerektiğini hatırlıyorum...
Rahibin verdiği ilacı içtim,beni öldü sandılar,buraya getirdiler..Birazdan Romeo gelecek,birlikte gideceğiz buradan,uzun ve çok mutlu bir hayat yaşayacağız....
Peki,Romeo'm nerde?....
( Yerde yatan Romeo'yu farkeder..)
Romeo!...
Bu da ne?...Biricik sevgilimin elinde bir şişe!...(Şişeyi alır,bakar) Bir zehir şişesi!....
( Öldüğünü anlar)
Cimri!....(Gözlerinden yaşlar boşalır)
Cimrii!....
Hepsini içtin demek?...
Bana yoldaş olacak bir damlacık bırakmadın demek?....
Beni sensizliğe mahkum edemeyeceksin Romeo'm....
Romeo'm...Biricik sevgilim....
Yanına geliyorum büyük aşkım...Bana zehir bırakmamışsın ama bir zamanlar bana hayat veren dudaklarında bir parça zehir kalmıştır belki....
Şöyle,seyirciye arkamı döneyim,seni dudaklarından öpüyormuş gibi yapayım da dudaklarına bulaşmış zehiri içip,ben de öleyim....
(Dediğini yapar,zehir etkisini gösterir,Romeo'nun üzerine yığılır,ölür....)
( Biraz sonra Rahip -Süleyman- girer..
RAHİP -- Jülyet!...Romeo!...Yüce Tanrım!.Ne olmuş burada?...Bu zehir şişesi de ne?...Jülyet zamanında uyanmadı mı yoksa?..
Yoksa Romeo,Jülyet'in gerçekten öldüğünü mü düşündü?...
Jülyet'in öldüğünü düşünüp zehir içmiş,kendini öldürmüş Romeo...
Olay yeri incelemesinden anladığım kadarıyla,uyanan Jülyet,Romeo'nun öldüğünü görünce,bu acıya dayanamayarak,Romeo'yu zehir bulaşan dudaklarından öpmek suretiyle,kendini öldürmüş....
Ama neden?...
Romeo,kendisine yazdığım mektubu almadı mı yoksa?...Aldı da okuyamadı mı?..Yazım okunaklı değil miydi?..
Keşke daktiloyla yazsaydım..Ama daktilo icadedilmedi ki daha.Keşke icadedilseydi...
Yoksa mektup,Romeo'ya ulaşmadı mı?...
Evet...Öyle olmuş...Olay yeri incelemesinden anladığım kadarıyla,mektup Romeo'ya ulaşmamış..
Bu ne büyük bir dram...
Keşke mektubu kendim götürseydim Romeo'ya...
Kimseye güvenmemeliydim,ben götürüp vermeliydim mektubu Romeo'ya..O zaman Romeo,Jülyet'in öldüğünü düşünmez,böyle bir dram yaşanmazdı..Bu tamamen benim suçum.
BENİM YÜZÜMDEEENN!...BENİM YÜZÜMDEENN!...
( Rahip,"Babam ve oğlum" filmindeki Çetin Tekindor gibi,üstünü başını parçalarmış gibi yaparak kendisini suçlar..)
Ben bu sorumlulukla yaşayamam...Bu iki güzel çocuk benim yüzümden öldüler...Onların katili benim..Bu acıyla,bu üzüntüyle yaşayamam.Ben de ölmeliyim.Ben de onlar gibi zehir içip ölmeliyim.
Yanımda zehir olacaktı,onu içeyim de öleyim..
(Cebinden beş-altı tane küçük ilaç şişesi çıkarır)
Hangisi zehirdi bunların?..(Şişelere tek tek bakar) Bu,verem ilacı...Bu,öksürük için...Bu,kalın barsak iltihabı..Bu,romatizma...Bu,bel fıtığı.....Bu galiba...Zehir şişesi bu..İçeyim de öleyim..(Şişenin kapağını açar) Elveda hayat!...(içer...ölmeyi bekler ama ölmez)
Eee?..Niye ölmüyorum?...Şimdiye kadar etkisini göstermesi lazımdı....
Yanlış şişeyi mi içtim yoksa?...(İçtiği şişeyi alır,tekrar bakar,üzerindeki yazıyı okur) "Cinsel gücü artırır..İçtikten hemen sonra ereksiyon sağlar.." Anaa! yanlış şişeyi içmişim!.."
(İçtiği şişe etkisini göstermeye başlamıştır.Ereksiyon hali belli olmasın diye kendini geri çeker,eliyle önünü kapatır,koşarak çıkar)
Yanlış ilacı içmişim...Zehir diye yanlış ilacı içmişim.....(Çıkar)
( Uşak girer..Yerde ölü yatan Romeo ve Jülyet'i görür,üzülür)
UŞAK -- Zavallı Romeo,zavallı küçük hanımım...Romeo,Konağa geldiği zaman,küçük hanımım "Bu bey kim?" diye sormuştu bana.Keşke o zaman Romeo'nun evli olduğunu söyleseydim..Evli olduğunu söyleseydim,küçük hanımım,Romeo'yu sevmekten vazgeçerdi..
BENİM YÜZÜMDEEENN!...BENİM YÜZÜMDEEENN!...
( Uşak da,rahip gibi,üstünü başını yırtarmış gibi yaparak dövünür)
( Verona Prens'i -müdür-girer..)
PRENS -- Hayır!...Senin yüzünden değil...Senin bir suçun yok...Asıl suçlu benim..Hem Romeo'nun kuzeni olarak hem de Verona Prensi olarak suçlu benim..Romeo'nun kuzeni olarak,Romeo'ya,Kapuletlerin evinde bir davet olduğunu söylememeliydim.Davete gitmeseydi,Romeo,Jülyet'i görmeyecekti..
Verona Prens'i olarak da Romeo'yu sürgüne göndermem hataydı..
Romeo'yu, Verona'da hapse atsaydım,Jülyet,Romeo'yu hapishanede ziyaret eder,planını bizzat söylerdi.Romeo da Jülyet'in cenazesi için özel izin alır,birlikte kaçarlardı..Suç senin değil.suçlu benim.Hem de iki kere suçluyum.
BENİM YÜZÜMDEEENN!...BENİM YÜZÜMDEEENN!...
( Şekspir girer)
(Süleyman,Şekspir rolüyle girer)
ŞEKSPİR -- Hiç kimse suçlu değil arkadaşlar!...Boş yere kendinizi suçlamayın...
PRENS -- Sen de kimsin?
ŞEKSPİR -- Benim adım Şekspir..Vilyam Şekspir..Ben bu oyunun yazarıyım..
PRENS -- Saygılar efendim..
UŞAK -- Saygılar..
ŞEKSPİR -- Bu dramdan kendinizi sorumlu tutmayın..Sizler oyunun karakterlerisiniz..Sizleri ben yarattım...Romeo ile Jülyeti ben buluşturdum..Romeo'nun sürgüne gitmesini ben istedim..Rahibin planını ben yazdım..Etkili olması için de oyunun finalini böyle bağladım....
Ayrıca siz "Umut Tiyatrosu",Cezaevi oyuncularına, oyunumu oynadığınız,beni bir kere daha yaşattığınız için teşekkür ederim..
Teşekkür ederim,
Gün görmeyen koğuşlarınızda,
Hem cezaya,hem unutulmaya mahkum olan sizler...
Bozulmadan kalabilmek için,
Bu "ölüler evine",bir kaç nefeslik hayat verdiğiniz için..
Vicdan azapları,pişmanlıklar ve kahredici yalnızlıklar içinde,
Umut ürettiğiniz için.....
PRENS -- Bidakka,bidakka....Şimdi bu oyunu sen mi yazdın?
ŞEKSPİR -- Evet,ben yazdım..
PRENS -- Yani bu çocukların..Romeo ve Jülyet'in ölmelerini sen istedin??
ŞEKSPİR -- Evet...
( Prens ve Uşak birbirlerine bakarlar..Sonra, Şekspir'in üzerine yürürler.)
PRENS-UŞAK : SENİN YÜZÜNDEEENN!...SENİN YÜZÜNDEEENN!....
( Şekspir'i kovalarlar...Romeo ile Jülyet de kalkar,kovalamaya katılırlar "Senin yüzündeeenn" diye diye kovalarlar..Şekspir kaçar,onlar kovalar,çıkarlar....)
( Sonra,seyirciye selam için tekrar girerler...)
BİTTİ
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder