YAZILAR

cc

4 Ocak 2018 Perşembe

DÜRÜST ROMAN...
--------------------------------
(5.KISIM)

"YEŞİLŞEHİR'DE..."

-- Uyuyor musun Feyyaz?..

-- Uyuyorum..

-- Uyuyorsan beni nasıl duyuyorsun?

-- Ben "Uyur-duyar" ım..
                                                   
-- O ne öyle,uyur-duyar?..

-- Uyur-gezer gibi bişey...Gerizekalı mısın sen?..Uyuyor olsam,sana nasıl cevap veririm?

-- Veremezsin.

-- O halde?

-- Ne halde?

-- Uyumuyorum Selma!...Gözlerimi dinlendiriyorum...

-- Gözlerine ne oldu?

-- Bişey olmadı...Yatmadan önce yarım saat uzanıp gözlerimi dinlendiriyorum..Yorgun gözlerle uyursam,rüya göremiyorum..

-- Gerçekten mi?

-- Saçmalama Selma..Söyle,ne istiyorsun?

-- Şükran hala İstanbul'dan telefon etti bugün..

-- Ödemeli mi aradı?

-- Yoo..

-- İyi o zaman...Ne dedi Şükran hala?
                                               
-- Necmettin eniştenin Adaşehir'de oturan bir yeğeni varmış..

-- Necmettin kim?

-- Enişten?..Senin Şükran hala'nın kocası..Enişteni bilmiyor musun?.

-- Biliyorum da,sen biliyor musun diye sordum...Ben senin akrabalarının isimlerini biliyorum,sen benimkileri biliyor musun?.

-- Biliyorum tabi...

-- Peki o zaman söyle bakalım..Benim Kamil amcamın,karısının,kardeşinin,kocasının,babasının adı ne?

-- ...kocasının babasııı?...Akif mi?

-- Bravo...İşte böyle olması lazım..Birbirimizin akrabalarını da tanımamız lazım..Biz evlendiğimiz zaman,sadece biz evlenmiş olmuyoruz.Ailelerimiz de,akrabalarımız da birbirleriyle evlenmiş gibi oluyorlar..Yani bizimki aynı zamanda aile evliliği,akraba evliliği...

-- Bakıyorum keyfin yerinde..

-- Noolmuş Necmettin eniştenin yeğenine?.

-- Necmettin enişte,Şükran hala'ya,yeğenine kız baktıklarından bahsetmiş..Şükran hala da,Nermin'i tavsiye etmiş..

-- Nermin kim?

-- Ay Feyyaaz,bırak dalga geçmeyi..Nermin?.Kızkardeşin?...Senin kardeşin..

-- Peki Şükran hala'nın bundan çıkarı ne?..Başlık parasından komisyon mu alacak?.

-- Feyyaz saçmalama,başlık parası mı kaldı?...Ne diyorsun?..

-- Bundan bana ne!..Bana niye söylüyorsun?..Ben kızkardeşimin babası mıyım?...Babama söylesinler,gelip babamdan istesinler..

--Babamın zaten haberi var..Anneme söyledim,annem de,babama söylemiş..

-- Senin babanla,annenin bu işle ne ilgisi var?

-- Benim babamla,annem değil,senin babanla annen...Ben senin babana da baba diyorum, annene de,anne diyorum ya...

-- Ben de o konuyu konuşacaktım seninle...Tamam,adettir..Biz evlendik,birbirimizin babasına,baba,annesine anne diyoruz ama ben bundan rahatsız oluyorum..

-- Niye?

-- Sen benim babama baba deyince,anneme anne deyince,ben sanki kızkardeşimle evlenmişim gibi tuhaf oluyor..Bundan sonra birbirimizin babalarına,annelerine,baba demeyelim,anne demeyelim...

-- Ne diyeceğiz?

-- "Kayınbaba" diyelim, "Kayınanne" diyelim...Kayın dememiz de şart değil..Kayın olmaz da,ceviz olur..Gürgen olur...Ben senin babana "Ceviz baba" diyeyim,sen de benimkine "Gürgen baba" de!..

-- Saçmalama..

-- "Kayın" saçma olmuyor da,ceviz mi saçma oluyor?..

-- Bu işi senin çekip çevirmen lazım..

-- Hangi işi?

-- Nermin'i senin evlendirmen lazım...Babanların durumu müsait değil,biliyorsun...

-- Yaparız,merak etme...Ne gerekiyorsa yaparız...Görüşülsün,konuşulsun,anlaşılsın,üzerimize düşeni yaparız...
...

Birçok kötülük parasızlıktan,birçok iyilik paradan kaynaklanır..

Birçok insan parası olduğu için iyi insan olur,birçok insan parası olmadığı için kötü insan olur..

İnsan,iyilik yapa yapa iyi insan olur..

İyilik yapan insana iyi insan denir.Birine durduk yere "İyi insan" demenin bir anlamı yoktur..

Zenginlik,insana,iyilik yaparak iyi insan olma fırsatı verir..Bu fırsatı değerlendirirsin veya değerlendirmezsin,o senin bileceğin iştir..

Feyyaz'ın da paralı zamanlarıydı..Kendisini iyi hissettiği gibi,etrafındakileri de iyi hissettiriyordu..

Yeşilşehir'deki iyi zamanlardı bu zamanlar..

Feyyaz'ın "Yıldızının parladığı anlar" dı..

Yıldızının parladığı anlar deyince aklıma geldi,Stefan Zweig'in 'Yıldızının parladığı anlar" kitabını tavsiye ederim.

Kafa dengi kitaptır.İlham verir..

Seneler önce okumuştum,bana da ilham vermişti.Ama o ilhamı ne yaptığımı
hatırlamıyorum..

Zaten yıldızının parladığı anlar derken,o kitaba gönderme yaptım..

Niye öyle yaptım?..Niye durduk yere Stefan Zweig'den ve kitabından sözettim?..

Bana bir önem katsın,entelektüel ağırlık yapsın diye..

Benim için, "Vaay,demek ki önemli,klasik yazarları,kitapları okumuş biri.O halde boş değil.." deyin diye..

Dediniz mi?..

Neyse,bir ara dersiniz..

Bunu demeniz neyi mi değiştirir?

Sizi değiştirir,algıyı değiştirir..

Söylenen kadar,söyleyenin de önemi vardır..

Benim iyi anlatmayı beceremediğim yerlerde okuyucu "Önemli kitaplar okumuş biri eminim doğru anlatmıştır da,ben anlayamamışımdır" diyerek bana toz kondurmaz...

Dürüstlük baya eğlenceli birşeymiş...

Bilsem daha önce dürüst olurdum..

Neyse..Ne yazıyordum?.

Güzel,olgun,iyi bir kadınla evlenmişti,Feyyaz..

Selma ile...

İlk çocukları Zeki,üç yaşına gelmiş,karısı Selma,ikinci çocukları Mutlu'ya hamileydi..

Babası Fahri bey,annesi Nazlı hanım,kızkardeşi Nermin,erkek kardeşleri Necip ve Selim de onunla birlikte,Yeşilşehir'e gelmişlerdi..

O alıp getirmişti hepsini İstanbul'dan,çalıştığı ve işlerinin iyi gittiği,dörtyüz kilometre uzaklıktaki Yeşilşehir'e...

Aynı evde değillerdi ama birbirlerine yakın oturuyorlardı...

Feyyaz'ın 15 yaşında İstanbul'da babası tarafından evden kovulduğundan beri istediği şeydi bu..Bütün aileyi biraraya getirmek,herkes için birşeyler yapmak,kötü biri olmadığını kanıtlamak...

Bunu başarıyordu Yeşilşehir'de..Kendisini iyi,güçlü ve lider hissediyordu..

Varlık zamanı çok cömert biri olan Feyyaz,yokluk zamanında,kimseden daha önce yaptıklarının karşılığını beklemeden,sessizce başına gelenlere razı olmuş,hep yeniden kendi başına ayağa kalkmaya çalışmıştı...

Aslında başına ne geldiyse,hep kendisi getirmişti..

Ama onlar,daha sonra olacak şeylerdi..

Şimdi iyi gidiyordu herşey..

Herşey iyi giderken de,herkes iyiydi...

Keşke hep öyle kalsalardı.....

(Devam edecek)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder