SİYASİ AYRILIK
-- Hayrola Hasan bey,benimle konuşmak istemişsin?..
-- Evet sayın Genel Başkanım,özel bir konuda konuşmak istiyorum sizinle..
-- Nedir bu gizlilik?.Konu nedir?.
-- Sayın Genel Başkanım,biliyorsunuz benim size karşı saygım sonsuzdur..
-- Yok,bilmiyordum,öyle mi?
-- Öyle..Siz benim için çok değerlisiniz..Bugün siyasette biyere geldiysem,sizin sayenizdedir.Sizin desteğiniz olmasaydı takılır düşer,fikirlerimi incitebilirdim..
-- Estağfurullah..Sen de partimiz için çok değerli bir arkadaşımızsın.
-- Siz çok saygıdeğer birisiniz sayın genel başkanım.Tanıdığım en kibar,en nazik insansınız.
-- Sağol Hasan bey,sen de öylesin.Nedir konu?
-- Sayın genel başkanım...Ben partiden istifa ediyorum!..
-- Anlamadım?...Ne yapıyorsun??
-- Partiden ayrılıyorum..
-- Ayrılıyorsun?..
-- Evet..
-- Partimizden?..
-- Evet..
-- Bizi bırakıyorsun?
-- Evet..
-- Ne diyorsun sen Hasan bey?..Şaka mı yapıyorsun,ne ayrılması?
-- Şaka yapmıyorum sayın genel başkanım,ben partimizden istifa ediyorum!.
-- TABİİİ YAAA.....
Anlamıştım zaten!...
Telefonda "Konuşmamız gerekiyor" dediğinde anlamıştım ayrılacağını...
Neden Hasan?...
Neden ayrılıyorsun partiden?.Neden bırakıyorsun bizi?..
-- Olmuyor,yürümüyor..Ben hiç mutlu değilim..
-- Seni kıracak bişey mi yaptım?
-- Hayır..Hata sizde değil,bende...
Siz çok iyi bir genel başkansınız,benden daha iyi milletvekillerine layıksınız..
-- Bırak bu palavraları Hasan!..Neden ayrılıyorsun partiden?.Neden bırakıyorsun bizi?..
Hayatında başka bi parti mi var?.
-- ...........
-- Cevap ver Hasan,bana arkanı dönme!..
Sana soruyorum,hayatında başka bir parti mi var??..
-- Evet...
-- BİLİYORDUM!!!..
Biliyordum başka bir partiyle ilişkin olduğunu!...
Son zamanlarda çok tuhaf davranmaya başlamıştın zaten...
Grup toplantılarında ben kürsüde konuşurken yüzüme bakmıyorsun,alkışlamıyorsun,sürekli cep telefonunla biyerlere mesaj yazıyorsun...
Hangi partiyle ilişkin var?..
Bilmek istiyorum,kim o parti?..
Bana adını söyle!.Ben tanıyor muyum?..
-- İktidardaki parti..
-- İktidardaki partiyle mi ilişkin var?
-- Evet..
-- Neden?.İktidarsız mısın?..
-- Lütfen sayın genel başkanım,kibarlığımızı bozmayalım..
-- Ne zamandır görüşüyorsun onunla?
-- Kiminle?
-- İktidardaki partiyle?
-- Üç aydır.
-- Üç aydır başka bir partiyle görüşüyorsun ve benim bundan haberim yok öylemi?...
NE KADAR APTAL MIŞIM!!...
-- Özür dilerim...Böyle olmasını istemezdim..
-- Niye böyle yapıyorsun Hasan?..
Ne istediysen yaptım..Seni her seçimde seçilecek yerlerden liste başına koydum.Parti içinde önemli görevlere getirdim.Daha ne yapayım?..
Neden ayrılıyorsun?.Neden bırakıyorsun partimizi?.O parti sana benim veremediğim ne verebilir ki?.
-- Bana "Bakanlık" teklif ettiler..
-- Bakanlık??..
-- Evet...
-- Yapma Hasan,gitme,bırakma partiyi..Söz veriyorum,iktidar gelirsek ben de sana bakanlık vereceğim..
-- Artık çok geç...
-- İstersen iki tane bakanlık vereyim,değiştire değiştire bakarsın.
-- Hayır!..Artık inanmıyorum sana!..Hep böyle diyorsun,oyalıyorsun beni.Senin iktidara falan geleceğin yok.
-- Yapma Hasan!..Biz bir söz verdik!..Halkımızın mutluluğu için sonuna kadar birlikte mücadele edecektik..
-- Ben mücadele etmekten yoruldum sayın genel başkanım..Halkımız mutlu olmak istemiyor.İsteselerdi,bize oy verirlerdi.
-- Seni kararından vazgeçirebilmek için yapabileceğim bişey yok mu?
-- Yok.
-- Genel başkan yardımcısı yapayım seni?
-- Hayır.İstemiyorum.
-- Genel başkan ol..Koltuğumu vereyim?
-- Hayır.
-- Koltuğun yanında iki tane de sehpa vereyim?
-- Hayır,istemiyorum...Genç değilim artık.Kendimi de düşünmek zorundayım..Ben de artık herkes gibi siyasetin nimetlerinden faydalanmak istiyorum.Bir ailem var,hırslarım var..
-- Sen bizi sattığın gibi,o aileni de satar başka bir aileye gidersin!
-- Ayıp oluyor ama sayın genel başkanım!!..
-- Ne ayıp olacak ulan!..Bizi satmıyor musun?..Yalnız bizi değil,sana oy verenleri de satıyorsun.Hain!..
-- O ZAMAN SEN DE İKTİDARA GELSEYDİN DE,BANA BAKANLIK VERSEYDİN!!!...
-- Bakanlık...(Burası çok ayıp)
-- OOOO!.OOOOO!..KÜFÜR ETMEEE!..
-- Ne etmeyecem lan?..Yarı yolda bıraktın bizi,hainsin işte!
-- Bak,lanlı manlı konuşma,genel başkan dinlemem,dalarım!
-- Hadi dal da görelim..Dalarsın da,çıkamazsın!.Seni..(Burası da çok ayıp)
-- ULAN KÜFÜR ETME DEMEDİM Mİ BEN SANA!..
(Milletvekili ve Genel başkan birbirlerine girerler.Mücadele iki dakka bile sürmez,nefes nefese ayrılırlar.)
-- Ulan göya memleketi kurtaracağız diye öne çıktık,iki dakka kavgaya bile nefesimiz yetmedi.
Bu nefesle,siyasi hayatımız da uzun sürmez bizim..
-- Bu memleket çok büyük sayın genel başkanım...Şöyle,Lihteynştayn,Malta,Andorra gibi küçük bir memleket olsaydı,kurtarması daha kolay olurdu..
-- Tamam o zaman...Sen git,yeni partine katıl.Ben de gideyim,birazdan grup toplantısı başlayacak,konuşma yapacağım..
Konuşmaktan başka bişey yaptığımız yok zaten.
-- Ben yeni partime gidip yerleştikten sonra,isterseniz sizi de yanıma aldırabilirim.
-- Hadi lan,olur mu öyle şey,ben parti başkanıyım.
-- Olmaz mı?
-- Olur mu?
-- Bilmem ki..
-- Hadi git,geç kalma,merak etmesinler..
Gidince,geldim diye beni ara..
-- Ararım..
............BABA-OĞUL KONUŞMASI
-- Cafeeer!..Caaaaferrr!..
-- Efendim baba?..
-- Gel oğlum yanıma,seninle konuşmak istediğim bişey var...
-- Buyur baba...
-- Otur bakalım şöyle karşıma..
-- Ne konuşacaksın baba?.
-- Çok özel bir konuda konuşacağım..Seninle bir baba-oğul konuşması yapacağız..Erkek erkeğe konuşacağız..
-- Konu nedir baba?..Sanki biraz anlar gibiyim ama...
-- Bak oğlum,biz daha önce annenle bu konuyu konuştuk..
Annen bana dedi ki, "Oğlumuz artık büyüdü.Onunla bazı şeyleri konuşmanın zamanı geldi.Otur,oğlunla erkek erkeğe konuş,onu bilgilendir,babası olarak bu senin görevin.Bu konuda bildiklerini anlat.Doğru bilgiyi senden alsın.Sokaktan,arkadaşlarından,ordan burdan yalan yanlış bilgiler edinmesin." dedi..
-- Yani?
-- Yani evladım,annen haklı..Sen artık büyüdün.Yarın öbürgün okulu bitireceksin,bir kızla tanışacaksın,evleneceksin,yuva kuracaksın,sağlıklı ve mutlu bir evlilik hayatının olabilmesi için bazı şeyleri doğru bilmen gerekir..Sağlıklı ve sorunsuz ilişki için bilmen gereken şeyler...
-- Ben bu konuyu seninle konuşmaya utanırım ama baba?..
-- Bunda utanacak bişey yok oğlum..Bunlar hayatın gerçekleri..Ben gençken,benim babam da bana aynısını yaptı,oturttu karşısına,benimle bu konuda konuştu.Neyin ne olduğu hakkında beni bilgilendirdi..Benim o sayede sağlıklı ve mutlu bir evlilik hayatım oldu..
Şimdi ben de,baban olarak seni bu konuda bilgilendirmek istiyorum..
-- Anlıyorum baba..Sen nasıl istersen..
-- Sokaktan,arkadaşlarından,dergilerden,internetten,ordan burdan yalan yanlış bilgiler edinmeni istemiyorum..
Bu, mutluluğun en temel konularından biri,utanacak ne var anlamadım?.
-- Peki baba,madem sen öyle diyorsun...Seni dinliyorum..
-- Herşeyden önce şunu kesinlikle aklından çıkarma : "Düşükten alacaksın,yüksekten satacaksın..."
-- Nasıl yani,anlamadım?
-- Yani, "Destek seviyesinde alacaksın,direnç seviyesinde satacaksın!..."
-- Anlamıyorum baba!..Ne alacağım,ne satacağım,sen neyden bahsediyorsun?.
-- Kağıtlardan bahsediyorum evladım.
-- Ne kağıdı?
-- Gayrimenkul..Hisse senedi..Borsa..Borsadan bahsediyorum..
Yarın öbürgün okul bitecek,iş hayatına atılacaksın..
Hep benim yanımda çalışmanı istemiyorum..
Sana sermaye vereceğim,kendi yatırım şirketini kuracaksın,kendi ayaklarının üzerinde durmasını öğreneceksin..
Ama önce benim,seni piyasalar konusunda bilgilendirmem gerekiyor..
Borsa nedir?..Hisse senedi ne zaman alınır,ne zaman satılır?..Direnç seviyesi nedir,destek seviyesi nedir?..Döviz ne zaman yükselir,ne zaman düşer?.
Altın ne zaman alınır?..Pozisyon nedir,ne zaman,nasıl alınır,sana bunları öğreteceğim.
Sağdan soldan,internetten,ekonomi dergilerinden yalan yanlış bilgiler edinmeni istemiyorum..
Ben bütün tecrübelerimi sana aktaracağım..
-- Benimle piyasalar hakkında mı konuşacaksın??
-- Evet..Sen ne sandın?
-- Cinsellik konusunda konuşacaksın sandım..
-- Oğlum ne cinselliği?..Ekonomi herşeyden önce gelir.Önce para kazanacaksın.Sağlıklı ve mutlu bir ilişkinin temeli..
-- Cinsellik değil mi?
-- Değil...Sağlıklı ve mutlu bir ilişkinin temeli,ekonomi..
Ekonomisi bozuk olup da cinselliği düzgün giden kimse olmaz..
O yüzden seni ekonomi hakkında,piyasaların işleyişi hakkında bilgilendireceğim..
Yatırım ciddi bir iştir..
Şimdi seninle şirkete gideceğiz,sana herşeyi grafiklerle anlatacağım.Büyüme nedir,enflasyon nedir,mali tablolar nasıl analiz edilir öğreneceksin..
-- Peki cinsellik ne olacak?.
-- Oğlum başlatma cinselliğinden...
Cinsellik dediğin de ekonomiye,bağlıdır..
Para kazanıyorsan,cinsellik de iyi gider..
Ekonomi iyiyse,borsa yükseliyorsa,cinsellik de yükselir.Borsa düşerse..
-- Cinsellik de düşer.
-- Aynen öyle..Sen ne zaman dünyaya geldin biliyor musun?
-- Ne zaman?
-- Başka bir şirketle ortak olup birlikte borsaya girmiştik.Hisselerimiz bir gecede yüzde kırksekiz arttı.O gece anneni yemeğe çıkardım..
-- Anladım baba,devam etme istersen..
-- Tamam..Ama şunu bil ki sen piyasalar sayesinde dünyaya geldin.Piyasa çocuğusun.
-- Estağfurullah.
-- Olur.
...............DIŞARI ÇIKAMIYORUM
-- Hayrola Zeynep?..Neyin var senin bugün?..Kalktığından beri böyle bi acayip surat var sende,hasta mısın yoksa?
-- Yok bişeyim Muhittin,iyiyim.
-- Niye sessizsin o zaman?..Ses tellerine kuşlar mı kondu,onları ürkütmemeye mi çalışıyorsun?..Bak bak...Ne güzel espiri yaptım..Niye gülmüyorsun?.
-- İyiyim böyle..
-- Hadi söyle,neye canın sıkıldı?
-- "Dışarı çıkamıyorum..."
-- Dışarı çıkamıyorsun?.
-- Evet.
-- Ne yapacaksın dışarda?.
-- Hangi dışarda?
-- Dışarı çıkamıyorum demedin mi?.Ne işin var dışarda,biyere mi gideceksin?.
-- Öyle değil Muhittin..."Dışarı çıkamıyorum.."
-- Nereye çıkamıyorsun,bahçeye mi?..Ne yapacaksın bahçede,niye çıkamıyorsun?.
-- Muhittin,masa başında iştahını kaçırmayayım sabah sabah.Anla işte "Dışarı" çıkamıyorum..
-- Yurt dışına mı?
-- Evet!!...Endonezyaya gidicem,vize alamıyorum!..Muhittin saçmalama Allahaşkına,benim ne işim var yurt dışında?..Rahatsızım,bir haftadır "dışarı çıkamıyorum..."
-- Çıkamazsın tabi..Löpür löpür yedin tatlıları,yedin hamur işlerini,her tarafın yağ bağladı,fıçı gibi oldun,adım atacak,dışarı çıkacak gücün kalmadı..
Kahvaltıdan sonra beraber çıkalım dışarı,parka gidelim,yürüyüş yapalım,kilo ver biraz..
Benim de biraz yanlardan kilo vermem lazım,yeme artık o reçeli...Zaten çayına altı tane şeker atıyorsun,üzerine bi de ekmeğin üzerine tereyağ,bal sürüyorsun...Balın üzerine reçel sürüp yiyeni de bi sende görüyorum..
Yakamadığın şekerler yağa dönüşüyo Zeynep?..Habire yağ,habire yağ,yağ fıçısı oldun,kendi yağınla kavrulmayı öğren artık...Bak yine istemeden espiri yaptım..
Sen buna da gülmezsin şimdi..
-- Yok sağol,gülmiyim..
-- Zeynep,senle bi ara şu benim espirilerime gülmeme konusunu oturup bi konuşalım...
Ben bu espirileri kendim için yapmıyorum ki,senin için yapıyorum..
Bi espiri yapmak kolay mı sanıyorsun?..
Beynimdeki espiri hücrelerini köpek gibi çalıştırıyorum.Sen gülmeyince
onların da morali bozuluyo...
-- Ne anlatıyorsun sen Muhittin?..
-- Hadi bitirdiysen kahvaltını,dışarı çıkıp beraber yürüyüş yapalım.
-- Muhittin dışarı çıkamamaktan kastım o değil..
-- Ne peki?.
-- Dışarı çıkamamak lafını hiç duymadın mı Muhittin?..Rahatsızım işte,"dışarı çıkamıyorum" anlasana..
-- Rahatsızsın?.
-- Evet.
-- Bu rahatsızlık değil Zeynep,duymuştum ben bunu,bu baya bi hastalık.
-- Ne hastalığı?
-- Dışarı çıkamama hastalığı..Açık alan korkusu..Bu hastalığa yakalanan insanlar,başlarına bişey gelir korkusuyla evden dışarı adım atmaya korkarlarmış...
Dışarda korkacak bişey yok Zeynep,korkma.Hayat korkulacak bişey değildir.Hayattan korksak,dünyaya gelmezdik.
-- Dalga mı geçiyorsun Muhittin?
-- Ne dalga geçeceğim Zeynep?..Hastalıkla dalga geçilir mi?.İstersen bi doktora götüreyim seni.Veya sen dışarı çıkmaya korkuyorsan,doktoru eve getireyim..
-- Muhittin benim öyle bi hastalığım yok.
-- Neyin var peki?
-- Dedim ya "dışarı çıkamıyorum..." Yemek yersin yersin,belli bir zaman sonra dışarı çıkma ihtiyacı hissedersin ya?..
-- Tamam..Doğru söylüyorsun..Yemek yersin,sonra yediklerini hazmetmek için dışarı çıkıp yürümek istersin...
Zaten öyle derler,yemekten sonra ya sırtüstü yatmalı,ya kırk adım atmalı..Sen o kadar şişmanladın ki,yusyuvarlak oldun,sırtın neresi karnın neresi belli değil,en iyisi yürümen.
-- Muhittin sen ne gerizekalı adamsın,söyletme bana şunu,"dışarı çıkamıyorum!..." Çeşitli gıdalar alırsın,aldığın gıdaların içinde işe yarayan var,yaramayan var,yaramayan kısımları atarsın??...
-- Öyle söylesene!..
-- Hah!.O işte..
-- Aynısı bana oldu geçen gün.
-- Ne oldu?.
-- Manavdan kiraz aldım,bi kısmı çürük çıktı,işe yaramadı,attım..Ne oldu,kiraz aldın,çürük çıktı,ona mı canın sıkıldı?
-- Pes Muhittin!..
-- Nasıl pes?
-- Vazgeçtim,söylemiyorum..İyiyim ben,bişeyim yok,beni düşünme sen keyfine bak!..
-- Nasıl bakacağım keyfime?..Bende de sıkıntı var.
-- Ne oldu?
-- Kabız olmuşum...kaç gündür tuvalete gidiyorum,ıkınıyorum ıkınıyorum s.....mıyorum...
-- Allah belanı versin Muhittin!.
-- Ne oldu?
--Ben sana derdimi kibarca anlatmaya çalışıyorum,yemek başında miden kalkmasın diye?...
-- Neye kalkacak midem?.
-- Öküzsün sen öküz!..."Dışarı çıkamamak" demek,tuvalete gidememek demek...
-- Niye gidemiyorsun tuvalete?.Kapının kilidi mi bozuldu,anahtar içerde mi kaldı?.
-- Allahım sen bana sabır ver!.
-- Sabırı ne yapıcan?
-- Sana olanın aynısı bana oldu Muhittin!!..
-- Kabız mı oldun?
-- Evet!..Kabız oldum!...Bunu ille söyletmek zorunda mısın,kibar olsana biraz!.
-- Niye kibar olacağım,evli değil miyiz biz?
-- Öküzsün öküz!..Sana öküz demek öküzlere hakarettir,artık bu seferlik kusura bakmasınlar..
-- Nereye gidiyorsun,niye kalktın masadan?...Niye kibar olacak mışım?.Kibar olanlar kabız olmuyorlar mı?...Ama ben sana evlenirken söyledim,ben kibar bi adam değilim dedim,benden kibarlık bekleme dedim,vermem dedim...
Allah Allah,demek dışarı çıkamamak,kabız olmak demekmiş...Tamam yaa,ben bunu duymuştum ama unutmuşum..İnsan,olmaya olmaya zamanla kibarlığı unutuyor...
Peki o zaman,kabız olunca dışarı çıkamıyorum deniyorsa,ishal olunca ne deniyor?..: "İçeri giremiyorum..."
Zeyneeep!..Gel bak yeni bi espiri yaptım!...
Buna da gülmez ki şimdi bu....
Buna da gülmezse ben de bi daha ona espiri yapmam,gider başka kadınlara yaparım.İş yerinde bitane var zaten,espiri yapayım diye gözümün içine bakıyo....
Şu kabızlık da can sıkmaya başladı.Lifli yiyecekler iyi geliyormuş kabızlığa...
Zeyneeep!..Lifli yemekler kabızlığa iyi geliyormuş,evde lif var mı?..Yoksa,nerde satıyorlarsa,git bol bol lif al!..Bu akşam köfte yapacaktın ya, lifli köfte yap...
..............UNUTKANLIK...
-- Necmettin amca nasılsın?..
-- İyiyim Cemal oğlum,sağol..Sen nasılsın?.
-- Ben de iyiyim..Maşallah iyi gördüm seni..İkinci baharını yaşıyorsun,ikinci baharını...
-- Yok be oğlum...Bu baharsa,sonbahardır...Sonbaharın,son ayı...Sonbaharda ağaçlar yapraklarını dökerler ya...Benim de vücudumdaki kıllar,yaprak misali döküldü...Ayı gibi adamdım,her tarafım simsiyah kılllarla kaplıydı,hepsi döküldü,sülün gibi bembeyaz oldum...Göstereyim mi?
-- Ne göstericen?
-- Vallahi bacaklarımı görsen,tahrik olursun...Hayat bana bir epilasyon yaptı ki,sorma...
-- Tek derdin bu olsun Necmettin amca..
-- Tek derdim bu olsa iyi evladım,tek derdim bu değil ki..
-- Nedir derdin?
-- Unutkanlık başladı bende...
-- Sahi mi?
-- Evet...Bişey söylüyorum,sonra o söylediğimi unutup,aynı şeyi bi daha söylüyorum..
-- Yapma ya?
-- Ya yaaa...Hepsi bununla kalsa iyi..
-- Başka neyin var?
-- Unutkanlık başladı bende...Bişey söylüyorum,sonra o söylediğimi unutup,aynı şeyi bi daha söylüyorum...
-- Onu söyledin.
-- Neyi söyledim?
-- Unutkanlık başlamış..Aynı şeyi bidaha söylüyor muşsun..
-- Evet yaa...Ama o bişey değil,asıl can sıkıcı olan ne,biliyo musun?.
-- Ne?.
-- Unutkanlık başladı bende...Bişey söylüyorum,sonra o söylediğimi unutup,aynı şeyi bi daha söylüyorum..
-- Tamam Necmettin amca,anladım..
-- Hiç sorma...Ne olacak bilmiyorum..Senin de başını ağrıttım, kusura bakma...
-- Yok canım,önemli değil..
-- Nedir önemli olmayan?
-- Başını ağrıttım dedin ya?
-- Başını mı ağrıttım?
-- Yok Necmettin amca,başımı falan ağrıtmadın..
-- Bunlar niye oluyo biliyo musun Cemal oğlum?
-- Niye oluyo?
-- Unutkanlık başladı bende..Bişey söylüyorum,sonra o söylediğimi unutup,aynı şeyi bi daha söylüyorum...
-- Necmettin amca,yeter.
-- Ne yeter?
-- Anladım,tamam..Unutkanlık başlamış sende..
-- Kim söyledi sana bunu?
-- Sen söyledin ya?
-- Ne zaman söyledim?
-- Şimdi söyledin.
-- Ne dedim?
-- Unutkanlık başladı bende dedin.
-- Unutkanlık mı başladı bende?
-- Tövbe tövbee..Unutkan olduğunu da mı unuttun?..
-- Hiç sorma..Geçen gün 75 yaşımda olduğumu unutup genç bir kıza çıkma teklif etmişim..
-- Ne dedi kız?
-- Hangi kız?
-- Çıkma teklif ettiğin kız?
-- Ne çıkması?
-- Tamam Necmettin amca,senin durum vahim,anladım..
-- Ne olacak bilmiyorum..Bazan bişey söylüyorum,sonra o söylediğimi unutup,aynı şeyi
bi daha söylüyorum..
-- Yeter ama...
-- Bazan da ne oluyo biliyor musun?
-- Ne oluyo?
-- Ne oluyo??
-- Necmettin amca,ne oluyo diye sen sordun..Ne olduğunu sen söyle!..
-- Bişey söylüyorum,sonra o söylediğimi unutup,söylediğimi unutup...unutup...tup..up______________________________
-- Necmettin amca nooldu?
-- ...........
-- Anladım...Konuşmayı unuttun....Olsun böyle daha iyi.....
.................KEDİDİR KEDİ
-- Davut,kalk Davut,salondan bi ses geliyor!.
-- Ne sesi?
-- Ne bileyim ne sesi?.Evde hırsız var galiba,kalk bi bak!..
-- Evde hırsız var?
-- Evet.
-- Bizim evde?
-- Evet.
-- Saçmalama..Biyerin kapısı açık kalmıştır,o çarpıyordur.
-- Kalk,kapat o zaman..
-- Ya hırsızsa?
-- Kapı çarpıyor dedin ya?
-- Ya kapıyı hırsız çarpıyorsa?
-- Eve giren hırsız,kapıyı niye çarpsın?
-- Biz kapı çarpıyor zannedelim diye..Ben olsam öyle yapardım.
-- Hırsız olabilir Davut,kalk bi bak..
-- Neriman,bizim eve hırsız girmez.Bizim başımıza gelmez öyle şeyler.Yat uyu,kedidir o.
-- Bizim kedimiz yok ki.
-- Bizim kedimiz demedim,yabancı bir kedidir,açık biyer bulmuştur,girmiştir içeri.Kedidir.
-- Kedi değildir Davut..Her taraf kapalı,kedi nasıl girecek içeri?
-- Girer girer,kedi kuyruğunun geçtiği heryerden geçer.
-- Kedi değil o,fare.
-- Hani hırsız diyordun?
-- Hayır,kuyruğunun geçtiği yerden geçen şey fare.
-- Nerden biliyorsun?.Sen hiç bi fareyi kuyruğunun geçtiği yerden geçerken gördün mü?
-- Ay Davut,saçmalama,hırsız var evde,kalk bi bak.
-- Hırsız değildir.Çocuklardan biri susamıştır,kalkıp su içmiştir,onun sesidir.
-- Bizim çocuğumuz yok Davut.
-- Nası yok?
-- Ne demek nasıl yok?.Yok işte,bizim çocuğumuz yok.
-- Niye söylemiyorsun bana?
-- Neyi?
-- Çocuğumuz olmadığını..Her sabah çıkarken soruyorum sana,evde eksik bişey var mı,bişey lazım mı diye,niye söylemiyorsun?
-- Davut,saçmalama.
-- Saçmalarım.Şu an uyku sersemiyim,istediğim gibi saçmalarım.
-- İçeri girdiler!.
-- Kim girdi içeri?.Ne girdi?
-- Hırsızlar..Hırsızlar yatak odamızdan içeri girdiler,yatak odamızdalar!.
-- Yapma ya?
-- Evet..Ne yapacağız Davut?
-- Yavaş konuş,tehdit olarak algılamasınlar..Belki hırsız değillerdir.Eskiden bu evin olduğu yerden yol geçiyormuş,belki yol sanıp yanlışlıkla girmişlerdir eve.
-- Davut,çok korkuyorum,yerdeki halıyı yuvarladılar.
-- İsparta halısı falan mıydı yerdeki halı?.Değerli bişey miydi?
-- Değildi.
-- Dua etsinler,İsparta halısı değil.Yoksa gösterirdim ben onlara..Neriman?
-- Efendim?
-- Ben arkamı dönüp bakarsam yanlış anlayabilirler,sen çaktırmadan bi gözünü arala da bi bak bakayım kaç kişiler?
-- Üç kişiler..İki kişi eşyaları dışarı taşıyor,bir kişi de elindeki deftere taşınan eşyaların kaydını tutuyor.
-- Düzenli hırsızlar demek..Şimdi ne yapıyorlar?
-- Perdeleri çıkarıyorlar.
-- Tüller kalsaydı bari.
-- Yok,onları da aldılar.
-- Helal olsun adamlara.Dışarıdan görülmekten de korkmuyorlar.Hırsızlıkları bi yana,cesaretlerini takdir etmiyor değilim.
-- Komodin'i aldılar,şimdi de gardrobu sürüklüyorlar.
-- Yardım edelim mi?.Gardrop ağırdır,düşürüp de biyerlerini incitmesinler.Mağduruz ama insanız neticede..
-- Bana bi üşüme geldi Davut.Sana da geldi mi?
-- Geldi..Üstümüzdeki yorganı aldılar..Şimdi de benim pijamalarımı sıyırıyorlar.
-- Külodun temiz mi?.Ayıp olmasın adamlara?
-- Temiz temiz..Neriman,gözlerimizi açmadan usulca yere yuvarlanalım,bunlar altımızdaki yatağı,karyolayı,herşeyi alacaklar galiba.Biyandan da horlayalım,uyuyor sansınlar.
-- Yok ayol,uyumadığımızı biliyorlar.Uyumadığımızı bile bile soyuyorlar bizi.
-- O zaman uyanalım,açalım gözlerimizi?
-- Yok,soygun bitsin sonra uyanırız.
-- Tamam...
-- Davut?
-- Efendim?
-- Gittiler galiba,açalım mı gözlerimizi?
-- Açalım ama ben hala hırsız olduklarına inanmıyorum.Kesin,kedidir.
-- Hiçbişey bırakmamışlar evde Davut,herşeyi götürmüşler..
-- Nasıl götürmüşler?..Bu ne?
-- Oyuncak kedi o..Komşunun çocuğu unuttu galiba,dün oturmaya gelmişlerdi.Kurmalı,oyuncak kedi o.
-- Nasıl kurmalı?..Arkasından kuruyorsun,yere bırakıyorsun,yürüyor?
-- Evet.."Miyiv miyiv.." diye de ses çıkarıyor.
-- Ama ben sana dedim Neriman?..Ben sana hırsız değildir,kedidir dedim!..Bana inanmıyorsun ki?..Kurmalı,murmalı,kedi işte!..
-- Peki eşyalar nerde?
-- Ne bileyim nerde.Biyere gitmişlerdir,gelirler birazdan......
............OYUN YAZARI
-- Alooo?
-- Efendim?
-- Hıdır bey?
-- Benim...
-- Ben,Arif Helva..
-- Merhaba Arif bey,nasılsınız?
-- Çok teşekkür ederim..Çok mersi..Sen nasılsın,n'apıyosun??..
-- İyiyim Arif bey,sağolun..
-- Canım,ben senin numaranı Özgünel'den aldım..Özgünel'i biliyosun?.
-- Özgünel?
-- Özgünel Özgider...Geçen sene senin bi oyununu oynamışlardı.."Tarla Kuşları" tiyatrosundan..Oyuncu.
-- Haa,o Özgünel?..
-- Evet..Canım,ben seni niye aradım?..
-- Niye aradın?
-- Canım,biz şimdi bu sezon bi oyun koymak istiyoruz..
-- Nereye?
-- Sahneye..
-- Anladım..
-- Özgünel de bizim tiyatroya katıldı,bu sezon çok iddialı gireceğiz inşallah..
-- İnşallah..Özgünel'in size katıldığı iyi olmuş.İyi bir oyuncudur.Rolünü oynamaz,yaşar.
-- Yaşar kim?
-- Hayır,Özgünel için diyorum,iyi bir oyuncudur.
-- Tabi tabi...Nasılsın,iyi misin,keyfin nasıl?
-- İyiyim Arif bey,idare ediyorum.
-- Ben senin yazdığın oyunu seyrettim,Özgünellerin oynadığı..
-- Nasıl buldunuz?
-- Çok beğendim.Harika olmuş.Çok güzel yazmışsın.Ben bayılıyorum size kardeşim.Çok takdir ediyorum sizi.Yazarlık çok zor bi iş.Dünyanın en çileli işi.Nasıl yazıyorsunuz,nasıl yapıyorsunuz,o kelimeleri,cümleleri nerden buluyorsunuz?..Onları birbirine nasıl bağlıyorsunuz?.Hem güldürüyorsunuz,hem ağlatıyorsunuz..Annemle gittim ben senin oyununu seyretmeye.Finalde annem tutamadı kendini,ağladı.Resmen anamı ağlattın benim...Harikasınız valla..
-- Teşekkür ederim Arif bey.
-- Canım,ben senden şimdi bi oyun istiyorum..
-- Oyun?
-- Evet..Var mı elinde hazır bi oyun?
-- Valla,bikaç taslak var ama bitmiş oyun yok..
-- Sen o taslakları iki saatte bitirirsin!..Sen var ya sen..İstesen günde iki tane oyun yazarsın.Biliyorum ben seni,takip ediyorum,çok üretken,çok yetenekli bir yazarsın sen..
-- Teşekkür ederim..
-- Yazarsın değil mi?
-- Yazarım.
-- Ama bir ayda bitirmen lazım,sezona ancak yetişir.
-- Yetiştiririm.
-- Ama Hıdır'cım,lütfen,çok rica edeceğim,çok titiz çalış.Şöyle,bana yakışacak şahane bi oyun yaz,kapalı gişe oynayalım,kapı-pencere kırılsın.
-- Tamam..
-- Şimdi bi röportajım var,ben seni bir hafta sonra nasıl gidiyor diye tekrar ararım.Var mı söylemek istediğin bişey?
-- Var.
-- Nedir?
-- Para konusu ne olacak?
-- Yok,para konusunda olmasın..Oyunun konusunu sana bırakıyorum ama para konusunda olmasın.Hayatın içinden,herkesin seveceği,kendini göreceği bir konu olsun.Yüzde yetmişbeş güldürsün,yüzde onbeş ağlatsın,ne yaptı?
-- Yüzde doksan.
-- Ne kaldı geriye?
-- Yüzde on.
-- Yüzde on da,düşündürsün..Canım,televizyoncular geldi,ben kapatıyorum,seni daha sonra arayayım.
-- Arif bey,ben para konusu derken,"Ödeme" konusunu kastetmiştim..
-- Haaa,bak,ödeme konusu iyi bi konu olabilir..Ödeme..Ödeşme..İntikam..Seyirci,sever böyle konuları..Tamam,bu konuda yaz..Birinci perde'de,adamın başına gelmedik şey kalmasın,ikinci perde de,ödeme,ödeşme,intikam perdesi olsun,kendine yapılanların intikamını alsın.İyi düşünmüşsün Hıdırcığım,konu bu olsun.
-- Arif bey,ödeme derken kastettiğim bu değildi.
-- Ne kastettin?
-- Oyunu yazayım da,karşılığı nasıl olacak?.O konuda bişey söylemiyorsunuz,neye karşılık yazacağım oyunu?
-- Valla Hıdırcığım,onu ben bilemem ki hayatım..Orası sana kalmış.İstersen deniz kenarına git,otur bi bank'a,denize karşı yaz..İstersen evine kapan,evde yaz.Ben senin yöntemlerini bilemem ki..Hıdırcım,benim toplantıya girmem lazım..
-- Röportaj değil miydi?
-- O da var tabi...
-- Arif bey,bi anlaşma yapmayacak mıyız?
-- Ne anlaşması?.Ben sana,oyun yaz,dedim,sen de tamam yazayım dedin,anlaştık.
-- Arif bey,oyunu bedava mı yazacağım?.Hiç paradan söz etmiyorsunuz?
-- Para mı?
-- Evet.
-- Para?
-- Evet..
-- Yazıklar olsun!..
-- Anlamadım??
-- İşiniz gücünüz para!..Bütün derdiniz para!..Siz nasıl insanlarsınız!..Siz nasıl bir sanatçısınız?.Siz yazarlar ne para düşkünü insanlarsınız!..Yazmak istemiyor musun kardeşim?
-- Kardeşim mi?
-- Adın neydi,unuttum ben senin adını.
-- Hıdır.
-- Bana bak,Hıdır mısın nesin,seni adam yerine koydum da benim gibi ünlü bir tiyatrocuya oyun yazma fırsatı veriyorum.Niye terbiyesizlik yapıyorsun?
-- Arif bey,kibar olun.Siz bu oyundan para kazanmayacak mısınız?
-- Sanane benim kazanacağım paradan?
-- Benim yazdığım oyundan para kazanınca bana da ödeme yapmayı düşünüyor musunuz?
-- Sanane benim düşüncelerimden!.Ben bu noktaya gelmek için ne büyük sıkıntılar çektim biliyor musun sen!.Ben neler çektim biliyor musun sen!..Para için saldırıyorsun bana!.Ben ne büyük...Ben nasıl bir..Ben nerelerden..Ben ne çileler..Ben..Benn..Oyunu nu da seyrettim zaten,Özgünellerin oynadığı,beş para etmez..Seni adam yerine koyuyorum,arıyorum,benim gibi ünlü birine oyun yazma şerefini..Sen benim ne kadar ünlü biri olduğumu biliyor musun!..Seni bi kaşık şöhretimde boğarım,terbiyesiz!..Paraymış!..Sen kim oluyorsun da benden para istiyorsun!..
-- Emeğime karşılık istiyorum..
-- Bana ne senin emeğinden!.
-- Arif bey?
-- NE VAR?
-- Sizi,kibarlığımı hiç bozmadan,usulca Allaha havale ediyorum..Çat!..
-- SENSİN ÇAT!..ÇAT NE?. NE DEMEK İSTİYORSUN SEN?..Terbiyesiz,telefonu yüzüme kapatmış...
..............SİVİLCE
-- Hoşgeldin Hayri..
-- Hoşbulduk karıcığım..
-- Yemek hazır,çok acıktıysan otur hemen masaya,hazırlayayım..
-- Masaya mı oturayım?
-- Hayır,sandalyeye otur.
-- Hiç zahmet etme,yemek yemeyeceğim.
-- Ne oldu,bişeye mi canın sıkıldı?.Suratın da bir karış?..
-- Bir karış mı?
-- İşte yaklaşık..
-- Çok üzgünüm de ondan.
-- Ne oldu?
-- Emin vardı ya?
-- Nerde?
-- Yok,biyerde değil...Emin diye bir arkadaşım vardı ya,karısıyla birlikte bize oturmaya gelirlerdi bazan?.
-- Ben Emin diye birini hatırlamıyorum.
-- Nasıl hatırlamıyorsun?.Matbaacı Emin..Bizim aramızı o yapmıştı,bizi tanıştırmıştı?..
-- Yok Hayri,yanılıyorsun,bizi kimse tanıştırmadı,ben geldim sana kendimi tanıttım,biz öyle tanıştık.
-- Sen benim kaçıncı karımdın?
-- Üçüncü.
-- Neydi senin adın?
-- Selma..
-- Haklısın,karıştırdım.Emin,ikinci karım Ayten'le aramızı yapmıştı.
-- Eee,ne olmuş Emin'e?
-- Epeydir hastaydı,hastanede yatıyordu.
-- Nesi vardı?
--Böbreklerinden rahatsızdı..
-- Hayır,nesi vardı derken,evi var mıydı,parası var mıydı onu sordum.Eğer öldüyse geride kalanlar mağdur olmasın.
-- Adam öldü,malın mülkün ne önemi var Ayten?..
-- Ayten değil,Selma..Benim adım Selma...Sekiz senedir karınım,hala adımı ezberleyemedin,ikide bir eski karının adını söyleyip duruyorsun!.
-- İkide bir,kötü bir oran değil ki..
-- Yakın arkadaşın mıydı Emin?
-- Çok yakındık.
-- Başın sağolsun o zaman.
-- Ne zaman?
-- Sen niye hep lafların yanlış yerine takılıyorsun Hayri?.Arkadaşın ölmüş,sana başsağlığı diliyorum!.
-- Sağol sağol,dostlar sağolsun..
-- Sadece dostlar değil,düşmanlar da sağolsun.
-- Niye?
-- Çünkü,düşmanlar olmazsa dostların kıymetini bilmeyiz..Haydi üzme kendini,patlıcan musakka yaptım,ye de kendine gel.
-- Patlıcan musakka üzüntüye iyi mi geliyor?
-- Hayır,onun için demedim..
-- Bütün arkadaşlarım patır patır ölüyorlar Ayten!.
-- Ayten değil,Selma!.
-- Yaşlılık çok kötü bişey..Kala kala birkaç tane arkadaşım kaldı,onlar da ölürlerse ben ne yapacağım?
-- Sen de kendinle arkadaş olursun.
-- Peki ya ben de ölürsem?...O zaman ne yapacağım?...
-- Saçmalama Hayri..
-- Ben miyim saçmalayan?...Asıl saçmalayan hayat...
İnsan,bir yakını ölünce anlıyor hayatın ne kadar saçma,ne kadar anlamsız olduğunu..
Herşey boş,herşey yalan,gel biraz da sen oyalan.
-- Yok ben iyiyim böyle.
-- Emin'le çocukluğumuz birlikte geçti..Aynı okullara gittik,askerliğimizi aynı yerde yaptık,uzun zaman aynı işyerlerinde çalıştık.Benim en iyi arkadaşımdı.O öldü,ben hayattayım,benim ondan neyim eksik?..
-- Saçmalama Hayri.
-- Yaşamanın hiçbir anlamı yok.Ben de ölmek istiyorum..Bu yaştan sonra daha fazla yaşayacağım da ne olacak?.Aynı acıları,aynı mutsuzlukları tekrar tekrar yaşayacağım..
İstemiyorum yaşamak..Öleyim de bitsin bu hayat denen acı..
-- Aaa Hayri?.Ağzından yel alsın!.
-- Almasın!..Küstüm ben hayata.İçimde yaşamaya dair en ufak bir heyecan kalmadı..
-- Yapma böyle Hayri,üzüyorsun beni..
-- Nasıl olsa ölmeyecek miyiz Ayten?
-- Ayten değil,Selma.
-- Ha bugün olmuş,ha yarın,ha on sene sonra,ne farkeder?..
Hayattan zevk alamadıktan sonra neye yarar yaşamak?.Bıktım artık yaşamaktan..
Ben ölürsem,sen ayakta kalabilir misin,tek başına idare edebilir misin?
-- Ederim.
-- İyi o zaman.Ben öleyim..
Ama ben beceremem kendimi öldürmeyi..
Beni sen öldür..
İntihar süsü ver..
Haydi,gözlerimi yumdum,arkamı döndüm bekliyorum,öldür beni!
-- Ensene ne oldu?
-- Hangi enseme?
-- Ne demek hangi enseme?.Kaç tane ensen var?.Ensende bi şişlik var.
-- Ne şişliği,nerde?.Bu mu?..
-- Evet.
-- Allah Allah,nedir bu?..Eyvah!
-- Ne oldu?
-- Kanser oldum!.
-- Saçmalama.Küçük bi şişlik.Biraz da kızarmış..
-- Yok yok,küçük bi şişlik değil bu..Şey bu..Ur bu ur..Kanser oldum!
-- Saçmalama Hayri,sivilce bu..Biraz büyükçe ama sivilce..
-- Yok yok,kanser bu!..Kanser oldum Selma!..Ambulansı ara!..
(Paniğe kapılır)
-- Hayri,sakin ol,bişeyin yok!.Dur bakayım şuna yakından..
-- İmdaat,kanser oldum!..
Selma yardım et!..
Kötü oluyorum Selma,taksi çağır,hastaneye götür beni!.
Komşular imdaaat!..
-- Hayri dur,panik yapma!..Önemli bişey değildir..
-- Yok yok,önemli bişey bu..Bi arkadaşımın oğluna oldu aynısı.Sırtında bi şişlik çıktı,önemsemedi,sonra kansere döndü.İmdaaat!..
-- Hayri,bağırma..Dur bakayım şuna..Hayri titreme!..
-- Ölmek istemiyorum Selma,yardım et bana,elim ayağım kesildi,bayılacağım şimdi!..Allahım noolur...
-- Hani biraz önce öleyim,möleyim,bıktım yaşamaktan diyordun?...
Sağlığın yerindeyken sallamak kolay tabi...
Rahat dur,bakayım şuna..
Hayri ağlama!..
-- Ölmek istemiyoruuum..Daha yapacak çok işim vaaar..Yaşamak istiyoruuum...
Allahım lütfen!.Lütfen kanser olmasın!
-- Sivilce bu Hayri..
-- Emin misin?
-- Eminim..Sen sabahları yüzünü yıkarken,enseni yıkamıyor musun?
-- Bazan yıkamadığım oluyo.Ensem arkada kalıyor,kimse görmüyor,su ziyan olmasın diye.
-- Kirden,sivilce çıkmış..Patlatayım mı?
-- Emin misin,sivilce mi?
-- Sivilce.
-- Patlat!.
-- Patlatıyorum....Dur,kolonyayla temizleyeyim..Haydi geçmiş olsun.
-- Sağol.Allah razı olsun....
Niye böyle şeyler bizim başımıza geliyor Ayten?
-- Bak yine Ayten'e döndün.Ayten değil,Selma..
-- Ama bu sivilce niye benim ensemde çıkıyor?..
Niye hergün böyle üzüntüler,sıkıntılar yaşıyoruz?..
Bizim bir günümüz de iyi geçmeyecek mi?..Bir gün mutlu olamayacak mıyız biz?..
Eğer her günümüz böyle geçecekse yaşamanın ne anlamı var?..
Acı çekmeye mi geldik biz bu dünyaya?..Ölelim de bitsin bu acı o zaman...
-- Sağlığına kavuşunca yine sallamaya başladı.. Gözüne ne oldu senin?
-- Ne gözü? Hangi gözüm? Nerde? İmdaat,kör oldum!..
-- Hayri şaka yaptım,yok bişeyin,koşma,kapıya çarpacak.....
Allah canına almasın,iyi misin Hayri?....
.................AKŞAMA GELİRKEN KASABA UĞRA DA YARIM KİLO KIYMA AL
-- Ben çıkıyorum Gülizar..
-- Cehenneme kadar yolun var!.
-- Ne dedin,duyamadım?..
-- Güle güle dedim.Akşama geç kalma..
-- Olur kalmam.Hoşçakal!
-- Nazmi dur bi dakka,bekle biraz..
-- Ne var?
-- Kahveye mi gidiyorsun?
-- Evet..
-- Unutmazsan akşama gelirken kasaba uğra da yarım kilo kıyma al.
-- Ne kıyması?
-- Kıyma işte.Akşama gelirken yarım kilo kıyma al.
-- Dana kıyma mı,kuzu kıyma mı?
-- Bilmiyorum,kıyma işte..
-- Ne yapacaksın kıymayı?
-- Yemeğe koyacağım.
-- Yemeği ne yapacaksın?
-- Ne demek yemeği ne yapacaksın?.Yiyeceğiz?..
-- Anladım..Ne yemeği yapacaksın?
-- Patlıcan.
-- Patlasın senin kocan!
-- Ne diyorsun Nazmi?
-- Durmadan patlıcan yapıyorsun,patlıcan yemekten patlayacağım,onu demek istedim.
-- Tamam o zaman.Sen yine de kıyma al.Dolma yaparım.
-- Emin misin?
-- Neye emin miyim?
-- Dolma yapacağına emin misin?
-- Yaparım Nazmi,niye soruyorsun?
-- Ya dolma yapmaktan vazgeçip başka bişey yaparsan?..Dolma elimizde kalmasın?
-- Niye vazgeçeceğim Nazmi?.Başka bişey yaparsam kıymayı buz dolabına koyarız.
-- Peki ya elektrikler bozulur,dolap kesilir,kıyma çalışmazsa??
-- Ne diyorsun Nazmi?
-- Yani,elektrikler kesilir,dolap çalışmaz,kıyma bozulursa demek istedim..
-- Kesilmez kesilmez,sen benim dediğimi yap.
-- Senin dediğini yapınca elektrikler kesilmiyor mu?
-- Nazmi oyalama beni,işim var.Ekmek de al.
-- Ne ekmeği?
-- Trabzon ekmeği.
-- Gidemem şimdi Trabzona.
-- Ay şaka yapıyorum Nazmi?..Her zaman aldığın ekmekten al.
-- Tuzlu mu,tuzsuz mu?
-- Ne?
-- Ekmek.
-- Hangi ekmek?
-- Bana,al dediğin ekmek.
-- Bilmiyorum ki.Alınca bakar söylerim.
-- Hayır,onu demek istemedim.Tuzlu ekmek mi alayım,tuzsuz ekmek mi?.Hükümet,vatandaşın sağlığını düşündüğü için ekmekteki tuz oranını düşürdü.İstersen alayım,bakarız,tuzu azsa hükümete göstermeden tuz ilave ederiz.
-- Nazmi ne diyorsun sen Allahaşkına?..Ben sana yarım kilo kıyma,bi tane ekmek al diyorum,sen hükümeti ne karıştırıyorsun?
-- Ben karıştırmıyorum,onlar karışıyor..Gazımıza-tuzumuza,sazımıza-sözümüze,herşeye karışıyorlar.Dün kahvede okey oynuyorum,elimde iki tane okey var,iki el döndüm,açacağım,
hükümetten biri geldi,"Açma,iki el daha dön" dedi,iki el daha döndüm,karşımdaki bitti,parti bana kaldı..Bu kadar da herşeye karışılmaz ki.Bir daha onlara oy vermeyeceğim.
-- Vermiyorsun zaten..
-- Tamam işte,bir daha vermeyeceğim.
-- Nazmi oyalama beni,işim var,ütü yapıyorum.
-- Ütü mü yapıyorsun?.Ütümüz yok mu bizim?
-- Nazmi,ütü imal etmiyorum,elbiseleri ütülüyorum.Allahını seversen,yarım kilo kıyma,bir tane ekmek.
-- Kepekli mi kepeksiz mi?
-- Ananın!...Tövbe tövbee...
-- Ağzını bozma Gülizar..Yanlış bişey almayayım diye iyice anlamaya çalışıyoruz şurda..
-- Normal ekmek Nazmi,normal ekmek!..
-- Bakkaldan mı alayım,fırından mı?
-- Ebenin!...Nazmi sen beni delirtmeye mi çalışıyorsun?
-- Hayır,fırında daha taze olur,o bakımdan dedim..
-- Tamam,fırından al.
-- İstersen marketten alayım,markette daha ucuz.
-- MARKETTEN AL!!
-- Bağırma!..Bizim için neresi uygunsa,oradan alayım.İstersen Halk Ekmekten alayım,neticede halkız biyerde.
-- İstediğin yerden al Nazmi!..Ay bayılacağım şimdi..
-- Eğer köfte yapacaksan,bayat ekmek alayım.Bayat ekmeğin içiyle yoğurup yapınca,köfte daha güzel oluyor.
-- Köfte yapmayacağım Nazmi!
-- Niye?.Köfte sevmiyor musun?
-- Sevmiyorum!!
-- Ne zamandan beri?
-- Şu andan beri!..Şu andan itibaren köfteden nefret ediyorum.
-- Yoğurt da alayım mı?
-- AL!..
-- Küçük mü,büyük mü?..İstersen büyük alayım,kalanı dolaba koyarsın,yazın ayran yapıp içeriz.
-- Yaza daha çok var Nazmi...
-- O zaman yoğurt almayayım..
-- ALMAAA!...Ben zaten senden yoğurt istemedim.
-- Ne istedin?
-- Kıyma istedim.
-- Ben kasap mıyım Gülizar,bende kıyma ne arar?
-- Kıymayı senden istemedim Nazmi,kasaptan istedim!.
-- Ne dedi kasap?.Yok mu dedi?
-- Nazmi?...Kasaptan kıyma istemedim...
-- Kimden istedin peki?.Kıyma kasaptan istenir Gülizar,manavdan isteyecek halin yok ya?
-- Nazmi karnıma ağrılar girdi,n'olursun yarım kilo ekmek,bir tane kıyma!..
-- Yarım kilo ekmek,bir tane kıyma mı??
-- Hayır Nazmi,yarım kilo kıyma,bir tane ekmek.Lafa tutma beni,sütüm taşacak Nazmii!..
-- Sütün mü taşacak?.Hamile misin?
-- Hamile değilim Nazmi,ocakta süt var,o taşacak..
-- İstersen erik de alayım,hamileysen canın çeker.
-- Hamile değilim Nazmii!..
-- O zaman niye erik istiyorsun?
-- Yahu senden erik istediğim yok!..Hay Allah belanı vermesin senin!...
-- "Vermesin" deyince bela okumuş olmuyorsun,versin demen lazım.
-- Versin o zaman!!!
-- Sen şimdi benden ne istiyorsun?
-- Yarım kilo kıyma,bir tane.....Boşver Nazmi,bişey istemiyorum..Delirteceksin beni..Sen git ne cehenneme gideceksen,ben gider alırım ne lazımsa..Hadi defol,defol,işim gücüm var benim!...
O günden sonra Gülizar,Nazmi'ye bir daha "Bakkala git-kasaba git!..Manava git-pazara git!..Oraya git-buraya git!." demedi..
İçgüveysi diye kocasına uşağı gibi davranmaktan vazgeçti..
Birkaç kez daha denedi ama Nazmi onu öyle bir çileden çıkardı,öyle bir kırıp döktü ki,sonunda pes etti,bir daha denemedi,Nazmi'nin yaşlılıktan kaynaklandığını düşündüğü bu yeni halini kabullenmek zorunda kaldı..
Nazmi de yıllar sonra nihayet biraz nefes aldı, rahat etti.....
...............ERKEKLERARASI
--Şerefe!..
-- Şerefe...
-- Sağlığına..
-- Sağlığına...
-- Çerez yesene..
-- Sen devam et,ben patatesten gidiyorum...
-- Patates de ye,çerez de ye...Bu ne?
-- "Kaju..."
-- Yeniyo mu bu?
-- Yeniyo...Çok faydalıymış...
-- Belli...Çok lezzetsiz...Faydalı şeyler lezzetsizdir...
-- O günden sonra hiç aramadı mı?.
-- Aramadı..
-- Sen de aramadın?
-- Aramadım..
-- Sokakta da karşılaşmadınız?
-- Karşılaşmadık..
-- Yazık olmuş..Çok yakışıyordunuz birbirinize..
-- Moruk,bu bana yapılır mı yaaa?...İnsan terketmeden önce bi haber verir,belli eder.Böyle pat diye terkedilir mi abi?...
-- Hayatında başka biri mi var?
-- Benim mi?
-- Yok,onun..
-- Bilmiyorum ki abi...Soruyorum,hayatında biri mi var,başka birini mi seviyorsun diyorum,hayır,diyor..Yanlış bişey mi yaptım diyorum,hayır diyor..O zaman niye bırakıyorsun beni diyorum,böylesi daha iyi diyor...
Hayır,beni terketmesinin sebebini bilsem,ona göre üzülücem..
Sebebini bilmeyince insanın aklına bin türlü şey geliyor..
-- Bazan iki bini buluyo..
-- Ney?
-- İnsanın aklına gelen şey...
-- Aşıktım ben ona moruk..Sırılsıklam aşıktım..Yanağının alına,dudağının balına..O incecik beline,kirpiğinin teline..
-- Kirpi ne alaka?
-- Kirpi değil,kirpiği.
-- Anladım..
-- Kadınlar aşktan anlamıyorlar abicim...Kadınlar kendilerinden başka kimseyi sevmiyorlar..Hani görmemişe krallık vermişler,önce babasını kesmiş ya,o hesap,kadına da aşk vermişler,gitmiş kendisine aşık olmuş..
Çıkarsana poşetten iki bira daha...
-- Abicim ben sana bişey söyleyeyim mi,kadınlar aşktan maşktan etkilenmiyorlar..
Sen ne kadar seversen sev,onların umurunda değil..
Kadınlar sevmeyi sevmiyorlar,sevilmeyi seviyorlar..
Ama erkek öyle değil.Kadından yüz gram sevgi görse,en az üç kilo karşılık veriyor..
--Doğru söylüyosun..Erkek sevdi mi,tam seviyo,bütün kalbiyle seviyo..Bazan kalbi bile yetmiyo,midesiyle seviyo,böbrekleriyle seviyo..
-- Onu anlamadım ama doğrudur herhalde..
-- Abicim demek istediğim,bi erkek,bi kadına aşık olduğu zaman,o erkek dünyanın en kötü insanı olsa bile,o aşk onu değiştiriyo,dünyanın en iyi insanı yapıyo..
Sen biliyosun beni,kızla tanışmadan önce nasıl biriydim,sonra nasıl biri oldum..
-- Biliyorum,bana fotoğraflarını göstermiştin, "Öncesi-Sonrası" diye..
-- Onunla tanıştıktan sonra bir kere bile başımı çevirip de başka kadınlara bakmadım..
-- Başını çevirmeden mi baktın?
-- Yok..Hiç bakmadım..Köpek gibi sadıktım..
-- Öyledir zaten..Erkekler köpek gibidir..Yani sadıktırlar,sevdiler mi kendilerini adarlar..
-- Tabi abi...Erkek başka..Erkek,kadın gibi sadece kendini düşünmez,bencil değildir.Sencildir..Oculdur..Şuculdur...Kendisinden çok başkalarını düşünür..
-- Kesinlikle...Erkek,cömerttir,vericidir...
-- Aynen...Cömertiz biz,cimri değiliz..Kaç kere yemeğe götürdüm ben bunu,hesabı hep ben ödedim..Bikere bile elini cebine attırmadım..Zaten atsa nereye atacak,cebi yok ki..
Kadınlar niye etek giyiyorlar?.Çünkü eteğin cebi yok..
-- Erkeklik böyle bişey..Erkek kadınını korur,kollar...
-- Gerekirse sevdiği için canını verir..Fedakardır erkek..
-- Sevdiği için dağları deler!..
-- Deler!..Çünkü erkek güçlüdür..
-- Erkek anlayışlıdır,hoşgörülüdür...Gerektiğinde bir kadından daha fazla şefkatli olmayı da bilir..
-- Erkek mütevazidir..Erkek yardımseverdir..Erkek merhametlidir..
-- Erkek yakışıklıdır..Erkek karizmatiktir..Erkek çekicidir..
-- Erkek kuvvetlidir..Kaslıdır..Vurduğu yerden ses getirir!..
-- Tarihi erkek yazar!..Askere gider,vergi verir,eker,biçer,tarım ve hayvancılık yapar!.
-- Erkek sevdiği için dünyayı yerinden oynatır!.Aşkın sevginin kıymetini bilir..Kurban olurum ben erkeğe!..
-- Erkek!...N'apıyosun Sedat??..
-- Erkekkk!...
-- Sedat,saçmalama,çek elini!.
-- Ne kadar aptal mışım,kadınlarla boşa zaman harcamışım..Aradığım gözümün önündeymiş hep..
-- Sedat sen çok içtin..Sedat bak,arkadaşım demem..Eline sahip ol!.
-- Senin gözlerin ne renk?.Sana bi kahve yapayım mı?..
-- Haydaaaa...Bu kadar erkek muhabbetinden sonra olacağı buydu...Sedat eline hakim ol!...
...................RE..RE..RE..
- "Re re reee, ra ra raaa, Gassaray Gassaray Cimbombom !.. Re re reee, ra raaa, Gassaray Gassaray Cimbombom !.. "
- "Fenerbahçeeee,sen çok yaşaaa,canım fedaa olsuun saanaaa !.."
Bu sene kesin şampiyonuz oğlum!..Mençıstırın santraforunu alıyoruz..
Başkan yarın bizzat İngiltere'ye gidip imzayı attıracak!.Dönerken de İtalya'ya uğrayıp oradan da bir ön liberoyla bir arka libero alacak..
Fenerbahçeee, sen çok yaşaaa,canım fedaa olsuun saanaaa !..
- Bizim elimiz armut toplamıyo herhalde..
Biz de Almanya'dan iki futbolcu alıyoruz..Biri Bayern Münih'in yedek kalecisi.. Re re reee, ra ra raaa,Gassaray Gassaray cimbombom !..
- Gelmez o Türkiye'ye..
- Niye gelmeyecek ?..15 milyon veriyoruz... Bonuslar,ekstralar,maç başına para...Başka nerde alacak o parayı?..Koşarak gelir..
Hatta parayı duyunca haber göndermiş "İsterseniz koşarak geleyim,hem idman yapmış olurum" demiş..
Re re reee, ra ra raaa, Gassaray Gassaray....
- Biz de Brezilya'dan altı buçuk milyona stoper alıyoruz...Fenerbahçeee sen çok yaşaaa...
-Biz de Hollanda milli takımının golcüsünü alıyoruz..
-- Yapma ya?
-- Valla!..10 milyona düşürmeye çalışıyoruz..Düşerse, alacağız..Re re reee, ra ra raaa, Gassaray...
- Bizim başkan demeç verdi..
-- Ne dedi?
-- Bu sene hiç bir fedakarlıktan kaçınmayacağız" dedi..
-- Hadi yaa??.
-- Yüz elli milyon ayırmışlar transfere..Kesin şampiyonuz bu sene!..Fenerbahçeee sen çok yaşaaa,canım fedaaa...
- Yüz elli dedin de..Yüz elli lira var mı üzerinde ?..
-- Niye ki?
-- Elektrik faturasını yatırıcam,ay başında veririm ben sana..
- Valla yok...
-- Olum,varsa ver işte..Söz,aybaşında vericem..
-- Kuran çarpsın yok!..Sabahtan beri ben de siftah yapmadım...Siz o Nijeryalı'yı ne yaptınız?..İngiltere'den istiyorlardı onu?..
- İyi bi teklif verirlerse satacağız.. Sekiz milyon istiyoruz..Sekiz milyon verirlerse satacağız..
Yüz lira da çıkmaz mı?
- Valla yok...Ben de dükkan kirasını ödeyemedim kaç gündür..Mal sahibi arıyor,açmıyorum telefonu..
Bursa'dan da bir futbolcu alıyoruz..Nedret'le İsmail'i verip üzerine üç milyon vereceğiz Ercüment'i alacağız..
Haber göndermiş Ercüment "Fenerbahçe'de oynamak benim için onurdur" demiş..
- Madem öyle gelip bedava oynasa ya...Elli lira da çıkmaz mı?... Pazara çıkayım bari,çocuklar meyve istedi,faturayı sonra yatırırım..
- Valla yok..İşler çok kötü zaten...Ben de bakkala veresiye yazdırıyorum...
Arjantin'den de stoper alıyoruz sekiz milyona...
-- Yok ya?..
-- Valla...
- Biz de Norveç'ten sağ bek alıyoruz..Bizim en büyük eksiğimiz sağ bekti,Allah'a şükür onu da hallediyoruz. Re re reee, ra ra raaaa...
- Bizim tek ihtiyacımız orta sahanın ortasıydı,onu da aldık,çok şükür başka hiç bir eksiğimiz kalmadı,Fenerbahçeeee,sen çok yaşaaaa...
- Yirmi lira da çıkmaz mı?..Bi sigara alayım,ekmek arası bişey yaptırayım, sabahtan beri bişey yemedim..
- Vallahi yok...Ben de sabahtan beri bişey yemedim...Bu sene şampiyonlar liginde en az çeyrek final oynayacağız göreceksin.Fenerbahçeeee!...
- Yüzüme doğru bağırma, açlıktan nefesin kokuyor..Bi koklasana,benimki de kokuyor mu?.HOH!..
- Kokuyo...
................
-- Hayrola Hasan bey,benimle konuşmak istemişsin?..
-- Evet sayın Genel Başkanım,özel bir konuda konuşmak istiyorum sizinle..
-- Nedir bu gizlilik?.Konu nedir?.
-- Sayın Genel Başkanım,biliyorsunuz benim size karşı saygım sonsuzdur..
-- Yok,bilmiyordum,öyle mi?
-- Öyle..Siz benim için çok değerlisiniz..Bugün siyasette biyere geldiysem,sizin sayenizdedir.Sizin desteğiniz olmasaydı takılır düşer,fikirlerimi incitebilirdim..
-- Estağfurullah..Sen de partimiz için çok değerli bir arkadaşımızsın.
-- Siz çok saygıdeğer birisiniz sayın genel başkanım.Tanıdığım en kibar,en nazik insansınız.
-- Sağol Hasan bey,sen de öylesin.Nedir konu?
-- Sayın genel başkanım...Ben partiden istifa ediyorum!..
-- Anlamadım?...Ne yapıyorsun??
-- Partiden ayrılıyorum..
-- Ayrılıyorsun?..
-- Evet..
-- Partimizden?..
-- Evet..
-- Bizi bırakıyorsun?
-- Evet..
-- Ne diyorsun sen Hasan bey?..Şaka mı yapıyorsun,ne ayrılması?
-- Şaka yapmıyorum sayın genel başkanım,ben partimizden istifa ediyorum!.
-- TABİİİ YAAA.....
Anlamıştım zaten!...
Telefonda "Konuşmamız gerekiyor" dediğinde anlamıştım ayrılacağını...
Neden Hasan?...
Neden ayrılıyorsun partiden?.Neden bırakıyorsun bizi?..
-- Olmuyor,yürümüyor..Ben hiç mutlu değilim..
-- Seni kıracak bişey mi yaptım?
-- Hayır..Hata sizde değil,bende...
Siz çok iyi bir genel başkansınız,benden daha iyi milletvekillerine layıksınız..
-- Bırak bu palavraları Hasan!..Neden ayrılıyorsun partiden?.Neden bırakıyorsun bizi?..
Hayatında başka bi parti mi var?.
-- ...........
-- Cevap ver Hasan,bana arkanı dönme!..
Sana soruyorum,hayatında başka bir parti mi var??..
-- Evet...
-- BİLİYORDUM!!!..
Biliyordum başka bir partiyle ilişkin olduğunu!...
Son zamanlarda çok tuhaf davranmaya başlamıştın zaten...
Grup toplantılarında ben kürsüde konuşurken yüzüme bakmıyorsun,alkışlamıyorsun,sürekli cep telefonunla biyerlere mesaj yazıyorsun...
Hangi partiyle ilişkin var?..
Bilmek istiyorum,kim o parti?..
Bana adını söyle!.Ben tanıyor muyum?..
-- İktidardaki parti..
-- İktidardaki partiyle mi ilişkin var?
-- Evet..
-- Neden?.İktidarsız mısın?..
-- Lütfen sayın genel başkanım,kibarlığımızı bozmayalım..
-- Ne zamandır görüşüyorsun onunla?
-- Kiminle?
-- İktidardaki partiyle?
-- Üç aydır.
-- Üç aydır başka bir partiyle görüşüyorsun ve benim bundan haberim yok öylemi?...
NE KADAR APTAL MIŞIM!!...
-- Özür dilerim...Böyle olmasını istemezdim..
-- Niye böyle yapıyorsun Hasan?..
Ne istediysen yaptım..Seni her seçimde seçilecek yerlerden liste başına koydum.Parti içinde önemli görevlere getirdim.Daha ne yapayım?..
Neden ayrılıyorsun?.Neden bırakıyorsun partimizi?.O parti sana benim veremediğim ne verebilir ki?.
-- Bana "Bakanlık" teklif ettiler..
-- Bakanlık??..
-- Evet...
-- Yapma Hasan,gitme,bırakma partiyi..Söz veriyorum,iktidar gelirsek ben de sana bakanlık vereceğim..
-- Artık çok geç...
-- İstersen iki tane bakanlık vereyim,değiştire değiştire bakarsın.
-- Hayır!..Artık inanmıyorum sana!..Hep böyle diyorsun,oyalıyorsun beni.Senin iktidara falan geleceğin yok.
-- Yapma Hasan!..Biz bir söz verdik!..Halkımızın mutluluğu için sonuna kadar birlikte mücadele edecektik..
-- Ben mücadele etmekten yoruldum sayın genel başkanım..Halkımız mutlu olmak istemiyor.İsteselerdi,bize oy verirlerdi.
-- Seni kararından vazgeçirebilmek için yapabileceğim bişey yok mu?
-- Yok.
-- Genel başkan yardımcısı yapayım seni?
-- Hayır.İstemiyorum.
-- Genel başkan ol..Koltuğumu vereyim?
-- Hayır.
-- Koltuğun yanında iki tane de sehpa vereyim?
-- Hayır,istemiyorum...Genç değilim artık.Kendimi de düşünmek zorundayım..Ben de artık herkes gibi siyasetin nimetlerinden faydalanmak istiyorum.Bir ailem var,hırslarım var..
-- Sen bizi sattığın gibi,o aileni de satar başka bir aileye gidersin!
-- Ayıp oluyor ama sayın genel başkanım!!..
-- Ne ayıp olacak ulan!..Bizi satmıyor musun?..Yalnız bizi değil,sana oy verenleri de satıyorsun.Hain!..
-- O ZAMAN SEN DE İKTİDARA GELSEYDİN DE,BANA BAKANLIK VERSEYDİN!!!...
-- Bakanlık...(Burası çok ayıp)
-- OOOO!.OOOOO!..KÜFÜR ETMEEE!..
-- Ne etmeyecem lan?..Yarı yolda bıraktın bizi,hainsin işte!
-- Bak,lanlı manlı konuşma,genel başkan dinlemem,dalarım!
-- Hadi dal da görelim..Dalarsın da,çıkamazsın!.Seni..(Burası da çok ayıp)
-- ULAN KÜFÜR ETME DEMEDİM Mİ BEN SANA!..
(Milletvekili ve Genel başkan birbirlerine girerler.Mücadele iki dakka bile sürmez,nefes nefese ayrılırlar.)
-- Ulan göya memleketi kurtaracağız diye öne çıktık,iki dakka kavgaya bile nefesimiz yetmedi.
Bu nefesle,siyasi hayatımız da uzun sürmez bizim..
-- Bu memleket çok büyük sayın genel başkanım...Şöyle,Lihteynştayn,Malta,Andorra gibi küçük bir memleket olsaydı,kurtarması daha kolay olurdu..
-- Tamam o zaman...Sen git,yeni partine katıl.Ben de gideyim,birazdan grup toplantısı başlayacak,konuşma yapacağım..
Konuşmaktan başka bişey yaptığımız yok zaten.
-- Ben yeni partime gidip yerleştikten sonra,isterseniz sizi de yanıma aldırabilirim.
-- Hadi lan,olur mu öyle şey,ben parti başkanıyım.
-- Olmaz mı?
-- Olur mu?
-- Bilmem ki..
-- Hadi git,geç kalma,merak etmesinler..
Gidince,geldim diye beni ara..
-- Ararım..
............BABA-OĞUL KONUŞMASI
-- Cafeeer!..Caaaaferrr!..
-- Efendim baba?..
-- Gel oğlum yanıma,seninle konuşmak istediğim bişey var...
-- Buyur baba...
-- Otur bakalım şöyle karşıma..
-- Ne konuşacaksın baba?.
-- Çok özel bir konuda konuşacağım..Seninle bir baba-oğul konuşması yapacağız..Erkek erkeğe konuşacağız..
-- Konu nedir baba?..Sanki biraz anlar gibiyim ama...
-- Bak oğlum,biz daha önce annenle bu konuyu konuştuk..
Annen bana dedi ki, "Oğlumuz artık büyüdü.Onunla bazı şeyleri konuşmanın zamanı geldi.Otur,oğlunla erkek erkeğe konuş,onu bilgilendir,babası olarak bu senin görevin.Bu konuda bildiklerini anlat.Doğru bilgiyi senden alsın.Sokaktan,arkadaşlarından,ordan burdan yalan yanlış bilgiler edinmesin." dedi..
-- Yani?
-- Yani evladım,annen haklı..Sen artık büyüdün.Yarın öbürgün okulu bitireceksin,bir kızla tanışacaksın,evleneceksin,yuva kuracaksın,sağlıklı ve mutlu bir evlilik hayatının olabilmesi için bazı şeyleri doğru bilmen gerekir..Sağlıklı ve sorunsuz ilişki için bilmen gereken şeyler...
-- Ben bu konuyu seninle konuşmaya utanırım ama baba?..
-- Bunda utanacak bişey yok oğlum..Bunlar hayatın gerçekleri..Ben gençken,benim babam da bana aynısını yaptı,oturttu karşısına,benimle bu konuda konuştu.Neyin ne olduğu hakkında beni bilgilendirdi..Benim o sayede sağlıklı ve mutlu bir evlilik hayatım oldu..
Şimdi ben de,baban olarak seni bu konuda bilgilendirmek istiyorum..
-- Anlıyorum baba..Sen nasıl istersen..
-- Sokaktan,arkadaşlarından,dergilerden,internetten,ordan burdan yalan yanlış bilgiler edinmeni istemiyorum..
Bu, mutluluğun en temel konularından biri,utanacak ne var anlamadım?.
-- Peki baba,madem sen öyle diyorsun...Seni dinliyorum..
-- Herşeyden önce şunu kesinlikle aklından çıkarma : "Düşükten alacaksın,yüksekten satacaksın..."
-- Nasıl yani,anlamadım?
-- Yani, "Destek seviyesinde alacaksın,direnç seviyesinde satacaksın!..."
-- Anlamıyorum baba!..Ne alacağım,ne satacağım,sen neyden bahsediyorsun?.
-- Kağıtlardan bahsediyorum evladım.
-- Ne kağıdı?
-- Gayrimenkul..Hisse senedi..Borsa..Borsadan bahsediyorum..
Yarın öbürgün okul bitecek,iş hayatına atılacaksın..
Hep benim yanımda çalışmanı istemiyorum..
Sana sermaye vereceğim,kendi yatırım şirketini kuracaksın,kendi ayaklarının üzerinde durmasını öğreneceksin..
Ama önce benim,seni piyasalar konusunda bilgilendirmem gerekiyor..
Borsa nedir?..Hisse senedi ne zaman alınır,ne zaman satılır?..Direnç seviyesi nedir,destek seviyesi nedir?..Döviz ne zaman yükselir,ne zaman düşer?.
Altın ne zaman alınır?..Pozisyon nedir,ne zaman,nasıl alınır,sana bunları öğreteceğim.
Sağdan soldan,internetten,ekonomi dergilerinden yalan yanlış bilgiler edinmeni istemiyorum..
Ben bütün tecrübelerimi sana aktaracağım..
-- Benimle piyasalar hakkında mı konuşacaksın??
-- Evet..Sen ne sandın?
-- Cinsellik konusunda konuşacaksın sandım..
-- Oğlum ne cinselliği?..Ekonomi herşeyden önce gelir.Önce para kazanacaksın.Sağlıklı ve mutlu bir ilişkinin temeli..
-- Cinsellik değil mi?
-- Değil...Sağlıklı ve mutlu bir ilişkinin temeli,ekonomi..
Ekonomisi bozuk olup da cinselliği düzgün giden kimse olmaz..
O yüzden seni ekonomi hakkında,piyasaların işleyişi hakkında bilgilendireceğim..
Yatırım ciddi bir iştir..
Şimdi seninle şirkete gideceğiz,sana herşeyi grafiklerle anlatacağım.Büyüme nedir,enflasyon nedir,mali tablolar nasıl analiz edilir öğreneceksin..
-- Peki cinsellik ne olacak?.
-- Oğlum başlatma cinselliğinden...
Cinsellik dediğin de ekonomiye,bağlıdır..
Para kazanıyorsan,cinsellik de iyi gider..
Ekonomi iyiyse,borsa yükseliyorsa,cinsellik de yükselir.Borsa düşerse..
-- Cinsellik de düşer.
-- Aynen öyle..Sen ne zaman dünyaya geldin biliyor musun?
-- Ne zaman?
-- Başka bir şirketle ortak olup birlikte borsaya girmiştik.Hisselerimiz bir gecede yüzde kırksekiz arttı.O gece anneni yemeğe çıkardım..
-- Anladım baba,devam etme istersen..
-- Tamam..Ama şunu bil ki sen piyasalar sayesinde dünyaya geldin.Piyasa çocuğusun.
-- Estağfurullah.
-- Olur.
...............DIŞARI ÇIKAMIYORUM
-- Hayrola Zeynep?..Neyin var senin bugün?..Kalktığından beri böyle bi acayip surat var sende,hasta mısın yoksa?
-- Yok bişeyim Muhittin,iyiyim.
-- Niye sessizsin o zaman?..Ses tellerine kuşlar mı kondu,onları ürkütmemeye mi çalışıyorsun?..Bak bak...Ne güzel espiri yaptım..Niye gülmüyorsun?.
-- İyiyim böyle..
-- Hadi söyle,neye canın sıkıldı?
-- "Dışarı çıkamıyorum..."
-- Dışarı çıkamıyorsun?.
-- Evet.
-- Ne yapacaksın dışarda?.
-- Hangi dışarda?
-- Dışarı çıkamıyorum demedin mi?.Ne işin var dışarda,biyere mi gideceksin?.
-- Öyle değil Muhittin..."Dışarı çıkamıyorum.."
-- Nereye çıkamıyorsun,bahçeye mi?..Ne yapacaksın bahçede,niye çıkamıyorsun?.
-- Muhittin,masa başında iştahını kaçırmayayım sabah sabah.Anla işte "Dışarı" çıkamıyorum..
-- Yurt dışına mı?
-- Evet!!...Endonezyaya gidicem,vize alamıyorum!..Muhittin saçmalama Allahaşkına,benim ne işim var yurt dışında?..Rahatsızım,bir haftadır "dışarı çıkamıyorum..."
-- Çıkamazsın tabi..Löpür löpür yedin tatlıları,yedin hamur işlerini,her tarafın yağ bağladı,fıçı gibi oldun,adım atacak,dışarı çıkacak gücün kalmadı..
Kahvaltıdan sonra beraber çıkalım dışarı,parka gidelim,yürüyüş yapalım,kilo ver biraz..
Benim de biraz yanlardan kilo vermem lazım,yeme artık o reçeli...Zaten çayına altı tane şeker atıyorsun,üzerine bi de ekmeğin üzerine tereyağ,bal sürüyorsun...Balın üzerine reçel sürüp yiyeni de bi sende görüyorum..
Yakamadığın şekerler yağa dönüşüyo Zeynep?..Habire yağ,habire yağ,yağ fıçısı oldun,kendi yağınla kavrulmayı öğren artık...Bak yine istemeden espiri yaptım..
Sen buna da gülmezsin şimdi..
-- Yok sağol,gülmiyim..
-- Zeynep,senle bi ara şu benim espirilerime gülmeme konusunu oturup bi konuşalım...
Ben bu espirileri kendim için yapmıyorum ki,senin için yapıyorum..
Bi espiri yapmak kolay mı sanıyorsun?..
Beynimdeki espiri hücrelerini köpek gibi çalıştırıyorum.Sen gülmeyince
onların da morali bozuluyo...
-- Ne anlatıyorsun sen Muhittin?..
-- Hadi bitirdiysen kahvaltını,dışarı çıkıp beraber yürüyüş yapalım.
-- Muhittin dışarı çıkamamaktan kastım o değil..
-- Ne peki?.
-- Dışarı çıkamamak lafını hiç duymadın mı Muhittin?..Rahatsızım işte,"dışarı çıkamıyorum" anlasana..
-- Rahatsızsın?.
-- Evet.
-- Bu rahatsızlık değil Zeynep,duymuştum ben bunu,bu baya bi hastalık.
-- Ne hastalığı?
-- Dışarı çıkamama hastalığı..Açık alan korkusu..Bu hastalığa yakalanan insanlar,başlarına bişey gelir korkusuyla evden dışarı adım atmaya korkarlarmış...
Dışarda korkacak bişey yok Zeynep,korkma.Hayat korkulacak bişey değildir.Hayattan korksak,dünyaya gelmezdik.
-- Dalga mı geçiyorsun Muhittin?
-- Ne dalga geçeceğim Zeynep?..Hastalıkla dalga geçilir mi?.İstersen bi doktora götüreyim seni.Veya sen dışarı çıkmaya korkuyorsan,doktoru eve getireyim..
-- Muhittin benim öyle bi hastalığım yok.
-- Neyin var peki?
-- Dedim ya "dışarı çıkamıyorum..." Yemek yersin yersin,belli bir zaman sonra dışarı çıkma ihtiyacı hissedersin ya?..
-- Tamam..Doğru söylüyorsun..Yemek yersin,sonra yediklerini hazmetmek için dışarı çıkıp yürümek istersin...
Zaten öyle derler,yemekten sonra ya sırtüstü yatmalı,ya kırk adım atmalı..Sen o kadar şişmanladın ki,yusyuvarlak oldun,sırtın neresi karnın neresi belli değil,en iyisi yürümen.
-- Muhittin sen ne gerizekalı adamsın,söyletme bana şunu,"dışarı çıkamıyorum!..." Çeşitli gıdalar alırsın,aldığın gıdaların içinde işe yarayan var,yaramayan var,yaramayan kısımları atarsın??...
-- Öyle söylesene!..
-- Hah!.O işte..
-- Aynısı bana oldu geçen gün.
-- Ne oldu?.
-- Manavdan kiraz aldım,bi kısmı çürük çıktı,işe yaramadı,attım..Ne oldu,kiraz aldın,çürük çıktı,ona mı canın sıkıldı?
-- Pes Muhittin!..
-- Nasıl pes?
-- Vazgeçtim,söylemiyorum..İyiyim ben,bişeyim yok,beni düşünme sen keyfine bak!..
-- Nasıl bakacağım keyfime?..Bende de sıkıntı var.
-- Ne oldu?
-- Kabız olmuşum...kaç gündür tuvalete gidiyorum,ıkınıyorum ıkınıyorum s.....mıyorum...
-- Allah belanı versin Muhittin!.
-- Ne oldu?
--Ben sana derdimi kibarca anlatmaya çalışıyorum,yemek başında miden kalkmasın diye?...
-- Neye kalkacak midem?.
-- Öküzsün sen öküz!..."Dışarı çıkamamak" demek,tuvalete gidememek demek...
-- Niye gidemiyorsun tuvalete?.Kapının kilidi mi bozuldu,anahtar içerde mi kaldı?.
-- Allahım sen bana sabır ver!.
-- Sabırı ne yapıcan?
-- Sana olanın aynısı bana oldu Muhittin!!..
-- Kabız mı oldun?
-- Evet!..Kabız oldum!...Bunu ille söyletmek zorunda mısın,kibar olsana biraz!.
-- Niye kibar olacağım,evli değil miyiz biz?
-- Öküzsün öküz!..Sana öküz demek öküzlere hakarettir,artık bu seferlik kusura bakmasınlar..
-- Nereye gidiyorsun,niye kalktın masadan?...Niye kibar olacak mışım?.Kibar olanlar kabız olmuyorlar mı?...Ama ben sana evlenirken söyledim,ben kibar bi adam değilim dedim,benden kibarlık bekleme dedim,vermem dedim...
Allah Allah,demek dışarı çıkamamak,kabız olmak demekmiş...Tamam yaa,ben bunu duymuştum ama unutmuşum..İnsan,olmaya olmaya zamanla kibarlığı unutuyor...
Peki o zaman,kabız olunca dışarı çıkamıyorum deniyorsa,ishal olunca ne deniyor?..: "İçeri giremiyorum..."
Zeyneeep!..Gel bak yeni bi espiri yaptım!...
Buna da gülmez ki şimdi bu....
Buna da gülmezse ben de bi daha ona espiri yapmam,gider başka kadınlara yaparım.İş yerinde bitane var zaten,espiri yapayım diye gözümün içine bakıyo....
Şu kabızlık da can sıkmaya başladı.Lifli yiyecekler iyi geliyormuş kabızlığa...
Zeyneeep!..Lifli yemekler kabızlığa iyi geliyormuş,evde lif var mı?..Yoksa,nerde satıyorlarsa,git bol bol lif al!..Bu akşam köfte yapacaktın ya, lifli köfte yap...
..............UNUTKANLIK...
-- Necmettin amca nasılsın?..
-- İyiyim Cemal oğlum,sağol..Sen nasılsın?.
-- Ben de iyiyim..Maşallah iyi gördüm seni..İkinci baharını yaşıyorsun,ikinci baharını...
-- Yok be oğlum...Bu baharsa,sonbahardır...Sonbaharın,son ayı...Sonbaharda ağaçlar yapraklarını dökerler ya...Benim de vücudumdaki kıllar,yaprak misali döküldü...Ayı gibi adamdım,her tarafım simsiyah kılllarla kaplıydı,hepsi döküldü,sülün gibi bembeyaz oldum...Göstereyim mi?
-- Ne göstericen?
-- Vallahi bacaklarımı görsen,tahrik olursun...Hayat bana bir epilasyon yaptı ki,sorma...
-- Tek derdin bu olsun Necmettin amca..
-- Tek derdim bu olsa iyi evladım,tek derdim bu değil ki..
-- Nedir derdin?
-- Unutkanlık başladı bende...
-- Sahi mi?
-- Evet...Bişey söylüyorum,sonra o söylediğimi unutup,aynı şeyi bi daha söylüyorum..
-- Yapma ya?
-- Ya yaaa...Hepsi bununla kalsa iyi..
-- Başka neyin var?
-- Unutkanlık başladı bende...Bişey söylüyorum,sonra o söylediğimi unutup,aynı şeyi bi daha söylüyorum...
-- Onu söyledin.
-- Neyi söyledim?
-- Unutkanlık başlamış..Aynı şeyi bidaha söylüyor muşsun..
-- Evet yaa...Ama o bişey değil,asıl can sıkıcı olan ne,biliyo musun?.
-- Ne?.
-- Unutkanlık başladı bende...Bişey söylüyorum,sonra o söylediğimi unutup,aynı şeyi bi daha söylüyorum..
-- Tamam Necmettin amca,anladım..
-- Hiç sorma...Ne olacak bilmiyorum..Senin de başını ağrıttım, kusura bakma...
-- Yok canım,önemli değil..
-- Nedir önemli olmayan?
-- Başını ağrıttım dedin ya?
-- Başını mı ağrıttım?
-- Yok Necmettin amca,başımı falan ağrıtmadın..
-- Bunlar niye oluyo biliyo musun Cemal oğlum?
-- Niye oluyo?
-- Unutkanlık başladı bende..Bişey söylüyorum,sonra o söylediğimi unutup,aynı şeyi bi daha söylüyorum...
-- Necmettin amca,yeter.
-- Ne yeter?
-- Anladım,tamam..Unutkanlık başlamış sende..
-- Kim söyledi sana bunu?
-- Sen söyledin ya?
-- Ne zaman söyledim?
-- Şimdi söyledin.
-- Ne dedim?
-- Unutkanlık başladı bende dedin.
-- Unutkanlık mı başladı bende?
-- Tövbe tövbee..Unutkan olduğunu da mı unuttun?..
-- Hiç sorma..Geçen gün 75 yaşımda olduğumu unutup genç bir kıza çıkma teklif etmişim..
-- Ne dedi kız?
-- Hangi kız?
-- Çıkma teklif ettiğin kız?
-- Ne çıkması?
-- Tamam Necmettin amca,senin durum vahim,anladım..
-- Ne olacak bilmiyorum..Bazan bişey söylüyorum,sonra o söylediğimi unutup,aynı şeyi
bi daha söylüyorum..
-- Yeter ama...
-- Bazan da ne oluyo biliyor musun?
-- Ne oluyo?
-- Ne oluyo??
-- Necmettin amca,ne oluyo diye sen sordun..Ne olduğunu sen söyle!..
-- Bişey söylüyorum,sonra o söylediğimi unutup,söylediğimi unutup...unutup...tup..up______________________________
-- Necmettin amca nooldu?
-- ...........
-- Anladım...Konuşmayı unuttun....Olsun böyle daha iyi.....
.................KEDİDİR KEDİ
-- Davut,kalk Davut,salondan bi ses geliyor!.
-- Ne sesi?
-- Ne bileyim ne sesi?.Evde hırsız var galiba,kalk bi bak!..
-- Evde hırsız var?
-- Evet.
-- Bizim evde?
-- Evet.
-- Saçmalama..Biyerin kapısı açık kalmıştır,o çarpıyordur.
-- Kalk,kapat o zaman..
-- Ya hırsızsa?
-- Kapı çarpıyor dedin ya?
-- Ya kapıyı hırsız çarpıyorsa?
-- Eve giren hırsız,kapıyı niye çarpsın?
-- Biz kapı çarpıyor zannedelim diye..Ben olsam öyle yapardım.
-- Hırsız olabilir Davut,kalk bi bak..
-- Neriman,bizim eve hırsız girmez.Bizim başımıza gelmez öyle şeyler.Yat uyu,kedidir o.
-- Bizim kedimiz yok ki.
-- Bizim kedimiz demedim,yabancı bir kedidir,açık biyer bulmuştur,girmiştir içeri.Kedidir.
-- Kedi değildir Davut..Her taraf kapalı,kedi nasıl girecek içeri?
-- Girer girer,kedi kuyruğunun geçtiği heryerden geçer.
-- Kedi değil o,fare.
-- Hani hırsız diyordun?
-- Hayır,kuyruğunun geçtiği yerden geçen şey fare.
-- Nerden biliyorsun?.Sen hiç bi fareyi kuyruğunun geçtiği yerden geçerken gördün mü?
-- Ay Davut,saçmalama,hırsız var evde,kalk bi bak.
-- Hırsız değildir.Çocuklardan biri susamıştır,kalkıp su içmiştir,onun sesidir.
-- Bizim çocuğumuz yok Davut.
-- Nası yok?
-- Ne demek nasıl yok?.Yok işte,bizim çocuğumuz yok.
-- Niye söylemiyorsun bana?
-- Neyi?
-- Çocuğumuz olmadığını..Her sabah çıkarken soruyorum sana,evde eksik bişey var mı,bişey lazım mı diye,niye söylemiyorsun?
-- Davut,saçmalama.
-- Saçmalarım.Şu an uyku sersemiyim,istediğim gibi saçmalarım.
-- İçeri girdiler!.
-- Kim girdi içeri?.Ne girdi?
-- Hırsızlar..Hırsızlar yatak odamızdan içeri girdiler,yatak odamızdalar!.
-- Yapma ya?
-- Evet..Ne yapacağız Davut?
-- Yavaş konuş,tehdit olarak algılamasınlar..Belki hırsız değillerdir.Eskiden bu evin olduğu yerden yol geçiyormuş,belki yol sanıp yanlışlıkla girmişlerdir eve.
-- Davut,çok korkuyorum,yerdeki halıyı yuvarladılar.
-- İsparta halısı falan mıydı yerdeki halı?.Değerli bişey miydi?
-- Değildi.
-- Dua etsinler,İsparta halısı değil.Yoksa gösterirdim ben onlara..Neriman?
-- Efendim?
-- Ben arkamı dönüp bakarsam yanlış anlayabilirler,sen çaktırmadan bi gözünü arala da bi bak bakayım kaç kişiler?
-- Üç kişiler..İki kişi eşyaları dışarı taşıyor,bir kişi de elindeki deftere taşınan eşyaların kaydını tutuyor.
-- Düzenli hırsızlar demek..Şimdi ne yapıyorlar?
-- Perdeleri çıkarıyorlar.
-- Tüller kalsaydı bari.
-- Yok,onları da aldılar.
-- Helal olsun adamlara.Dışarıdan görülmekten de korkmuyorlar.Hırsızlıkları bi yana,cesaretlerini takdir etmiyor değilim.
-- Komodin'i aldılar,şimdi de gardrobu sürüklüyorlar.
-- Yardım edelim mi?.Gardrop ağırdır,düşürüp de biyerlerini incitmesinler.Mağduruz ama insanız neticede..
-- Bana bi üşüme geldi Davut.Sana da geldi mi?
-- Geldi..Üstümüzdeki yorganı aldılar..Şimdi de benim pijamalarımı sıyırıyorlar.
-- Külodun temiz mi?.Ayıp olmasın adamlara?
-- Temiz temiz..Neriman,gözlerimizi açmadan usulca yere yuvarlanalım,bunlar altımızdaki yatağı,karyolayı,herşeyi alacaklar galiba.Biyandan da horlayalım,uyuyor sansınlar.
-- Yok ayol,uyumadığımızı biliyorlar.Uyumadığımızı bile bile soyuyorlar bizi.
-- O zaman uyanalım,açalım gözlerimizi?
-- Yok,soygun bitsin sonra uyanırız.
-- Tamam...
-- Davut?
-- Efendim?
-- Gittiler galiba,açalım mı gözlerimizi?
-- Açalım ama ben hala hırsız olduklarına inanmıyorum.Kesin,kedidir.
-- Hiçbişey bırakmamışlar evde Davut,herşeyi götürmüşler..
-- Nasıl götürmüşler?..Bu ne?
-- Oyuncak kedi o..Komşunun çocuğu unuttu galiba,dün oturmaya gelmişlerdi.Kurmalı,oyuncak kedi o.
-- Nasıl kurmalı?..Arkasından kuruyorsun,yere bırakıyorsun,yürüyor?
-- Evet.."Miyiv miyiv.." diye de ses çıkarıyor.
-- Ama ben sana dedim Neriman?..Ben sana hırsız değildir,kedidir dedim!..Bana inanmıyorsun ki?..Kurmalı,murmalı,kedi işte!..
-- Peki eşyalar nerde?
-- Ne bileyim nerde.Biyere gitmişlerdir,gelirler birazdan......
............OYUN YAZARI
-- Alooo?
-- Efendim?
-- Hıdır bey?
-- Benim...
-- Ben,Arif Helva..
-- Merhaba Arif bey,nasılsınız?
-- Çok teşekkür ederim..Çok mersi..Sen nasılsın,n'apıyosun??..
-- İyiyim Arif bey,sağolun..
-- Canım,ben senin numaranı Özgünel'den aldım..Özgünel'i biliyosun?.
-- Özgünel?
-- Özgünel Özgider...Geçen sene senin bi oyununu oynamışlardı.."Tarla Kuşları" tiyatrosundan..Oyuncu.
-- Haa,o Özgünel?..
-- Evet..Canım,ben seni niye aradım?..
-- Niye aradın?
-- Canım,biz şimdi bu sezon bi oyun koymak istiyoruz..
-- Nereye?
-- Sahneye..
-- Anladım..
-- Özgünel de bizim tiyatroya katıldı,bu sezon çok iddialı gireceğiz inşallah..
-- İnşallah..Özgünel'in size katıldığı iyi olmuş.İyi bir oyuncudur.Rolünü oynamaz,yaşar.
-- Yaşar kim?
-- Hayır,Özgünel için diyorum,iyi bir oyuncudur.
-- Tabi tabi...Nasılsın,iyi misin,keyfin nasıl?
-- İyiyim Arif bey,idare ediyorum.
-- Ben senin yazdığın oyunu seyrettim,Özgünellerin oynadığı..
-- Nasıl buldunuz?
-- Çok beğendim.Harika olmuş.Çok güzel yazmışsın.Ben bayılıyorum size kardeşim.Çok takdir ediyorum sizi.Yazarlık çok zor bi iş.Dünyanın en çileli işi.Nasıl yazıyorsunuz,nasıl yapıyorsunuz,o kelimeleri,cümleleri nerden buluyorsunuz?..Onları birbirine nasıl bağlıyorsunuz?.Hem güldürüyorsunuz,hem ağlatıyorsunuz..Annemle gittim ben senin oyununu seyretmeye.Finalde annem tutamadı kendini,ağladı.Resmen anamı ağlattın benim...Harikasınız valla..
-- Teşekkür ederim Arif bey.
-- Canım,ben senden şimdi bi oyun istiyorum..
-- Oyun?
-- Evet..Var mı elinde hazır bi oyun?
-- Valla,bikaç taslak var ama bitmiş oyun yok..
-- Sen o taslakları iki saatte bitirirsin!..Sen var ya sen..İstesen günde iki tane oyun yazarsın.Biliyorum ben seni,takip ediyorum,çok üretken,çok yetenekli bir yazarsın sen..
-- Teşekkür ederim..
-- Yazarsın değil mi?
-- Yazarım.
-- Ama bir ayda bitirmen lazım,sezona ancak yetişir.
-- Yetiştiririm.
-- Ama Hıdır'cım,lütfen,çok rica edeceğim,çok titiz çalış.Şöyle,bana yakışacak şahane bi oyun yaz,kapalı gişe oynayalım,kapı-pencere kırılsın.
-- Tamam..
-- Şimdi bi röportajım var,ben seni bir hafta sonra nasıl gidiyor diye tekrar ararım.Var mı söylemek istediğin bişey?
-- Var.
-- Nedir?
-- Para konusu ne olacak?
-- Yok,para konusunda olmasın..Oyunun konusunu sana bırakıyorum ama para konusunda olmasın.Hayatın içinden,herkesin seveceği,kendini göreceği bir konu olsun.Yüzde yetmişbeş güldürsün,yüzde onbeş ağlatsın,ne yaptı?
-- Yüzde doksan.
-- Ne kaldı geriye?
-- Yüzde on.
-- Yüzde on da,düşündürsün..Canım,televizyoncular geldi,ben kapatıyorum,seni daha sonra arayayım.
-- Arif bey,ben para konusu derken,"Ödeme" konusunu kastetmiştim..
-- Haaa,bak,ödeme konusu iyi bi konu olabilir..Ödeme..Ödeşme..İntikam..Seyirci,sever böyle konuları..Tamam,bu konuda yaz..Birinci perde'de,adamın başına gelmedik şey kalmasın,ikinci perde de,ödeme,ödeşme,intikam perdesi olsun,kendine yapılanların intikamını alsın.İyi düşünmüşsün Hıdırcığım,konu bu olsun.
-- Arif bey,ödeme derken kastettiğim bu değildi.
-- Ne kastettin?
-- Oyunu yazayım da,karşılığı nasıl olacak?.O konuda bişey söylemiyorsunuz,neye karşılık yazacağım oyunu?
-- Valla Hıdırcığım,onu ben bilemem ki hayatım..Orası sana kalmış.İstersen deniz kenarına git,otur bi bank'a,denize karşı yaz..İstersen evine kapan,evde yaz.Ben senin yöntemlerini bilemem ki..Hıdırcım,benim toplantıya girmem lazım..
-- Röportaj değil miydi?
-- O da var tabi...
-- Arif bey,bi anlaşma yapmayacak mıyız?
-- Ne anlaşması?.Ben sana,oyun yaz,dedim,sen de tamam yazayım dedin,anlaştık.
-- Arif bey,oyunu bedava mı yazacağım?.Hiç paradan söz etmiyorsunuz?
-- Para mı?
-- Evet.
-- Para?
-- Evet..
-- Yazıklar olsun!..
-- Anlamadım??
-- İşiniz gücünüz para!..Bütün derdiniz para!..Siz nasıl insanlarsınız!..Siz nasıl bir sanatçısınız?.Siz yazarlar ne para düşkünü insanlarsınız!..Yazmak istemiyor musun kardeşim?
-- Kardeşim mi?
-- Adın neydi,unuttum ben senin adını.
-- Hıdır.
-- Bana bak,Hıdır mısın nesin,seni adam yerine koydum da benim gibi ünlü bir tiyatrocuya oyun yazma fırsatı veriyorum.Niye terbiyesizlik yapıyorsun?
-- Arif bey,kibar olun.Siz bu oyundan para kazanmayacak mısınız?
-- Sanane benim kazanacağım paradan?
-- Benim yazdığım oyundan para kazanınca bana da ödeme yapmayı düşünüyor musunuz?
-- Sanane benim düşüncelerimden!.Ben bu noktaya gelmek için ne büyük sıkıntılar çektim biliyor musun sen!.Ben neler çektim biliyor musun sen!..Para için saldırıyorsun bana!.Ben ne büyük...Ben nasıl bir..Ben nerelerden..Ben ne çileler..Ben..Benn..Oyunu nu da seyrettim zaten,Özgünellerin oynadığı,beş para etmez..Seni adam yerine koyuyorum,arıyorum,benim gibi ünlü birine oyun yazma şerefini..Sen benim ne kadar ünlü biri olduğumu biliyor musun!..Seni bi kaşık şöhretimde boğarım,terbiyesiz!..Paraymış!..Sen kim oluyorsun da benden para istiyorsun!..
-- Emeğime karşılık istiyorum..
-- Bana ne senin emeğinden!.
-- Arif bey?
-- NE VAR?
-- Sizi,kibarlığımı hiç bozmadan,usulca Allaha havale ediyorum..Çat!..
-- SENSİN ÇAT!..ÇAT NE?. NE DEMEK İSTİYORSUN SEN?..Terbiyesiz,telefonu yüzüme kapatmış...
..............SİVİLCE
-- Hoşgeldin Hayri..
-- Hoşbulduk karıcığım..
-- Yemek hazır,çok acıktıysan otur hemen masaya,hazırlayayım..
-- Masaya mı oturayım?
-- Hayır,sandalyeye otur.
-- Hiç zahmet etme,yemek yemeyeceğim.
-- Ne oldu,bişeye mi canın sıkıldı?.Suratın da bir karış?..
-- Bir karış mı?
-- İşte yaklaşık..
-- Çok üzgünüm de ondan.
-- Ne oldu?
-- Emin vardı ya?
-- Nerde?
-- Yok,biyerde değil...Emin diye bir arkadaşım vardı ya,karısıyla birlikte bize oturmaya gelirlerdi bazan?.
-- Ben Emin diye birini hatırlamıyorum.
-- Nasıl hatırlamıyorsun?.Matbaacı Emin..Bizim aramızı o yapmıştı,bizi tanıştırmıştı?..
-- Yok Hayri,yanılıyorsun,bizi kimse tanıştırmadı,ben geldim sana kendimi tanıttım,biz öyle tanıştık.
-- Sen benim kaçıncı karımdın?
-- Üçüncü.
-- Neydi senin adın?
-- Selma..
-- Haklısın,karıştırdım.Emin,ikinci karım Ayten'le aramızı yapmıştı.
-- Eee,ne olmuş Emin'e?
-- Epeydir hastaydı,hastanede yatıyordu.
-- Nesi vardı?
--Böbreklerinden rahatsızdı..
-- Hayır,nesi vardı derken,evi var mıydı,parası var mıydı onu sordum.Eğer öldüyse geride kalanlar mağdur olmasın.
-- Adam öldü,malın mülkün ne önemi var Ayten?..
-- Ayten değil,Selma..Benim adım Selma...Sekiz senedir karınım,hala adımı ezberleyemedin,ikide bir eski karının adını söyleyip duruyorsun!.
-- İkide bir,kötü bir oran değil ki..
-- Yakın arkadaşın mıydı Emin?
-- Çok yakındık.
-- Başın sağolsun o zaman.
-- Ne zaman?
-- Sen niye hep lafların yanlış yerine takılıyorsun Hayri?.Arkadaşın ölmüş,sana başsağlığı diliyorum!.
-- Sağol sağol,dostlar sağolsun..
-- Sadece dostlar değil,düşmanlar da sağolsun.
-- Niye?
-- Çünkü,düşmanlar olmazsa dostların kıymetini bilmeyiz..Haydi üzme kendini,patlıcan musakka yaptım,ye de kendine gel.
-- Patlıcan musakka üzüntüye iyi mi geliyor?
-- Hayır,onun için demedim..
-- Bütün arkadaşlarım patır patır ölüyorlar Ayten!.
-- Ayten değil,Selma!.
-- Yaşlılık çok kötü bişey..Kala kala birkaç tane arkadaşım kaldı,onlar da ölürlerse ben ne yapacağım?
-- Sen de kendinle arkadaş olursun.
-- Peki ya ben de ölürsem?...O zaman ne yapacağım?...
-- Saçmalama Hayri..
-- Ben miyim saçmalayan?...Asıl saçmalayan hayat...
İnsan,bir yakını ölünce anlıyor hayatın ne kadar saçma,ne kadar anlamsız olduğunu..
Herşey boş,herşey yalan,gel biraz da sen oyalan.
-- Yok ben iyiyim böyle.
-- Emin'le çocukluğumuz birlikte geçti..Aynı okullara gittik,askerliğimizi aynı yerde yaptık,uzun zaman aynı işyerlerinde çalıştık.Benim en iyi arkadaşımdı.O öldü,ben hayattayım,benim ondan neyim eksik?..
-- Saçmalama Hayri.
-- Yaşamanın hiçbir anlamı yok.Ben de ölmek istiyorum..Bu yaştan sonra daha fazla yaşayacağım da ne olacak?.Aynı acıları,aynı mutsuzlukları tekrar tekrar yaşayacağım..
İstemiyorum yaşamak..Öleyim de bitsin bu hayat denen acı..
-- Aaa Hayri?.Ağzından yel alsın!.
-- Almasın!..Küstüm ben hayata.İçimde yaşamaya dair en ufak bir heyecan kalmadı..
-- Yapma böyle Hayri,üzüyorsun beni..
-- Nasıl olsa ölmeyecek miyiz Ayten?
-- Ayten değil,Selma.
-- Ha bugün olmuş,ha yarın,ha on sene sonra,ne farkeder?..
Hayattan zevk alamadıktan sonra neye yarar yaşamak?.Bıktım artık yaşamaktan..
Ben ölürsem,sen ayakta kalabilir misin,tek başına idare edebilir misin?
-- Ederim.
-- İyi o zaman.Ben öleyim..
Ama ben beceremem kendimi öldürmeyi..
Beni sen öldür..
İntihar süsü ver..
Haydi,gözlerimi yumdum,arkamı döndüm bekliyorum,öldür beni!
-- Ensene ne oldu?
-- Hangi enseme?
-- Ne demek hangi enseme?.Kaç tane ensen var?.Ensende bi şişlik var.
-- Ne şişliği,nerde?.Bu mu?..
-- Evet.
-- Allah Allah,nedir bu?..Eyvah!
-- Ne oldu?
-- Kanser oldum!.
-- Saçmalama.Küçük bi şişlik.Biraz da kızarmış..
-- Yok yok,küçük bi şişlik değil bu..Şey bu..Ur bu ur..Kanser oldum!
-- Saçmalama Hayri,sivilce bu..Biraz büyükçe ama sivilce..
-- Yok yok,kanser bu!..Kanser oldum Selma!..Ambulansı ara!..
(Paniğe kapılır)
-- Hayri,sakin ol,bişeyin yok!.Dur bakayım şuna yakından..
-- İmdaat,kanser oldum!..
Selma yardım et!..
Kötü oluyorum Selma,taksi çağır,hastaneye götür beni!.
Komşular imdaaat!..
-- Hayri dur,panik yapma!..Önemli bişey değildir..
-- Yok yok,önemli bişey bu..Bi arkadaşımın oğluna oldu aynısı.Sırtında bi şişlik çıktı,önemsemedi,sonra kansere döndü.İmdaaat!..
-- Hayri,bağırma..Dur bakayım şuna..Hayri titreme!..
-- Ölmek istemiyorum Selma,yardım et bana,elim ayağım kesildi,bayılacağım şimdi!..Allahım noolur...
-- Hani biraz önce öleyim,möleyim,bıktım yaşamaktan diyordun?...
Sağlığın yerindeyken sallamak kolay tabi...
Rahat dur,bakayım şuna..
Hayri ağlama!..
-- Ölmek istemiyoruuum..Daha yapacak çok işim vaaar..Yaşamak istiyoruuum...
Allahım lütfen!.Lütfen kanser olmasın!
-- Sivilce bu Hayri..
-- Emin misin?
-- Eminim..Sen sabahları yüzünü yıkarken,enseni yıkamıyor musun?
-- Bazan yıkamadığım oluyo.Ensem arkada kalıyor,kimse görmüyor,su ziyan olmasın diye.
-- Kirden,sivilce çıkmış..Patlatayım mı?
-- Emin misin,sivilce mi?
-- Sivilce.
-- Patlat!.
-- Patlatıyorum....Dur,kolonyayla temizleyeyim..Haydi geçmiş olsun.
-- Sağol.Allah razı olsun....
Niye böyle şeyler bizim başımıza geliyor Ayten?
-- Bak yine Ayten'e döndün.Ayten değil,Selma..
-- Ama bu sivilce niye benim ensemde çıkıyor?..
Niye hergün böyle üzüntüler,sıkıntılar yaşıyoruz?..
Bizim bir günümüz de iyi geçmeyecek mi?..Bir gün mutlu olamayacak mıyız biz?..
Eğer her günümüz böyle geçecekse yaşamanın ne anlamı var?..
Acı çekmeye mi geldik biz bu dünyaya?..Ölelim de bitsin bu acı o zaman...
-- Sağlığına kavuşunca yine sallamaya başladı.. Gözüne ne oldu senin?
-- Ne gözü? Hangi gözüm? Nerde? İmdaat,kör oldum!..
-- Hayri şaka yaptım,yok bişeyin,koşma,kapıya çarpacak.....
Allah canına almasın,iyi misin Hayri?....
.................AKŞAMA GELİRKEN KASABA UĞRA DA YARIM KİLO KIYMA AL
-- Ben çıkıyorum Gülizar..
-- Cehenneme kadar yolun var!.
-- Ne dedin,duyamadım?..
-- Güle güle dedim.Akşama geç kalma..
-- Olur kalmam.Hoşçakal!
-- Nazmi dur bi dakka,bekle biraz..
-- Ne var?
-- Kahveye mi gidiyorsun?
-- Evet..
-- Unutmazsan akşama gelirken kasaba uğra da yarım kilo kıyma al.
-- Ne kıyması?
-- Kıyma işte.Akşama gelirken yarım kilo kıyma al.
-- Dana kıyma mı,kuzu kıyma mı?
-- Bilmiyorum,kıyma işte..
-- Ne yapacaksın kıymayı?
-- Yemeğe koyacağım.
-- Yemeği ne yapacaksın?
-- Ne demek yemeği ne yapacaksın?.Yiyeceğiz?..
-- Anladım..Ne yemeği yapacaksın?
-- Patlıcan.
-- Patlasın senin kocan!
-- Ne diyorsun Nazmi?
-- Durmadan patlıcan yapıyorsun,patlıcan yemekten patlayacağım,onu demek istedim.
-- Tamam o zaman.Sen yine de kıyma al.Dolma yaparım.
-- Emin misin?
-- Neye emin miyim?
-- Dolma yapacağına emin misin?
-- Yaparım Nazmi,niye soruyorsun?
-- Ya dolma yapmaktan vazgeçip başka bişey yaparsan?..Dolma elimizde kalmasın?
-- Niye vazgeçeceğim Nazmi?.Başka bişey yaparsam kıymayı buz dolabına koyarız.
-- Peki ya elektrikler bozulur,dolap kesilir,kıyma çalışmazsa??
-- Ne diyorsun Nazmi?
-- Yani,elektrikler kesilir,dolap çalışmaz,kıyma bozulursa demek istedim..
-- Kesilmez kesilmez,sen benim dediğimi yap.
-- Senin dediğini yapınca elektrikler kesilmiyor mu?
-- Nazmi oyalama beni,işim var.Ekmek de al.
-- Ne ekmeği?
-- Trabzon ekmeği.
-- Gidemem şimdi Trabzona.
-- Ay şaka yapıyorum Nazmi?..Her zaman aldığın ekmekten al.
-- Tuzlu mu,tuzsuz mu?
-- Ne?
-- Ekmek.
-- Hangi ekmek?
-- Bana,al dediğin ekmek.
-- Bilmiyorum ki.Alınca bakar söylerim.
-- Hayır,onu demek istemedim.Tuzlu ekmek mi alayım,tuzsuz ekmek mi?.Hükümet,vatandaşın sağlığını düşündüğü için ekmekteki tuz oranını düşürdü.İstersen alayım,bakarız,tuzu azsa hükümete göstermeden tuz ilave ederiz.
-- Nazmi ne diyorsun sen Allahaşkına?..Ben sana yarım kilo kıyma,bi tane ekmek al diyorum,sen hükümeti ne karıştırıyorsun?
-- Ben karıştırmıyorum,onlar karışıyor..Gazımıza-tuzumuza,sazımıza-sözümüze,herşeye karışıyorlar.Dün kahvede okey oynuyorum,elimde iki tane okey var,iki el döndüm,açacağım,
hükümetten biri geldi,"Açma,iki el daha dön" dedi,iki el daha döndüm,karşımdaki bitti,parti bana kaldı..Bu kadar da herşeye karışılmaz ki.Bir daha onlara oy vermeyeceğim.
-- Vermiyorsun zaten..
-- Tamam işte,bir daha vermeyeceğim.
-- Nazmi oyalama beni,işim var,ütü yapıyorum.
-- Ütü mü yapıyorsun?.Ütümüz yok mu bizim?
-- Nazmi,ütü imal etmiyorum,elbiseleri ütülüyorum.Allahını seversen,yarım kilo kıyma,bir tane ekmek.
-- Kepekli mi kepeksiz mi?
-- Ananın!...Tövbe tövbee...
-- Ağzını bozma Gülizar..Yanlış bişey almayayım diye iyice anlamaya çalışıyoruz şurda..
-- Normal ekmek Nazmi,normal ekmek!..
-- Bakkaldan mı alayım,fırından mı?
-- Ebenin!...Nazmi sen beni delirtmeye mi çalışıyorsun?
-- Hayır,fırında daha taze olur,o bakımdan dedim..
-- Tamam,fırından al.
-- İstersen marketten alayım,markette daha ucuz.
-- MARKETTEN AL!!
-- Bağırma!..Bizim için neresi uygunsa,oradan alayım.İstersen Halk Ekmekten alayım,neticede halkız biyerde.
-- İstediğin yerden al Nazmi!..Ay bayılacağım şimdi..
-- Eğer köfte yapacaksan,bayat ekmek alayım.Bayat ekmeğin içiyle yoğurup yapınca,köfte daha güzel oluyor.
-- Köfte yapmayacağım Nazmi!
-- Niye?.Köfte sevmiyor musun?
-- Sevmiyorum!!
-- Ne zamandan beri?
-- Şu andan beri!..Şu andan itibaren köfteden nefret ediyorum.
-- Yoğurt da alayım mı?
-- AL!..
-- Küçük mü,büyük mü?..İstersen büyük alayım,kalanı dolaba koyarsın,yazın ayran yapıp içeriz.
-- Yaza daha çok var Nazmi...
-- O zaman yoğurt almayayım..
-- ALMAAA!...Ben zaten senden yoğurt istemedim.
-- Ne istedin?
-- Kıyma istedim.
-- Ben kasap mıyım Gülizar,bende kıyma ne arar?
-- Kıymayı senden istemedim Nazmi,kasaptan istedim!.
-- Ne dedi kasap?.Yok mu dedi?
-- Nazmi?...Kasaptan kıyma istemedim...
-- Kimden istedin peki?.Kıyma kasaptan istenir Gülizar,manavdan isteyecek halin yok ya?
-- Nazmi karnıma ağrılar girdi,n'olursun yarım kilo ekmek,bir tane kıyma!..
-- Yarım kilo ekmek,bir tane kıyma mı??
-- Hayır Nazmi,yarım kilo kıyma,bir tane ekmek.Lafa tutma beni,sütüm taşacak Nazmii!..
-- Sütün mü taşacak?.Hamile misin?
-- Hamile değilim Nazmi,ocakta süt var,o taşacak..
-- İstersen erik de alayım,hamileysen canın çeker.
-- Hamile değilim Nazmii!..
-- O zaman niye erik istiyorsun?
-- Yahu senden erik istediğim yok!..Hay Allah belanı vermesin senin!...
-- "Vermesin" deyince bela okumuş olmuyorsun,versin demen lazım.
-- Versin o zaman!!!
-- Sen şimdi benden ne istiyorsun?
-- Yarım kilo kıyma,bir tane.....Boşver Nazmi,bişey istemiyorum..Delirteceksin beni..Sen git ne cehenneme gideceksen,ben gider alırım ne lazımsa..Hadi defol,defol,işim gücüm var benim!...
O günden sonra Gülizar,Nazmi'ye bir daha "Bakkala git-kasaba git!..Manava git-pazara git!..Oraya git-buraya git!." demedi..
İçgüveysi diye kocasına uşağı gibi davranmaktan vazgeçti..
Birkaç kez daha denedi ama Nazmi onu öyle bir çileden çıkardı,öyle bir kırıp döktü ki,sonunda pes etti,bir daha denemedi,Nazmi'nin yaşlılıktan kaynaklandığını düşündüğü bu yeni halini kabullenmek zorunda kaldı..
Nazmi de yıllar sonra nihayet biraz nefes aldı, rahat etti.....
...............ERKEKLERARASI
--Şerefe!..
-- Şerefe...
-- Sağlığına..
-- Sağlığına...
-- Çerez yesene..
-- Sen devam et,ben patatesten gidiyorum...
-- Patates de ye,çerez de ye...Bu ne?
-- "Kaju..."
-- Yeniyo mu bu?
-- Yeniyo...Çok faydalıymış...
-- Belli...Çok lezzetsiz...Faydalı şeyler lezzetsizdir...
-- O günden sonra hiç aramadı mı?.
-- Aramadı..
-- Sen de aramadın?
-- Aramadım..
-- Sokakta da karşılaşmadınız?
-- Karşılaşmadık..
-- Yazık olmuş..Çok yakışıyordunuz birbirinize..
-- Moruk,bu bana yapılır mı yaaa?...İnsan terketmeden önce bi haber verir,belli eder.Böyle pat diye terkedilir mi abi?...
-- Hayatında başka biri mi var?
-- Benim mi?
-- Yok,onun..
-- Bilmiyorum ki abi...Soruyorum,hayatında biri mi var,başka birini mi seviyorsun diyorum,hayır,diyor..Yanlış bişey mi yaptım diyorum,hayır diyor..O zaman niye bırakıyorsun beni diyorum,böylesi daha iyi diyor...
Hayır,beni terketmesinin sebebini bilsem,ona göre üzülücem..
Sebebini bilmeyince insanın aklına bin türlü şey geliyor..
-- Bazan iki bini buluyo..
-- Ney?
-- İnsanın aklına gelen şey...
-- Aşıktım ben ona moruk..Sırılsıklam aşıktım..Yanağının alına,dudağının balına..O incecik beline,kirpiğinin teline..
-- Kirpi ne alaka?
-- Kirpi değil,kirpiği.
-- Anladım..
-- Kadınlar aşktan anlamıyorlar abicim...Kadınlar kendilerinden başka kimseyi sevmiyorlar..Hani görmemişe krallık vermişler,önce babasını kesmiş ya,o hesap,kadına da aşk vermişler,gitmiş kendisine aşık olmuş..
Çıkarsana poşetten iki bira daha...
-- Abicim ben sana bişey söyleyeyim mi,kadınlar aşktan maşktan etkilenmiyorlar..
Sen ne kadar seversen sev,onların umurunda değil..
Kadınlar sevmeyi sevmiyorlar,sevilmeyi seviyorlar..
Ama erkek öyle değil.Kadından yüz gram sevgi görse,en az üç kilo karşılık veriyor..
--Doğru söylüyosun..Erkek sevdi mi,tam seviyo,bütün kalbiyle seviyo..Bazan kalbi bile yetmiyo,midesiyle seviyo,böbrekleriyle seviyo..
-- Onu anlamadım ama doğrudur herhalde..
-- Abicim demek istediğim,bi erkek,bi kadına aşık olduğu zaman,o erkek dünyanın en kötü insanı olsa bile,o aşk onu değiştiriyo,dünyanın en iyi insanı yapıyo..
Sen biliyosun beni,kızla tanışmadan önce nasıl biriydim,sonra nasıl biri oldum..
-- Biliyorum,bana fotoğraflarını göstermiştin, "Öncesi-Sonrası" diye..
-- Onunla tanıştıktan sonra bir kere bile başımı çevirip de başka kadınlara bakmadım..
-- Başını çevirmeden mi baktın?
-- Yok..Hiç bakmadım..Köpek gibi sadıktım..
-- Öyledir zaten..Erkekler köpek gibidir..Yani sadıktırlar,sevdiler mi kendilerini adarlar..
-- Tabi abi...Erkek başka..Erkek,kadın gibi sadece kendini düşünmez,bencil değildir.Sencildir..Oculdur..Şuculdur...Kendisinden çok başkalarını düşünür..
-- Kesinlikle...Erkek,cömerttir,vericidir...
-- Aynen...Cömertiz biz,cimri değiliz..Kaç kere yemeğe götürdüm ben bunu,hesabı hep ben ödedim..Bikere bile elini cebine attırmadım..Zaten atsa nereye atacak,cebi yok ki..
Kadınlar niye etek giyiyorlar?.Çünkü eteğin cebi yok..
-- Erkeklik böyle bişey..Erkek kadınını korur,kollar...
-- Gerekirse sevdiği için canını verir..Fedakardır erkek..
-- Sevdiği için dağları deler!..
-- Deler!..Çünkü erkek güçlüdür..
-- Erkek anlayışlıdır,hoşgörülüdür...Gerektiğinde bir kadından daha fazla şefkatli olmayı da bilir..
-- Erkek mütevazidir..Erkek yardımseverdir..Erkek merhametlidir..
-- Erkek yakışıklıdır..Erkek karizmatiktir..Erkek çekicidir..
-- Erkek kuvvetlidir..Kaslıdır..Vurduğu yerden ses getirir!..
-- Tarihi erkek yazar!..Askere gider,vergi verir,eker,biçer,tarım ve hayvancılık yapar!.
-- Erkek sevdiği için dünyayı yerinden oynatır!.Aşkın sevginin kıymetini bilir..Kurban olurum ben erkeğe!..
-- Erkek!...N'apıyosun Sedat??..
-- Erkekkk!...
-- Sedat,saçmalama,çek elini!.
-- Ne kadar aptal mışım,kadınlarla boşa zaman harcamışım..Aradığım gözümün önündeymiş hep..
-- Sedat sen çok içtin..Sedat bak,arkadaşım demem..Eline sahip ol!.
-- Senin gözlerin ne renk?.Sana bi kahve yapayım mı?..
-- Haydaaaa...Bu kadar erkek muhabbetinden sonra olacağı buydu...Sedat eline hakim ol!...
...................RE..RE..RE..
- "Re re reee, ra ra raaa, Gassaray Gassaray Cimbombom !.. Re re reee, ra raaa, Gassaray Gassaray Cimbombom !.. "
- "Fenerbahçeeee,sen çok yaşaaa,canım fedaa olsuun saanaaa !.."
Bu sene kesin şampiyonuz oğlum!..Mençıstırın santraforunu alıyoruz..
Başkan yarın bizzat İngiltere'ye gidip imzayı attıracak!.Dönerken de İtalya'ya uğrayıp oradan da bir ön liberoyla bir arka libero alacak..
Fenerbahçeee, sen çok yaşaaa,canım fedaa olsuun saanaaa !..
- Bizim elimiz armut toplamıyo herhalde..
Biz de Almanya'dan iki futbolcu alıyoruz..Biri Bayern Münih'in yedek kalecisi.. Re re reee, ra ra raaa,Gassaray Gassaray cimbombom !..
- Gelmez o Türkiye'ye..
- Niye gelmeyecek ?..15 milyon veriyoruz... Bonuslar,ekstralar,maç başına para...Başka nerde alacak o parayı?..Koşarak gelir..
Hatta parayı duyunca haber göndermiş "İsterseniz koşarak geleyim,hem idman yapmış olurum" demiş..
Re re reee, ra ra raaa, Gassaray Gassaray....
- Biz de Brezilya'dan altı buçuk milyona stoper alıyoruz...Fenerbahçeee sen çok yaşaaa...
-Biz de Hollanda milli takımının golcüsünü alıyoruz..
-- Yapma ya?
-- Valla!..10 milyona düşürmeye çalışıyoruz..Düşerse, alacağız..Re re reee, ra ra raaa, Gassaray...
- Bizim başkan demeç verdi..
-- Ne dedi?
-- Bu sene hiç bir fedakarlıktan kaçınmayacağız" dedi..
-- Hadi yaa??.
-- Yüz elli milyon ayırmışlar transfere..Kesin şampiyonuz bu sene!..Fenerbahçeee sen çok yaşaaa,canım fedaaa...
- Yüz elli dedin de..Yüz elli lira var mı üzerinde ?..
-- Niye ki?
-- Elektrik faturasını yatırıcam,ay başında veririm ben sana..
- Valla yok...
-- Olum,varsa ver işte..Söz,aybaşında vericem..
-- Kuran çarpsın yok!..Sabahtan beri ben de siftah yapmadım...Siz o Nijeryalı'yı ne yaptınız?..İngiltere'den istiyorlardı onu?..
- İyi bi teklif verirlerse satacağız.. Sekiz milyon istiyoruz..Sekiz milyon verirlerse satacağız..
Yüz lira da çıkmaz mı?
- Valla yok...Ben de dükkan kirasını ödeyemedim kaç gündür..Mal sahibi arıyor,açmıyorum telefonu..
Bursa'dan da bir futbolcu alıyoruz..Nedret'le İsmail'i verip üzerine üç milyon vereceğiz Ercüment'i alacağız..
Haber göndermiş Ercüment "Fenerbahçe'de oynamak benim için onurdur" demiş..
- Madem öyle gelip bedava oynasa ya...Elli lira da çıkmaz mı?... Pazara çıkayım bari,çocuklar meyve istedi,faturayı sonra yatırırım..
- Valla yok..İşler çok kötü zaten...Ben de bakkala veresiye yazdırıyorum...
Arjantin'den de stoper alıyoruz sekiz milyona...
-- Yok ya?..
-- Valla...
- Biz de Norveç'ten sağ bek alıyoruz..Bizim en büyük eksiğimiz sağ bekti,Allah'a şükür onu da hallediyoruz. Re re reee, ra ra raaaa...
- Bizim tek ihtiyacımız orta sahanın ortasıydı,onu da aldık,çok şükür başka hiç bir eksiğimiz kalmadı,Fenerbahçeeee,sen çok yaşaaaa...
- Yirmi lira da çıkmaz mı?..Bi sigara alayım,ekmek arası bişey yaptırayım, sabahtan beri bişey yemedim..
- Vallahi yok...Ben de sabahtan beri bişey yemedim...Bu sene şampiyonlar liginde en az çeyrek final oynayacağız göreceksin.Fenerbahçeeee!...
- Yüzüme doğru bağırma, açlıktan nefesin kokuyor..Bi koklasana,benimki de kokuyor mu?.HOH!..
- Kokuyo...
................
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder