TAKIM SEVGİSİ
-- Rıfat n'apıyosun?...
-- Gazete okuyorum...
-- Ne gazetesi?
-- Spor gazetesi..
-- Ne sporu?
-- Futbol..
-- Ne futbolu?
-- Ne diyorsun sen Nurcan?.Ne demek ne futbolu?..Futbol işte..Fenerbahçeyle ilgili haberleri okuyorum.Brezilya'dan yeni bir futbolcu alacaklarmış..
-- Yeni futbolcu derken,hiç kullanılmamış,hiç futbol oynamamış biri mi?
-- Saçmalama Nurcan,hiç futbol oynamamış birini niye alsınlar??
-- Doğru söylüyorsun,hiç futbol oynamamış biriyse Fenerbahçeye hiçbir faydası olmaz.
-- Hiç futbol oynamamış birini almıyorlar Nurcan,Brezilya'da futbol oynayan birini alıyorlar..
-- Brezilyada oynuyorsa,burda nasıl oynayacak?
-- Brezilyada oynadığı takımı bırakıp buraya gelecek.
-- Buraya nereye gelecek,bize mi gelecek?
-- Nurcan!..Brezilyalı bir futbolcu bize niye gelsin??..Fenerbahçeye gelecek.
-- O zaman biz mi Fenerbahçeye gideceğiz,orda görüşeceğiz?
-- Nurcan bizim ne işimiz var Fenerbahçede?..Fenerbahçe futbol takımı,devre arasında,Brezilyada futbol oynayan bir futbolcu alacak!..Anladın mı?..
-- Anladım..Demek onbeş dakkada oluyor bu işler?
-- Ne onbeş dakkası?
-- Devre arasında alacaklar demedin mi?.Devre arası onbeş dakka değil mi?..
-- Yahu,maçın devre arasında değil,sezonun devre arasında...İyi bir futbolcuymuş,iş yapar Fenerde.
-- Ne iş yapacak?
-- Kim?
-- İşte o alacakları futbolcu.
-- Ne demek ne iş yapacak?.Futbol oynayacak..Adamın işi bu.
-- Anladım..Sen,iş yapar Fenerde deyince,futbolu bırakıp başka bir iş yapacak sandım..
-- Hayır,futbol oynayacak,iyi bir futbolcu..
-- İyi derken,karakter olarak mı iyi?.İyi kalpli biri mi?.
-- Nurcan,ben nereden bileyim adamın karakterini?..Adamı futbol oynarken seyretmişler,futbolculuğunu beğenmişler,transfer edecekler..
-- Canım zaten karakteri iyi olmasa,futbolculuğu da iyi olmaz,öyle değil mi?.
-- Allah Allah?..Futbolcu uzmanı kesildin başımıza?..Senin işin gücün yok mu,rahat bıraksana beni!.Zaten sinirlerim tepemde,Fenerbahçe yenilmiş,iki gündür doğru dürüst uyku uyuyamıyorum?..
-- Fenerbahçe yenildiyse sana ne oluyor?.
-- Ne demek sana ne oluyor?..Sen benim ne kadar fanatik bir Fenerbahçeli olduğumu bilmiyor musun?. Fenerbahçe benim kanıma işlemiş,ruhuma işlemiş.Fener demek ben demek,ben demek Fener demek.Fenerbahçeyle aramızda gönül bağı var.Fenerbahçenin başına gelen kötü bişey beni de üzer.
-- Peki,senin başına gelen kötü bişey Fenerbahçeyi üzüyor mu?
-- Saçmalama,bu başka bişey...Sen ne istiyorsun,bişey mi istiyorsun?.
-- Evet...Sana söylemek istediğim bişey var..
-- Ne var?
-- Ama nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum..
-- Neyi nasıl söyleyeceğini bilmiyorsun?
-- Ama vallahi bunda benim suçum yok..
-- Neyde suçun yok?.Ne oldu Nurcan,ne yaptın?.
-- Kızmayacaksın ama söz ver!
-- Neye kızmayacağım?...Söylesene Nurcan,ne oldu?...Gömleğimi yaktın değil mi?..Yeni aldığım beyaz çizgili sarı gömleğimi yaktın?.Ütüyü unuttun üzerinde?...Sen zaten o gömleği hiç sevmedin...Pijama gibi gömlek,seni bu gömlekle görünce uykum geliyor diye dalga geçiyordun benimle.Bilerek yaktın gömleğimi!..
-- Gömleğini yakmadım Rıfat..
-- Bak o gömleğe bişey olursa boşarım seni!..O benim en sevdiğim gömleğim.
-- Aranızda gönül bağı mı var?
-- Olabilir..O gömleği giyince kendimi iyi hissediyorum..
-- Keşke benimle aranda da gönül bağı olsa..
-- Saçmaladın şimdi...Ne gerek var seninle gönül bağına?.Evli değil miyiz?.Aramızda evlilik bağı var ya?..
-- Evlilik bağı var da...Bir de gönül bağı olsaydı iyi olurdu,biri koparsa,öbürü tutardı..
-- Sen ne söyleyeceksin bana,söyle hadi ne söyleyeceksen..
-- Ben sana bişey itiraf etmek istiyorum..
-- Ne itirafı?.
-- Rıfat,ben Galatasaraylıyım...
-- Anlamadım,nelisin?
-- Galatasaraylıyım..
-- Nasıl yani?..Galatasaray lisesi mezunu musun??
-- Yok,öyle değil...Taraftar olarak Galatasarayı tutuyorum..
-- Galatasarayı tutuyorsun?
-- Evet..
-- Galatasaray?
-- Evet.
-- Sarı kırmızı?
-- Evet.
-- Cimbombom?
-- Evet..
-- Şaka yapıyorsun??
-- Hayır,şaka yapmıyorum,Galatasaray taraftarıyım,Galatasarayı tutuyorum.
-- Nurcan bak ben fanatik Fenerbahçeliyim diye beni kızdırmak için söylüyorsan,kızmaya başlıyorum ona göre..Ne diyorsun sen,kafayı mı yedin??..
-- Kızacağını biliyordum ama söylemek zorundaydım,karı koca arasında sır olmamalı..
-- Sen şimdi Galatasaraylı mısın??
-- Evet..Ne zamandır şüpheleniyordum,tahlil yaptırdım,Galatasaraylı çıktım.
-- Ne tahlili?
-- Hani sen fanatik Fenerbahçe taraftarısın ya,Fenerbahçe kazandığı zaman sevincini benimle paylaşıyorsun,hatta o gecemiz oldukça iyi geçiyor?..
-- Evet..Olabilir..Fenerbahçe kazanınca libidom yükseliyor,aşırı testosteron salgılıyorum.
-- Fenerbahçe kaybettiği zaman da,çok üzülüyorsun,kucağıma yatıp ağlıyorsun..
-- Olabilir..Fenerbahçe yenilince ben de yenilmiş sayılıyorum.
-- Ben de seni elimden geldiği kadar teselli etmeye çalışıyorum."Üzülme,bir dahaki sefere kazanırsınız" falan diyorum..
-- Eee?..
-- Bu nasıl bir sevinçtir,ne çeşit bir dramdır anlayabilmek için,senin evde olmadığın zamanlarda oturdum,televizyonun spor kanallarında durmadan maç seyrettim.
-- Eee?..
-- Galatasarayın maçlarını fazla seyretmişim,farkında olmadan Galatasaraylı olmuşum.Rengi kırmızılı ya,kırmızı çekiyor insanı..
-- Sen şimdi Galatasaraylı mısın??
-- Evet..Emin olmak için tahlil yaptırdım.Bizim ev sahibinin kızı üniversitede psikoloji bölümünde okuyor.Ona gittim,Galatasaraylılığımın düzeyini anlayabilmek için tahlil yaptı,bazı sorular sordu..
-- Eee,neymiş düzeyi?
-- Baya ilerlemiş..Fanatik olmama iki maç kalmış...
-- İnanmıyorum sana Nurcan,inanamıyorum sana?...Hani takım tutmuyordun?..Evlenmeden önce ben sana hangi takımı tuttuğunu sordum,sen bana takım tutmadığını söyledin..Eğer senin Galatasaraylı olduğunu bilseydim,Fenerbahçeli bir kız vardı,senin kadar güzel değildi ama Fenerbahçeliydi,gider onunla evlenirdim..
-- Vallahi evlendiğimiz zaman takım tutmuyordum Rıfat?...Sen Fenerbahçeyi tutuyorum deyince,evlenince ben de bir köşesinden tutar,sana destek olurum demiştim..
-- Koynumuzda Yılan beslemişiz!..
-- Yok,Yılan değil,Aslan...Galatasarayın sembolü Aslan.
-- Koynumuzda Aslan beslemişiz!!..
-- Özür dilerim...
-- Özür dilemek bişeyi değiştirmez Nurcan!..Sen benim nasıl fanatik bir Fenerbahçeli olduğumu biliyorsun..Benim Galatasaraya nasıl bir alerjim olduğunu biliyorsun...Yapamam ben,olmaz...Ben bunu kabul edemem..
-- Ama ben senin yirmibeş yıllık karınım Rıfat?.
-- Ona bakarsan Fenerbahçe de elli yıllık takımım..
-- Mümkün olsa bırakırım Rıfat..Hatta,senin çok kızacağını bildiğim için birkaç kez bırakmayı denedim.İnan bana son bir haftadır her akşam yatarken kendime "Tamam,bıraktım,artık tutmayacağım" diyorum ama sabah kalkar kalkmaz yine tutmaya başlıyorum...
-- Olmaz Nurcan..Kusura bakma,karım bile olsa ben Galatasaraylı biriyle aynı yatağa giremem..
-- Yatakları ayıralım?.
-- Nasıl ayıracağız?.İki kişilik yatak,tek parça...
-- "Eski yatağınızı getirin,yenisini verelim" diye bir kampanya var.İki kişilik yatağı verir,üzerine biraz da para koyar iki tane tek kişilik yatak alırız..
-- Olmaz Nurcan,sadece yatakları ayırmakla olmaz..Evde sürekli birbirimizin yüzüne bakacağız..Ben yapamam,Galatasaraylı biriyle aynı masada kahvaltı edemem,yemek yiyemem..Sana bakınca aklıma Galatasaray gelir,Galatasaray,Fenerbahçeyi yendiği zaman evde sorun çıkar...
-- Ama böyle olmaz ki Rıfat?..Tuttuğumuz takımlar bizim sevdiklerimizle aramızı açacaksa,hiç tutmayalım daha iyi..
Takım tutmak sevgidir.Bir sevgi,başka bir sevgiyi yok edecekse,olmasın öyle sevgi..
-- Ne saçmalıyorsun sen,okuyucuya mesaj mı veriyorsun?
-- Evet.
-- Senden mesaj isteyen oldu mu?..Karnım acıktı,git yemeği hazırla!.
-- Benim işim var,kendi yemeğini kendin hazırla.
-- Ne işin var?
-- Galatasarayın maçı var bugün,kombine aldım,maça gideceğim.."Re re re,ra ra ra Gassaray Gassaray cimcomcom!.Re re re,rarara..Oleeey oley oley oleeeey,şampiyoooon cimcomcooom!...
-- Cimcomcom değil aptal kadın,Cimbombom..Önce tezaruhat yapmasını öğren!...SKEÇ
-----------------
KIZ TAVLAMA SANATTIR
(Bir kafeterya)
(Eski çapkınlardan Sabahattin,yanında mahalleden genç arkadaşı Tacettin'le konuşarak girerler)
-- Kız tavlamak bir sanattır Tacettin...Kız tavlamak,sanattır...Aslında herşey sanattır..Birşeyin en güzelini yaptığın zaman,o şeyin sanatına ulaşmış olursun..
-- Haklısın abi...
-- Ben artık çapkınlık işlerini bıraktım...Bundan sonra,kız tavlama konusundaki tecrübelerimi,mahallenin gençlerine aktarıyorum...
Unutma,kız tavlama bir sanattır..
-- Sen de bu sanatın en büyük sanatçılarından birisin Sabahattin abi..
-- Evet,öyleyim...
Sana eserlerimden bazılarını şöyle sayabilirim..."Füsun..Jale..Selma..Hale..Ayşe..Süreyya..Filiz ve Melahat..." Ki,Melahat benim baş yapıtımdır..
-- Melahati de mi sen yaptın??...Yani onu da mı tavladın??
-- Evet...En nadide eserlerimden biridir..
-- Melahat mı?
-- Hayır,Nadide...
-- Nadide kim?
-- Melahat'ın ablası...Bugüne kadar tavladığım en güzel kadındı.
-- Nadide mi?
-- Hayır,Fatoş.
-- Fatoş kim?
-- Nadide'nin ablası...
-- Anlamadım şimdi..Sen kimi tavladın?
-- Benim gözüm asıl Fatoş'daydı..Fatoş en büyükleriydi..Önce en küçük kardeşi tavladım..
Sonra onu bırakıp,ortancayı tavladım..Sonra onu bırakıp,asıl hedefime ulaştım,en büyükleri Fatoş'u tavladım..
-- Doğrudan Fatoşu tavlasaydın olmaz mıydı?
-- İşte siz gençlerin hatası burada...Herşey,hemen olsun istiyorsunuz...Olmaz..Ağır ağır çıkacaksın merdivenleri...
-- Büyüksün abi..Önünde saygıyla eğiliyorum...
-- Sağol.Önünde eğilenlerin çok olsun...Söyle bakalım,beni niye buraya getirdin?
-- Şu kız var ya abi?..Köşede tek başına oturan,kitap okuyan kız..
-- Evet?
-- Altı aydır peşindeyim abi...Bitürlü cesaret edip de yanaşamıyorum..
-- Merak etme..Şimdi sana o kızı tavlayabilmen için taktik vereceğim...
Bakalım şimdi..
Eldeki veriler ne?..:
"Kız-Masa-Oturmak-Kitap-Okumak.."
-- Yani?
-- Yani,kız masada oturmuş,kitap okuyor...
-- E-eee?
-- Kızın yanına gidiyorsun,ne okuduğunu soruyorsun!..
-- Kitap okuyor ya?.Sormaya ne gerek var?
-- Oğlum,Tacettin,kitabın adını soracaksın.
-- Kitapların bir de adı mı oluyor??
-- Hayatında hiç kitap okumadın değil mi?
-- Okumadım.
-- Olsun..Zaten seni tanıdığım kadarıyla,okusan da bi faydası olmazdı...
-- N'apıyoruz şimdi?
-- Kızın yanına gidiyorsun,ne okuduğunu soruyorsun...Bu,kızın ilgisini çekecektir..
-- Emin misin?
-- Kesinlikle...Bugüne kadar sırf güzelliği için yanına yaklaşan erkeklerden sıkılan kız,şaşıracak,sevinecek,senin de bir kitap okuru olduğunu düşünüp,okuduklarını seninle paylaşmak isteyecek.Aranızda bir kitap köprüsü kurulacak,sen de o köprüden yürüyüp ulaşacaksın kıza..
-- Anladım...Bu harika bir taktik...Yanına gidiyorum..Ne okuduğunu soruyorum...Kitap köprüsü...
-- Haydi göreyim seni.Utandırma ustanı.
-- Tamam usta...
(Tacettin,kızın yanına gider,sap gibi karşısında dikilir)
-- Meraba..
-- Meraba?? (Sen de kimsin der gibi)
-- Kitaplar ne güzel...İncesi var,kalını var...Ne okuyosun??
-- SANANE!!!
-- Haaaaaa...Bi saniye..
(Sabahattin abisinin yanına gider)
Abii?..Dediğini yaptım..Kız,sanane dedi,tersledi.
-- Sen de hemen pes ettin değil mi??..İşte siz gençlerin sorunu bu..Hemen pes ediyorsunuz..Tabii ki öyle diyecek..Sen kızın sanane derken aslında ne demek istediğini anlamadın mı?
-- Kız bana sanane derken,bişey mi demek istedi?
-- Evet!...Seni kışkırtmaya,tahrik etmeye çalıştı..Daha istekli,daha ateşli bir şekilde üzerine gitmeni istiyor.
-- Yapma yaa??
-- Kesinlikle!...Bak şimdi beni seyret!..
(Sabahattin,kızın yanına gider,teklifsiz karşısına oturur.Etkileyici sandığı bir sesle...)
Selam sana kitap okuyan güzel kız!..Ne okuyorsun bakayım??..
-- LÜTFEN KALKAR MISIN MASAMDAN!!..
-- Anlıyorum...Adım ne demiştin??
(Kız aniden biber gazı spreyi çıkarır,Sabahattin'in yüzüne sıkar..Sabahattin panikle sakınmaya çalışır,tuhaf sesler çıkarır)
-- Nooluyo lan!.Hayt..Hoşt..Yuha..Hooo...
(Yüzünü gözünü silerek kaçar,Tacettin'in yanına gelir)
-- Nooldu abi?
-- Şey oldu...(Yanan gözlerini ovuşturur) Konuştuk kızla...Bir ilişkiden yeni çıktığı için,yeni bir ilişkiye hazır olmadığını,biraz zamana ihtiyacı olduğunu söyledi..
-- Gözlerin yaşarmış.Ağladın mı yoksa?
-- Şeyden oldu o..Kız eski sevgilisinin nasıl terkettiğini anlattı..Çok acı çekmiş,ona üzüldüm..
-- Bişey sıktı sana.Yüzüne bişey sıktı.O neydi?
-- Şey o..Ayrıldığı sevgilisinin kullandığı parfümden almış.."Benimle çıkmak istiyorsan,bu parfümden kullanacaksın" dedi...Çünkü çocuğu unutamamış,azaltarak unutmaya çalışıyor...
-- Bu konuda da büyüksün abi.
-- Hangi konuda?
-- Yalan söyleme konusunda...Kız,suratına biber gazı sıktı,ne çocuğu?..
-- Tamam lan tamam...Sert kayaya çarptık...Ama pes etmek yok..Biz ne kayalar gördük..Biz ne kayaları kuma çevirdik...
-- N'apcaz şimdi?..
-- Ben işi çözdüm...O kitap var ya,o okuduğu kitap?
-- Evet?
-- O kitap,hikaye...
-- Hikaye kitabı mı?
-- Hayır yahu...Kitap,işin vitrini...Kızın önem verdiği tek şey güzelliği..Kız,başka güzel kızlarla rekabet edebilmek için kitap okuyor..Yani ne demek istiyor?.."Ben hem güzelim,hem de akıllıyım" demek istiyor..
-- E-eee?
-- Biz de buna göre davranacağız..
-- Anladım abi...Çok güzel düşündün...Doğru söylüyosun...
-- Hadi git yanına..Unutma,hem güzel,hem akıllı..Git,ona istediğini ver!
-- Tamam abi...
(Kızın yanna gider,yine sap gibi karşısında dikilir)
-- NE VAR YİNE??..NE İSTİYORSUN KARDEŞİM???
-- Hem güzelsin,hem akıllısın...
-- NOOLMUŞ??
-- Yani...Hem akıllısın..hem güzelsin..
-- NE DİYOSUN SEN BE ADAM!?
-- Yani demek istediğim...Akıllı bir güzelliğin var...Güzel bir aklın var...
(Kız,çantasından biber spreyini çıkarır)
Tamam..Tamam...Gidiyorum....
(Sabahattin'in yanına gider)
Ben vazgeçtim abi..Hayatımın bundan sonrasını kadınsız geçirmek istiyorum...
-- Pes etmek yok!...Pes etmek yok...Sen kızla konuşurken,ben düşündüm,işi çözdüm..
-- Çözdün?
-- Evet...Kız,kitap okuyor..Kitap nedir?..Hayal dünyası...Yani..Kız,gerçek hayatla mücadele edemiyor,kitaplara kaçıyor...Neden gerçek hayatla mücadele edemiyor?..Çünkü zayıf..Çünkü güçsüz..Çünkü naif...Çünkü romantik...Böyle kızlar ne isterler biliyor musun?
-- Beni istemedikleri kesin..
-- Evet!...Senin bu zayıf halini istemiyor!...Güçlü erkek istiyor!..Neden?.Çünkü kendisi zayıf..Kendisini koruyacak,kollayacak,istediklerini elde etmesini sağlayacak güçlü bir erkeğe ihtiyacı var!..
-- Vay canına!..Demek öyle?..
-- Kesinlikle öyle...Haydi git şimdi yanına..Unutma,güçlü erkeklerden hoşlanıyor.
-- Unutmam..Güçlü erkeklerden hoşlanıyor.
(Kızın yanına gider,karşısında dikilir,kız,kitabı kapatır)
-- YİNE Mİ SEN???..NE İSTİYORSUN KARDEŞİM??
-- Bişey istemiyorum..Sana,senin istediğini vermeye geldim.
-- NE DİYOSUN KARDEŞİM SEN!?
-- (Kıza güçlü görünmeyi yanlış anlayan Tacettin,kızın karşısında gövde gösterisi yapmaya başlar...Pazularını şişirir,vücut geliştiricilerin hareketlerini yapar,gömleğinin önünü açar,vücudunu kasar vs.)
-- MANYAK MISIN KARDEŞİM?.N'APIYOSUN??
-- Güçlü erkeklerden hoşlandığını biliyorum.Ben güçlü bir erkeğim.Hadi hoşlan benden!
-- Dur,hoşlanayım senden!...
(Kalkar,masadaki -tutkalla tutturulmuş- iskemleyi alır,Tacettin'in kafasında parçalar)
Allah belanı versin!..Manyak mısın..Deli misin..İki dakka rahat oturamayacak mıyız biyerde..DEFOL!..
(Tacettin kaçar,Sabahattin abisinin yanına gelir)
-- Gidelim abi..Ben vazgeçtim..Bundan sonraki hayatımı ıssız bir adada geçirmek istiyorum!...
-- Dur oğlum dur...Hemen pes etme!...
-- Abi hemen pes etmesi mi var,iskemleyi kafama geçirdi görmedin mi?
-- Demek ki kızı yanlış anlamışız...
-- Ne yanlışı?
-- Demek ki kız,güçlü erkeklerden değil,zayıf erkeklerden hoşlanıyor...Taaabiiii yaaaa...Niye bunu daha önce düşünemedim?...Taabiiii yaaaa...Baksana,kız kitap okuyor..Demek ki romantik...Zayıf,naif,duygulu,ince ruhlu bir kız...Böyle kızlar,kendilerine benzeyen erkeklerden hoşlanırlar..
-- Emin misin?
-- Kesinlikle eminim...Taaaabiiii yaaaa....Böyle kızlar "Erkekler ağlamaz" lafından nefret ederler...Tam tersine,ağlayabilen bir erkek,onların gözünde mükemmel erkektir..
-- Yani şimdi gidip kıza,zayıf,duygulu,ağlayabilen bir erkek gibi mi görüneyim?
-- Taaabiii yaaa...Bu sefer kesin tavlayacaksın,bana güven.
-- Peki abi...Sana olan saygımın son kertesine gelmiş bulunuyorum..Ne kaybederim,bir de bunu deneyelim...
(Tacettin,kızın yanına gider..Karşısında dikilir..Kız ona bakar..O kıza bakar..Sonra elinden oyuncağı alınmış küçük bir çocuk gibi yüzünü buruşturur,ağlamaya başlar...)
-- Manyak mısın be adam,ne ağlıyorsun?
-- (Ağlamaklı.Kesik kesik) Çünkü ben...çünkü ben...Duygulu bir erkeğim...Tam da senin istediğin gibi,ağlamaktan korkmayan,zayıf bir erkeğim.
-- Çattık yahu...
(Tacettin ağlamaya devam ederek masaya oturur,hüngür hüngür,hıçkıra hıçkıra,masaya vura vura ağlar..Sonra ağlamayı aniden keser,elini uzatır)
-- Meraba,ben Tacettin!
-- Gösteririm ben sana şimdi Tacettin'i?..
(Kalkar,kitapla kafasına vura vura kovalar..)
Ulan beş dakka rahat yok mu sizden!...Biz biyerde kendi başımıza oturamayacak mıyız!..Sapık mısınız..Deli misiniz..Allah bin türlü belanızı versin!..Defol!...Defoool!...
(Tacettin kaçar,Sabahattin abisinin yanı gider)
-- Gidelim abi...Giderken beni boğaz köprüsünün ortasında bırak,anneme de onu çok sevdiğimi söyle!...
-- TAAABİİİİ YAAAA...
-- Nooldu?
-- "Kaçan kovalanır" lafını hiç duydun mu?
-- Duydum noolmuş?..
-- Sen kızın üzerine gittin,kız kaçtı...Peki söyle bakalım, sen kaçarsan ne olacak?
-- Ben kaçarsam kız için iyi olacak..İstemiyor beni,görmedin mi?
-- Hayır oğlum..Matematik tersine işleyecek,sen kaçınca,o kovalayacak...Taabiii yaaaa...
-- Nasıl olacak o?
-- Şimdi kızın yanına gideceksin,ilgilenmiyor gibi görüneceksin...Kadınlar buna deli olur...İlgisizliğe dayanamazlar..Bu da öyle yapacak..."Bu kadar güzel bir kız olduğum halde,bu çocuk benimle niye ilgilenmiyor?.." deyip,çıldıracak..O senin üzerine gelecek..
-- Emin misin abi?
-- Kesinlikle eminim..Güven bana..O kadar eminim ki,istersen sen kızı tavlarken,ben de gideyim sizin için belediyeden nikah tarihi alayım..
-- Ah keşke...Çok güzel kız abi..Zaten niyetim de ciddi...
-- Tamam o zaman,hiç düşünme,git,bu işi olmuş bil.
-- Tamam...İlgilenmiyormuş gibi yapacağım...Gidiyorum..
-- Dur bi dakka..
-- Nooldu?
-- Arkanı dön.
-- Niye?
-- Planı uygulamaya burdan başla...Arkanı dönüp,kızın yanına geri geri git ki,kız,ilgilendiğini düşünmesin..
-- Kızın yanına geri geri gideceğim?
-- Evet..Güven bana...
-- Tamam..Sana güveniyorum...
(Tacettin geri geri yürüyerek kızın yanına gider,arkası dönük,kızın karşısında dikilir,kollarını kovuşturur)
-- Manyak mısın be adam,doymadın mı yediğin dayağa?
-- (Arkası dönük) Konuşuyorsunuz ama boşa konuşuyorsunuz,ilgilenmiyorum..
-- Peki ne yapıyorsun böyle?
-- Hiiiiç..İlgilenmiyorum...
-- Peki o zaman,ben polisi arayayım,onlar ilgilensin seninle...(Telefonunu çıkarır)
-- Tamam tamam...Arama..Polisi arama..Gidiyorum..Özür dilerim,gidiyorum....
-- Tövbe tövbeee...
(Tacettin Sabahattin'in yanına gider)
-- Sabahattin abi efsanesi koca bir yalanmış meğer...Rezil ettin beni..Kıçımla kuş tutsam,bu kız bana yüz vermeyecek..
-- Kusura bakma Tacettin,bu kız beni de aştı...
(Üçüncü bir arkadaşları gelir)
-- Hayrola Sabahattin?. Hayırdır?...N'aber Tacettin?
-- İyiyim Yakup abi...
-- Şu kızı Tacettine bağlamaya çalıştık ama beceremedik.
-- Şu kız mı?
-- Evet.
-- Kız çok inatçı çıktı Yakup abi...
-- Güzel kızmış..Peki niyetin ciddi mi?
-- Ciddiyim abi..Kız evet desin,yarın evlenirim.
-- Dur bir de ben konuşayım şununla...
(Yakup kızın yanına gider)
Çok afedersiniz küçük hanım,iki dakikanızı alabilir miyim?
-- Buyrun??
-- Oturabilir miyim?
-- Tabi..
-- Şurdaki genç arkadaşım,tanıdığım,sevdiğim,iyi bir kardeşimdir..Galiba sizi çok beğenmiş,niyeti de oldukça ciddi..
-- Peki ne iş yapıyor?
-- Babasının mobilya mağazasında çalışıyor..
-- Ayda ne kadar kazanıyor?
-- Valla bilmiyorum ama iyi kazanıyorlar..
-- Sigortası var mı?
-- Vardır tabi..
-- Tamam...Kendine ait evi var mı?
-- Var var..Mağazanın olduğu apartman bunların..Buna herhalde bir daire düşüyordur..
-- Tamam o zaman,gelsin bi konuşalım..
-- Tamam.Hemen gönderiyorum...
(Yakup,Tacettinlerin yanına gider)
Tamam Tacettin,kız seninle konuşacak..
(Sabahattin şaşırır)
-- İnanmıyorum...Benim otuz senelik çapkınlık tecrübelerimle beceremediğimi beş dakkada sen nasıl becerdin?
-- Artık onlar geçti Sabahattin...Kızlar artık akıllandı..Garanti istiyorlar,güvence istiyorlar...Varsa kızı geçindirecek imkanın,kartlarını açık oynayacaksın..Bu zamanda aşkla-meşkle olmuyor artık...Devir ekonomi devri ekonomiii..
-- TAAAAABİİİİİİ YAAAAAA!....ÖĞRETMEN...
(Geçinebilmek için ek iş yapan...Taksi şoförlüğü yapan bir öğretmen...
Gece sabaha kadar şoförlük yapmış,sabah taksiyi gündüz şoförüne devredip,uyumaya,üzerini değiştirmeye vakit bulamadan okula gelmiştir...
Sınıfa girer..
Altında kot pantolon..Üzerinde yakası açık gömlek..Gömleğin üzerinde yelek..Elinde tespih...
Tespihi parmaklarının arasında sallayarak girer..
Bitirim ağzıyla konuşarak...)
-- Günaydın arkadaşlar!...
(Öğrenciler ayağa kalkarlar)
-- Günaydın hocaaamm!..
-- Eyvallah,eyvallah!...Oturabilirsiniz!...
(Öğrenciler oturur...Biri ayakta kalır)
-- Bi durum mu var bilader?...Niye oturmuyon??
-- Hocam sizde bi tuhaflık var..İyi misiniz?.
-- Adın neydi senin?
-- Ertuğ hocam..
-- Ertuğ kardeş!...Yorgunum biraz..Taksiyi gündüz şoförüne devrettim,taksi yazaanesinde sedire kıvrılıp biraz kestirdim..Eve gidip üzerimi değiştirecek zaman bulamadım..İdare edeceksiniz artık..
-- Hocam ne taksisi?..Ne şoförü?..Ne diyorsunuz siz?
-- Anlatayım kızım...Devletin bize verdiği maaş o kadar fazla ki,harca harca bitmiyor..Ben de fazla para şişkinlik yapmasın diye,bindim bi taksiye,sabaha kadar şehirde dolaştım...
(Başka bir öğrenci )
-- Kızım saf mısın sen,anlamadın mı?.Hocanın maaşı yetmiyor,ek iş olarak taksicilik yapıyor..
-- Hocam yaptığınız işten çok etkilenmiş gibisiniz..Konuşmanız,hareketleriniz falan değişmiş...Öğretmen misiniz,taksici misiniz anlamadık..
-- İkisi birden olamaz mı?..
."Profesör doktor" gibi..
."Gazeteci-Yazar" gibi..
."Taksici-Öğretmen.."
"Pazarcı-Öğretmen..."
"İşportacı-Öğretmen..."
-- Hocam derse geçsek mi?
-- Geçelim bilader....En son nerde kalmıştık?
-- "Malazgirt meydan muharebesi" hocam..
-- Evet doğrudur..Taksim meydan muharebesi...
-- Taksim değil hocam,Malazgirt meydan muharebesi..Taksim de nerden çıktı?
-- Taksim'de bi Uber'ci taksiciyle kavga ettik,aklım orda kalmış...
Sekiz kişi daldık Uber'ciye,polis de geldi,bize daldı..Muharebe gibiydi yani...
Evet,Malazgirt savaşı...Birisi bi özet geçsin bakayım..
-- Geçeyim hocam....
"Büyük Selçuklu Hükümdarı Alparslan ile Bizans İmparatoru Romen Diyojen arasında 26 Ağustos 1071 tarihinde gerçekleşen Malazgirt Meydan Muharebesi,Alparslanın zaferiyle sonuçlanmış,Türklere Anadolunun kapılarını açmıştır...
-- Aynen...Arkadaşınızın da dediği gibi,Büyük Millet Meclisinden çıkarılan 26 Ağustos tarihli,1071 sayılı kararname ile belirlenen öğretmen maaşları,öğretmenlere,Şoförlük,İşportacılık,Pazarcılık gibi ek işlerin kapılarını açmıştır...
-- Hocam ne diyorsunuz siz?..
-- Ne diyorum?
-- Hocam konumuz Malazgirt savaşı..
-- Ben ne dedim?
-- Siz Öğretmen maaşlarından,ek işlerden bahsediyorsunuz.
-- Yok ya?..
Uykusuzum çocuklar,yorgunum..
Bir de mutsuzum,ondandır..Siz bana aldırmayın..
Eee,devam et...
-- "Malazgirt savaşı,Malazgirt ovasında,bir pazar günü,öğle saatlerinde,Türklerin toplu ok saldırısına geçmeleriyle başladı...
-- Evet...Arkadaşınızın da dediği gibi...Bir pazar günü,öğle saatlerinde evde karım,kayınvalidem,çocuklar,hep birlikte yemek yiyorduk...Karım bir yandan,kayınvalidem bir yandan,çocuklar bir yandan ok gibi üzerime saldırmaya başladılar.."Bi Öğretmen maaşı yetmez!...Çocukların ayağında ayakkabı yok!...Ev buz gibi..Mutfak tamtakır!...Maaşın yetmiyorsa,ek iş yap!...Şoförlük yap!..İşportacılık yap!..Pazarcılık yap!.."
-- Hocam ne anlatıyorsunuz siz?
-- Ne anlatıyorum??
-- Hocam konumuz Malazgirt savaşı..
-- Ben ne anlattım?
-- Karınızı,kayınvaldenizi anlatıyorsunuz hocam..
-- Yapma ya??...Kusura bakmayın çocuklar,demek ki kafam başka yerde..Siz bana aldırmayın,devam et çocuğum...
-- "Bu ok saldırısı Bizanslılarda büyük miktarda asker kaybına neden oldu..
-- Evet..Karımın, kayınvalidemin,çocukların bu saldırıları bende büyük miktarda gurur kaybına neden oldu..
-- Hocam öyle değiil..
-- Boşver,hocanın kafası başka yerde..
-- Devam et...
-- "Uzun süren savaşın sonunda,ordusunun dağıldığını ve komuta etme olanağı kalmadığını gören Romen Diyojen,kaçmaya kalktıysa da,bunun imkansız olduğunu gördü..
-- Evet öyle oldu..Uzun süren geçim sıkıntısının sonunda,baktım ki ailem dağılacak,çocuklara komuta edemiyorum,kaçayım gideyim evden anasını satayım dedim..Ama nereye kaçıyorsun?..Borçlar birikmiş,alacaklılar evin önüne,okulun önüne adam dikmiş,kaçmayayım diye beni kolluyor..
-- "Büyük bir zafer kazanan Alpaslan....
-- Zafer diye bi arkadaş var..Onun kayınçosu var Alpaslan diye,taksici..Bana da taksi işini o buldu..
-- Hocam ders kaynıyor...
-- Bu ek iş sayesinde de bizim evde de tencere kaynıyor...
-- Peki ders ne olacak hocam?.Tarih ne olacak?.
-- Tarih ne mi olacak?...
Tarih,hesap soracak çocuğum...
Tarih her zaman yaptığı gibi,bu kutsal mesleği bu hale getirenlerden...Öğretmenlere haketmedikleri bu sıkıntıları yaşatanlardan hesap soracak....SELİM BEY VE SABİT USTA...
-- Tamam mıdır Sabit usta?
-- Tamamdır Selim bey..
-- Bi daha say istersen..
-- Yok Selim bey,saydım,tamamdır..
-- İşimiz bitti o zaman..
-- Evet,bitti..
-- Hakkını helal et.
-- Estağfurullah Selim bey,ne hakkı?.İşimizi yaptık,paramızı aldık..
-- Olsun,sen yine de hakkını helal et..
-- Hak diye bişey yok Selim bey..Neyse emeğimizin karşılığı,ödediniz..
-- O başka Sabit usta...Beş senedir bende çalışıyorsun,gözümüzden kaçmıştır,hak geçmiştir,sen yine de hakkını helal et,içim rahat etsin..
-- Yok öyle bişey Selim bey..Asıl siz hakkınızı helal edin,bi eksiğimiz,ayıbımız olduysa..
-- Yok Sabit usta...Yukarda Allah var,sen iyi bi ustasın,işini de iyi yaptın.Varsa bişey,benden yana helal olsun.
-- Allah razı olsun...O zaman gideyim ben.Çocuklar ekmek bekler.
-- Sabit usta...Bak,hakkını helal etmeden gidersen,çok gücenirim.Ben bu konularda çok titizimdir.Haydi hakkını helal et.
-- Selim bey,valla yok öyle bişey..Asıl ben size borçluyum.Bana iş verdiniz,sayenizde beş sene ekmek yedim.
-- Olsun sen de çalıştın,ekmeğinin karşılığını ödedin...
-- Tamam o zaman..Hoşçakalın.
-- Sabit usta??
-- Efendim?
-- Hakkını helal et..
-- Selim bey,hak yok ki,neyi edeyim?..Beni mahcup ediyosunuz..Hiç olur mu öyle şey..
-- Olsun olmasın farketmez!.Sen yine de hakkını helal et!.
-- Gerçekten Selim bey...Hak diye bişey yok..
-- Allah Allaaah?...Yahu söyleyeceğin üç kelime?..Hakkımı helal ediyorum de ki,benim de içim rahat etsin..Ben inançlı adamım,bilmeden de olsa hak yemekten çok korkarım.
-- Yok Selim bey,günahınız benim olsun.Helal edecek bişey yok..
-- Yahu,söylesen ölür müsün?
-- Ama Selim bey,öyle bişey yokken niye söyliyim?..Hak geçmemişken,hakkını helal etmek çok mantıksız geliyo bana..
-- Boşver mantığı şimdi.Hakkımı helal ediyorum de!
-- Selim bey,ben çalıştım,siz de yaptığım işin parasını ödediniz.Hak diye bişey..
-- Sabit usta?
-- Efendim?
-- Etmeyeceksin di mi?
-- Etmiycem.
-- Çok mu hakkın geçti bana?
-- Üff..Hem de nasıl.
-- Çok mu sömürdüm seni?
-- İliğimi emdin iliğimi...Bi de inançlı adamım diyosun, İnançlıyken böyle yapıyosan,inançlı olmasan yandıydık demek.
-- Sen bidaha benle çalışmazsın o zaman?
-- Çalışırsam sevsinler!.
-- Git o zaman.
-- Gidiyom zaten.
-- Hakkın n'olucak?
-- Allaha havale ettim,sonra faiziyle ona ödersin.
-- Tamam öyle yaparım.SKEÇ
-------------
BULMACA
(Evde..Hüsnü bey koltuğunda katladığı gazetenin bulmacasını çözüyor..Karısı da yanında örgü örüyor...)
-- Yine takıldım gazetenin bulmacasına...
Koymuşsunuz gazeteyi gözümün önüne,sehpanın üzerine...En üstte de bulmaca eki...
Sanki bana meydan okuyor...
Meydan okunmasına da hiç tahammülüm yoktur,hemen karşılık veririm...
Halbuki bulmacaları hiç sevmem...
Çözüyorsun da ne oluyor?..Neyi kanıtlıyorsun?..Bilgili olduğunu mu?..
Bilgiliysen,bilgini kendine sakla!..
İnsan kendine bile bilgiçlik taslamamalı...
Bulmacalar zaten genellikle aptal tuzağıdır..Hep kolay şeyler sorarlar..Bilin de,kendinizi bilgili,kültürlü,önemli biri sanın diye...
Şu soruya bakar mısınız Allahaşkına?...
"Su sesi..."
Bunu bilmeyecek ne var?..Su sesi : Şırıl...
-- Ne dedin Hüsnü?..
-- Sana demedim...İnsanların zekalarıyla alay ediyor bunlar..
-- Ne soruyolar?
-- Su sesi...
-- Kaç harfli?
-- Beş harfli.
-- Şırıl'dır..
-- Şırıldır tabi,başka ne olacak?...Yok...Şırıl olmuyor...
-- Nasıl olmuyo?..Beş harfli demedin mi?
-- Evet ama olmuyor işte..Ben de şırıl biliyordum,demek ki değilmiş..
-- Beş harfli mi dediydin?
-- Evet..
-- Yukardan aşağı mı,soldan sağa mı?
-- Ne farkeder Necmiye,su sesi işte..
-- Hayır yani,yukardan aşağı musluktan akan suyun sesi mi,soldan sağa akan dere suyu mu?.İkisi farklı farklı ses çıkarır,ondan dedim..
-- Öyle bişey yazmıyor,su sesi diyor..
-- Lıkır'ı bi dene bakayım olacak mı?
-- Lıkır mı?..
-- Evet..Suyu lıkır lıkır içersin ya...
-- Bakayım oluyor muu...Hayır,olmuyor,başka bişey olacak..
-- Olması lazım Hüsnü..Lıkır beş harfli işte..
-- Olmuyo Necmiye,baktım,olmuyo..
-- Gulüp'tür o zaman..
-- Kulüp mü??
-- Kulüp değil,gulüp...Şişeden su içerken "gulüp..gulüp..gulüp" diye ses çıkar ya...Şişeden
su içerken çıkan ses diye mi soruyo?
-- Hayır,sadece "Su sesi" diyor..
-- Gürül'dür o zaman..Gürül gürül akar ya su?..
-- Yok..Gürül de olmuyor...
-- Olmuyorsa boşver Hüsnü,bulmak zorunda mısın?.
-- Hayır canım,ne münasebet,mecbur değilim elbet..Ama su sesi ne olabilir ki?..
(Torun Ayşe gelir..).
-- Babaanne n'apıyosunuz?
-- Deden bulmaca çözüyor da kızım,bi soruda takıldı..
-- Bişeye takılmadım Necmiye..Şunu bulayım,bırakacağım zaten..Hiç sevmem bulmacaları...
-- Soru ne dedecim?
-- Su sesi.
-- Kaç harfli?
-- Beş harfli.
-- İçme suyu mu,musluk suyu mu?
-- Kızım,ne farkeder??
-- Ama dede,içme suyu daha temizdir,başka türlü ses çıkarır.Oysa ki musluk suyunun içinde bisürü mikrop,bakteri falan olduğu için,o mikropların,bakterilerin sesleri de su sesine karışır,başka türlü ses çıkar..
-- Mikroplarla,bakteriler ses mi çıkarıyorlar?
-- Çıkarmıyorlar mı?
-- Okuyorsunuz ama nerenizle okuyorsunuz bilmiyorum ki...
(Oğluyla karısı işten gelirler..).
-- Hayırdır baba,bulmaca mı çözüyorsun?..Hani sen sevmezdin bulmacaları?
-- Yok yahu,koymuşsunuz bulmacayı gözümün önüne...Bitirmeden bırakırsam kafama takılır diye..
-- Soru ne?
-- Su sesi..
-- "Haşşşşş!.."
-- Noluyo oğlum???
-- Su sesi demedin mi?..Su sesi : "Haşşşşş..."
-- Oğlum,haşşş diye su sesi mi olur,saçmalama..
-- Bi bakıver Hüsnü?..Belki de haşş'tır..
-- Allah Allaaah...Yahu,haşşş diye su sesi mi olur?..
-- Valla sen bilirsin baba ama hamamda haşşş diye dökünüp de yıkanıyo insanlar..
-- Tövbe tövbeee..Olmuyo işte,haşş değil..Hem haş kaç harfli ki?
Gelini (Oğlunun karısı) :
-- "Pıtpıt" olmasın baba?
-- Pıtpıt mı??
-- Dün mutfağın musluğu damlatıyordu pıt pıt diye,ordan aklıma geldi..
-- Pıt pıt olmaz kızım,pıt pıt altı harfli..Bize beş harfli su sesi lazım..
-- "Fışır" ı bi deneyin babacım,oluyo mu acaba?
-- Fışır ne kızım??
-- Ay Hüsnü,sen de hemen herşeye karşı çıkma!..Bi bak,belki de fışır'dır..Fışır,fışkıran suyun sesi mi kızım?
-- Evet annecim..
-- Fışır oldu mu Hüsnü?
-- Olmadı..Fışır değil,başka bişey olacak..
-- Benim karnım acıktı!.
-- Tamam kızım,şu su sesini bulalım da bi...
-- Baba,Şakır'ı denesene..
-- Şakır mı??
-- Yağmur yağar ya şakır şakır?..
-- Bak o olabilir,hem beş harfli..
-- Kesin şakır'dır..
-- Şakır değil,olmuyor...
-- "Cılop" u dene Hüsnü?..Suya taş atarsın,cılop diye ses çıkar ya?..
-- Clop dört harfli Necmiye..
-- Nasıl dört harfli?..C..ı..l..o..p...Beş harfli.
-- Necmiye,söylerken beş harfli de,yazarken dört harfli..
-- O zaman sen de yazma,söyle!.
-- Kime söyleyeceğim?
-- Gazetenin telefon numarası yok mu orda,ara,söyle..
-- Saçmalama Necmiye...
-- Allah Allah,nedir acaba su sesi?..
-- Su sesi..Su sesi..Su sesi..Su sesi?...
-- Su sesi..Su sesi..Su sesi..Su sesi?..
-- Su sesi..Su sesi..Su sesi..Su sesi..Su sesi?...
-- Anne,karnım acıktııı!..
-- Kızım sabret azıcık,şu su sesini bulalım hele?.Su sesi..Su sesi?..
-- Su sesi..Su sesi..Su sesi?...
-- Anne yaaa?...
-- Kızım sen kızı mutfağa götür,yedir bişeyler,biz buluruz su sesini..
-- Tamam anne...
-- Su sesi..Su sesi..Su sesi..Su sesi?...
-- Şıkır!.
-- Şokur!.
-- Fokur!
-- Haşırt!
-- Şorrrr!
-- Şarrrr!..
-- Yürüyün mutfağa gidiyoruz,suyun sesini yerinde dinleyip öğreneceğiz...
(Çıkarlar..Mutfaktan sesleri duyulur..)
-- Tırrrrrrr!..
-- Oğlum,tırrr diye su sesi olmaz..Su evye'ye çarpıyor da o ses çıkıyor,hele biraz aksın bakalım..
-- Açayım mı biraz daha musluğu Hüsnü?
-- Aç bakalım..
-- Şırrrrr!
-- Şurrrr!
-- Şorrrr!
-- Beş harfli olacak ha?..Beş harften fazla olan sesleri dikkate almayın...
-- Böyle olmuyo baba,su lavaboya çarpıyo,hangisi su sesi,hangisi lavabo sesi anlaşılmıyo..
-- Ne yapıcaz peki?
-- Sürahiden,süngerin üzerine boşaltalım suyu,daha sessiz olur,suyun gerçek sesini duyabiliriz..
-- İyi fikir..Necmiye,doldur sürahiyi..Kızım ver ordan süngeri...
-- "Ssssss" diye bi ses çıkıyo Hüsnü..
(Hüsnü tek başına girer..)
-- Olmadı..Bulamadık..Ne yaptıksa beş harfli su sesinin ne olduğunu bulup da bulmacaya yerleştiremedik..
Trabzonda yaşayan abimi aradım,su sesini ona sordum..Köyde yaşadığı için orda her türlü su var..Irmak,dere,çay,kuyu,köy çeşmesi,yalak...Ondan da bi sonuç çıkmadı..
Sabaha karşı üçe kadar oraya uygun bir su sesi bulmaya çalıştık,bulamadık..
Yattık ama beni uyku tutmadı,şırıl,mırıl,foşurt,fışırt diye diye sabahı ettim...
Sabah olunca koştum bakkala,su sesinin ne olduğunu öğrenmek için ertesi günkü gazeteyi aldım...
Açtım,bulmacanın cevaplarına baktım,su sesi "Şırıl" mış...
Halbu ki biz şırıl'ı bulmuştuk ama onunla bağlantılı bir sorunun cevabını yanlış yazmışım,o yüzden şırıl'ı oraya
yerleştirememişiz...
Hiç sevmem bulmacaları da,meydan okunmasına dayanamıyorum ondan...
(Elindeki gazetenin bulmacasına bakarak)
--Neymiş bu?.."Bir nota..." Bunu bilmeyecek ne var?..Do...Fa...La...Re..Mi...(Diyerek çıkar..).SKEÇ
-----------
BALTACI-KATERİNA
(Mehter marşı...Baltacı Mehmet Paşa'nın çadırı...Baltacı önde,paşalarından biri arkasında,Osmanlı kıyafetleri içinde,soldan girerler...)
BALTACI -- Bre paşa!...Söyle bakalım,senin düşüncen nedir?...
Rus çarı deli Petro,savaşı kaybedeceğini anlamış,bizimle barış yapmayı istemektedir!...
Kendisinden her ne talep eder isek,vermeyi kabul etmektedir...
Ben,Baltacı Mehmet Paşa!..
Rus Çarı'nın bu isteğini kabul etmeyi düşünmekteyim..Lakin....
KASIM PAŞA -- Lakin?..
BALTACI -- Ne lakini?
KASIM PAŞA -- Yok,siz lakin dediniz,onu diyorum..
BALTACI -- Lakin,savaş konseyinin içinde,savaşa sonuna kadar devam etmekten yana olanlar da vardır...
Sen ne dersin Kasım Paşa?..
Rus çarı,arzumuz gibi hareket ederse,barışa müaade edelim mi,savaşa devam mı edelim?..
KASIM PAŞA -- Paşam...Rus Çar'ı Deli Petro,eğer taleplerimize boyun eğer,şartlarımıza razı olursa,barış yapmak bizim için en hayırlısıdır..
BALTACI -- Haklısın..Barış yapalım!.
KASIM PAŞA -- Lakin...Moskof ordusu tamamen elimizdedir..Direnecek kuvveti kalmamıştır..Hepsini kılıçtan geçirip,Moskof diyarına yürümek de bizim için hayırlı olabilir.Bu fırsat bir daha elimize geçmeyebilir..
BALTACI -- Haklısın..Savaş yapalım!..
KASIM PAŞA -- Lakin...Önümüz kış.. Muharebe fazla uzarsa,burada uzun zaman barınamayız..Barış yapmak daha hayırlı görünüyor..
BALTACI -- Haklısın..Barış yapalım!..
KASIM PAŞA -- Lakin...Şimdi barış yaparsak,Deli Petro tez zamanda eski kuvvetini toparlar,Osmanlı üzerindeki ihtirasına kaldığı yerden devam eder...
BALTACI -- Haklısın..Savaş yapalım!..
KASIM PAŞA -- Lakin...Savaş fazla uzadı..Yeniçerilerde bıkkınlık ve metal yorgunluğu alametleri başladı...Eğer hemen barış yapmazsak,savaşı kaybedebiliriz..
BALTACI -- Haklısın..Barış yapalım!.
KASIM PAŞA -- Lakin...
BALTACI -- LAN SOKACAM SENİN LAKİNİNE!!..
Lakin lakin..Ne lakini?!
Karar ver oğlum,savaşacak mıyız,savaşmayacak mıyız?!
(Mehter marşı müziği çalan bir cep telefonu sesi duyulur)
BALTACI -- Telefonun çalıyor!
KASIMPAŞA -- (Telefonunu çıkarır,kulağına tutar) Benimki değil paşam,sizinki çalıyor..
(Baltacı Mehmet Paşa kaftanının cebinden söylenerek cep telefonunu çıkarır)
BALTACI -- Ulan bu saatte...savaşın ortasında...kim bu arayan?..
Alooo?...Efendim?..
Ben sana beni bu numaradan arama demedim mi??..
KASIM PAŞA -- Kimdir paşam?
BALTACI -- Sanane!..Git,savaş konseyini topla,bi karar verin,kararı da bana bildir!
KASIM PAŞA -- Ne yönde bir karar almamızı istersiniz paşam?
BALTACI -- Senin fikrin nedir?
KASIM PAŞA -- Ben savaşalım derim.Lakin...
BALTACI -- Lan git!..Adamı hasta etme!.Kasım paşa mısın nesin!..Kararsız Kasım!..Çık git,tamam...
(Kasım paşa,eğilerek selam verir,geri geri çıkar)
Tabi...Padişaha hesap verecek olan sen değilsin..Senin adın Kasım Paşa..Senin için herşey kasımpaşa...
(Telefona döner..Arayan Rus Çariçe Katerina'dır)
Buyur Katerina!...Bişey mi oldu?
(Bir köşede,lokal ışık altında Rus Çariçe'si Katerina belirir..Kulağında telefon..)
KATERİNA -- (Bozuk şiveyle) Nasılsın Baltacı Mehmet pasam?...Seni çok özlemisim..
BALTACI -- Senin o bozuk şiveni yerim ben!..
KATERİNA -- Sivem bozuktur,dikkat et,zehirlenmeyesin...(Güler)
BALTACI -- (Güler) Buyur Çariçem..Bişey mi isteyeceksin?
KATERİNA -- Yok pasam...Seni çok özlemisim,onun için rahatsız ettim..
Son bulusmamızın üzerinden on ay geçmis,sana anlatacağım çok sey var.. Hepsini içimde biriktirmisim.Seninle bulusup,hepsini sana anlatıp,bosalmak,rahatlamak isterim pasam..
BALTACI -- Çok meşgulüm Katerina,telefonda boşalamaz mısın?
KATERİNA -- Olmaz pasam...Anlatacaklarım çok özeldir..Kulağına fısıldamak isterim...Sen de istersen benim kulağıma ask sözleri fısıldarsın..
BALTACI -- "Ask" değil Katerina,"Aşk..Aşk.."
KATERİNA -- Öyledir pasam ama ben "ş" harfini söyleyemiyorum...
BALTACI -- Ama çok meşgulüm Katerina..Savaşın en kritik safhasındayız şu an.
KATERİNA -- Ne zaman bitecek bu savas Pasam?
BALTACI -- "Savas" değil yahu.."Savaş..Savaş..."
KATERİNA -- Ama dedim sana pasam, "ş" harfini söyleyemiyorum..Dilim dönmüyor...Seninle bulusunca ben sana dilimi gösteririm,sen bakarsın benim dilime ne olmus?...Başka ağrıyan,sızlayan taraflarım da vardır her tarafımı gösteririm sana..
BALTACI -- Ulan,bu yaştan sonra dinden imandan çıkaracak bu kadın beni...
Savaştan sonra görüşelim Katerina..Şu anda kritik bir karar vermek üzereyiz..Sizi şimdi mi öpelim,yoksa sabaha mı bırakalım,onu tartışıyoruz..
KATERİNA -- Savas iyi bisey değildir pasam...Savas yapmayın..Barıs yapın..Analar ağlamasın..
BALTACI -- Kapatmam lazım Katerina,namaz vaktim geldi..Beni sonra tekrar ara..
Veya ben seni arayayım,sana yazmasın..Zaten size yazmış yazacağı kadar..
Haydi hoşçakal!
KATERİNA -- Görüsürüz pasam..
(Baltacı telefonu kapatır,cebine koyar)
BALTACI -- Abdest alıp,namazımı kılayım...
İBRİKÇİBAŞI!.
SABUNCUBAŞI!.
HAVLUCUBAŞI!...
(Diye seslenerek dışarıya çıkar...)
.........
(Katerina'nın çadırı..Deli Petro girer..Kafasında huni vardır...)
PETRO -- Ne yapacağız Katerina,ne yapacağız?!..(Panik halindedir)
Osmanlı ordusu bizi çembere aldı..Yok edecekler..Hepimizi öldürecekler!..
Ordumu en modern silahlarla donattım,en iyi askerlerimle yola çıktım ama yenildik!..
Bittik!..Mahvolduk!...
Bizi çembere aldılar!..Çemberi yarıp çıkamıyoruz!...Hepimiz ölüceez!..Hepimiz ölüceeezz!...
KATERİNA -- Sakin ol Deli Petro!..Buluruz bir çaresini...
PETRO -- Bana deli Petro deyip durma!..Bana düşmanlarım deli Petro der..Ben,Rus Çarı Büyük Petro'yum!....
Hepimiz ölüceez!..Hepimiz ölüceez!..
Komutanlarım söylemişlerdi bana!..Keşif yapmadan ilerlemeyelim demişlerdi!..Dinlemedim onları!...Komutanlarımı dinlemedim!..Çok güvendim kendime!...
Hepimiz ölücez!..Hepimiz ölüceezz!..
(Panik halinde sağa-sola atak yapar)
KATERİNA -- Benim bir planım var Petro...
PETRO -- Getir yiyelim.
KATERİNA -- Neyi?
PETRO -- Pilavı.
KATERİNA -- Pilav demedim,plan dedim..
PETRO -- Neymiş o?
KATERİNA -- Ben tek başıma Baltacı Mehmet Pasa'nın çadırına gideceğim...
PETRO -- Niye?
KATERİNA -- Tek başına sokağa çıkmaktan korkmadığımı ispat etmek için...
Niye olacak?..Baltacı Mehmet Paşa'yı kadınlığımla etkilemek için...Onu kadınlığımla etkileyeceğim,savaştan vazgeçirmeye çalışacağım...
PETRO -- Hani sen "ş" harfini söyleyemiyordun?
KATERİNA -- Onu Baltacı Mehmet Paşayı tahrik etmek için yaptım.Türk erkekleri bozuk şiveli kadınlardan hoşlanıyorlar.
Zaten rus kadınlarına bayılıyorlar,bir de şivesi bozuk oldu mu hiç dayanamıyorlar..
PETRO -- Bu plan,güzel bir plan Katerina..
Ama Baltacı Mehmet Paşa çok yaşlı bir adam..Seksen küsür yaşında..Senin kadınlığından etkilenir mi?..
Etkilense ne yapacak?.Sana gücü yeter mi?
KATERİNA -- Yeter yeter!...Adam seksen küsür yaşında ama dünyanın en iyi yetişmiş ordusunu,Rus ordusunu yendi,benimle mi başa çıkamayacak?..Bana küsuratı yeter.....
.........
(Baltacı'nın çadırı...Baltacı..Kasım Paşa girerler...)
BALTACI -- Ne yaptınız Kasım Paşa?..Savaş konseyimiz kararını verdi mi?..Savaşıyor muyuz,barış mı yapıyoruz?..
KASIM PAŞA -- Savaş konseyi savaştan yanadır paşam..
BALTACI -- Savaşıyor muyuz yani?
KASIM PAŞA -- Hayır paşam,savaşmıyoruz..
BALTACI -- Savaş konseyi savaştan yanadır,demedin mi?
KASIM PAŞA -- Tabi öyle olacak.Çünkü o savaş konseyi...
Savaş konseyi savaşalım deyince,ben de barış konseyini topladım,tabi doğal olarak onlar da oybirliğiyle barış kararı verdi..
BALTACI -- İyi yapmışsın..Ben de zaten savaşmaktan yoruldum..Savaş savaş nereye kadar?..Sigortası yok,emekliliği yok..Savaşma saatleri düzensiz...
KASIM PAŞA -- Lakin Kırım Hanı'nın bazı itirazları oldu..
BALTACI -- O zaten herşeye itiraz ediyor..Ne yapsak beğendiremiyoruz.Kesin Chp'lidir...
Ne diyor peki?
KASIM PAŞA -- Kırım hanı diyor ki, "Zafere bir adım kaldı..Moskof ordusu perişan..Petro yavşağına güvenilmez..Eğer barış yapar da onu serbest bırakırsak,daha sonra bütün hristiyan avrupayı arkasına alır,daha büyük bir kuvvetle Osmanlıya yeniden saldırır" diyor...
BALTACI -- Ulan Kırım Hanı!..Kırım geldin,kırım gideceksin!...
Biz haybeden barış yapmayacağız ki...Barış şartı olarak Petro'nun elinde avucunda ne varsa alacağız,Petro elli sene kendine gelemeyecek..
KASIM PAŞA -- Peki elli sene sonra?
BALTACI -- O zaman da ben ölmüş olacağım.Banane!...
Ayrıca şu da var..
KASIM PAŞA -- Ne var?
BALTACI -- Eğer savaşa devam edersek,düşmanı meyus ederiz ve o yeis haliyle,can aşkına,başka türlü ahvalin zuhuruna sebebiyet veririz..
KASIM PAŞA -- Hiçbişey anlamadım.
BALTACI -- Ben de anlamadım..
(Yine mehter marşı müziği çalan cep telefonu sesi duyulur)
BALTACI -- Telefonun çalıyor!
KASIM PAŞA -- Sizinki paşam..
BALTACI -- Nerden biliyorsun benimki olduğunu?..Herkesin telefonunda mehter marşı var..
(Telefonunu çıkarır.)
Benimkiymiş...
(Telefonu kaldırıp,kimin aradığına bakar)
Padişah arıyor!..
Ssst!..Şşşt!.
İstanbul'dan padişah arıyor..
Padişah Üçüncü Ahmet!..Üç seferdir arıyor,bu sefer açmam lazım...
(Açar)
"Buyrun Padişahım?..
Evet Padişahım...
Rus ordusunu çembere aldık bekliyoruz...
Hayır,rus ordusuna çember almadık,rus ordusunu çembere aldık..
Neyi mi bekliyoruz?..Şeyi bekliyoruz..Rus ordusunun teslim olmasını bekliyoruz...
Tamam Padişahım!..
Olur Padişahım!..
Başüstüne Padişahım!..
Derhal Padişahım!...
Padişahım çok yaşa!..
(Telefonu kapatır)
Padişahımız üşütmüş,hapşırdı,onun için "Çok yaşa" dedim..
Yoksa beni bilirsin,ben yağcılığı sevmem..
KASIM PAŞA -- Ne diyor Padişahımız efendimiz?
BALTACI -- Padişahımız efendimiz,bu gecikmenin sebebini merak ediyor...Gecikmenin bedeli olarak birkaç kelle istiyor..Göndereyim mi senin kelleni Padişaha?.
KASIM PAŞA -- Ferman padişahınsa,kelle bizimdir...
BALTACI -- Var git,konseyi tekrar topla,kesin kararı bana bildir!..
KASIM PAŞA -- Başüstüne paşam!...(Çıkar)
(Rus Çariçe'si Katerina girer...)
KATERİNA -- Pasam?!..
BALTACI -- Katerina?!...Senin ne işin var burada..benim çadırımda?
KATERŞİNA -- Senin olmaya geldim pasam!..
BALTACI -- Senin olmaya derken?...Nasıl yani?
KATERİNA -- Ne istersen yapmaya geldim!..
BALTACI --Ne istersem??
KATERİNA -- Ne istersen..
BALTACI -- İstediğim herşeyi yapacak mısın?
KATERİNA -- Evet...İstediğin herseyi yapacağım...
BALTACI -- Ben irmik helvasını çok severim...Bana irmik helvası yapabilir misin?..
Bak,istediğin herşeyi yaparım dedin!..
KATERİNA -- Yaparım...Onu da yaparım..
(İşveli hareketlerle Baltacıya yaklaşır,üzerindeki pelerini çözüp,üzerinden bırakır)
Ne istersen yaparım...Yeter ki sen savası sona erdir..
BALTACI -- "Savas" değil, "Savaş.."
KATERİNA - (Baltacı'ya sokulur,dokunup tahrik etmeye çalışır) Bayılıyorum sana Mehmet pasa...Senin için ölüyorum..Sen benim için doğru erkeksin..
BALTACI -- Katerina yapma,ayıp..Sen benim kızım olacak yaştasın..
Yapma,ben sevmem böyle şeyleri.
KATERİNA -- Nasil seyleri?...(Üzerine gider)
BALTACI -- Katerina yapma diyorum bak,kalbini kırarım.
KATERİNA -- Kalbimi kır..Acıma..Parçala beni...Bu bizim kaderimiz..Ben burda seninle seviseceğim,sen de bizi affedip savaşmadan geri döneceksin.Tarih böyle yazacak..Tarihe karsı gelemezsin!..
BALTACI -- Yok öyle bişey Katerina..Tarih yanlış yazıyor..Seninle aramızda bişey olmayacak..Hepsi popüler tarihçilerin uydurması...Ben sekseniki yaşındayım.O defteri kapattım.
KATERİNA -- Ben sana yeni defter açarım,sen hiç merak etme..
BALTACI -- Yapamam Katerina,ben evliyim..Benim bir haremim var.Karılarımı aldatamam!..
KATERİNA -- Mehmet!..
BALTACI -- Yapma!..
KATERİNA -- Baltacı Mehmet Pasa!..Baltanı göster bana!..Baltanı görmek istiyorum!..
BALTACI -- Kızım bak git!..
(Katerina üzerine gider,Baltacı geri geri kaçar,çıkarlar...)
(Dışarıdan sesleri gelmeye devam eder)
KATERİNA -- Baltacııı...
BALTACI -- Kızım yapma diyorum...
Çıkarma elbiselerimi...
Yapmaa..
Yapmaaa...
Bak dinliyo mu?.
Yapmaaa...
Yap.......
(Bir top sesi duyulur)
(Ardından Mehter marşı..)
(Baltacı toparlanarak içeri girer)
BALTACI -- Kasım paşaaa!..
Savaş bitti,geri dönüyoruz!....
Zaten benim savaşacak halim de kalmadı......
(Mehter müziği...Işık...)AYRILIK ACISINDAN
(Erkek arkadaşı tarafından terkedilen Neriman,hayata küser,acısını unutmak için kendisini ev işlerine verir)
(Neriman,elektrikli süpürgeyle girer...Süpüre süpüre salonda dolaşır...Erkek arkadaşı tarafından terkedilmiştir,birkaç gün öncesine kadar bulutların üzerindeyken,aniden yere çakılmıştır.Yüreğinde ağır hasar vardır..Morali çok bozuktur..Suratı asıktır...Amacı temizlik yapmak değil,kendini meşgul edip,acısını unutmaya çalışmaktır...Süpürgeyle salonda dolaşırken,arada bir acısı aklına gelir,ağlamaklı olur,nemlenen gözlerini elinin tersiyle siler,süpürmeye devam eder...)
(Annesi girer...)
-- Günaydın kızım...
-- Günaydın anne...(Suratı asık)
-- N'apıyosun?..Temizlik mi yapıyosun?..
-- Evet anne..
-- Sabah süpürmemişmiydin burayı?
-- Sabahleyin kabasını aldım..Şimdi daha derin süpürüyorum...Halının derinliklerine nüfuz eden tozları temizliyorum..
-- Bence yeter kızım..Tamam,temizlemişsin,güzel olmuş..Biraz daha süpürürsen,halıyı aşındıracaksın..
-- Yetmez anne..
(Süpürmeye devam ederek)
Daha temiz olması lazım...
Temizlik iyidir..Bizi mikroplardan korur..
Mikroplar hasta eder insanı...
Halının üzerinde kimbilir bizim görmediğimiz daha ne kadar çok, binlerce,milyonlarca,milyarlarca,trilyonlarca,trilyarlarca mikrop vardır...
-- Abartma kızım..
-- Hayır anne!..Hepsini temizlemem lazım..Hiç mikrop olmamalı!..Hayatımızda mikrop olmamalı!..
(Hareketini hızlandırır)
Çekil kenara!..
Hiç mikrop kalmamalı..Heryer tertemiz olmalı...Heryer temiz olmalı!..Tek bir mikrop kalmamalı!..
-- Kızım sakin ol!...(Elini süpürgeye atar)
-- Süpürgemi bırak anne!..Temizlik yapıyorum!..Görmüyor musun mikropları?..Heryer mikrop kaynıyor!..
-- Kızım sakin ol!.
-- Anne,bırak dedim!..
Baksana mikroplara?.Heryerdeler!...
Temizlik yapmam lazım...Heryeri temizlemem lazım...Tek bir mikrop kalmamalı! ..
-- Tamam kızım,tamam...Heryeri temizle..Ama gel bi beş dakka ara ver,sonra devam edersin..
Gel otur şöyle...
(Kolundan tutup oturtur,yanına oturur)
-- Anne,mikroplar?..
-- Kızım,mikroplar biyere gitmiyo!..Temizlersin yine...
Anlat bakayım,ne oluyor?
-- Bişey olmuyo anne,heryer mikrop kaynıyo!..
-- Bana bak!..
-- Efendim?..
-- Mustafa'yla aranızda bişey mi oldu?..
-- (Birden boşalır,ağlamaya başlar)
-- Kızım nooldu??
-- BENİ TERKETTİİİİİ!....
Mustafa beni terketti anneeeeeee!...
(Annesinin dizine kapanır,sesli sesli ağlamaya başlar)
-- Kızım niye terketti?..İyi gidiyordu ilişkiniz..Bişey mi oldu?...
-- Bilmiyorum anneee..Ben hiç bişey yapmadım..
HAAAAAAAA!...HAAAAAAA!.
-- Kızım sus,ağlama!..Bi anlayalım hele...Nedir mesele,kavga mı ettiniz?
-- Hayııır...
-- Başka biri mi var hayatında?..Başka biri için mi terketti seni?
-- Hayıır..Öyle olsa söyleeer..
-- Ailesi mi istemiyor seni?..
-- Hayııır..Ailesi beni ondan daha çok seviyor.Ne zaman evleneceksiniz diye sorup duruyorlardı heep..
-- Peki o zaman Mustafa seni niye terketti kızım?..Ne güzel seviyordunuz birbirinizi,çok iyi anlaşıyordunuz..Evlilik planları da yapmaya başlamıştınız..Durup dururken niye terketti ki?..
-- Bilmiyorum anne...Anne beni bırak,temizlik yapmam lazım!..
-- Kızım otur şuraya..Temizliği yaparsın sonra....Peki sordun mu,beni niye terkediyorsun,diye?
-- Böylesi daha iyi dediii...Beni artık sevmediğini,benden ayrılmak istediğini söyledi..
-- Olur mu canım öyle şey?..Her sevmeyen ayrılsaydı,herkes tek başına yaşardı,evlilik diye bişey olmazdı...
(Baba girer..Elinde gömlek)
-- Hanımlar,bu gömleğin ütülenmesi lazım....
(Neriman fırlar,gömleği babasının elinden kapar)
-- Ben ütülerim baba!...
-- Kızım ütülersin sonra..Otur bi beş dakka dinlen..
-- Yok anne,ütülerim hemen..Çamaşırlara da bakayım.Yıkandıysa çıkarıp asayım balkona...
-- Hayırdır ne oluyor bu kıza?..Birden hamaratlığı tuttu..
-- Sevgilisi terketmiş...
-- Yapma yaaa?...
Üzülme kızım,daha iyisini bulursun..diyeceğim ama..bu tiple biraz zor...
Neyse..
Gömleği ütüle,hemen çıkacağım,kahvaltı edecek vaktim yok..
-- Babacım ben sana hemen hazırlarım kahvaltı...İstersen bi beslenme çantası yapayım,gittiğin yerde yersin..
-- Kızım mutfağa gidiyorsan,bulaşıklara da bi el at..
-- Tamam anne hallederim,merak etme..
-- Faturaların da bugün yatması lazım..
-- Ben yatırırım anne merak etme..
-- Bugün pazara da çıkmak lazım..Ben de çok yorgunum..
-- Ben çıkarım anne pazara,sen dinlen..Ben alırım ne gerekiyorsa..
-- Kızım benim ayakkabılara da bi cila atabilir misin?
-- Atarım baba..
-- Boynum da öyle ağrıyor ki..
-- Gömleği ütüleyeyim,ben sana masaj yaparım anne,hiçbişeyin kalmaz.. (çıkar)
-- Böyle hamarat değildi bu kız..Elini hiçbişeye sürmezdi..Nooldu bu kıza?
-- Sevgilisinden ayrıldı..
-- Haaa anladııım...Ayrılığı unutmak için kendini ev işlerine verdi...
-- Ben de öyleyim...Mutsuz olduğum zaman kendimi ev işlerine veririm...
-- Nooldu peki?..Sevgilisiyle kavga mı ettiler?.Niye ayrıldılar?
-- Ben ayırdım!..
-- Anlamadım?..Sen mi ayırdın?
-- Evet...Kızın sevgilisiyle konuştum,rica ettim,bir haftalığına kızımı terkedebilir misin dedim,sağolsun,iyi çocuk,kırmadı beni,kızı bir haftalığına terketti..
-- Deli misin sen,niye öyle bişey yaptın?
-- Ne yapayım Rıfkı?...Bütün işlere tek başıma yetişemiyorum?...
Kız sabah bi çıkıyor evden,akşama kadar sevgilisiyle beraber..
Akşama gelince de,niye yemek hazır değil diye bana kızıyorsun?..
Ben tek başıma hangi işe yetişeyim?..Çamaşır mı yıkayayım,bulaşık mı yıkayayayım,temizlik mi yapayım,pazara mı çıkayım,yemek mi pişireyim?..
-- Sen de,kız ayrılığın üzüntüsünü unutmak için kendini ev işlerine versin,sana yardım etsin diye kızı sevgilisinden ayırdın?
-- Evet ama bir haftalığına...
Biraz dinleneyim Rıfkı?..Çok yoruldum ama..
-- Kız bunu bilmiyo tabi?..
-- Bilmiyo...
-- Bir hafta sonra nolucak?
-- Çocuk özür dileyecek,hata yaptım diyecek,seni çok seviyorum diyecek,hediye alacak,hediyenin parasını da ben vericem,yine barışacaklar.
-- Ya kız barışmayı kabul etmezse?
-- Eder eder..Çocuğu deli gibi seviyor..
-- Valla tuhaf kadınsın...
Yaz geliyo,evin ,boya badana işlerini de kıza yaptır da bari,boşuna para harcamayalım..
-- Yaptırırım yaptırırım..
-- Tamirat işlerini de halletsin..Evde bozuk bişey varsa,sevgilisiyle barışmadan onları da aradan çıkar..
-- Tamam,çıkarırım...
(telefonu çalar)
Sevgilisi arıyor...
"Alooo?..Efendim Mustafa oğlum..Ne oldu,dayanamadın mı kızımın hasretine?...
Olmaz evladım,daha işler bitmedi,kızıma evde ihtiyacım var..Kız,üç gün daha benim...
Merak etme,bişey olmaz..Sen özür dilersin,çok sevdiğini söylersin...Biz kızı biraz sevgisiz büyüttük,sevgiye ihtiyacı var,sen seviyorum dedin mi dayanamaz sana döner merak etme...Hadi güle güle..
(Kapatır)
Başka?.Başka?..Başka?...Hazır mutsuzken,kendini ev işlerine vermişken başka ne iş yaptırabiliriz kıza?..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder