SİVİLCE
(Evde...Karı - Koca...)
-- Hoşgeldin Hayri..
-- Hoşbulduk karıcığım..
-- Yemek hazır,çok acıktıysan otur hemen masaya,hazırlayayım..
-- Masaya mı oturayım?
-- Hayır,sandalyeye otur.
-- Hiç zahmet etme,yemek yemeyeceğim.
-- Ne oldu,bişeye mi canın sıkıldı?.Suratın da bir karış?..
-- Bir karış mı?
-- İşte yaklaşık..
-- Çok üzgünüm de ondan.
-- Ne oldu?
-- Emin vardı ya?
-- Nerde?
-- Yok,biyerde değil...Emin diye bir arkadaşım vardı ya,karısıyla birlikte bize oturmaya gelirlerdi bazan?.
-- Ben Emin diye birini hatırlamıyorum.
-- Nasıl hatırlamıyorsun?.Matbaacı Emin..Bizim aramızı o yapmıştı,bizi tanıştırmıştı?..
-- Yok Hayri,yanılıyorsun,bizi kimse tanıştırmadı,ben geldim sana kendimi tanıttım,biz öyle tanıştık.
-- Sen benim kaçıncı karımdın?
-- Üçüncü.
-- Neydi senin adın?
-- Selma..
-- Haklısın,karıştırdım.Emin,ikinci karım Ayten'le aramızı yapmıştı.
-- Eee,ne olmuş Emin'e?
-- Epeydir hastaydı,hastanede yatıyordu.
-- Nesi vardı?
--Böbreklerinden rahatsızdı..
-- Hayır,nesi vardı derken,evi var mıydı,parası var mıydı onu sordum.Eğer öldüyse geride kalanlar mağdur olmasın.
-- Adam öldü,malın mülkün ne önemi var Ayten?..
-- Ayten değil,Selma..Benim adım Selma...Sekiz senedir karınım,hala adımı ezberleyemedin,ikide bir eski karının adını söyleyip duruyorsun!.
-- İkide bir,kötü bir oran değil ki..
-- Yakın arkadaşın mıydı Emin?
-- Çok yakındık.
-- Başın sağolsun o zaman.
-- Ne zaman?
-- Sen niye hep lafların yanlış yerine takılıyorsun Hayri?.Arkadaşın ölmüş,sana başsağlığı diliyorum!.
-- Sağol sağol,dostlar sağolsun..
-- Sadece dostlar değil,düşmanlar da sağolsun.
-- Niye?
-- Çünkü,düşmanlar olmazsa dostların kıymetini bilmeyiz..Haydi üzme kendini,patlıcan musakka yaptım,ye de kendine gel.
-- Patlıcan musakka üzüntüye iyi mi geliyor?
-- Hayır,onun için demedim..
-- Bütün arkadaşlarım patır patır ölüyorlar Ayten!.
-- Ayten değil,Selma!.
-- Yaşlılık çok kötü bişey..Kala kala birkaç tane arkadaşım kaldı,onlar da ölürlerse ben ne yapacağım?
-- Sen de kendinle arkadaş olursun.
-- Peki ya ben de ölürsem?...O zaman ne yapacağım?...
-- Saçmalama Hayri..
-- Ben miyim saçmalayan?...Asıl saçmalayan hayat...
İnsan,bir yakını ölünce anlıyor hayatın ne kadar saçma,ne kadar anlamsız olduğunu..
Herşey boş,herşey yalan,gel biraz da sen oyalan.
-- Yok ben iyiyim böyle.
-- Emin'le çocukluğumuz birlikte geçti..Aynı okullara gittik,askerliğimizi aynı yerde yaptık,uzun zaman aynı işyerlerinde çalıştık.Benim en iyi arkadaşımdı.O öldü,ben hayattayım,benim ondan neyim eksik?..
-- Saçmalama Hayri.
-- Yaşamanın hiçbir anlamı yok.Ben de ölmek istiyorum..Bu yaştan sonra daha fazla yaşayacağım da ne olacak?.Aynı acıları,aynı mutsuzlukları tekrar tekrar yaşayacağım..
İstemiyorum yaşamak..Öleyim de bitsin bu hayat denen acı..
-- Aaa Hayri?.Ağzından yel alsın!.
-- Almasın!..Küstüm ben hayata.İçimde yaşamaya dair en ufak bir heyecan kalmadı..
-- Yapma böyle Hayri,üzüyorsun beni..
-- Nasıl olsa ölmeyecek miyiz Ayten?
-- Ayten değil,Selma.
-- Ha bugün olmuş,ha yarın,ha on sene sonra,ne farkeder?..
Hayattan zevk alamadıktan sonra neye yarar yaşamak?.Bıktım artık yaşamaktan..
Ben ölürsem,sen ayakta kalabilir misin,tek başına idare edebilir misin?
-- Ederim.
-- İyi o zaman.Ben öleyim..
Ama ben beceremem kendimi öldürmeyi..
Beni sen öldür..
İntihar süsü ver..
Haydi,gözlerimi yumdum,arkamı döndüm bekliyorum,öldür beni!
-- Ensene ne oldu?
-- Hangi enseme?
-- Ne demek hangi enseme?.Kaç tane ensen var?.Ensende bi şişlik var.
-- Ne şişliği,nerde?.Bu mu?..
-- Evet.
-- Allah Allah,nedir bu?..Eyvah!
-- Ne oldu?
-- Kanser oldum!.
-- Saçmalama.Küçük bi şişlik.Biraz da kızarmış..
-- Yok yok,küçük bi şişlik değil bu..Şey bu..Ur bu ur..Kanser oldum!
-- Saçmalama Hayri,sivilce bu..Biraz büyükçe ama sivilce..
-- Yok yok,kanser bu!..Kanser oldum Selma!..Ambulansı ara!..
(Paniğe kapılır)
-- Hayri,sakin ol,bişeyin yok!.Dur bakayım şuna yakından..
-- İmdaat,kanser oldum!..
Selma yardım et!..
Kötü oluyorum Selma,taksi çağır,hastaneye götür beni!.
Komşular imdaaat!..
-- Hayri dur,panik yapma!..Önemli bişey değildir..
-- Yok yok,önemli bişey bu..Bi arkadaşımın oğluna oldu aynısı.Sırtında bi şişlik çıktı,önemsemedi,sonra kansere döndü.İmdaaat!..
-- Hayri,bağırma..Dur bakayım şuna..Hayri titreme!..
-- Ölmek istemiyorum Selma,yardım et bana,elim ayağım kesildi,bayılacağım şimdi!..Allahım noolur...
-- Hani biraz önce öleyim,möleyim,bıktım yaşamaktan diyordun?...
Sağlığın yerindeyken sallamak kolay tabi...
Rahat dur,bakayım şuna..
Hayri ağlama!..
-- Ölmek istemiyoruuum..Daha yapacak çok işim vaaar..Yaşamak istiyoruuum...
Allahım lütfen!.Lütfen kanser olmasın!
-- Sivilce bu Hayri..
-- Emin misin?
-- Eminim..Sen sabahları yüzünü yıkarken,enseni yıkamıyor musun?
-- Bazan yıkamadığım oluyo.Ensem arkada kalıyor,kimse görmüyor,su ziyan olmasın diye.
-- Kirden,sivilce çıkmış..Patlatayım mı?
-- Emin misin,sivilce mi?
-- Sivilce.
-- Patlat!.
-- Patlatıyorum....Dur,kolonyayla temizleyeyim..Haydi geçmiş olsun.
-- Sağol.Allah razı olsun....
Niye böyle şeyler bizim başımıza geliyor Ayten?
-- Bak yine Ayten'e döndün.Ayten değil,Selma..
-- Ama bu sivilce niye benim ensemde çıkıyor?..
Niye hergün böyle üzüntüler,sıkıntılar yaşıyoruz?..
Bizim bir günümüz de iyi geçmeyecek mi?..Bir gün mutlu olamayacak mıyız biz?..
Eğer her günümüz böyle geçecekse yaşamanın ne anlamı var?..
Acı çekmeye mi geldik biz bu dünyaya?..Ölelim de bitsin bu acı o zaman...
-- Sağlığına kavuşunca yine sallamaya başladı.. Gözüne ne oldu senin?
-- Ne gözü? Hangi gözüm? Nerde? İmdaat,kör oldum!..
-- Hayri şaka yaptım,yok bişeyin,koşma,kapıya çarpacak.....
Allah canına almasın,iyi misin Hayri?....SKEÇ
---------------
KUŞ SESLERİ
(Güzel bir pazar günüdür...
İhsan bey erkenden,herkesten önce kalkmıştır..
O güzel günü kaçırmamak,sabahının en erken saatinden,akşamının en geç saatine kadar yaşamak ister..
Pencereyi açar,içeriye dolan,sabahın temiz,üşütmeyen serin havasını içine çeker...)
-- Ohhh!..İşte ben hava diye buna derim!...
Gün bu,güneş bu!...
Kaçırmamak lazım bu güzel günü...
(Hala tembel tembel uyuyan ev ahalisine seslenir..)
-- Ey ahali!..Haydi kalkın artık!..Bu güzel günü kaçırmayın...Tertemiz bir hava,pırıl pırıl bir güneş bizi bekliyor...
Uykumu da almışım,iyice dinlenmişim,benden güçlüsü,benden mutlusu yok bugün!...
Heeey!..Ahalii!..Kime diyorum?..
Tembellik etmeyin,kalkın artık..Şu güzelim kuş seslerini kaçırmayın!...
Ne güzel de ötüyorlar canım kuşlar!...
Ağaçlar,çiçekler,böcekler...
Tabiat bizi çağırıyor..
Koşuşturan insanlar..Korna sesleri..Havlayan köpekler...
(Pijamalarını dökünür,elbiselerini giyer..)
-- Meliiikeee!..Haydi karıcığım,kalk artık.Kahvaltıyı hazırla,ailece güzel bir kahvaltı yapalım...
Yok yok,ben bugün çok mutluyum,kahvaltıyı ben hazırlayayım...
Melikeee?..Esraaa?..Nurgüüül..Mehmeeet?..Haydi oğlum,haydi kızım,kalkın,bu muhteşem günü kaçırmayın!..
Bu güzel gün bize Tanrının hediyesi..Hediyeyi geri çevirmek olmaz...
(Küçük kızı Esra gelir İhsan beyin...)
(O da erken kalkmıştır ama günün güzelliğinin tadını çıkarmak için değil,dışarı çıkıp sevgilisiyle buluşmak için..)
(Bir de asortik giyinmiştir ki,mini etek falan,insanın kızmaması için çok iyi gününde olması gerekir..)
(İhsan bey de bugün o günündedir..İyi gününde yani...)
-- Günaydın babacım..
-- Günaydın güzel kızım...Nereye böyle sabahın erken saatinde süslenmişsin,püslenmişsin?..
-- Arkadaşımla buluşacağım baba..
-- Arkadaş?...Nasıl bir arkadaş bu?..
-- Erkek arkadaşım baba..
-- Kızım ben sana erkek arkadaş,merkek arkadaş istemem dememiş miydim?.
-- Aman babaaa?..Hangi çağda yaşıyoruz?..
-- Tamam kızım..Haklısın..Bu güzel günde kimsenin tadını kaçırmayayım..Sana güveniyorum...
-- Sağol baba..
-- Eteğin biraz kısa mıı?.Bana mı öyle geliyo?
-- Aman babaaa?..
-- Doğru söylüyorsun kızım..Haklısın..Namus insanın kafasının içindedir...Çık,eğlen,keyfine bak,bu güzel günün tadını çıkar...
(İhsan beyin karısı Melike gelir..Elindeki kağıdı İhsan beye uzatır..
-- Nedir bu Melike?
-- Fatura,İhsan...
-- Fatura??...Ne faturası??
-- Elektrik faturası...Bugün son günü..
-- Öyle mi?.Tamam..Hiç sorun değil..Bu güzel günde hiçbişey benim tadımı kaçıramaz...(Faturaya bakar)
OHAAA!..BU NEE??..SANAYİ CERYANI MI BAĞLATTINIZ LAN EVE?...
Neyse,neyse..Madem yaktık,ödeyeceğiz...
Bu güzel günde hiçbişey keyfimi bozamaz benim..
Koşuşturan insanlar..Ihlamur kokuları..Ağaçlar,çiçekler,böcekler...
Adeta şehrin müziği havlayan köpekler..
Cıvıl cıvıl kuş sesleri...
Haydi güzel bir kahvaltı yapalım,sonra da gün kaçmadan güzeel bir yürüyüşe çıkalım...
(İhsan beyin büyük kızı Nurgül gelir..Elindeki kağıdı babasına uzatarak..)
-- Nedir bu kızım?.
-- Su faturası baba..
-- Su faturası???...
-- Evet baba...
-- Tamam...Hallederiz...Hiç sorun değil..
(Faturaya bakar)
OHAAA!..BU NE??..HAMAM MI İŞLETİYORSUNUZ ULAN EVDE?..
Neyse...
Madem harcadık,ödeyeceğiz...
Bu güzel günde...
Tanrının bize hediyesi bu günlük güneşlik muhteşem günde,hiçbişey benim keyfimi bozamaz..
Haydi hep birlikte kahvaltı yapıp,birlikte yürüyüşe çıkalım..Bu güzel günün hakkını verelim..Korna sesleri..Havlayan köpekler..Kuş sesleri...
-- Kirayı hallettin mi İhsan?
-- Efenim??
-- Kirayı diyorum...Ev kirasını..Ev kirasını verdin mi?
-- Haaa..Doğru yaaa..Bugün kira günüüü...Ben de diyorum niye benim cebimde bu kadar çok para var?...
Tamam..Kirayı da hallederim...
Allah Allah,güneş nereye gitti?
-- Güneş orda baba?..
-- Doğru,ordaymış...Kuşlar niye ötmüyor??
-- Ötüyorlar baba...
-- Köpekler niye havlamıyor?
-- Havlıyorlar baba?..
(İhsan beyin oğlu Mehmet,elini açarak gelir..)
-- Ne oldu oğlum?
-- Ayakkabı parası baba..
-- Ne ayakkabısı oğlum?..
-- Spor ayakkabı baba..Dün söyledim ya sana..Bugün vereceğini söylemiştin..
-- Doğru ya..Bugün vereceğimi söylemiştim...
(İhsan bey elini cebine atar,oğluna söz verdiği ayakkabı parasını çıkarır verir..)
-- Al bakalım,dün sana söz verdiğim ayakkabı parası..
-- Baba,bağcık almayacağım,ayakkabı alacağım..
-- Oğlum nasıl bir ayakkabı bu?..
Al bakalım..Hepsi bu..Daha elektrik faturası,su faturası,kira,geriye bişey kalmıyo...
Hava da bugün ne kadar sıkıntılı...
Şu köpek de sabahtan beri hav hav hav hav hav...
Yok mu kardeşim bu köpeğin bi sahibi?..
-- Bana da para ver İhsan,bugün misafir gelecek,alışverişe çıkacağım..
-- Misafir gelecek,alışverişe çıkacaksın?
-- Evet..(Elini açar)
-- Ne kadar istiyorsun?
-- Yüz-yüzelli lira ver işte,anca..
-- Al bakalım...
Allah Allah?.Yağmur mu başladı dışarda?
-- Ne yağmuru baba.Hava günlük güneşlik..
-- Şu şehrin gürültüsü de...Yaşanmaz bu şehirde yaşanmaz!...
Korna sesleri bir yandan,düt düt düt düt düt..
Biyandan köpekler,hav hav hav hav hav..
Kuşlar biyandan,cik cik cik cik cik ...
Sen nereye gidiyorsun kızım?..
O kıyafet ne öyle,çıplaklar kampına mı gidiyorsun??..
Git üzerine doğru dürüst bişeyler giy,böyle çıkamazsın sokağa..
-- Ama baba?..
-- Başlatma şimdi babandan!..Hadi hadiii,git üzerini değiştir bakayım...
Hani Kahvaltı Melike?...
Bi sabah kalktığımda da kahvaltıyı hazır göreyim yahu...
İstemiyorum anasını satayım..
Kahvaltı mahvaltı yapmayacağım!..
Ben gidiyorum..
-- Nereye İhsan?
-- Nereye olacak,yatmaya gidiyorum..Akşama kadar yatacağım,hiç kalkmayacağım...
-- Hani dışarı çıkalım,yürüyelim diyordun?.
-- Ne var dışarda?!..Hiçbişey yok dışarda!..
Hava kirliliği bi yandan!..Gürültü biyandan..Korna sesleri düt düt düt düt düt..Köpekler biyandan hav hav hav hav hav..Kuşlar biyandan cik cik cik cik cik..
Hele şu kuş seslerine sinir oluyorum!..
Cır cır cır cır,cik cik cik cik!...
Ne ötüyorsunuz?..Kime ötüyorsunuz?!..Derdiniz ne?...
Ötmeyin kardeşim..Kapa şu pencereyi!..Ötmesenize oğlum!.Sizin yüzünüzden doğru dürüst uyku uyuyamıyoruz...Cik cik cik cik cik..Cır cır cır cır cır..Sizi mi dinleyeceğiz ulan sabaha kadar..Ulan bak hala ötüyorlar..Taş yok mu taş?..Şu terliği versene bana!..
(Terliği alır)
Ben şimdi size gösteririm!..Cik cik cik cik cik.Cır cır cır cır cır..Cik cik cik cik cik!...
(Diyerek çıkar)
-- Nooldu şimdi babama?.
-- Bilmem..Sabah kalktığında çok mutluydu..
-- Kuş sesleri yüzündendir..
-- Doğru söylüyorsun,kuş sesleri sinirini bozdu..
-- Haklı ama..Bazan ben de çok rahatsız oluyorum kuş seslerinden..
-- Hepsi de bizim bahçeye dadandı..Şu kuşları kovmak lazım burdan..
-- Doğru söylüyorsun anne,kuş sesleri yüzünden ne huzur kaldı ne bişey...
-- Oğlum git babana yardım et, şu kuşları kovalayın bahçeden..
-- Tamam anne....SKEÇ
-------------
ERKEKLERARASI
--Şerefe!..
-- Şerefe...
-- Sağlığına..
-- Sağlığına...
-- Çerez yesene..
-- Sen devam et,ben patatesten gidiyorum...
-- Patates de ye,çerez de ye...Bu ne?
-- "Kaju..."
-- Yeniyo mu bu?
-- Yeniyo...Çok faydalıymış...
-- Belli...Çok lezzetsiz...Faydalı şeyler lezzetsizdir...
-- O günden sonra hiç aramadı mı?.
-- Aramadı..
-- Sen de aramadın?
-- Aramadım..
-- Sokakta da karşılaşmadınız?
-- Karşılaşmadık..
-- Yazık olmuş..Çok yakışıyordunuz birbirinize..
-- Moruk,bu bana yapılır mı yaaa?...İnsan terketmeden önce bi haber verir,belli eder.Böyle pat diye terkedilir mi abi?...(Ağlar)
-- Hayatında başka biri mi var?
-- Benim mi?
-- Yok,onun..
-- Bilmiyorum ki abi...Soruyorum,hayatında biri mi var,başka birini mi seviyorsun diyorum,hayır,diyor..Yanlış bişey mi yaptım diyorum,hayır diyor..O zaman niye bırakıyorsun beni diyorum,böylesi daha iyi diyor...
Hayır,beni terketmesinin sebebini bilsem,ona göre üzülücem..
Sebebini bilmeyince insanın aklına bin türlü şey geliyor..
-- Bazan iki bini buluyo..
-- Ney?
-- İnsanın aklına gelen şey...
-- Aşıktım ben ona moruk..Sırılsıklam aşıktım..Yanağının alına,dudağının balına..O incecik beline,kirpiğinin teline..
-- Kirpi ne alaka?
-- Kirpi değil,kirpiği.
-- Anladım..
-- Kadınlar aşktan anlamıyorlar abicim...Kadınlar kendilerinden başka kimseyi sevmiyorlar..Hani görmemişe krallık vermişler,önce babasını kesmiş ya,o hesap,kadına da aşk vermişler,gitmiş kendisine aşık olmuş..
Çıkarsana poşetten iki bira daha...
-- Abicim ben sana bişey söyleyeyim mi,kadınlar aşktan maşktan etkilenmiyorlar..
Sen ne kadar seversen sev,onların umurunda değil..
Kadınlar sevmeyi sevmiyorlar,sevilmeyi seviyorlar..
Ama erkek öyle değil.Kadından yüz gram sevgi görse,en az üç kilo karşılık veriyor..
--Doğru söylüyosun..Erkek sevdi mi,tam seviyo,bütün kalbiyle seviyo..Bazan kalbi bile yetmiyo,midesiyle seviyo,böbrekleriyle seviyo..
-- Onu anlamadım ama doğrudur herhalde..
-- Abicim demek istediğim,bi erkek,bi kadına aşık olduğu zaman,o erkek dünyanın en kötü insanı olsa bile,o aşk onu değiştiriyo,dünyanın en iyi insanı yapıyo..
Sen biliyosun beni,kızla tanışmadan önce nasıl biriydim,sonra nasıl biri oldum..
-- Biliyorum,bana fotoğraflarını göstermiştin, "Öncesi-Sonrası" diye..
-- Onunla tanıştıktan sonra bir kere bile başımı çevirip de başka kadınlara bakmadım..
-- Başını çevirmeden mi baktın?
-- Yok..Hiç bakmadım..Köpek gibi sadıktım..
-- Öyledir zaten..Erkekler köpek gibidir..Yani sadıktırlar,sevdiler mi kendilerini adarlar..
-- Tabi abi...Erkek başka..Erkek,kadın gibi sadece kendini düşünmez,bencil değildir.Sencildir..Oculdur..Şuculdur...Kendisinden çok başkalarını düşünür..
-- Kesinlikle...Erkek,cömerttir,vericidir...
-- Aynen...Cömertiz biz,cimri değiliz..Kaç kere yemeğe götürdüm ben bunu,hesabı hep ben ödedim..Bikere bile elini cebine attırmadım..Zaten atsa nereye atacak,cebi yok ki..
Kadınlar niye etek giyiyorlar?.Çünkü eteğin cebi yok..
-- Erkeklik böyle bişey..Erkek kadınını korur,kollar...
-- Gerekirse sevdiği için canını verir..Fedakardır erkek..
-- Sevdiği için dağları deler!..
-- Deler!..Çünkü erkek güçlüdür..
-- Erkek anlayışlıdır,hoşgörülüdür...Gerektiğinde bir kadından daha fazla şefkatli olmayı da bilir..
-- Erkek mütevazidir..Erkek yardımseverdir..Erkek merhametlidir..
-- Erkek yakışıklıdır..Erkek karizmatiktir..Erkek çekicidir..
-- Erkek kuvvetlidir..Kaslıdır..Vurduğu yerden ses getirir!..
-- Tarihi erkek yazar!..Askere gider,vergi verir,eker,biçer,tarım ve hayvancılık yapar!.
-- Erkek sevdiği için dünyayı yerinden oynatır!.Aşkın sevginin kıymetini bilir..Kurban olurum ben erkeğe!..
-- Erkek!...N'apıyosun Sedat??..
-- Erkekkk!...
-- Sedat,saçmalama,çek elini!.
-- Ne kadar aptal mışım,kadınlarla boşa zaman harcamışım..Aradığım gözümün önündeymiş hep..
-- Sedat sen çok içtin..Sedat bak,arkadaşım demem..Eline sahip ol!.
-- Senin gözlerin ne renk?.Sana bi kahve yapayım mı?..
-- Sedat eline hakim ol!..Çakarım yumruğu!..
-- Erkeekkk!..
-- Bu kadar erkek muhabbetinden sonra olacağı buydu..
(Kaçar,öbürü kovalar)SKEÇ
--------------
DIŞARI ÇIKAMIYORUM
-- Hayrola Zeynep?..Neyin var senin bugün?..Kalktığından beri böyle bi acayip surat var sende,hasta mısın yoksa?
-- Yok bişeyim Muhittin,iyiyim.
-- Niye sessizsin o zaman?..Ses tellerine kuşlar mı kondu,onları ürkütmemeye mi çalışıyorsun?..Bak bak...Ne güzel espiri yaptım..Niye gülmüyorsun?.
-- İyiyim böyle..
-- Hadi söyle,neye canın sıkıldı?
-- "Dışarı çıkamıyorum..."
-- Dışarı çıkamıyorsun?.
-- Evet.
-- Ne yapacaksın dışarda?.
-- Hangi dışarda?
-- Dışarı çıkamıyorum demedin mi?.Ne işin var dışarda,biyere mi gideceksin?.
-- Öyle değil Muhittin..."Dışarı çıkamıyorum.."
-- Nereye çıkamıyorsun,bahçeye mi?..Ne yapacaksın bahçede,niye çıkamıyorsun?.
-- Muhittin,masa başında iştahını kaçırmayayım sabah sabah.Anla işte "Dışarı" çıkamıyorum..
-- Yurt dışına mı?
-- Evet!!...Endonezyaya gidicem,vize alamıyorum!..Muhittin saçmalama Allahaşkına,benim ne işim var yurt dışında?..Rahatsızım,bir haftadır "dışarı çıkamıyorum..."
-- Çıkamazsın tabi..Löpür löpür yedin tatlıları,yedin hamur işlerini,her tarafın yağ bağladı,fıçı gibi oldun,adım atacak,dışarı çıkacak gücün kalmadı..
Kahvaltıdan sonra beraber çıkalım dışarı,parka gidelim,yürüyüş yapalım,kilo ver biraz..
Benim de biraz yanlardan kilo vermem lazım,yeme artık o reçeli...Zaten çayına altı tane şeker atıyorsun,üzerine bi de ekmeğin üzerine tereyağ,bal sürüyorsun...Balın üzerine reçel sürüp yiyeni de bi sende görüyorum..
Yakamadığın şekerler yağa dönüşüyo Zeynep?..Habire yağ,habire yağ,yağ fıçısı oldun,kendi yağınla kavrulmayı öğren artık...Bak yine istemeden espiri yaptım..
Sen buna da gülmezsin şimdi..
-- Yok sağol,gülmiyim..
-- Zeynep,senle bi ara şu benim espirilerime gülmeme konusunu oturup bi konuşalım...
Ben bu espirileri kendim için yapmıyorum ki,senin için yapıyorum..
Bi espiri yapmak kolay mı sanıyorsun?..
Beynimdeki espiri hücrelerini köpek gibi çalıştırıyorum.Sen gülmeyince
onların da morali bozuluyo...
-- Ne anlatıyorsun sen Muhittin?..
-- Hadi bitirdiysen kahvaltını,dışarı çıkıp beraber yürüyüş yapalım.
-- Muhittin dışarı çıkamamaktan kastım o değil..
-- Ne peki?.
-- Dışarı çıkamamak lafını hiç duymadın mı Muhittin?..Rahatsızım işte,"dışarı çıkamıyorum" anlasana..
-- Rahatsızsın?.
-- Evet.
-- Bu rahatsızlık değil Zeynep,duymuştum ben bunu,bu baya bi hastalık.
-- Ne hastalığı?
-- Dışarı çıkamama hastalığı..Açık alan korkusu..Bu hastalığa yakalanan insanlar,başlarına bişey gelir korkusuyla evden dışarı adım atmaya korkarlarmış...
Dışarda korkacak bişey yok Zeynep,korkma.Hayat korkulacak bişey değildir.Hayattan korksak,dünyaya gelmezdik.
-- Dalga mı geçiyorsun Muhittin?
-- Ne dalga geçeceğim Zeynep?..Hastalıkla dalga geçilir mi?.İstersen bi doktora götüreyim seni.Veya sen dışarı çıkmaya korkuyorsan,doktoru eve getireyim..
-- Muhittin benim öyle bi hastalığım yok.
-- Neyin var peki?
-- Dedim ya "dışarı çıkamıyorum..." Yemek yersin yersin,belli bir zaman sonra dışarı çıkma ihtiyacı hissedersin ya?..
-- Tamam..Doğru söylüyorsun..Yemek yersin,sonra yediklerini hazmetmek için dışarı çıkıp yürümek istersin...
Zaten öyle derler,yemekten sonra ya sırtüstü yatmalı,ya kırk adım atmalı..Sen o kadar şişmanladın ki,yusyuvarlak oldun,sırtın neresi karnın neresi belli değil,en iyisi yürümen.
-- Muhittin sen ne gerizekalı adamsın,söyletme bana şunu,"dışarı çıkamıyorum!..." Çeşitli gıdalar alırsın,aldığın gıdaların içinde işe yarayan var,yaramayan var,yaramayan kısımları atarsın??...
-- Öyle söylesene!..
-- Hah!.O işte..
-- Aynısı bana oldu geçen gün.
-- Ne oldu?.
-- Manavdan kiraz aldım,bi kısmı çürük çıktı,işe yaramadı,attım..Ne oldu,kiraz aldın,çürük çıktı,ona mı canın sıkıldı?
-- Pes Muhittin!..
-- Nasıl pes?
-- Vazgeçtim,söylemiyorum..İyiyim ben,bişeyim yok,beni düşünme sen keyfine bak!..
-- Nasıl bakacağım keyfime?..Bende de sıkıntı var.
-- Ne oldu?
-- Kabız olmuşum...kaç gündür tuvalete gidiyorum,ıkınıyorum ıkınıyorum sçamıyorum...
-- Allah belanı versin Muhittin!.
-- Ne oldu?
--Ben sana derdimi kibarca anlatmaya çalışıyorum,yemek başında miden kalkmasın diye?...
-- Neye kalkacak midem?.
-- Öküzsün sen öküz!..."Dışarı çıkamamak" demek,tuvalete gidememek demek...
-- Niye gidemiyorsun tuvalete?.Kapının kilidi mi bozuldu,anahtar içerde mi kaldı?.
-- Allahım sen bana sabır ver!.
-- Sabırı ne yapıcan?
-- Sana olanın aynısı bana oldu Muhittin!!..
-- Kabız mı oldun?
-- Evet!..Kabız oldum!...Bunu ille söyletmek zorunda mısın,kibar olsana biraz!.
-- Niye kibar olacağım,evli değil miyiz biz?
-- Öküzsün öküz!..Sana öküz demek öküzlere hakarettir,artık bu seferlik kusura bakmasınlar..
-- Nereye gidiyorsun,niye kalktın masadan?...Niye kibar olacak mışım?.Kibar olanlar kabız olmuyorlar mı?...Ama ben sana evlenirken söyledim,ben kibar bi adam değilim dedim,benden kibarlık bekleme dedim,vermem dedim...
Allah Allah,demek dışarı çıkamamak,kabız olmak demekmiş...Tamam yaa,ben bunu duymuştum ama unutmuşum..İnsan,olmaya olmaya zamanla kibarlığı unutuyor...
Peki o zaman,kabız olunca dışarı çıkamıyorum deniyorsa,ishal olunca ne deniyor?..: "İçeri giremiyorum..."
Zeyneeep!..Gel bak yeni bi espiri yaptım!...
Buna da gülmez ki şimdi bu....
Buna da gülmezse ben de bi daha ona espiri yapmam,gider başka kadınlara yaparım.İş yerinde bitane var zaten,espiri yapayım diye gözümün içine bakıyo....
Şu kabızlık da can sıkmaya başladı.Lifli yiyecekler iyi geliyormuş kabızlığa...
Zeyneeep!..Lifli yemekler kabızlığa iyi geliyormuş,evde lif var mı?..Yoksa,nerde satıyorlarsa,git bol bol lif al!..Bu akşam köfte yapacaktın ya, lifli köfte yap...SKEÇ
------------
MUSTAFA DE BANA
-- Ne bakıyorsun bana öyle yiyecekmiş gibi Mustafa?..Hiç bakma öyle,çok yorgunum,uğraşamam senle şimdi..
-- Olmuyor ama böyle Aysel..Ne zamandır "görüşemedik" seninle..Karı-koca mıyız,kardeş miyiz anlamadım..Eğer kardeş gibi olduysak,aynı yatağa girmeyelim,ayıp olmasın..
-- Mustafa git Allahaşkına,dön öbür tarafa,uyu hadi..
-- Gel kız,bişey yapmayacağım..
-- Olmaz..Sen uyumadan girmem o yatağa..Bugün emekli maaşını da aldın,rahat durmazsın sen şimdi.Başım da ağrıyo zaten..
-- Tabi tabi..Ben zaten ne zaman maaş alsam senin başın ağrır..Gel buraya!.Yatağa gel..
-- Mustafa ayıp artık,yeter!..Torun torba sahibi olduk,torunlar bile büyüdü,yakında evlenecekler,ne azgın adamsın sen?..
--Ne yapayım,benim elimde mi?.Tabiatım böyle..Tabiata karşı gelmeyeceksin!.
-- Hay senin tabiatın kurusun.Ne bitmez tabiatın varmış..Ben öbür odada yatacağım..(Battaniyeyi almak ister)
-- Tamam tamam...(Battaniyeyi almasına engel olur) Sen istemiyorsan,ben de istemiyorum..Beni istemeyeni,ben de istemem..
(Aysel yatağa girer,kocasına arkasını döner ama tetiktedir)
-- İyi geceler..
-- Ama böyle de olmaz ki Aysel..Sen böyle yaparsan,ben de başka kadınlara giderim.
-- İyi..Giderken ilaçlarını yanına almayı unutma..
(Mustafa usulca karısına sokulur,çıplak omuzuna dokunur,Aysel,hormonlarına soğuk su dökülmüş gibi aniden fırlar,yataktan çıkar.)
-- İstemiyorum diyorum Mustafa anlamıyor musun?.Rahat bırak beni!..
-- Tamam tamam,gel bişey yapmayacağım..
-- Dön arkanı!.
-- Tamam,döndüm..
-- Kapat gözlerini!.
-- Kapattım..
-- Uyu şimdi!.
-- Kızım,uyu deyince uyunur mu?..Tamam,bişey yapmayacağım,gel yatağa,yatakta ol bari..
-- Azgın şey...
(Aysel yatağa girer,başucundaki gece lambasını söndürür,gözlerini kapatır.Aradan bir dakika geçer..)
-- Mustafa çek elini!.
-- O benim elim değil.
-- Ya kimin eli?.
-- Senin elindir,uyuşmuştur,hissetmiyorsundur.
(Aysel,ışığı yakar,yataktan çıkar.)
-- Senin rahat duracağın yok,ben öbür odaya gidiyorum..
-- Aysel bak boşarım seni!..Çıkarız mahkemeye,derim ki, "Hakim bey,karım vazifesini yerine getirmiyor." derim..
-- O zaman ben de derim ki, "Hakim bey,kocam orantısız güç kullanıyor" derim!.
-- O ne demek Aysel?..Orantısız güç ne demek?.
-- Ne demekse demek işte..Ben,vazifemi yerine getireyim diyorum,sen beni vazifemi yerine getiremeyecek hale getiriyorsun.Sabah bi kalkıyorum,bütün kemiklerim ağrıyo...
-- Ne diyorsun sen Aysel?..
-- İşte bunu diyorum!...(Çekmeceden bir kağıt çıkarır)
-- Nedir bu?
-- Doktor raporu...Bak ne yazıyo..."Kaburgalarda ezilme...Bacakta kalça çıkığı...Sol kolda deformasyon...Belde disk kayması...Omurgada kemik eğriliği..Boyunda ve vücudun muhtelif yerlerinde kızarıklıklar..." daha devam edeyim mi?..
-- Ne bu Aysel??
-- Ne demek ne bu?..En sonki şeyden sonra hastaneye gittim..
-- Neyden sonra?.Seviştikten sonra mı?.
-- Evet..Sabah sen işe gittikten sonra yataktan kalkamadım,ambulans çağırdım,komşular yardım etti,hastaneye gittim,dayak yedim sandılar,polise haber vereceklerdi,ben istemedim..
-- O doktor raporunda yazanlar...Onlar sevişirken mi oldu??
-- Evet..
-- Onları ben mi yaptım??
-- Evet..
-- Niye söylemiyorsun bana Aysel?..Söylesene!..Biraz yavaş ol desene!.
-- Ne bileyim..diyemedim işte..
-- Yahu Aysel,sen manyak mısın?..Seveyim derken,kaburgalarını eziyorum,diskini kaydırıyorum,nerdeyse kemiklerini kırıyorum,sen sesini çıkarmıyorsun.Hoşuna mı gidiyo?.
-- İşte...
-- Tövbe yarabbim...Ufak tefek olduğun için sevimli görünmüştün gözüme,o yüzden evlendim seninle.Demek ki aradaki siklet farkına dikkat etmek lazımmış...İyileştin mi biraz?
-- İyileşiyo..
-- Gel o ezilen yerlerini öpeyim de geçsin..
-- Mustafa,yapma..
-- Tamam kız,daha dikkatli olurum merak etme..
-- Bir de boğazımı sıkma!
-- Sıkmam.
-- Saçımı da çekme!.
-- Çekmem...Dudağına ne oldu senin?
-- Sen ısırdın ya?..Dikiş attırdım..
-- Tamam,daha yumuşak olurum.Işığı kapatayım mı?
-- Kapat..
(Mustafa ışığı kapatır,karanlıkta sesleri duyulur..)
-- Böyle iyi mi?
-- iyi..
-- Böyle?
-- İyi..
-- Şu şekil?
-- İyi.
-- Bu senin bacağın mı?
-- Benim.
-- Benimki nerde?.Burdaymış..Şurdan şöyle şey yapayım mı?
-- Yap.
-- İyi mi böyle?
-- İyi.
-- Mustafa de bana!
-- Mustafa diycem tabi,başka ne diycem?
-- İşte onu de bana!.
-- Mustafa!.
-- Efendim?
-- Yok sen Mustafa de dedin ya?..
-- Erkeğim de bana!
-- Erkek değilim ki ben?
-- Hayır yani,kendin için değil...Bana.....Hadi iyi geceler!..
-- Nasıl iyi geceler??
-- Benim işim bitti,ben uyuyorum.
-- Ben ne olacağım peki?..Sen bitirdin,ben daha başlamadım bile!..Beni böyle azdırıp bırakma Mustafa!..Sabaha kadar uyuyamam ben böyle Mustafaaaaaaa!....SKEÇ
-------------
BULMACA
(Evde..Hüsnü bey koltuğunda katladığı gazetenin bulmacasını çözüyor..Karısı da yanında örgü örüyor...)
-- Yine takıldım gazetenin bulmacasına...
Koymuşsunuz gazeteyi gözümün önüne,sehpanın üzerine...En üstte de bulmaca eki...
Sanki bana meydan okuyor...
Meydan okunmasına da hiç tahammülüm yoktur,hemen karşılık veririm...
Halbuki bulmacaları hiç sevmem...
Çözüyorsun da ne oluyor?..Neyi kanıtlıyorsun?..Bilgili olduğunu mu?..
Bilgiliysen,bilgini kendine sakla!..
İnsan kendine bile bilgiçlik taslamamalı...
Bulmacalar zaten genellikle aptal tuzağıdır..Hep kolay şeyler sorarlar..Bilin de,kendinizi bilgili,kültürlü,önemli biri sanın diye...
Şu soruya bakar mısınız Allahaşkına?...
"Su sesi..."
Bunu bilmeyecek ne var?..Su sesi : Şırıl...
-- Ne dedin Hüsnü?..
-- Sana demedim...İnsanların zekalarıyla alay ediyor bunlar..
-- Ne soruyolar?
-- Su sesi...
-- Kaç harfli?
-- Beş harfli.
-- Şırıl'dır..
-- Şırıldır tabi,başka ne olacak?...Yok...Şırıl olmuyor...
-- Nasıl olmuyo?..Beş harfli demedin mi?
-- Evet ama olmuyor işte..Ben de şırıl biliyordum,demek ki değilmiş..
-- Beş harfli mi dediydin?
-- Evet..
-- Yukardan aşağı mı,soldan sağa mı?
-- Ne farkeder Necmiye,su sesi işte..
-- Hayır yani,yukardan aşağı musluktan akan suyun sesi mi,soldan sağa akan dere suyu mu?.İkisi farklı farklı ses çıkarır,ondan dedim..
-- Öyle bişey yazmıyor,su sesi diyor..
-- Lıkır'ı bi dene bakayım olacak mı?
-- Lıkır mı?..
-- Evet..Suyu lıkır lıkır içersin ya...
-- Bakayım oluyor muu...Hayır,olmuyor,başka bişey olacak..
-- Olması lazım Hüsnü..Lıkır beş harfli işte..
-- Olmuyo Necmiye,baktım,olmuyo..
-- Gulüp'tür o zaman..
-- Kulüp mü??
-- Kulüp değil,gulüp...Şişeden su içerken "gulüp..gulüp..gulüp" diye ses çıkar ya...Şişeden
su içerken çıkan ses diye mi soruyo?
-- Hayır,sadece "Su sesi" diyor..
-- Gürül'dür o zaman..Gürül gürül akar ya su?..
-- Yok..Gürül de olmuyor...
-- Olmuyorsa boşver Hüsnü,bulmak zorunda mısın?.
-- Hayır canım,ne münasebet,mecbur değilim elbet..Ama su sesi ne olabilir ki?..
(Torun Ayşe gelir..).
-- Babaanne n'apıyosunuz?
-- Deden bulmaca çözüyor da kızım,bi soruda takıldı..
-- Bişeye takılmadım Necmiye..Şunu bulayım,bırakacağım zaten..Hiç sevmem bulmacaları...
-- Soru ne dedecim?
-- Su sesi.
-- Kaç harfli?
-- Beş harfli.
-- İçme suyu mu,musluk suyu mu?
-- Kızım,ne farkeder??
-- Ama dede,içme suyu daha temizdir,başka türlü ses çıkarır.Oysa ki musluk suyunun içinde bisürü mikrop,bakteri falan olduğu için,o mikropların,bakterilerin sesleri de su sesine karışır,başka türlü ses çıkar..
-- Mikroplarla,bakteriler ses mi çıkarıyorlar?
-- Çıkarmıyorlar mı?
-- Okuyorsunuz ama nerenizle okuyorsunuz bilmiyorum ki...
(Oğluyla karısı işten gelirler..).
-- Hayırdır baba,bulmaca mı çözüyorsun?..Hani sen sevmezdin bulmacaları?
-- Yok yahu,koymuşsunuz bulmacayı gözümün önüne...Bitirmeden bırakırsam kafama takılır diye..
-- Soru ne?
-- Su sesi..
-- "Haşşşşş!.."
-- Noluyo oğlum???
-- Su sesi demedin mi?..Su sesi : "Haşşşşş..."
-- Oğlum,haşşş diye su sesi mi olur,saçmalama..
-- Bi bakıver Hüsnü?..Belki de haşş'tır..
-- Allah Allaaah...Yahu,haşşş diye su sesi mi olur?..
-- Valla sen bilirsin baba ama hamamda haşşş diye dökünüp de yıkanıyo insanlar..
-- Tövbe tövbeee..Olmuyo işte,haşş değil..Hem haş kaç harfli ki?
Gelini (Oğlunun karısı) :
-- "Pıtpıt" olmasın baba?
-- Pıtpıt mı??
-- Dün mutfağın musluğu damlatıyordu pıt pıt diye,ordan aklıma geldi..
-- Pıt pıt olmaz kızım,pıt pıt altı harfli..Bize beş harfli su sesi lazım..
-- "Fışır" ı bi deneyin babacım,oluyo mu acaba?
-- Fışır ne kızım??
-- Ay Hüsnü,sen de hemen herşeye karşı çıkma!..Bi bak,belki de fışır'dır..Fışır,fışkıran suyun sesi mi kızım?
-- Evet annecim..
-- Fışır oldu mu Hüsnü?
-- Olmadı..Fışır değil,başka bişey olacak..
-- Benim karnım acıktı!.
-- Tamam kızım,şu su sesini bulalım da bi...
-- Baba,Şakır'ı denesene..
-- Şakır mı??
-- Yağmur yağar ya şakır şakır?..
-- Bak o olabilir,hem beş harfli..
-- Kesin şakır'dır..
-- Şakır değil,olmuyor...
-- "Cılop" u dene Hüsnü?..Suya taş atarsın,cılop diye ses çıkar ya?..
-- Clop dört harfli Necmiye..
-- Nasıl dört harfli?..C..ı..l..o..p...Beş harfli.
-- Necmiye,söylerken beş harfli de,yazarken dört harfli..
-- O zaman sen de yazma,söyle!.
-- Kime söyleyeceğim?
-- Gazetenin telefon numarası yok mu orda,ara,söyle..
-- Saçmalama Necmiye...
-- Allah Allah,nedir acaba su sesi?..
-- Su sesi..Su sesi..Su sesi..Su sesi?...
-- Su sesi..Su sesi..Su sesi..Su sesi?..
-- Su sesi..Su sesi..Su sesi..Su sesi..Su sesi?...
-- Anne,karnım acıktııı!..
-- Kızım sabret azıcık,şu su sesini bulalım hele?.Su sesi..Su sesi?..
-- Su sesi..Su sesi..Su sesi?...
-- Anne yaaa?...
-- Kızım sen kızı mutfağa götür,yedir bişeyler,biz buluruz su sesini..
-- Tamam anne...
-- Su sesi..Su sesi..Su sesi..Su sesi?...
-- Şıkır!.
-- Şokur!.
-- Fokur!
-- Haşırt!
-- Şorrrr!
-- Şarrrr!..
-- Yürüyün mutfağa gidiyoruz,suyun sesini yerinde dinleyip öğreneceğiz...
(Çıkarlar..Mutfaktan sesleri duyulur..)
-- Tırrrrrrr!..
-- Oğlum,tırrr diye su sesi olmaz..Su evye'ye çarpıyor da o ses çıkıyor,hele biraz aksın bakalım..
-- Açayım mı biraz daha musluğu Hüsnü?
-- Aç bakalım..
-- Şırrrrr!
-- Şurrrr!
-- Şorrrr!
-- Beş harfli olacak ha?..Beş harften fazla olan sesleri dikkate almayın...
-- Böyle olmuyo baba,su lavaboya çarpıyo,hangisi su sesi,hangisi lavabo sesi anlaşılmıyo..
-- Ne yapıcaz peki?
-- Sürahiden,süngerin üzerine boşaltalım suyu,daha sessiz olur,suyun gerçek sesini duyabiliriz..
-- İyi fikir..Necmiye,doldur sürahiyi..Kızım ver ordan süngeri...
-- "Ssssss" diye bi ses çıkıyo Hüsnü..
(Hüsnü tek başına girer..)
-- Olmadı..Bulamadık..Ne yaptıksa beş harfli su sesinin ne olduğunu bulup da bulmacaya yerleştiremedik..
Trabzonda yaşayan abimi aradım,su sesini ona sordum..Köyde yaşadığı için orda her türlü su var..Irmak,dere,çay,kuyu,köy çeşmesi,yalak...Ondan da bi sonuç çıkmadı..
Sabaha karşı üçe kadar oraya uygun bir su sesi bulmaya çalıştık,bulamadık..
Yattık ama beni uyku tutmadı,şırıl,mırıl,foşurt,fışırt diye diye sabahı ettim...
Sabah olunca koştum bakkala,su sesinin ne olduğunu öğrenmek için ertesi günkü gazeteyi aldım...
Açtım,bulmacanın cevaplarına baktım,su sesi "Şırıl" mış...
Halbu ki biz şırıl'ı bulmuştuk ama onunla bağlantılı bir sorunun cevabını yanlış yazmışım,o yüzden şırıl'ı oraya
yerleştirememişiz...
Hiç sevmem bulmacaları da,meydan okunmasına dayanamıyorum ondan...
(Elindeki gazetenin bulmacasına bakarak)
--Neymiş bu?.."Bir nota..." Bunu bilmeyecek ne var?..Do...Fa...La...Re..Mi...(Diyerek çıkar..).SKEÇ
------------
RE RE RE
- "Re re reee, ra ra raaa, Gassaray Gassaray Cimbombom !.. Re re reee, ra raaa, Gassaray Gassaray Cimbombom !.. "
- "Fenerbahçeeee,sen çok yaşaaa,canım fedaa olsuun saanaaa !.."
Bu sene kesin şampiyonuz oğlum!..Mençıstırın santraforunu alıyoruz..
Başkan yarın bizzat İngiltere'ye gidip imzayı attıracak!.Dönerken de İtalya'ya uğrayıp oradan da bir ön liberoyla bir arka libero alacak..
Fenerbahçeee, sen çok yaşaaa,canım fedaa olsuun saanaaa !..
- Bizim elimiz armut toplamıyo herhalde..
Biz de Almanya'dan iki futbolcu alıyoruz..Biri Bayern Münih'in yedek kalecisi.. Re re reee, ra ra raaa,Gassaray Gassaray cimbombom !..
- Gelmez o Türkiye'ye..
- Niye gelmeyecek ?..15 milyon veriyoruz... Bonuslar,ekstralar,maç başına para...Başka nerde alacak o parayı?..Koşarak gelir..
Hatta parayı duyunca haber göndermiş "İsterseniz koşarak geleyim,hem idman yapmış olurum" demiş..
Re re reee, ra ra raaa, Gassaray Gassaray....
- Biz de Brezilya'dan altı buçuk milyona stoper alıyoruz...Fenerbahçeee sen çok yaşaaa...
-Biz de Hollanda milli takımının golcüsünü alıyoruz..
-- Yapma ya?
-- Valla!..10 milyona düşürmeye çalışıyoruz..Düşerse, alacağız..Re re reee, ra ra raaa, Gassaray...
- Bizim başkan demeç verdi..
-- Ne dedi?
-- Bu sene hiç bir fedakarlıktan kaçınmayacağız" dedi..
-- Hadi yaa??.
-- Yüz elli milyon ayırmışlar transfere..Kesin şampiyonuz bu sene!..Fenerbahçeee sen çok yaşaaa,canım fedaaa...
- Yüz elli milyon dedin de..Yüz elli lira var mı üzerinde ?..
-- Niye ki?
-- Elektrik faturasını yatırıcam,ay başında veririm ben sana..
- Valla yok...
-- Olum,varsa ver işte..Söz,aybaşında vericem..
-- Kuran çarpsın yok!..Sabahtan beri ben de siftah yapmadım...Siz o Nijeryalı'yı ne yaptınız?..İngiltere'den istiyorlardı onu?..
- İyi bi teklif verirlerse satacağız.. Sekiz milyon istiyoruz..Sekiz milyon verirlerse satacağız..
Yüz lira da çıkmaz mı?
- Valla yok...Ben de dükkan kirasını ödeyemedim kaç gündür..Mal sahibi arıyor,açmıyorum telefonu..
Bursa'dan da bir futbolcu alıyoruz..Nedret'le İsmail'i verip üzerine üç milyon vereceğiz Ercüment'i alacağız..
Ercüment haber göndermiş "Fenerbahçe'de oynamak benim için onurdur" demiş..
- Ev sahibi de bana haber göndermiş,bu ay da kirayı ödeyemezse çıksın diye.....Elli lira da çıkmaz mı?... Pazara çıkayım bari,çocuklar meyve istedi,faturayı sonra yatırırım..
- Valla yok..İşler çok kötü zaten...Ben de bakkala veresiye yazdırıyorum...
Arjantin'den de stoper alıyoruz sekiz milyona...
-- Yok ya?..
-- Valla...
- Biz de Norveç'ten sağ bek alıyoruz..Bizim en büyük eksiğimiz sağ bekti,Allah'a şükür onu da hallediyoruz. Re re reee, ra ra raaaa...
- Bizim tek ihtiyacımız orta sahanın ortasıydı,onu da aldık,çok şükür başka hiç bir eksiğimiz kalmadı,Fenerbahçeeee,sen çok yaşaaaa...
- Yirmi lira da çıkmaz mı?..Bi sigara alayım,ekmek arası bişey yaptırayım, sabahtan beri bişey yemedim..
- Vallahi yok...Ben de sabahtan beri bişey yemedim...Bu sene şampiyonlar liginde en az çeyrek final oynayacağız göreceksin.Fenerbahçeeee!...
- Yüzüme doğru bağırma, açlıktan nefesin kokuyor..Bi koklasana,benimki de kokuyor mu?.HOH!..
- Kokuyo..
- Bi golcü daha alabilseydik iyi olacaktı,hiç içime sinmedi...Bulduk bi golcü de,20 milyon istiyolar..15 milyon isteseler veririz de...
- Re re reee,ra ra raaaa!....
-- Fenerbahçeeee,sen çok yaşaaaaa!......SKEÇ
-------------
AKŞAMA GELİRKEN KASABA UĞRA DA YARIM KİLO KIYMA AL
-- Ben çıkıyorum Gülizar..
-- Cehenneme kadar yolun var!.
-- Ne dedin,duyamadım?..
-- Güle güle dedim.Akşama geç kalma..
-- Olur kalmam.Hoşçakal!
-- Nazmi dur bi dakka,bekle biraz..
-- Ne var?
-- Kahveye mi gidiyorsun?
-- Evet..
-- Unutmazsan akşama gelirken kasaba uğra da yarım kilo kıyma al.
-- Ne kıyması?
-- Kıyma işte.Akşama gelirken yarım kilo kıyma al.
-- Dana kıyma mı,kuzu kıyma mı?
-- Bilmiyorum,kıyma işte..
-- Ne yapacaksın kıymayı?
-- Yemeğe koyacağım.
-- Yemeği ne yapacaksın?
-- Ne demek yemeği ne yapacaksın?.Yiyeceğiz?..
-- Anladım..Ne yemeği yapacaksın?
-- Patlıcan.
-- Patlasın senin kocan!
-- Ne diyorsun Nazmi?
-- Durmadan patlıcan yapıyorsun,patlıcan yemekten patlayacağım,onu demek istedim.
-- Tamam o zaman.Sen yine de kıyma al.Dolma yaparım.
-- Emin misin?
-- Neye emin miyim?
-- Dolma yapacağına emin misin?
-- Yaparım Nazmi,niye soruyorsun?
-- Ya dolma yapmaktan vazgeçip başka bişey yaparsan?..Dolma elimizde kalmasın?
-- Niye vazgeçeceğim Nazmi?.Başka bişey yaparsam kıymayı buz dolabına koyarız.
-- Peki ya elektrikler bozulur,dolap kesilir,kıyma çalışmazsa??
-- Ne diyorsun Nazmi?
-- Yani,elektrikler kesilir,dolap çalışmaz,kıyma bozulursa demek istedim..
-- Kesilmez kesilmez,sen benim dediğimi yap.
-- Senin dediğini yapınca elektrikler kesilmiyor mu?
-- Nazmi oyalama beni,işim var.Ekmek de al.
-- Ne ekmeği?
-- Trabzon ekmeği.
-- Gidemem şimdi Trabzona.
-- Ay şaka yapıyorum Nazmi?..Her zaman aldığın ekmekten al.
-- Tuzlu mu,tuzsuz mu?
-- Ne?
-- Ekmek.
-- Hangi ekmek?
-- Bana,al dediğin ekmek.
-- Bilmiyorum ki.Alınca bakar söylerim.
-- Hayır,onu demek istemedim.Tuzlu ekmek mi alayım,tuzsuz ekmek mi?.Hükümet,vatandaşın sağlığını düşündüğü için ekmekteki tuz oranını düşürdü.İstersen alayım,bakarız,tuzu azsa hükümete göstermeden tuz ilave ederiz.
-- Nazmi ne diyorsun sen Allahaşkına?..Ben sana yarım kilo kıyma,bi tane ekmek al diyorum,sen hükümeti ne karıştırıyorsun?
-- Ben karıştırmıyorum,onlar karışıyor..Gazımıza-tuzumuza,sazımıza-sözümüze,herşeye karışıyorlar.Dün kahvede okey oynuyorum,elimde iki tane okey var,iki el döndüm,açacağım,
hükümetten biri geldi,"Açma,iki el daha dön" dedi,iki el daha döndüm,karşımdaki bitti,parti bana kaldı..Bu kadar da herşeye karışılmaz ki.Bir daha onlara oy vermeyeceğim.
-- Vermiyorsun zaten..
-- Tamam işte,bir daha vermeyeceğim.
-- Nazmi oyalama beni,işim var,ütü yapıyorum.
-- Ütü mü yapıyorsun?.Ütümüz yok mu bizim?
-- Nazmi,ütü imal etmiyorum,elbiseleri ütülüyorum.Allahını seversen,yarım kilo kıyma,bir tane ekmek.
-- Kepekli mi kepeksiz mi?
-- Ananın!...Tövbe tövbee...
-- Ağzını bozma Gülizar..Yanlış bişey almayayım diye iyice anlamaya çalışıyoruz şurda..
-- Normal ekmek Nazmi,normal ekmek!..
-- Bakkaldan mı alayım,fırından mı?
-- Ebenin!...Nazmi sen beni delirtmeye mi çalışıyorsun?
-- Hayır,fırında daha taze olur,o bakımdan dedim..
-- Tamam,fırından al.
-- İstersen marketten alayım,markette daha ucuz.
-- MARKETTEN AL!!
-- Bağırma!..Bizim için neresi uygunsa,oradan alayım.İstersen Halk Ekmekten alayım,neticede halkız biyerde.
-- İstediğin yerden al Nazmi!..Ay bayılacağım şimdi..
-- Eğer köfte yapacaksan,bayat ekmek alayım.Bayat ekmeğin içiyle yoğurup yapınca,köfte daha güzel oluyor.
-- Köfte yapmayacağım Nazmi!
-- Niye?.Köfte sevmiyor musun?
-- Sevmiyorum!!
-- Ne zamandan beri?
-- Şu andan beri!..Şu andan itibaren köfteden nefret ediyorum.
-- Yoğurt da alayım mı?
-- AL!..
-- Küçük mü,büyük mü?..İstersen büyük alayım,kalanı dolaba koyarsın,yazın ayran yapıp içeriz.
-- Yaza daha çok var Nazmi...
-- O zaman yoğurt almayayım..
-- ALMAAA!...Ben zaten senden yoğurt istemedim.
-- Ne istedin?
-- Kıyma istedim.
-- Ben kasap mıyım Gülizar,bende kıyma ne arar?
-- Kıymayı senden istemedim Nazmi,kasaptan istedim!.
-- Ne dedi kasap?.Yok mu dedi?
-- Nazmi?...Kasaptan kıyma istemedim...
-- Kimden istedin peki?.Kıyma kasaptan istenir Gülizar,manavdan isteyecek halin yok ya?
-- Nazmi karnıma ağrılar girdi,n'olursun yarım kilo ekmek,bir tane kıyma!..
-- Yarım kilo ekmek,bir tane kıyma mı??
-- Hayır Nazmi,yarım kilo kıyma,bir tane ekmek.Lafa tutma beni,sütüm taşacak Nazmii!..
-- Sütün mü taşacak?.Hamile misin?
-- Hamile değilim Nazmi,ocakta süt var,o taşacak..
-- İstersen erik de alayım,hamileysen canın çeker.
-- Hamile değilim Nazmii!..
-- O zaman niye erik istiyorsun?
-- Yahu senden erik istediğim yok!..Hay Allah belanı vermesin senin!...
-- "Vermesin" deyince bela okumuş olmuyorsun,versin demen lazım.
-- Versin o zaman!!!
-- Sen şimdi benden ne istiyorsun?
-- Yarım kilo kıyma,bir tane.....Boşver Nazmi,bişey istemiyorum..Delirteceksin beni..Sen git ne cehenneme gideceksen,ben gider alırım ne lazımsa..Hadi defol,defol,işim gücüm var benim!...
O günden sonra Gülizar,Nazmi'ye bir daha "Bakkala git-kasaba git!..Manava git-pazara git!..Oraya git-buraya git!." demedi..
İçgüveysi diye kocasına uşağı gibi davranmaktan vazgeçti..
Birkaç kez daha denedi ama Nazmi onu öyle bir çileden çıkardı,öyle bir kırıp döktü ki,sonunda pes etti,bir daha denemedi,Nazmi'nin yaşlılıktan kaynaklandığını düşündüğü bu yeni halini kabullenmek zorunda kaldı..
Nazmi de yıllar sonra nihayet biraz nefes aldı, rahat etti.....SKEÇ
--------------
KEDİDİR KEDİ
-- Davut,kalk Davut,salondan bi ses geliyor!.
-- Ne sesi?
-- Ne bileyim ne sesi?.Evde hırsız var galiba,kalk bi bak!..
-- Evde hırsız var?
-- Evet.
-- Bizim evde?
-- Evet.
-- Saçmalama..Biyerin kapısı açık kalmıştır,o çarpıyordur.
-- Kalk,kapat o zaman..
-- Ya hırsızsa?
-- Kapı çarpıyor dedin ya?
-- Ya kapıyı hırsız çarpıyorsa?
-- Eve giren hırsız,kapıyı niye çarpsın?
-- Biz kapı çarpıyor zannedelim diye..Ben olsam öyle yapardım.
-- Hırsız olabilir Davut,kalk bi bak..
-- Neriman,bizim eve hırsız girmez.Bizim başımıza gelmez öyle şeyler.Yat uyu,kedidir o.
-- Bizim kedimiz yok ki.
-- Bizim kedimiz demedim,yabancı bir kedidir,açık biyer bulmuştur,girmiştir içeri.Kedidir.
-- Kedi değildir Davut..Her taraf kapalı,kedi nasıl girecek içeri?
-- Girer girer,kedi kuyruğunun geçtiği heryerden geçer.
-- Kedi değil o,fare.
-- Hani hırsız diyordun?
-- Hayır,kuyruğunun geçtiği yerden geçen şey fare.
-- Nerden biliyorsun?.Sen hiç bi fareyi kuyruğunun geçtiği yerden geçerken gördün mü?
-- Ay Davut,saçmalama,hırsız var evde,kalk bi bak.
-- Hırsız değildir.Çocuklardan biri susamıştır,kalkıp su içmiştir,onun sesidir.
-- Bizim çocuğumuz yok Davut.
-- Nası yok?
-- Ne demek nasıl yok?.Yok işte,bizim çocuğumuz yok.
-- Niye söylemiyorsun bana?
-- Neyi?
-- Çocuğumuz olmadığını..Her sabah çıkarken soruyorum sana,evde eksik bişey var mı,bişey lazım mı diye,niye söylemiyorsun?
-- Davut,saçmalama.
-- Saçmalarım.Şu an uyku sersemiyim,istediğim gibi saçmalarım.
-- İçeri girdiler!.
-- Kim girdi içeri?.Ne girdi?
-- Hırsızlar..Hırsızlar yatak odamızdan içeri girdiler,yatak odamızdalar!.
-- Yapma ya?
-- Evet..Ne yapacağız Davut?
-- Yavaş konuş,tehdit olarak algılamasınlar..Belki hırsız değillerdir.Eskiden bu evin olduğu yerden yol geçiyormuş,belki yol sanıp yanlışlıkla girmişlerdir eve.
-- Davut,çok korkuyorum,yerdeki halıyı yuvarladılar.
-- İsparta halısı falan mıydı yerdeki halı?.Değerli bişey miydi?
-- Değildi.
-- Dua etsinler,İsparta halısı değil.Yoksa gösterirdim ben onlara..Neriman?
-- Efendim?
-- Ben arkamı dönüp bakarsam yanlış anlayabilirler,sen çaktırmadan bi gözünü arala da bi bak bakayım kaç kişiler?
-- Üç kişiler..İki kişi eşyaları dışarı taşıyor,bir kişi de elindeki deftere taşınan eşyaların kaydını tutuyor.
-- Düzenli hırsızlar demek..Şimdi ne yapıyorlar?
-- Perdeleri çıkarıyorlar.
-- Tüller kalsaydı bari.
-- Yok,onları da aldılar.
-- Helal olsun adamlara.Dışarıdan görülmekten de korkmuyorlar.Hırsızlıkları bi yana,cesaretlerini takdir etmiyor değilim.
-- Komodin'i aldılar,şimdi de gardrobu sürüklüyorlar.
-- Yardım edelim mi?.Gardrop ağırdır,düşürüp de biyerlerini incitmesinler.Mağduruz ama insanız neticede..
-- Bana bi üşüme geldi Davut.Sana da geldi mi?
-- Geldi..Üstümüzdeki yorganı aldılar..Şimdi de benim pijamalarımı sıyırıyorlar.
-- Külodun temiz mi?.Ayıp olmasın adamlara?
-- Temiz temiz..Neriman,gözlerimizi açmadan usulca yere yuvarlanalım,bunlar altımızdaki yatağı,karyolayı,herşeyi alacaklar galiba.Biyandan da horlayalım,uyuyor sansınlar.
-- Yok ayol,uyumadığımızı biliyorlar.Uyumadığımızı bile bile soyuyorlar bizi.
-- O zaman uyanalım,açalım gözlerimizi?
-- Yok,soygun bitsin sonra uyanırız.
-- Tamam...
-- Davut?
-- Efendim?
-- Gittiler galiba,açalım mı gözlerimizi?
-- Açalım ama ben hala hırsız olduklarına inanmıyorum.Kesin,kedidir.
-- Hiçbişey bırakmamışlar evde Davut,herşeyi götürmüşler..
-- Nasıl götürmüşler?..Bu ne?
-- Oyuncak kedi o..Komşunun çocuğu unuttu galiba,dün oturmaya gelmişlerdi.Kurmalı,oyuncak kedi o.
-- Nasıl kurmalı?..Arkasından kuruyorsun,yere bırakıyorsun,yürüyor?
-- Evet.."Miyiv miyiv.." diye de ses çıkarıyor.
-- Ama ben sana dedim Neriman?..Ben sana hırsız değildir,kedidir dedim!..Bana inanmıyorsun ki?..Kurmalı,murmalı,kedi işte!..
-- Peki eşyalar nerde?
-- Ne bileyim nerde.Biyere gitmişlerdir,gelirler birazdan......SKEÇ
--------------
SİYASİ AYRILIK
-- Hayrola Hasan bey,benimle konuşmak istemişsin?..
-- Evet sayın Genel Başkanım,özel bir konuda konuşmak istiyorum sizinle..
-- Nedir bu gizlilik?.Konu nedir?.
-- Sayın Genel Başkanım,biliyorsunuz benim size karşı saygım sonsuzdur..
-- Yok,bilmiyordum,öyle mi?
-- Öyle..Siz benim için çok değerlisiniz..Bugün siyasette biyere geldiysem,sizin sayenizdedir.Sizin desteğiniz olmasaydı takılır düşer,fikirlerimi incitebilirdim..
-- Estağfurullah..Sen de partimiz için çok değerli bir arkadaşımızsın.
-- Siz çok saygıdeğer birisiniz sayın genel başkanım.Tanıdığım en kibar,en nazik insansınız.
-- Sağol Hasan bey,sen de öylesin.Nedir konu?
-- Sayın genel başkanım...Ben partiden istifa ediyorum!..
-- Anlamadım?...Ne yapıyorsun??
-- Partiden ayrılıyorum..
-- Ayrılıyorsun?..
-- Evet..
-- Partimizden?..
-- Evet..
-- Bizi bırakıyorsun?
-- Evet..
-- Ne diyorsun sen Hasan bey?..Şaka mı yapıyorsun,ne ayrılması?
-- Şaka yapmıyorum sayın genel başkanım,ben partimizden istifa ediyorum!.
-- TABİİİ YAAA.....
Anlamıştım zaten!...
Telefonda "Konuşmamız gerekiyor" dediğinde anlamıştım ayrılacağını...
Neden Hasan?...
Neden ayrılıyorsun partiden?.Neden bırakıyorsun bizi?..
-- Olmuyor,yürümüyor..Ben hiç mutlu değilim..
-- Seni kıracak bişey mi yaptım?
-- Hayır..Hata sizde değil,bende...
Siz çok iyi bir genel başkansınız,benden daha iyi milletvekillerine layıksınız..
-- Bırak bu palavraları Hasan!..Neden ayrılıyorsun partiden?.Neden bırakıyorsun bizi?..
Hayatında başka bi parti mi var?.
-- ...........
-- Cevap ver Hasan,bana arkanı dönme!..
Sana soruyorum,hayatında başka bir parti mi var??..
-- Evet...
-- BİLİYORDUM!!!..
Biliyordum başka bir partiyle ilişkin olduğunu!...
Son zamanlarda çok tuhaf davranmaya başlamıştın zaten...
Grup toplantılarında ben kürsüde konuşurken yüzüme bakmıyorsun,alkışlamıyorsun,sürekli cep telefonunla biyerlere mesaj yazıyorsun...
Hangi partiyle ilişkin var?..
Bilmek istiyorum,kim o parti?..
Bana adını söyle!.Ben tanıyor muyum?..
-- İktidardaki parti..
-- İktidardaki partiyle mi ilişkin var?
-- Evet..
-- Neden?.İktidarsız mısın?..
-- Lütfen sayın genel başkanım,kibarlığımızı bozmayalım..
-- Ne zamandır görüşüyorsun onunla?
-- Kiminle?
-- İktidardaki partiyle?
-- Üç aydır.
-- Üç aydır başka bir partiyle görüşüyorsun ve benim bundan haberim yok öyle mi?...
NE KADAR APTAL MIŞIM!!...
-- Özür dilerim...Böyle olmasını istemezdim..
-- Niye böyle yapıyorsun Hasan?..
Ne istediysen yaptım..Seni her seçimde seçilecek yerlerden liste başına koydum.Parti içinde önemli görevlere getirdim.Daha ne yapayım?..
Neden ayrılıyorsun?.Neden bırakıyorsun partimizi?.O parti sana benim veremediğim ne verebilir ki?.
-- Bana "Bakanlık" teklif ettiler..
-- Bakanlık??..
-- Evet...
-- Yapma Hasan,gitme,bırakma partiyi..Söz veriyorum,iktidar gelirsek ben de sana bakanlık vereceğim..
-- Artık çok geç...
-- İstersen iki tane bakanlık vereyim,değiştire değiştire bakarsın.
-- Hayır!..Artık inanmıyorum sana!..Hep böyle diyorsun,oyalıyorsun beni.Senin iktidara falan geleceğin yok.
-- Yapma Hasan!..Biz bir söz verdik!..Halkımızın mutluluğu için sonuna kadar birlikte mücadele edecektik..
-- Ben mücadele etmekten yoruldum sayın genel başkanım..Halkımız mutlu olmak istemiyor.İsteselerdi,bize oy verirlerdi.
-- Seni kararından vazgeçirebilmek için yapabileceğim bişey yok mu?
-- Yok.
-- Genel başkan yardımcısı yapayım seni?
-- Hayır.İstemiyorum.
-- Genel başkan ol..Koltuğumu vereyim?
-- Hayır.
-- Koltuğun yanında iki tane de sehpa vereyim?
-- Hayır,istemiyorum...Genç değilim artık.Kendimi de düşünmek zorundayım..Ben de artık herkes gibi siyasetin nimetlerinden faydalanmak istiyorum.Bir ailem var,hırslarım var..
-- Sen bizi sattığın gibi,o aileni de satar başka bir aileye gidersin!
-- Ayıp oluyor ama sayın genel başkanım!!..
-- Ne ayıp olacak ulan!..Bizi satmıyor musun?..Yalnız bizi değil,sana oy verenleri de satıyorsun.Hain!..
-- O ZAMAN SEN DE İKTİDARA GELSEYDİN DE,BANA BAKANLIK VERSEYDİN!!!...
-- Bakanlık...(Burası çok ayıp)
-- OOOO!.OOOOO!..KÜFÜR ETMEEE!..
-- Ne etmeyecem lan?..Yarı yolda bıraktın bizi,hainsin işte!
-- Bak,lanlı manlı konuşma,genel başkan dinlemem,dalarım!
-- Hadi dal da görelim..Dalarsın da,çıkamazsın!.Seni..(Burası da çok ayıp)
-- ULAN KÜFÜR ETME DEMEDİM Mİ BEN SANA!..
(Milletvekili ve Genel başkan birbirlerine girerler.Mücadele iki dakka bile sürmez,nefes nefese ayrılırlar.)
-- Ulan göya memleketi kurtaracağız diye öne çıktık,iki dakka kavgaya bile nefesimiz yetmedi.
Bu nefesle,siyasi hayatımız da uzun sürmez bizim..
-- Bu memleket çok büyük sayın genel başkanım...Şöyle,Lihteynştayn,Malta,Andorra gibi küçük bir memleket olsaydı,kurtarması daha kolay olurdu..
-- Tamam o zaman...Sen git,yeni partine katıl.Ben de gideyim,birazdan grup toplantısı başlayacak,konuşma yapacağım..
Konuşmaktan başka bişey yaptığımız yok zaten.
-- Ben yeni partime gidip yerleştikten sonra,isterseniz sizi de yanıma aldırabilirim.
-- Hadi lan,olur mu öyle şey,ben parti başkanıyım.
-- Olmaz mı?
-- Olur mu?
-- Bilmem ki..
-- Hadi git,geç kalma,merak etmesinler..
Gidince,geldim diye beni ara..
-- Ararım...SKEÇ
--------------
BEN SANA ZENGİN OLAMAZSIN DEMEDİM Kİ!..
-- Selamün aleyküm!.
-- Aleyküm selam...
-- Nasılsın baba?
-- İyiyim...Nerdesin sabahtan beri?.Seni arayıp duruyorum..
-- Neden?.Bişey mi oldu?
-- Yooo..Sadece arıyorum..
-- Baba,ben Mitat...
-- Eee?.
-- Bi hoşgeldin demek yok mu baba?..Yirmibeş senedir burda değilim unuttun mu?.İstanbula çalışmaya gittim ya?
-- Şimdi de geldin mi?
-- Geldim.
-- Çok para kazandın mı?
-- Kazandım baba..Çok çalıştım,çok kazandım,çok zengin oldum..
-- Çalıştın da zengin oldun?
-- Evet..
-- Yalan söyleme,ben bu yaşıma geldim çalışarak zengin olan kimseyi görmedim...Kapıdaki araba senin mi?
-- Benim..Dikkat ettiysen plakada adım yazılı : " 34 Mitat 1342 "
-- Ne kadar zengin oldun,ne kadar paran var?
-- Bilmiyorum baba..Ne kadar param var diye merak ettim,geçen Ocak ayında saymaya başladım,Hazirana gelince yoruldum,bıraktım.Acayip zengininim.Forbes dergisi beni kapak yaptı.
-- Niye?.Kapak yapacak kağıt bulamadılar mı?
-- Öyle değil baba,en başarılı, en zengin işadamlarından bahseden ekonomi dergisi.Kapağa benim fotoğrafımı bastılar,bir de röportaş verdim.
-- Kime verdin?
-- Dergiye verdim.
-- Kaça verdin?
-- Neyi?
-- Löportajı.
-- Löportaj değil,röportaş..Anlayacağın,öyle böyle değil,çok zenginim.
-- İyi de oğul,ben sana zengin olamazsın demedim ki,adam olamazsın dedim..Gelmiş burda babana hava atıyorsun.Zengin olmuşsun ama adam olamamışsın..
-- Adam da oldum baba..200 öğrenciye burs veriyorum.İki tane Üniversite,üç tane hastane yaptırdım,fakirler için barınaklar,aşevleri kurdum."Haybes" dergisi beni kapak yaptı.
-- Haybes ne?
-- En zengin ve en başarılı hayırsever işadamlarından bahseden bir dergi..
-- Oraya da löportaj verdin mi?
-- Löportaj değil baba,röportaş..Bi doğrusunu söyleyemedin şunun.
-- İyi de oğul,zengin olmuşsun tamam,adam da olmuş sayılırsın,ona da tamam ama iyi bir evlat olamamışsın.İnsan yirmibeş senedir anasını,babasını,kardeşlerini ziyarete gelmez mi,arayıp sormaz mı?..Ben sana zengin olamazsın,adam olamazsın demedim ki,hayırlı bir evlat olamazsın dedim.Yani,onu kastettim..
-- Aşkolsun baba!
-- Ne oldu?
-- Senin kafa gitmiş valla..Her ay iki sefer geliyorum ya?...Sadece bu son altı ayda işlerim yoğundu,gelemedim.Her ay senin hesabına yirmi bin lira para yatırıyorum.İstersen daha fazla yatırayım dedim sana,sen,istemem içimiz dışımız para oldu dedin.Annemle senin sağlıklarınızla yakından ilgileniyorum.Eve her üç ayda bir özel doktor gönderip düzenli olarak kontrollerinizi yaptırıyorum.Kardeşlerimin her birini bir şirketimin başına geçirdim..Yardım etmediğim akrabam kalmadı..Oturduğunuz bu köyün yollarını ben yaptırdım,suyunu ben getirdim,köye ayran bağlattım..
-- Ayranı sen mi bağlattın?
-- Ben bağlattım tabi..Köyün çeşmelerinde ikişer tane musluk var,birinden su akıyor,öbüründen de yaz gelince buz gibi ayran akıyor.Yazın sıcağında köylüm içsin de serinlesin diye yaptım.."Köybes" dergisi beni kapak yaptı..Köyüne,köylüsüne yardım eden işadamlarından bahseden dergi..
-- İyi de oğul...Zengin olmuşsun,adam olmuşsun,hayırlı evlat olmuşsun ama şey olamamışsın..
-- Ney olamamışım?
-- Sanatçı olamamışsın...Bu hayatta herşey olabilirsin.Bakan,başbakan hatta Cumhurbaşkanı bile olabilirsin ama sanatçı olamazsın.
-- Oldum baba..Sanatçı da oldum..Ressam oldum..Dünyanın parasını verip özel hocalar tuttum.Zaten resim yapmayı severdim,biraz yeteneğim vardı,o yeteneğimi geliştirdim,on senelik bir çabanın sonunda resim piyasasında tanınan bilinen bir ressam oldum.."Sanbes" dergisi beni kapak yaptı..En zengin,en başarılı,aynı zamanda sanatla uğraşan işadamlarından bahseden dergi..Çok yakında da kişisel sergimi açacağım.
-- Niye kişisel?..Niye bencillik yapıyorsun?..Sergi herkese açık olsa,herkes gelip görse?..
-- Öyle olacak baba.Herkes gelip görecek...Eee,ne diyorsun?.
-- Valla oğul,zengin olmuşsun,adam olmuşsun,hayırlı evlat olmuşsun,sanatçı olmuşsun ama..
-- Ama ne?
-- Şey olamamışsın..
-- Ne olamamışım?
-- Bilim adamı olamamışsın.
-- Bilim adamı?
-- Evet.
-- Oldum baba..Bilim adamı da oldum..Onca işimin arasında bir de Üniversiteye girdim,Arkeoloji okudum,Arkeolog oldum.Geçen ay bir kazı yaptım,Roma dönemine ait çok değerli eserler buldum.."Bilbes" dergisi beni kapak yaptı.
-- Aynı zamanda bilimle uğraşan işadamlarından bahseden dergi mi o?
-- Evet..
-- İyi de oğul,ben sana Roma dönemine ait eser bulamazsın demedim ki,Hitit dönemine ait eser bulamazsın dedim.
-- Saçmalama baba,öyle bişey demedin.
-- Olabilir ama deseydim öyle derdim..Zengin olmuşsun,adam olmuşsun,hayırlı evlat olmuşsun,sanatçı olmuşsun,bilim adamı olmuşsun ama şey olamamışsın..
-- Ney?
-- Dur bi dakka,acele ettirme!.
-- Ney olamamışım baba?.Söyle,ne olamamışım??
-- Çevreci olamamışsın!..
-- Çevreci?
-- Evet..Ben sana zengin olamazsın demedim,çevreci olamazsın dedim..
-- Oldum baba..Onu da oldum..Böyle yapacağını bildiğim için her ihtimale karşı onu da oldum..Çevre için araştırmalar yapan uluslararası bir şirketi bizzat yönetiyorum.
-- Bunun dergisi yok mu?
-- Yok.
-- İyi de oğul...Zengin olmuşsun,adam olmuşsun,hayırlı evlat olmuşsun,sanatçı olmuşsun,bilim adamı olmuşsun,çevreci olmuşsun ama..
-- Evet?
-- Amaaa..
-- Evet??
-- Dur biraz düşüneyim...
-- Düşünme baba,söyle hadi ne olamamışım?.Niye havaya bakıyorsun?.Söylesene ne olamamışım?.
-- ASTRONOT!...Astronot olamamışsın...Ben sana zengin olamazsın demedim,astronot olamazsın dedim..
-- Baba?
-- Efendim?
-- Senin derdin ne?
-- Ne derdi?
-- Sen niye benim yaptığım hiçbişeyi beğenmiyorsun??..Ben sana yaptığım hiçbişeyi beğendiremeyecek miyim?.Niye böyle kıllık yapıyorsun?.Niye böyle gıcıklık yapıyorsun?..
-- Valla bilmem..Ben sana zengin olamazsın demedim,astronot olamazsın dedim..
-- Astronot olamazsın dedin??
-- Evet.
-- Tamam baba..Öyle olsun..Burda beni bekle..Gerekirse bütün servetimi bunun için harcayacağım...Gerekirse kendi füzemi,kendi uzay aracımı yapacağım,kendimi uzaya fırlatacağım..Bekle burda..Sana Mars'tan selfi çekip göndermezsem,Jüpiterden taş toprak,Neptünden su bulup getirmezsem adiyim..
-- Ben sana Neptünden su bulup getiremezsin demedim ki,ben sana...
-- Baba sus!.
-- Tamam...Ama ben sana beni susturamazsın demedim ki,ben sana..
-- Babaaa!...
-- .............
--. Ben senin derdini biliyorum..Senin derdin,ne olursa olsun hep haklı çıkmak..Hayatım boyunca ne yaptımsa hepsini kendimi sana beğendirebilmek için yaptım..Ne olur bir kere de aferim desen?...
-- Ben sana kendini bana beğendiremezsin demedim ki,ben sana..
-- Baba!..Bak babam demem çakarım bi tane!.Delirtme adamı..
Bekle burda..Ben şimdi astronot olmaya gidiyorum.Bakalım astronot olup gelince ne diyeceksin?...
Bigün beni beğeneceksin!...Bigün bana aferim diyeceksin!.Dedirteceğim sana o aferimi..Ayrılma biyere..Astronot olup geldiğimde görüşeceğiz seninle!....SKEÇ
-----------------
KIZ TAVLAMA SANATTIR
(Bir kafeterya)
(Eski çapkınlardan Sabahattin,yanında mahalleden genç arkadaşı Tacettin'le konuşarak girerler)
-- Kız tavlamak bir sanattır Tacettin...Kız tavlamak,sanattır...Aslında herşey sanattır..Birşeyin en güzelini yaptığın zaman,o şeyin sanatına ulaşmış olursun..
-- Haklısın abi...
-- Ben artık çapkınlık işlerini bıraktım...Bundan sonra,kız tavlama konusundaki tecrübelerimi,mahallenin gençlerine aktarıyorum...
Unutma,kız tavlama bir sanattır..
-- Sen de bu sanatın en büyük sanatçılarından birisin Sabahattin abi..
-- Evet,öyleyim...
Sana eserlerimden bazılarını şöyle sayabilirim..."Füsun..Jale..Selma..Hale..Ayşe..Süreyya..Filiz ve Melahat..." Ki,Melahat benim baş yapıtımdır..
-- Melahati de mi sen yaptın??...Yani onu da mı tavladın??
-- Evet...En nadide eserlerimden biridir..
-- Melahat mı?
-- Hayır,Nadide...
-- Nadide kim?
-- Melahat'ın ablası...Bugüne kadar tavladığım en güzel kadındı.
-- Nadide mi?
-- Hayır,Fatoş.
-- Fatoş kim?
-- Nadide'nin ablası...
-- Anlamadım şimdi..Sen kimi tavladın?
-- Benim gözüm asıl Fatoş'daydı..Fatoş en büyükleriydi..Önce en küçük kardeşi tavladım..
Sonra onu bırakıp,ortancayı tavladım..Sonra onu bırakıp,asıl hedefime ulaştım,en büyükleri Fatoş'u tavladım..
-- Doğrudan Fatoşu tavlasaydın olmaz mıydı?
-- İşte siz gençlerin hatası burada...Herşey,hemen olsun istiyorsunuz...Olmaz..Ağır ağır çıkacaksın merdivenleri...
-- Büyüksün abi..Önünde saygıyla eğiliyorum...
-- Sağol.Önünde eğilenlerin çok olsun...Söyle bakalım,beni niye buraya getirdin?
-- Şu kız var ya abi?..Köşede tek başına oturan,kitap okuyan kız..
-- Evet?
-- Altı aydır peşindeyim abi...Bitürlü cesaret edip de yanaşamıyorum..
-- Merak etme..Şimdi sana o kızı tavlayabilmen için taktik vereceğim...
Bakalım şimdi..
Eldeki veriler ne?..:
"Kız-Masa-Oturmak-Kitap-Okumak.."
-- Yani?
-- Yani,kız masada oturmuş,kitap okuyor...
-- E-eee?
-- Kızın yanına gidiyorsun,ne okuduğunu soruyorsun!..
-- Kitap okuyor ya?.Sormaya ne gerek var?
-- Oğlum,Tacettin,kitabın adını soracaksın.
-- Kitapların bir de adı mı oluyor??
-- Hayatında hiç kitap okumadın değil mi?
-- Okumadım.
-- Olsun..Zaten seni tanıdığım kadarıyla,okusan da bi faydası olmazdı...
-- N'apıyoruz şimdi?
-- Kızın yanına gidiyorsun,ne okuduğunu soruyorsun...Bu,kızın ilgisini çekecektir..
-- Emin misin?
-- Kesinlikle...Bugüne kadar sırf güzelliği için yanına yaklaşan erkeklerden sıkılan kız,şaşıracak,sevinecek,senin de bir kitap okuru olduğunu düşünüp,okuduklarını seninle paylaşmak isteyecek.Aranızda bir kitap köprüsü kurulacak,sen de o köprüden yürüyüp ulaşacaksın kıza..
-- Anladım...Bu harika bir taktik...Yanına gidiyorum..Ne okuduğunu soruyorum...Kitap köprüsü...
-- Haydi göreyim seni.Utandırma ustanı.
-- Tamam usta...
(Tacettin,kızın yanına gider,sap gibi karşısında dikilir)
-- Meraba..
-- Meraba?? (Sen de kimsin der gibi)
-- Kitaplar ne güzel...İncesi var,kalını var...Ne okuyosun??
-- SANANE!!!
-- Haaaaaa...Bi saniye..
(Sabahattin abisinin yanına gider)
Abii?..Dediğini yaptım..Kız,sanane dedi,tersledi.
-- Sen de hemen pes ettin değil mi??..İşte siz gençlerin sorunu bu..Hemen pes ediyorsunuz..Tabii ki öyle diyecek..Sen kızın sanane derken aslında ne demek istediğini anlamadın mı?
-- Kız bana sanane derken,bişey mi demek istedi?
-- Evet!...Seni kışkırtmaya,tahrik etmeye çalıştı..Daha istekli,daha ateşli bir şekilde üzerine gitmeni istiyor.
-- Yapma yaa??
-- Kesinlikle!...Bak şimdi beni seyret!..
(Sabahattin,kızın yanına gider,teklifsiz karşısına oturur.Etkileyici sandığı bir sesle...)
Selam sana kitap okuyan güzel kız!..Ne okuyorsun bakayım??..
-- LÜTFEN KALKAR MISIN MASAMDAN!!..
-- Anlıyorum...Adım ne demiştin??
(Kız aniden biber gazı spreyi çıkarır,Sabahattin'in yüzüne sıkar..Sabahattin panikle sakınmaya çalışır,tuhaf sesler çıkarır)
-- Nooluyo lan!.Hayt..Hoşt..Yuha..Hooo...
(Yüzünü gözünü silerek kaçar,Tacettin'in yanına gelir)
-- Nooldu abi?
-- Şey oldu...(Yanan gözlerini ovuşturur) Konuştuk kızla...Bir ilişkiden yeni çıktığı için,yeni bir ilişkiye hazır olmadığını,biraz zamana ihtiyacı olduğunu söyledi..
-- Gözlerin yaşarmış.Ağladın mı yoksa?
-- Şeyden oldu o..Kız eski sevgilisinin nasıl terkettiğini anlattı..Çok acı çekmiş,ona üzüldüm..
-- Bişey sıktı sana.Yüzüne bişey sıktı.O neydi?
-- Şey o..Ayrıldığı sevgilisinin kullandığı parfümden almış.."Benimle çıkmak istiyorsan,bu parfümden kullanacaksın" dedi...Çünkü çocuğu unutamamış,azaltarak unutmaya çalışıyor...
-- Bu konuda da büyüksün abi.
-- Hangi konuda?
-- Yalan söyleme konusunda...Kız,suratına biber gazı sıktı,ne çocuğu?..
-- Tamam lan tamam...Sert kayaya çarptık...Ama pes etmek yok..Biz ne kayalar gördük..Biz ne kayaları kuma çevirdik...
-- N'apcaz şimdi?..
-- Ben işi çözdüm...O kitap var ya,o okuduğu kitap?
-- Evet?
-- O kitap,hikaye...
-- Hikaye kitabı mı?
-- Hayır yahu...Kitap,işin vitrini...Kızın önem verdiği tek şey güzelliği..Kız,başka güzel kızlarla rekabet edebilmek için kitap okuyor..Yani ne demek istiyor?.."Ben hem güzelim,hem de akıllıyım" demek istiyor..
-- E-eee?
-- Biz de buna göre davranacağız..
-- Anladım abi...Çok güzel düşündün...Doğru söylüyosun...
-- Hadi git yanına..Unutma,hem güzel,hem akıllı..Git,ona istediğini ver!
-- Tamam abi...
(Kızın yanna gider,yine sap gibi karşısında dikilir)
-- NE VAR YİNE??..NE İSTİYORSUN KARDEŞİM???
-- Hem güzelsin,hem akıllısın...
-- NOOLMUŞ??
-- Yani...Hem akıllısın..hem güzelsin..
-- NE DİYOSUN SEN BE ADAM!?
-- Yani demek istediğim...Akıllı bir güzelliğin var...Güzel bir aklın var...
(Kız,çantasından biber spreyini çıkarır)
Tamam..Tamam...Gidiyorum....
(Sabahattin'in yanına gider)
Ben vazgeçtim abi..Hayatımın bundan sonrasını kadınsız geçirmek istiyorum...
-- Pes etmek yok!...Pes etmek yok...Sen kızla konuşurken,ben düşündüm,işi çözdüm..
-- Çözdün?
-- Evet...Kız,kitap okuyor..Kitap nedir?..Hayal dünyası...Yani..Kız,gerçek hayatla mücadele edemiyor,kitaplara kaçıyor...Neden gerçek hayatla mücadele edemiyor?..Çünkü zayıf..Çünkü güçsüz..Çünkü naif...Çünkü romantik...Böyle kızlar ne isterler biliyor musun?
-- Beni istemedikleri kesin..
-- Evet!...Senin bu zayıf halini istemiyor!...Güçlü erkek istiyor!..Neden?.Çünkü kendisi zayıf..Kendisini koruyacak,kollayacak,istediklerini elde etmesini sağlayacak güçlü bir erkeğe ihtiyacı var!..
-- Vay canına!..Demek öyle?..
-- Kesinlikle öyle...Haydi git şimdi yanına..Unutma,güçlü erkeklerden hoşlanıyor.
-- Unutmam..Güçlü erkeklerden hoşlanıyor.
(Kızın yanına gider,karşısında dikilir,kız,kitabı kapatır)
-- YİNE Mİ SEN???..NE İSTİYORSUN KARDEŞİM??
-- Bişey istemiyorum..Sana,senin istediğini vermeye geldim.
-- NE DİYOSUN KARDEŞİM SEN!?
-- (Kıza güçlü görünmeyi yanlış anlayan Tacettin,kızın karşısında gövde gösterisi yapmaya başlar...Pazularını şişirir,vücut geliştiricilerin hareketlerini yapar,gömleğinin önünü açar,vücudunu kasar vs.)
-- MANYAK MISIN KARDEŞİM?.N'APIYOSUN??
-- Güçlü erkeklerden hoşlandığını biliyorum.Ben güçlü bir erkeğim.Hadi hoşlan benden!
-- Dur,hoşlanayım senden!...
(Kalkar,masadaki -tutkalla tutturulmuş- iskemleyi alır,Tacettin'in kafasında parçalar)
Allah belanı versin!..Manyak mısın..Deli misin..İki dakka rahat oturamayacak mıyız biyerde..DEFOL!..
(Tacettin kaçar,Sabahattin abisinin yanına gelir)
-- Gidelim abi..Ben vazgeçtim..Bundan sonraki hayatımı ıssız bir adada geçirmek istiyorum!...
-- Dur oğlum dur...Hemen pes etme!...
-- Abi hemen pes etmesi mi var,iskemleyi kafama geçirdi görmedin mi?
-- Demek ki kızı yanlış anlamışız...
-- Ne yanlışı?
-- Demek ki kız,güçlü erkeklerden değil,zayıf erkeklerden hoşlanıyor...Taaabiiii yaaaa...Niye bunu daha önce düşünemedim?...Taabiiii yaaaa...Baksana,kız kitap okuyor..Demek ki romantik...Zayıf,naif,duygulu,ince ruhlu bir kız...Böyle kızlar,kendilerine benzeyen erkeklerden hoşlanırlar..
-- Emin misin?
-- Kesinlikle eminim...Taaaabiiii yaaaa....Böyle kızlar "Erkekler ağlamaz" lafından nefret ederler...Tam tersine,ağlayabilen bir erkek,onların gözünde mükemmel erkektir..
-- Yani şimdi gidip kıza,zayıf,duygulu,ağlayabilen bir erkek gibi mi görüneyim?
-- Taaabiii yaaa...Bu sefer kesin tavlayacaksın,bana güven.
-- Peki abi...Sana olan saygımın son kertesine gelmiş bulunuyorum..Ne kaybederim,bir de bunu deneyelim...
(Tacettin,kızın yanına gider..Karşısında dikilir..Kız ona bakar..O kıza bakar..Sonra elinden oyuncağı alınmış küçük bir çocuk gibi yüzünü buruşturur,ağlamaya başlar...)
-- Manyak mısın be adam,ne ağlıyorsun?
-- (Ağlamaklı.Kesik kesik) Çünkü ben...çünkü ben...Duygulu bir erkeğim...Tam da senin istediğin gibi,ağlamaktan korkmayan,zayıf bir erkeğim.
-- Çattık yahu...
(Tacettin ağlamaya devam ederek masaya oturur,hüngür hüngür,hıçkıra hıçkıra,masaya vura vura ağlar..Sonra ağlamayı aniden keser,elini uzatır)
-- Meraba,ben Tacettin!
-- Gösteririm ben sana şimdi Tacettin'i?..
(Kalkar,kitapla kafasına vura vura kovalar..)
Ulan beş dakka rahat yok mu sizden!...Biz biyerde kendi başımıza oturamayacak mıyız!..Sapık mısınız..Deli misiniz..Allah bin türlü belanızı versin!..Defol!...Defoool!...
(Tacettin kaçar,Sabahattin abisinin yanı gider)
-- Gidelim abi...Giderken beni boğaz köprüsünün ortasında bırak,anneme de onu çok sevdiğimi söyle!...
-- TAAABİİİİ YAAAA...
-- Nooldu?
-- "Kaçan kovalanır" lafını hiç duydun mu?
-- Duydum noolmuş?..
-- Sen kızın üzerine gittin,kız kaçtı...Peki söyle bakalım, sen kaçarsan ne olacak?
-- Ben kaçarsam kız için iyi olacak..İstemiyor beni,görmedin mi?
-- Hayır oğlum..Matematik tersine işleyecek,sen kaçınca,o kovalayacak...Taabiii yaaaa...
-- Nasıl olacak o?
-- Şimdi kızın yanına gideceksin,ilgilenmiyor gibi görüneceksin...Kadınlar buna deli olur...İlgisizliğe dayanamazlar..Bu da öyle yapacak..."Bu kadar güzel bir kız olduğum halde,bu çocuk benimle niye ilgilenmiyor?.." deyip,çıldıracak..O senin üzerine gelecek..
-- Emin misin abi?
-- Kesinlikle eminim..Güven bana..O kadar eminim ki,istersen sen kızı tavlarken,ben de gideyim sizin için belediyeden nikah tarihi alayım..
-- Ah keşke...Çok güzel kız abi..Zaten niyetim de ciddi...
-- Tamam o zaman,hiç düşünme,git,bu işi olmuş bil.
-- Tamam...İlgilenmiyormuş gibi yapacağım...Gidiyorum..
-- Dur bi dakka..
-- Nooldu?
-- Arkanı dön.
-- Niye?
-- Planı uygulamaya burdan başla...Arkanı dönüp,kızın yanına geri geri git ki,kız,ilgilendiğini düşünmesin..
-- Kızın yanına geri geri gideceğim?
-- Evet..Güven bana...
-- Tamam..Sana güveniyorum...
(Tacettin geri geri yürüyerek kızın yanına gider,arkası dönük,kızın karşısında dikilir,kollarını kovuşturur)
-- Manyak mısın be adam,doymadın mı yediğin dayağa?
-- (Arkası dönük) Konuşuyorsunuz ama boşa konuşuyorsunuz,ilgilenmiyorum..
-- Peki ne yapıyorsun böyle?
-- Hiiiiç..İlgilenmiyorum...
-- Peki o zaman,ben polisi arayayım,onlar ilgilensin seninle...(Telefonunu çıkarır)
-- Tamam tamam...Arama..Polisi arama..Gidiyorum..Özür dilerim,gidiyorum....
-- Tövbe tövbeee...
(Tacettin Sabahattin'in yanına gider)
-- Sabahattin abi efsanesi koca bir yalanmış meğer...Rezil ettin beni..Kıçımla kuş tutsam,bu kız bana yüz vermeyecek..
-- Kusura bakma Tacettin,bu kız beni de aştı...
(Üçüncü bir arkadaşları gelir)
-- Hayrola Sabahattin?. Hayırdır?...N'aber Tacettin?
-- İyiyim Yakup abi...
-- Şu kızı Tacettine bağlamaya çalıştık ama beceremedik.
-- Şu kız mı?
-- Evet.
-- Kız çok inatçı çıktı Yakup abi...
-- Güzel kızmış..Peki niyetin ciddi mi?
-- Ciddiyim abi..Kız evet desin,yarın evlenirim.
-- Dur bir de ben konuşayım şununla...
(Yakup kızın yanına gider)
Çok afedersiniz küçük hanım,iki dakikanızı alabilir miyim?
-- Buyrun??
-- Oturabilir miyim?
-- Tabi..
-- Şurdaki genç arkadaşım,tanıdığım,sevdiğim,iyi bir kardeşimdir..Galiba sizi çok beğenmiş,niyeti de oldukça ciddi..
-- Peki ne iş yapıyor?
-- Babasının mobilya mağazasında çalışıyor..
-- Ayda ne kadar kazanıyor?
-- Valla bilmiyorum ama iyi kazanıyorlar..
-- Sigortası var mı?
-- Vardır tabi..
-- Tamam...Kendine ait evi var mı?
-- Var var..Mağazanın olduğu apartman bunların..Buna herhalde bir daire düşüyordur..
-- Tamam o zaman,gelsin bi konuşalım..
-- Tamam.Hemen gönderiyorum...
(Yakup,Tacettinlerin yanına gider)
Tamam Tacettin,kız seninle konuşacak..
(Sabahattin şaşırır)
-- İnanmıyorum...Benim otuz senelik çapkınlık tecrübelerimle beceremediğimi beş dakkada sen nasıl becerdin?
-- Artık onlar geçti Sabahattin...Kızlar artık akıllandı..Garanti istiyorlar,güvence istiyorlar...Varsa kızı geçindirecek imkanın,kartlarını açık oynayacaksın..Bu zamanda aşkla-meşkle olmuyor artık...Devir ekonomi devri ekonomiii..
-- TAAAAABİİİİİİ YAAAAAA!....ÖĞRETMEN...
(Geçinebilmek için ek iş yapan...Taksi şoförlüğü yapan bir öğretmen...
Gece sabaha kadar şoförlük yapmış,sabah taksiyi gündüz şoförüne devredip,uyumaya,üzerini değiştirmeye vakit bulamadan okula gelmiştir...
Sınıfa girer..
Altında kot pantolon..Üzerinde yakası açık gömlek..Gömleğin üzerinde yelek..Elinde tespih...
Tespihi parmaklarının arasında sallayarak girer..
Bitirim ağzıyla konuşarak...)
-- Günaydın arkadaşlar!...
(Öğrenciler ayağa kalkarlar)
-- Günaydın hocaaamm!..
-- Eyvallah,eyvallah!...Oturabilirsiniz!...
(Öğrenciler oturur...Biri ayakta kalır)
-- Bi durum mu var bilader?...Niye oturmuyon??
-- Hocam sizde bi tuhaflık var..İyi misiniz?.
-- Adın neydi senin?
-- Ertuğ hocam..
-- Ertuğ kardeş!...Yorgunum biraz..Taksiyi gündüz şoförüne devrettim,taksi yazaanesinde sedire kıvrılıp biraz kestirdim..Eve gidip üzerimi değiştirecek zaman bulamadım..İdare edeceksiniz artık..
-- Hocam ne taksisi?..Ne şoförü?..Ne diyorsunuz siz?
-- Anlatayım kızım...Devletin bize verdiği maaş o kadar fazla ki,harca harca bitmiyor..Ben de fazla para şişkinlik yapmasın diye,bindim bi taksiye,sabaha kadar şehirde dolaştım...
(Başka bir öğrenci )
-- Kızım saf mısın sen,anlamadın mı?.Hocanın maaşı yetmiyor,ek iş olarak taksicilik yapıyor..
-- Hocam yaptığınız işten çok etkilenmiş gibisiniz..Konuşmanız,hareketleriniz falan değişmiş...Öğretmen misiniz,taksici misiniz anlamadık..
-- İkisi birden olamaz mı?..
."Profesör doktor" gibi..
."Gazeteci-Yazar" gibi..
."Taksici-Öğretmen.."
"Pazarcı-Öğretmen..."
"İşportacı-Öğretmen..."
-- Hocam derse geçsek mi?
-- Geçelim bilader....En son nerde kalmıştık?
-- "Malazgirt meydan muharebesi" hocam..
-- Evet doğrudur..Taksim meydan muharebesi...
-- Taksim değil hocam,Malazgirt meydan muharebesi..Taksim de nerden çıktı?
-- Taksim'de bi Uber'ci taksiciyle kavga ettik,aklım orda kalmış...
Sekiz kişi daldık Uber'ciye,polis de geldi,bize daldı..Muharebe gibiydi yani...
Evet,Malazgirt savaşı...Birisi bi özet geçsin bakayım..
-- Geçeyim hocam....
"Büyük Selçuklu Hükümdarı Alparslan ile Bizans İmparatoru Romen Diyojen arasında 26 Ağustos 1071 tarihinde gerçekleşen Malazgirt Meydan Muharebesi,Alparslanın zaferiyle sonuçlanmış,Türklere Anadolunun kapılarını açmıştır...
-- Aynen...Arkadaşınızın da dediği gibi,Büyük Millet Meclisinden çıkarılan 26 Ağustos tarihli,1071 sayılı kararname ile belirlenen öğretmen maaşları,öğretmenlere,Şoförlük,İşportacılık,Pazarcılık gibi ek işlerin kapılarını açmıştır...
-- Hocam ne diyorsunuz siz?..
-- Ne diyorum?
-- Hocam konumuz Malazgirt savaşı..
-- Ben ne dedim?
-- Siz Öğretmen maaşlarından,ek işlerden bahsediyorsunuz.
-- Yok ya?..
Uykusuzum çocuklar,yorgunum..
Bir de mutsuzum,ondandır..Siz bana aldırmayın..
Eee,devam et...
-- "Malazgirt savaşı,Malazgirt ovasında,bir pazar günü,öğle saatlerinde,Türklerin toplu ok saldırısına geçmeleriyle başladı...
-- Evet...Arkadaşınızın da dediği gibi...Bir pazar günü,öğle saatlerinde evde karım,kayınvalidem,çocuklar,hep birlikte yemek yiyorduk...Karım bir yandan,kayınvalidem bir yandan,çocuklar bir yandan ok gibi üzerime saldırmaya başladılar.."Bi Öğretmen maaşı yetmez!...Çocukların ayağında ayakkabı yok!...Ev buz gibi..Mutfak tamtakır!...Maaşın yetmiyorsa,ek iş yap!...Şoförlük yap!..İşportacılık yap!..Pazarcılık yap!.."
-- Hocam ne anlatıyorsunuz siz?
-- Ne anlatıyorum??
-- Hocam konumuz Malazgirt savaşı..
-- Ben ne anlattım?
-- Karınızı,kayınvaldenizi anlatıyorsunuz hocam..
-- Yapma ya??...Kusura bakmayın çocuklar,demek ki kafam başka yerde..Siz bana aldırmayın,devam et çocuğum...
-- "Bu ok saldırısı Bizanslılarda büyük miktarda asker kaybına neden oldu..
-- Evet..Karımın, kayınvalidemin,çocukların bu saldırıları bende büyük miktarda gurur kaybına neden oldu..
-- Hocam öyle değiil..
-- Boşver,hocanın kafası başka yerde..
-- Devam et...
-- "Uzun süren savaşın sonunda,ordusunun dağıldığını ve komuta etme olanağı kalmadığını gören Romen Diyojen,kaçmaya kalktıysa da,bunun imkansız olduğunu gördü..
-- Evet öyle oldu..Uzun süren geçim sıkıntısının sonunda,baktım ki ailem dağılacak,çocuklara komuta edemiyorum,kaçayım gideyim evden anasını satayım dedim..Ama nereye kaçıyorsun?..Borçlar birikmiş,alacaklılar evin önüne,okulun önüne adam dikmiş,kaçmayayım diye beni kolluyor..
-- "Büyük bir zafer kazanan Alpaslan....
-- Zafer diye bi arkadaş var..Onun kayınçosu var Alpaslan diye,taksici..Bana da taksi işini o buldu..
-- Hocam ders kaynıyor...
-- Bu ek iş sayesinde de bizim evde de tencere kaynıyor...
-- Peki ders ne olacak hocam?.Tarih ne olacak?.
-- Tarih ne mi olacak?...
Tarih,hesap soracak çocuğum...
Tarih her zaman yaptığı gibi,bu kutsal mesleği bu hale getirenlerden...Öğretmenlere haketmedikleri bu sıkıntıları yaşatanlardan hesap soracak....AYRILIK ACISINDAN
(Erkek arkadaşı tarafından terkedilen Neriman,hayata küser,acısını unutmak için kendisini ev işlerine verir)
(Neriman,elektrikli süpürgeyle girer...Süpüre süpüre salonda dolaşır...Erkek arkadaşı tarafından terkedilmiştir,birkaç gün öncesine kadar bulutların üzerindeyken,aniden yere çakılmıştır.Yüreğinde ağır hasar vardır..Morali çok bozuktur..Suratı asıktır...Amacı temizlik yapmak değil,kendini meşgul edip,acısını unutmaya çalışmaktır...Süpürgeyle salonda dolaşırken,arada bir acısı aklına gelir,ağlamaklı olur,nemlenen gözlerini elinin tersiyle siler,süpürmeye devam eder...)
(Annesi girer...)
-- Günaydın kızım...
-- Günaydın anne...(Suratı asık)
-- N'apıyosun?..Temizlik mi yapıyosun?..
-- Evet anne..
-- Sabah süpürmemiş miydin burayı?
-- Sabahleyin kabasını aldım..Şimdi daha derin süpürüyorum...Halının derinliklerine nüfuz eden tozları temizliyorum..
-- Bence yeter kızım..Tamam,temizlemişsin,güzel olmuş..Biraz daha süpürürsen,halıyı aşındıracaksın..
-- Yetmez anne..
(Süpürmeye devam ederek)
Daha temiz olması lazım...
Temizlik iyidir..Bizi mikroplardan korur..
Mikroplar hasta eder insanı...
Halının üzerinde kimbilir bizim görmediğimiz daha ne kadar çok, binlerce,milyonlarca,milyarlarca,trilyonlarca,trilyarlarca mikrop vardır...
-- Abartma kızım..
-- Hayır anne!..Hepsini temizlemem lazım..Hiç mikrop olmamalı!..Hayatımızda mikrop olmamalı!..
(Hareketini hızlandırır)
Çekil kenara!..
Hiç mikrop kalmamalı..Heryer tertemiz olmalı...Heryer temiz olmalı!..Tek bir mikrop kalmamalı!..
-- Kızım sakin ol!...(Elini süpürgeye atar)
-- Süpürgemi bırak anne!..Temizlik yapıyorum!..Görmüyor musun mikropları?..Heryer mikrop kaynıyor!..
-- Kızım sakin ol!.
-- Anne,bırak dedim!..
Baksana mikroplara?.Heryerdeler!...
Temizlik yapmam lazım...Heryeri temizlemem lazım...Tek bir mikrop kalmamalı! ..
-- Tamam kızım,tamam...Heryeri temizle..Ama gel bi beş dakka ara ver,sonra devam edersin..
Gel otur şöyle...
(Kolundan tutup oturtur,yanına oturur)
-- Anne,mikroplar?..
-- Kızım,mikroplar biyere gitmiyo!..Temizlersin yine...
Anlat bakayım,ne oluyor?
-- Bişey olmuyo anne,heryer mikrop kaynıyo!..
-- Bana bak!..
-- Efendim?..
-- Mustafa'yla aranızda bişey mi oldu?..
-- (Birden boşalır,ağlamaya başlar)
-- Kızım nooldu??
-- BENİ TERKETTİİİİİ!....
Mustafa beni terketti anneeeeeee!...
(Annesinin dizine kapanır,sesli sesli ağlamaya başlar)
-- Kızım niye terketti?..İyi gidiyordu ilişkiniz..Bişey mi oldu?...
-- Bilmiyorum anneee..Ben hiç bişey yapmadım..
HAAAAAAAA!...HAAAAAAA!.
-- Kızım sus,ağlama!..Bi anlayalım hele...Nedir mesele,kavga mı ettiniz?
-- Hayııır...
-- Başka biri mi var hayatında?..Başka biri için mi terketti seni?
-- Hayıır..Öyle olsa söyleeer..
-- Ailesi mi istemiyor seni?..
-- Hayııır..Ailesi beni ondan daha çok seviyor.Ne zaman evleneceksiniz diye sorup duruyorlardı heep..
-- Peki o zaman Mustafa seni niye terketti kızım?..Ne güzel seviyordunuz birbirinizi,çok iyi anlaşıyordunuz..Evlilik planları da yapmaya başlamıştınız..Durup dururken niye terketti ki?..
-- Bilmiyorum anne...Anne beni bırak,temizlik yapmam lazım!..
-- Kızım otur şuraya..Temizliği yaparsın sonra....Peki sordun mu,beni niye terkediyorsun,diye?
-- Böylesi daha iyi dediii...Beni artık sevmediğini,benden ayrılmak istediğini söyledi..
-- Olur mu canım öyle şey?..Her sevmeyen ayrılsaydı,herkes tek başına yaşardı,evlilik diye bişey olmazdı...
(Baba girer..Elinde gömlek)
-- Hanımlar,bu gömleğin ütülenmesi lazım....
(Neriman fırlar,gömleği babasının elinden kapar)
-- Ben ütülerim baba!...
-- Kızım ütülersin sonra..Otur bi beş dakka dinlen..
-- Yok anne,ütülerim hemen..Çamaşırlara da bakayım.Yıkandıysa çıkarıp asayım balkona...
-- Hayırdır ne oluyor bu kıza?..Birden hamaratlığı tuttu..
-- Sevgilisi terketmiş...
-- Yapma yaaa?...
Üzülme kızım,daha iyisini bulursun..diyeceğim ama..bu tiple biraz zor...
Neyse..
Gömleği ütüle,hemen çıkacağım,kahvaltı edecek vaktim yok..
-- Babacım ben sana hemen hazırlarım kahvaltı...İstersen bi beslenme çantası yapayım,gittiğin yerde yersin..
-- Kızım mutfağa gidiyorsan,bulaşıklara da bi el at..
-- Tamam anne hallederim,merak etme..
-- Faturaların da bugün yatması lazım..
-- Ben yatırırım anne merak etme..
-- Bugün pazara da çıkmak lazım..Ben de çok yorgunum..
-- Ben çıkarım anne pazara,sen dinlen..Ben alırım ne gerekiyorsa..
-- Kızım benim ayakkabılara da bi cila atabilir misin?
-- Atarım baba..
-- Boynum da öyle ağrıyor ki..
-- Gömleği ütüleyeyim,ben sana masaj yaparım anne,hiçbişeyin kalmaz.. (çıkar)
-- Böyle hamarat değildi bu kız..Elini hiçbişeye sürmezdi..Nooldu bu kıza?
-- Sevgilisinden ayrıldı..
-- Haaa anladııım...Ayrılığı unutmak için kendini ev işlerine verdi...
-- Ben de öyleyim...Mutsuz olduğum zaman kendimi ev işlerine veririm...
-- Nooldu peki?..Sevgilisiyle kavga mı ettiler?.Niye ayrıldılar?
-- Ben ayırdım!..
-- Anlamadım?..Sen mi ayırdın?
-- Evet...Kızın sevgilisiyle konuştum,rica ettim,bir haftalığına kızımı terkedebilir misin dedim,sağolsun,iyi çocuk,kırmadı beni,kızı bir haftalığına terketti..
-- Deli misin sen,niye öyle bişey yaptın?
-- Ne yapayım Rıfkı?...Bütün işlere tek başıma yetişemiyorum?...
Kız sabah bi çıkıyor evden,akşama kadar sevgilisiyle beraber..
Akşama gelince de,niye yemek hazır değil diye bana kızıyorsun?..
Ben tek başıma hangi işe yetişeyim?..Çamaşır mı yıkayayım,bulaşık mı yıkayayayım,temizlik mi yapayım,pazara mı çıkayım,yemek mi pişireyim?..
-- Sen de,kız ayrılığın üzüntüsünü unutmak için kendini ev işlerine versin,sana yardım etsin diye kızı sevgilisinden ayırdın?
-- Evet ama bir haftalığına...
Biraz dinleneyim Rıfkı?..Çok yoruldum ama..
-- Kız bunu bilmiyo tabi?..
-- Bilmiyo...
-- Bir hafta sonra nolucak?
-- Çocuk özür dileyecek,hata yaptım diyecek,seni çok seviyorum diyecek,hediye alacak,hediyenin parasını da ben vericem,yine barışacaklar.
-- Ya kız barışmayı kabul etmezse?
-- Eder eder..Çocuğu deli gibi seviyor..
-- Valla tuhaf kadınsın...
Yaz geliyo,evin ,boya badana işlerini de kıza yaptır da bari,boşuna para harcamayalım..
-- Yaptırırım yaptırırım..
-- Tamirat işlerini de halletsin..Evde bozuk bişey varsa,sevgilisiyle barışmadan onları da aradan çıkar..
-- Tamam,çıkarırım...
(telefonu çalar)
Sevgilisi arıyor...
"Alooo?..Efendim Mustafa oğlum..Ne oldu,dayanamadın mı kızımın hasretine?...
Olmaz evladım,daha işler bitmedi,kızıma evde ihtiyacım var..Kız,üç gün daha benim...
Merak etme,bişey olmaz..Sen özür dilersin,çok sevdiğini söylersin...Biz kızı biraz sevgisiz büyüttük,sevgiye ihtiyacı var,sen seviyorum dedin mi dayanamaz sana döner merak etme...Hadi güle güle..
(Kapatır)
Başka?.Başka?..Başka?...Hazır mutsuzken,kendini ev işlerine vermişken başka ne iş yaptırabiliriz kıza?..TİYATRO
--------------------
"KIZIN ADI DEMOKRASİ"
(Nüfus müdürlüğünde...)
(Karı-Koca ve Nüfus Memuru...)
KOCA -- İyi günler..Kolay gelsin...
MEMUR -- Buyrun!...
KOCA -- Bizim bir çocuğumuz oldu da...Nüfusa kaydettirecektik...
MEMUR -- Tamam...Kız mı erkek mi?
KOCA -- Kız...
MEMUR -- Allah bağışlasın..Analı-babalı büyütsün..
KARI -- Teşekkür ederiz,sağolun...
MEMUR -- Alayım doğum belgesini...Kızınızın adını ne koyacaksınız?
KOCA -- "Demokrasi.."
MEMUR -- Yok..Kızınızın adını sordum..Ne koyacaksınız kızınızın adını?
KOCA -- Ben de onu diyorum : "Demokrasi"
MEMUR -- Ne olmuş demokrasiye?.
KARI -- Yok memur bey,demokrasiye bişey olduğu yok..Biz kızımızın adını "Demokrasi" koymak istiyoruz.
MEMUR -- "Demokrasi??.."
KOCA -- Evet...
MEMUR -- Kızınızın adını "Demokrasi" koyacaksınız??..
KOCA -- Evet...
MEMUR -- Allah Allah?...Enteresan....Neden böyle bir isim koymak istiyorsunuz kızınıza?
KARI -- Efendim bizim iki çocuğumuz daha var..İki erkek...Birinin adı "Özgür" ,birinin adı "Barış.." Üçüncü çocuğumuzun adını da "Demokrasi" koymak istiyoruz..
KOCA -- Malum,barış olmadan özgürlük olmaz..özgürlük olmadan demokrasi olmaz..Çocuklarımıza bu isimleri uygun gördük..İsimlerinden etkilensinler,barış içinde,özgür yaşasınlar,demokrasiyi unutmasınlar istedik..
MEMUR -- Birine Özgür ismini verdiniz,birine Barış..Buna da Demokrasi ismini vermek istiyorsunuz?
KOCA -- Evet..
MEMUR -- Yani,takım tamamlansın??
KOCA -- Evet...Bunlar bir bütündür.Biri olmadan,öbürü olmaz..
MEMUR -- Olmaz...
KOCA -- Haydi,kaydedin kızımızı..
MEMURU -- Olmaz...
KARI -- Anlamadık..Ne olmaz memur bey?
MEMUR -- Kızınıza "Demokrasi" ismini veremezsiniz..
KOCA -- Ne demek veremeyiz??..Memlekette demokrasi yok mu kardeşim?.Neden kızımıza istediğimiz ismi veremiyoruz??
MEMUR -- Olmaz beyefendi..Kızınıza başka bir isim verin..Ayşe olsun..Fatma olsun..Emine olsun..Cemile olsun...Fadime olsun ama o olmaz..
KARI -- Nedenmiş o?.Yasak mı?
MEMUR -- Hayır hanfendi,yasak değil ama olmaz..
KOCA -- Allah Allah,yasak değilse,niye olmuyormuş?..
MEMUR -- Ben size anlatayım niye olmayacağını....Kızınıza "Demokrasi" ismini koydunuz..İyi,güzel...Peki bu kız hiç büyümeyecek mi?
KOCA -- Büyüyeceek..
MEMUR -- Büyüyecek,genç,güzel bir kız olacak,doğru mu?
KARI -- Doğru...
MEMUR -- Sonra birgün aşık olacak...Olabilir değil mi,böyle bir ihtimal var?
KOCA -- Olabilir..Aşk güzel şey..Ne var bunda?.
MEMUR -- Sonra aşık olduğu çocukla evlenmek isteyecek..
KOCA -- Evlensin..Evlenmek güzel şey..Ne var bunda?.
MEMUR -- Ama diyelim ki,çocuğun babası bu evliliğe karşı çıktı..
KOCA -- Karşı çıksın..Karşı çıkmak güzel şey..Ne var bunda?
KARI -- Ne anlatıyorsunuz siz memur bey?
MEMUR -- Bakın burası çok önemli...Biz de yaşadık bunları..Her insanın başına gelebilir...Kızınız bir çocuğu seviyor,çocuk da kızınızı seviyor,belki siz,belki çocuğun ailesi bu evliliğe izin vermiyor..Olamaz mı?
KARI -- Çocuk ne iş yapıyo?
MEMUR -- Bi iş yapmıyo.Baba parası yiyor.
KOCA -- Yesin..Baba parası iyidir..Ne var bunda?..
MEMUR -- Ailesi evlenmelerine izin vermeyince çocuklar ne yapsın?..Kaçmaya karar veriyorlar..
KARI -- Yok..Bizim kızımız yapmaz öyle şey..
MEMUR -- Bilemezsiniz hanımefendi.Aşk bu.Herşeyi yaptırır insana...
KOCA -- Tamam..Kaçıyorlar diyelim,noolmuş?..
MEMUR -- Tabi çocuk ailesinin sözünü dinlemeyip kızınızla kaçınca,babası bunu mirasından mahrum ediyor mu??
KARI -- Ediyor mu?
MEMUR -- Ediyor...
KOCA -- Sonra n'oluyor?
MEMUR -- Ne olacak?..Baba parası yemeye alışmış çocuk,işi gücü yok,yeteneği yok,mesleği yok..Çalışacak iş arıyor,bulamıyor...Bir süre arkadaşlarının yanında kalıyorlar ama sonunda dayanamıyor,pes ediyor..
KOCA -- Tabi..Zengin hayata alışmış,yapamaz..
KARI -- Allah kimseyi gördüğünden geri bırakmasın.
MEMUR -- Amin..
KOCA -- Sonra noluyo?
MEMUR -- Çocuk pes edip,zengin ailesinin yanına dönüyor..
KARI -- Tüh senin delikanlılığına!..
KOCA -- Demek ki kısmet değilmiş..Kızımız da eve döner,başka kısmetleri çıkar..
MEMUR -- Dönemez..
KOCA -- Nasıl dönemez?..Çocuk döndü ailesinin yanına,bizim kız niye dönmüyor?
MEMUR -- Dönemez çünkü utanıyor...
KOCA -- Niye?
MEMUR -- Sizin yüzünüze bakacak hali kalmamış...
KARI -- Niye ki?
MEMUR -- Hiç sormayın hanımefendi...Bi akşam bu çocukla sizin kızın arasında bir yakınlaşma olmuş,bu yüzden..
KOCA -- Nasıl yakınlaşma?
MEMUR -- Baya bi yakınlaşma....
KOCA -- Anlamadım..Şimdi sen?...Bu çocuk,bizim kıza??...
MEMUR -- Maalesef beyefendi..Bunu benden duymanızı istemezdim ama....Çocuk kızınızın namusunu kirletmiş...
KARI -- Hİİİİİİ!..
KOCA -- Şunun adresini versene bana!
MEMUR -- Kimin adresi?
KOCA -- Kızımın namusunu kirleten hergelenin!
MEMUR -- Beyefendi,sakin olun,öyle biri yok.Farzımahal diyorum..Olabilir diyorum...
Efendime söyleyeyim,daha sonra...Sizin kız utancından eve dönemiyor,sokaklarda sürtüyor...Siz de merak ediyorsunuz tabi,Polise kayıp başvurusu yapıyorsunuz...Polis başlıyor kızınızı aramaya...Hani "Demokrasi" ismini koydunuz ya kızınıza?..O kızı arıyorlar...Demokrasiyi arıyorlar..
KOCA -- Buluyorlar mı?
MEMUR -- Bulamıyorlar....Memleketin heryerinde didik didik demokrasi'yi yani kızınızı arıyorlar ama bulamıyorlar...
Sanki yer yarıldı demokrasi içine girdi...
Hiçbiyerde demokrasi yok...
Demokrasinin izi bile yok!..
Olay gazetelere yansıyor,gazeteler hergün bu konuyla ilgili haber yapıyorlar,manşet atıyorlar :
"Kayıp Demokrasi..."
"Demokrasi aranıyor..."
"Tüm aramalara rağmen memlekette demokrasi bulunamadı..."
KOCA -- Vay canına!
MEMUR -- Vay canına tabi...Yabancı ülkeler,yabancı basın durur mu?.Hemen olayın üzerine atlıyorlar,ajanslarda flaş haber :
" Flaş..flaş..flaş....Türkiye demokrasiyi kaybetti..."
Zaten aleyhimizde konuşabilmek için fırsat kolluyorlar,bu fırsatı kaçırırlar mı?
KOCA -- Kaçırmazlar...
MEMUR -- İşte siz kızınıza "Demokrasi" ismini koyarsanız,ülkemizi yıkmaya çalışan dış güçlere böyle bir koz vermiş olursunuz..
KARI -- Vermeyelim o kozu Nejat..
KOCA -- Peki kızımız bulunuyor mu?
MEMUR -- Bulunuyor ama maalesef...
KOCA -- Maalesef ne?..Kıza bişey mi oldu?
MEMUR -- Çok üzgünüm...Bunu benden duymanızı istemezdim.....
KARI -- Lütfen söyleyin,kızımıza ne oldu?..(Elinde mendil,ağlayıp,hıçkırarak..)
MEMUR -- Maalesef bir grup sapık ve cani ruhlu insanlar tarafından kaçırılan kızınız...bir ormanlık arazide...tecavüz edilmiş ve öldürülmüş bir halde bulunuyor...
KARI -- (Bir feryat koparır) KIZIIMMM!...
(Ağlamaya başlar.Kocası sarılır,teselli etmeye çalışır)
MEMUR -- Başınız sağolsun..
KOCA -- Sağolun...(Üzgün..Gözlerini eliyle silerek)
MEMUR -- Daha da kötüsü nedir biliyor musunuz?
KOCA -- Nedir?
MEMUR -- Ülkemize düşman olan bütün ülkelerde gazeteler şöyle başlık atacaklar :
"Türkiye'de demokrasinin ırzına geçtiler!..."
Bunu istemeyiz değil mi?
KOCA -- İstemeyiz...(Üzgün)
KARI -- İstemeyiz...(Üzgün) Ülkemizin bekası sözkonusu..
MEMUR -- İşte,eğer kızınıza "Demokrasi" ismini koyarsanız,ülkemizin bekası tehlikeye girer..
KOCA -- Haklısınız..Başka bi isim koyalım..Ne koyalım hanım?
KARI -- Ayşe olsun o zaman...Ayşe'nin bi sakıncası yok değil mi?
MEMUR -- Yok yok,olur...O zaman ben kızınızı nüfusa Ayşe olarak kaydediyorum...
Hayırlı olsuuuunn.....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder